-
Büyük Mal
“Drama düşmüş kişi, ne kadar budala olursa olsun, ister istemez, içinde yaşadığı toplumun bozuklukları, haksızlıkları üzerinde durur düşünür; belki de onlara karşı çıkar ve onurlu bir tavır takınır! Romanın gücü buradadır.” Büyük Mal romanında taşradaki toplumsal yapıyı sorgulayan Kemal Tahir, yerel ve merkezî güçler arasındaki çıkar ilişkilerini, köylü-ağa çatışmalarını ve kadın erkek ilişkilerindeki erkek egemen bakışı kurgusal zemin olarak kullanır. Taşradaki çözülmenin önü alınamaz bir hale geldiği, hatta çürümeye döndüğü yılların anlatıldığı Büyük Mal, ellerindeki gücü birtakım oyunlarla ve merkezî iktidar yardımıyla elde eden bir grup taşra elitinin değişen siyasi konjonktürle birlikte içine düştüğü güç mücadelesini anlatır. Kemal Tahir’in taşrayı anlattığı romanlarının sonuncusu ve bir olgunluk çağı eseri olan Büyük Mal, bu yönleriyle hem başta Yediçınar Yaylası ve Köyün Kamburu olmak üzere taşra romanlarının devamı olarak, hem de müstakil bir başyapıt olarak okunabilir.
455.00 ₺ -
Delirmeler Sarayı
Belki odanın içinde birtakım hareketlerin olduğunu hissettiği için açtı gözlerini. Masanın başındaki arkadaşını gördü̈. Başını eğmiş, gömmüş bir şeylere. Sonra masa lambasından yayılan ışığın arkadaşının gövdesine çarpınca duvarda oluşturduğu gölgeyi gördü̈. Bir korkunç ve çirkin devin eğilip bir çiçeği koklamasına benziyordu gölge. İçeride yaşayanlar ve dışarıda dolaşanlar. Sahneye uyarlamak için bir edebiyat eseri arayan hayat dolu Selim; hayale saklanan ve anlamı kelimeye zorlamak için uğraşan kırılgan Arif; aklının açtığı kapıların ardında kaybolmuş öfkeli ve delişmen İsmail; ve durgun bir su gibi Hakan; bu karakterlerin kesişim noktası, yürüyemeyen, konuşamayan, sadece dinleyen ve bakan bir ihtiyar yazar İhsan Zahir; ve üç farklı zamanda yaşanan hayatların birleştiği yerde kurulan rüyalar sahnesi’nden, delirmeler sarayı’na dönüşen bir konak. Güray Süngü’nün dili, tıpkı zaman algısı gibi ironinin keskin kıvrımlarında eğilip bükülüyor. Delirmeler Sarayı okuruna gerçeğin sınırlarını aşmaya çalışan bir kurmacanın kapılarını aralıyor. Bu kapılar ağır (gerçek) ile hafif (hayal) arasındaki eşiğe açılırken kimi anlarda zaman kavramı bir ömre sığıyor kimi anlarda ise ömür denen o upuzun zaman dilimi tek bir âna sıkışıyor. Tam o esnada bükülen algı; her bir karakterin kendi gerçeğini arama serüvenine eşlik ediyor ve insanın ne kadar kusurlu bir varlık olduğunu ama yaratımın da insanın bu kusuruna iliştirilmiş bir hediye olduğunu gözler önüne seriyor. Seni tanıyorum. Sen, bir şeyin kendisi olabilmesinden daha yüce bir şey var mıdır acaba diye düşünürken, tam cevaba yaklaştığım anda içimde uyanan duygusun. Senden kimseye bahsetmeyeceğim. Senden kimseye bahsetmeyince ölecek misin?
349.30 ₺ -
Pencereden
“Uzun uzun anlatmam gerek anlaşılması için ama anlatamam. Çünkü siz bir yabancısınız.” Pencereden tanıdık yüzlü yabancılar arasında kalmışların romanı. Samimiyetsiz nezaket sözleriyle kızaranların, sırtında delici bakışlar hissedenlerin, herkese sadece “siz” diyebilenlerin. Hayata ancak kabuğundaki pencereden bakmak zorunda olanların.
146.30 ₺ -
Düş Kesiği
Düş Kesiği, bir sabah uyandığında kendisini yazdığı romanın karakteri olarak bulan Gereksizyazar’ın hikâyesi. Düş Kesiği, anlam giriftse, biçimin de girift olacağından yola koyulan bir roman. Düş Kesiği, bazı şeyleri güzel yapan kusurlardan bahsederken, insanın en temel yanılgısının kendisi hakkında olduğunu savunan bir roman.
314.30 ₺ -
Kış Bahçesi
Birbirine dokunmadan yaşanan hayatları anlatıyor Kış Bahçesi. Hikâyenin dışarıda değil içeride olduğunu anlatıyor. Geçmişin geçmek bilmediğini, buna rağmen asıl yükün geçmişte değil gelecekte olduğunu anlatıyor. İstanbul’un yoksul sokakları, sur içinde yaşanamayan hayatlar, masumiyete dönme arzusu, ölümsüz olma arzusu, huzurla ölme arzusu birbirine karışıyor. Bir kutuya saklanmış ömürler ateşe veriliyor, yeni bir sayfanın üzerinde hayat daha büyük ve daha sert bir yıkım için yeniden başlıyor.
139.30 ₺ -
Yeryüzü Blues
orular şunlar: Kesin ve sonlu bir cehennemden nasıl çıkılır? O cehennem neresi? İlk sorunun beklemekten başka cevabı var mı bilinmez ama ikinci sorunun cevabı aşikâr: Yeryüzü. Goethe’nin söylediği gibi “hassas kalplerin cehennemi” olan yeryüzü. Kadir Daniş, tam tekmil bir cehennemi tasvir ediyor okuyacağınız satırlarda. Üstelik bunu okurunu sınayan, kalbini patlatmak ister gibi zorlayan bir cüretle yapıyor. Bir ihtimal, “gönlü olanları, acıyı ve hüznü yakından tanıyanlar”ı, “elindeki bir avuç keşkeyle meğer”i yegâne varlığı bilenleri arıyor. İyi ama bulup da ne yapacak? Zira yeryüzü blues, ne bir davet ne teneffüs zili ne de şifalı bir merhem! Olsa olsa sızlayan bir yara, destansı bir inleme, iç kanatan bir şarkı, tehlikeli bir sayıklama. Aykut Ertuğrul Kimse sizi dinlemiyorsa yapacağınız en doğal şey çığlık atmaktır,” diyor modern çağın en deli filozofu. Sanatın ne olduğunu ifade etmeye çalışırken bazen bundan istifade de ederiz ya. Ama estetiği işin içine katmadan diyeceğimiz sadece “ah”tır, yüksek sesle de olsa “ah”. O da sanat olmaz. Yazarın işi ah’ı biçime zorlamak diyelim kolayından. Kadir Daniş’in yaptığı da bu. Ama genç romancı ah’ın geldiği iç’i söylesin diye coşturmuyor da, sanki sussun diye gırtlağına basıyor iç’in. Gırtlağına basılan iç de, böyle dile geliyor. Bu yüzden bu denli içeriden, bu denli acıtıcı, bu denli çığlık. Anlattığı şeylere gelince... Pek önemli değil. Bu sıralar, buralarda yaşanan bir şeyler işte. Güray Süngü
174.30 ₺ -
Çağrılan
AP4 isimli yeni nesil bir yapay zekânın Silikon Vadisi’nden kaçışıyla başlayan Çağrılan, bilim kurgu ve polisiyenin sınırlarını zorlayan bir roman. İstanbul’da yapılması planlanan bir bombalı eyleme engel olarak dikkatli gözlerin ilgisini çeken firari yapay zekâ, Kars’ta yeniden ortaya çıkmak üzeredir. 11. yüzyılda yaşamış ünlü mutasavvıf Ebu’l Hasan Harakanî hakkında yapılacak önemli bir sempozyumun hazırlıkları bütün hızıyla devam ederken Kars, birdenbire yabancı istihbarat örgütlerinin, gözü kara ajanların, kurnaz dijital casusların ortaya çıkıverdiği bir savaş meydanına dönüşecektir. Korku, polisiye, bilim kurgu, türlerinde yıllardır Türk edebiyatının en önemli eserlerini veren Sadık Yemni, Çağrılan ile dijital çağa yepyeni bir bakış açısıyla bakmayı teklif ediyor.
181.30 ₺ -
Gezgin Dervişin Kamburu
Bir derviş 12. yüzyılda Afganistan’dan yola çıksa yürüye yürüye kaçıncı yüzyıla varır? Kalbinde bir insanın küçük sevdası, mutlak hakikatin büyük aşkıyla kaç dünya yürüyebilir? İbakorkmaz’ın Ebu Dürr’ü, gönlünde o Hintli dilberin kara gözleriyle ve aklında zor sorularla bin yıla yakın zaman gezdikten sonra yazarın birkaç ayrıntıyla kurduğu Fakızade’yi buldu. Fakızade de Ebu Dürr’ü ve onun üstüne yazdığı eseri İbakorkmaz’ın kaleminin ucuna getirdi. Gezginin sesi nereden nereye, hangi çağdan hangi çağa ulaşıyor? Peki zaman, çağ denebilecek parçalara bölünebilir mi? Peki bir yazar asırlar öncesinden gelen sesleri duyabiliyorsa zaman diye bir şey var mıdır? Öyleyse dinle! Senin “şimdi” dediğin zamanı ben şimdi yaşıyorum. Demek ki senin şu anınla, benim şu anım arasında bir fark olduğunu iddia etmen zor. Anlar arasındaki farkın ortadan kalktığı an, yalnızca şu andır demek ki. Oysa biz şu anı yaşayıncaya kadar farklı zamanlarda yaşadığımızı sanıyorduk. Ama bak, tarih dediğimiz şey de avuçlarımızın arasından, bu satırların arasından ve zihnimizden eriyip gidiverdi. Mesela benim şu an ölü olmam neyi değiştirir? Düpedüz sohbet ediyoruz seninle. Ben söylüyorum ve sen dinliyorsun. Üstelik senin “şu an” dediğin anda...
104.30 ₺ -
Safahat Osmanlıca
1924 yılından günümüze kadar Mehmed Âkif ’in 7 kitaptan oluşan eseri Safahât’ın Osmanlıca muhtelif baskıları yapıldı ve yapılmaktadır. Ne var ki devrin teknik imkânlarından dolayı bu baskılarda imla birliğinin eksikliği; harf, kelime ve noktalama hususundaki baskı hataları dikkat çekmektedir. Ketebe Yayınları olarak hem merhum Âkif ’in ruhunu ta’zîz etmek, hem de giderek talibi artan Osmanlı Türkçesi ilgililerine sağlam ve eksiksiz bir nüshayı hediye etmek üzere bu meşakkatli yolculuğa çıktık. Günümüzün teknik imkânlarından faydalanılarak kolay okunan harflerle ve tıpkıbasımlardaki hatalar giderilmiş olarak vücuda getirilen elinizdeki Safahât’ta, aynı zamanda Osmanlı Türkçesiyle tarafımızdan ilk defa neşredilen, 1898 yılında Mehmed Âkif ’in ilk şiirlerini neşrettiği Resimli Gazete’deki bazı manzumeleriyle birlikte, onun şairlik serüvenine ve mesleğine uygun düşen diğer şiirleri de “Safahât Dışında Kalan Şiirler” başlığıyla yer almaktadır.
524.30 ₺ -
Azizler ve Haydutlar
Yeni kurulan, Dünya Türk Olsun Başkanlığının ilk başkanı Nedret Bey ve kahraman sekretaryası dünya barışını tesis için büyük ve önemli bir göreve girişirler: Uluslararası Baca Temizleyicileri Konferansı düzenlemek!Güngörmüş bir ailenin kendi halinde çocuğu Bekir, devlette sakin bir liman aramaktadır. Fakat birtakım yanlış anlaşılmalar neticesinde kendisini Baca Temizleyicileri Konferansı’nın kelimenin tam anlamıyla “acayip” sekretaryasında bulur. Maruz kaldığı yoğun gündemde kaybolmamak için rahmetli büyükannesinden yardım istemekten başka çaresi yoktur.Konferans düzenlenebilecek midir, dünya barışının akıbeti ne olacaktır? Göbekli Teke, Alfons Cezmi, Kezban ve bakışsız bir kedi kara Kılbaz’ın tarassutu altında seyreden Bekir’e büyükannesi yardım edebilecek midir?Selman Bayer’den absürtlüklerle dolu bir kara komedi.
114.10 ₺ -
Peri Palas
“Metrûk binalar, lağımlar, hamamlar, bostan kuyuları, çeşme yalakları, değirmenler, mezarlıklar, saçak altları, ulu deryâların dipleri, dağların etekleri, vadiler ve dahi mağaralar acâyiplere mesken süflî zâviyelerdir. Hâşâ besmelesiz girilmez.” Zâviyetü’s-Süfliyye – Kurtubî-i Cedîd Faruk, nihayet hakkında onlarca hikâye duyduğu Peri Palas’ı bulmuş ve acayipleri misafir eden bu otelin sahibi hayalet Mümtaz Bey’le tanışmıştı. O günden sonra Peri Palas’ta karşılaştığı gulyabanilerden kaftarlara, cinlerden karabasanlara, oburlardan al karılarına kadar pek çok acayiple birlikte hiç beklemediği çetin maceralara girecek, İstanbul’u karanlığın gazabından korumaya çalışacaktı.
181.30 ₺ -
İnsanın Acayip Kısa Tarihi
“Tora torta kombeee Fero nonka hum zeee Kalentaka lumumbus Tanketana bun geee...” Bir yazarı güçlü kılan nedir? Bu uzun öyküyü/novellayı/kısa romanı (bir yazarı güçlü kılan, kesinlikle türler hakkındaki lüzumsuz bilgisi değildir) okurken kendimi dönüp dolaşıp bu sorunun kıyısında buldum. Nedir Güray’ı iyi ve güçlü bir yazar yapan: cesareti, evet. Metnin içinde kendi imal ettiği yüksek etkili kurgusal patlamalardan korkmayıp üzerine gitmek ve yeni patlamalar çıkarabilmek cesareti. Ve yetenek, formüllerle izah edilemeyecek kadar net bir anlatma ve kurgu yeteneği. Keyif! Yazarken keyif almayan, coşku duymayan, tutkuyla yazmayan hiç bir yazarın dehasından söz edemeyiz. Bu mümkün değil.
118.30 ₺ -
Kemik Kitabesi
Nuh’un gemisi, içinde insanlık tarihini değiştirecek bir sır saklıyor olabilir mi? Geçmiş büyük uygarlıklara ait, kaybolduğu söylenen gizli ilimlerin esrarengiz bir defterde yazılı olma ihtimali nedir? 2000’li yıllar İstanbul’unda bir hipnoz seansı, günümüzden zamanın yaratıldığı âna kadar sürecek çağlararası bir yolculuğa dönüşebilir mi? Tuna Yukay, Kemik Kitabesi romanında bir ihtimaller ve hikâyeler denizinde yüzüyor. Üstelik bu çalkantılı ve karanlık denizde bırakın yolunu kaybetmeyi, usta denizcilere has bir rahatlıkla ilerliyor. Yukay’ın, büyük bir hünerle inşa ettiği roman evreninde zaman doğrusallığını yitiriyor, bireyler yeniden kahramanlara dönüşüyor, gerçeklik yepyeni bir aynadan okura kendini gösteriyor. Yazar, Kemik Kitabesi’yle, büyük destanlara ve hikâye anlatıcılarına onların şanına yakışır bir selam veriyor.
174.30 ₺ -
Çilek Tadında Aşk Öyküleri
Leyla ile Mecnun’dan Hüsn ü Aşk’a, O. Henry’den Oscar Wilde’a en ünlü aşklar ve aşk öyküleri... Gül ile Bülbül’den Yusuf ile Züleyha’ya, Anna Karenina’dan Kafka ve Milena’nın aşkına, Halil Cibran’dan Mevlana’ya uzanan aşk dolu satırlar ve sizi farklı dünyalara taşıyacak öyküler... Kafka’dan James Joyce’a, Balzac’tan Van Gogh’a kadar pek çok ünlü kalemin aşk mektupları... Kısa anekdotlar, şiirler, mektuplar, sıcacık hikâyeler ve çilekli tariflerle renklendirilmiş bir öykü kitabı… Çilek Tadında Aşk Öyküleri, üslubu ve içeriği ile hayata biraz ara verip soluklanmak isteyenler için... Çünkü herkesin mutluluğa ve etrafa mutluluk yayacak bir aşka ihtiyacı var...
175.00 ₺ -
Münferit Bir Olay
Suat Köçer’in ilk romanı Münferit Bir Olay, tabiri caizse bir “film gibi” gözümüzün önünden akıp gidiyor. Hemen yanı başımızda yaşanıyormuş hissini veren, etkileyici bir hikâyesi var bu filmin. 90’ların İstanbul’unda geçen olaylar, bir grup kartonpiyer işçisinin etrafında dönüyor. Umudun, korkunun, acının kol gezdiği bir ortamda hayata tutunmanın mücadelesini veriyor, ustalar ve çırakları. Sabah gün ağarırken Düldül’e doluşup yollara düşüyor, akşama kadar çalışıp duvarlarında Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses posterleri asılı çay ocaklarında buluşuyor bu yol arkadaşları. Efkâr bastığında teypte Sezen Aksu şarkıları çalıyor. Yılmaz Erdoğan’ın Bir Demet Tiyatro’su, oyunculuk hayalleri kuran çırağın odasının duvarlarını süslüyor. Kader bu ya, bir gün bu ekibe Volkan da dâhil oluyor. Evden kaçarak İstanbul’a, Hıdır abinin yanında çalışmaya gelen “tahsilli” Volkan, şahit olacağı olaylardan habersiz kalıp döküyor, alçı taşıyor, kat temizliyor. Hayat onu asla unutamayacağı olayların içine sürükleyerek “bu filmin” baş kahramanlarından biri yapıyor.
146.30 ₺ -
Hint Yıldızı
Moralızade Vassaf Kadri’nin 1915 yılında Berlin’de kaleme aldığı Hint Yıldızı, Osmanlı dönemi Türk edebiyatında sömürgecilik eleştirisini odağına alan ilk romanlardan biridir. Moralızade, İngiliz sömürgesine karşı Hindistan’da başlaması muhtemel bir isyanın portresini çizerken din, dil ve ırk farklılıklarını ortadan kaldırmış bir “Hindistan ütopyası” yaratır. Sömürge koşullarında yaşayan Hintlilerin düşüncelerini ve deneyimlerini detaylı bir şekilde anlatırken şehrin sosyokültürel haritasını da çıkararak Hint Yıldızı’nı hafıza anlamında da zengin bir metne dönüştürür. Fatih Altuğ ve Betül Bakırcı Keleş’in yayıma hazırladığı Hint Yıldızı, açıklamalı orijinal metin ve günümüz Türkçesiyle bir arada.
174.30 ₺ -
Dirilen İskelet
“Yaşam nedir? Nerede gizlidir yaşamın özü? Yaşayan r uh mudur yoksa kemikler mi? Yahut fikirler midir aslında yaşayan? Ölen bir insan hayata dönebilir mi veya bir iskelet dirilebilir mi kemikleriyle? Bir insan öldükten sonra ahlaki değerleri değişir mi? Bir iskelet dirilseydi, onun, bugünün ahlakına veya ahlaksızlığına karşı söyleyecek bir sözü olur muydu? Dirilen İskelet’in sorduğu temel sor ular bunlar işte. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Dirilen İskelet ile bir yandan polisiye ve fantastik ögelerle okurda merak uyandırırken öte yandan bilim, inanç, ahlak, kadın hakları gibi birçok konuyu da ispritizmacılık , pozitivizm ve feminizm ile birlikte bir kere daha düşünmeye davet ediyor.
202.30 ₺ -
Hicran
Ayanzade Namık Ekrem’in 1899’da kaleme aldığı manzum romanı Hicran, Osmanlı edebiyatında mesneviden romana geçişin, iki tür arasındaki sürekliliğin bir temsilcisidir. Hicran, yazım tekniği olarak büyük oranda manzum olsa da, anlatıcının değişimi, monologlar, yer yer tiyatroya dönen biçimi ve ara başlık kullanımıyla da dönemine göre benzersiz bir okuma sunuyor. Okurlar için dönemin ilişkileri, yaşam tarzı hakkında fikirler veren Hicran romanı, açıklamalı orijinal metin ve günümüz Türkçesi bir arada ilk kez okur karşısına çıkıyor.
132.30 ₺ -
Şehir Yıkılırken
Erenköy eşrafından Emin Bey, ailesini ve şehrin bir nişanesi olarak gördüğü evini koruyabilmek için bahçesine bir kuyu açtırmak ister. Ancak şehrin değişimine karşı bir direniş halini alan bu isteğin, kendisine getireceklerinden habersizdir. Şehir Yıkılırken, dev bir şantiyeye dönüşen İstanbul’da sıkışıp kalmış, geçmişini korumak isteyen Emin Bey ve onun bir arada tutmaya çalıştığı ailesinin hikâyesini anlatırken şehirle birlikte değişen değer yargılarının, insanı sürekli ve daha çok kazanmaya iten ihtirasın yaşanılan yıkımın asıl sorumlusu olduğunu gösteriyor bizlere. Nuri Sincanlı, Şehir Yıkılırken’de şehrin en küçük parçası olan mahalleye ve semt insanlarının hayatına odaklanırken okuru kendisiyle yüzleşmeye, şehrin hafızasını, silüetini ve mahalle dokusunu korumaya çağırıyor.
174.30 ₺ -
Cennetin Sesi
Bekleyeni kıstırır bela. Birilerini yerleştirmek gerek boşluklara. O birileri ki hep beklediğine benzer. Herkes dönen makaranın peşinde şevkle seğirtirken, bekleyenler bilir ki yollar tastamam ölüdür. Kelimeler krallığında inşa edilen bir mabede giriyoruz. Bir bekleme ustasının “Beklenen kimdi/neydi?” sorusuna aradığı cevap, zamanla harabeye dönen mabedin tozu toprağı arasında asıl muhatabını buluyor. Ve beklemenin sırrına eriyor. Cennetin Sesi, bekleyişini ferdî bir çığlığa hapsetmek yerine onu toplumsal dayatmaların, varoluş çabalarının, kuşak çatışmalarının atmosferine taşıyor. Bir yüreğin çırpınışı, bir zihnin bocalayışı karşısında kayıtsız kalanları; engelleri, olamamayı, milyonlarca insan arasında hâlâ yaşananları tek bir isme sığdırıyor. Ruhun rengini oluşturan kibrit-i ahmer gibi dünyasını cevhere dönüştürmesi beklenen bu isim, aynı zamanda düşülen kuyunun, sarkıtılan ipin, beklenilenin ve bekleme illetinin ismi oluyor. Zeynep Hicret’ten, beklemenin kıyısında bir ilk roman.
114.10 ₺ -
Duru Göğün Fısıltısı
Alkan Kılıç, Duru Göğün Fısıltısı’nı klâsik edebiyatımızın son büyük mesnevisi Hüsn-ü Aşk’tan yola çıkarak yazdı ve onu çağın idrakine yeni bir dil ve anlayışla sunuyor. A’mâk-ı Hayâl’e, Şehnâme’ye Binbir Gece Masalları’na dek uzanan bu roman; zaman kadar eski rüyalarımız, efsane ve mitlerimizle besleniyor. Böylece bizi; Diyar-ı Rum’dan Bağdat’a, zulmet kuyusundan Gam Harabeleri’ne, yedi iklime ve dört bucağa doğru binbir günden fazla sürecek bir yolculuğa çağırıyor.
139.30 ₺ -
Mehmeti Sakatlayan Serçe Parmağı
Tüm yolları düğümlemeye niyet edenlerden Mehmet; hayat da aldırmıyor, gözlerini kamaştırıyor durmadan. Babasından kalan birkaç satırla ne kadar dayanabilirse o kadar yürüyor yolları; Kumkapı’yı, Samatya’yı, Paşa’yı. Geçmişin, altı harfli bir sözcük olmadığını, şu anına rengini veren kelime olduğunu fark ederek, elini tutmak isteyen elleri naifçe iterek, dahası kendini başka eller tarafından cezalandırarak Lena’nın, yaşlı teyzesinin yanına varıyor her akşam. Şehrin, ıssızlığın ve kalabalığın, merhametin ve azabın kapılarına doğru ilerlerken buluyor kendini Çiğdem; hatırladıkça güç bulduğu insanların gölgelerinden, seslerinden, sözlerinden geçerek. Güray Süngü, Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı’nda; günlerin birbirine, geçmişin şimdiye, hikayenin gerçeğe dolaştığı düğümü; Mehmet’in göz göze geldiği kar tanesiyle, Çiğdem’in attığı adımlarla, Faruk’un şiirleriyle bir bir aydınlatıyor. Aydınlandıkça fark ediyoruz biz de: yağmurun açtığı yaraların kapanmadığını, çocuklarda.
139.30 ₺ -
Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten
Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten tarihî bir roman mı? Evet, ama tam değil. Polisiye mi? Evet, ama tam değil. Fantastik? Bilimkurgu? Evet evet, ama tam değil! Hem bunların hepsi, hem de çok daha fazlası! Serçelerin Ölümü ve Yeryüzü Blues’dan tanıdığımız Kadir Daniş, 20 yaşındayken yazdığı ve ilkin Panoptik Bela adıyla yayımlanmış olan Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten’de okurlarını eski İstanbul’un eğri büğrü sokaklarında ve karanlık dehlizlerinde geçen, aklın ve gerçekliğin sorgulandığı dehşetli bir maceraya götürüyor. Delirmiş cadılar, aslından iyi kopya üreten kalpazanlar, bıyığıyla ağaç deviren dev yeniçeriler, günışığının ve gümüş mermilerin alt edemediği vampirler, antik şifreler, İmparatorluğu yıkmak isteyen gizli örgütler, çağını aşan genetik komplolar, uzay çağından fırlamış silahlar, Yıldız Sarayı’na kadar sızmış kan emici casuslar… Ve bütün bunların karşısında çakmak çakmak gözleriyle, dünyaca ünlü Osmanlı Dedektifi Yıldırım Âgâh! “Yalnızca hevesini kursağında bırakmayacağım, o kursağı bir de yumruğumla ezeceğim!”
237.30 ₺ -
Dostun Evi
Yüzyıllardır yaşayan bir hikâye anlatıcısı, bizi bu romanda, Hz. Ali ve dostlarının zulüm karşısında verdikleri mücadeleyi dinlemeye davet ediyor. Bu mücadele, kimi zaman kalpleri kararmışlara, kimi zaman zalim bir padişaha, kimi zaman ise acayip ifritlere, merhametsiz cadılara, devlere ve şeytan perilere karşıdır. Hayat, birbiri üzerine dizilmiş taşlar gibidir. Biri yıkılırsa diğerleri de onun peşi sıra yıkılır. Yasemin Karahüseyin, bir dostu kaybetmenin gönülleri tıpkı bu taşlar gibi yerle bir ettiğini, dostları bulmak için çıkılan yolculukta karşılaşılan zorlukları ve ne olursa olsun dosta dönmenin özlemini anlatıyor Dostun Evi’nde. Bize; Arap, Fars ve Türk kültürünün ortak hazinesi olan Hz. Ali cenklerini, alışık olduğumuz o epik üslubuyla ama bu kez bir roman formatında sunuyor.
195.30 ₺ -
Rölyefteki Aslan
Dünyanın en iri ve güzel gözlerine sahip Enheduanna’nın gözlerini hatırlamayanlar, yazdıklarını da hatırlamaz. Halbuki o kadar güzeldir ki, Enheduanna’ya bakanlar onun kaderini merak eder. Ancak bu nasıl ölümsüzlüktür ki Enheduanna’nın adı hiçbir kitapta yoktur. Handan Acar Yıldız, Rölyefteki Aslan ile, üzerinde yaşadığımız topraklarda sonsuza dek yaşayacak kadınlarla, onların karanlık ve görkemli yazgılarıyla yüz yüze getirir bizi. İnsanlık tarihindeki ilk yazar kadının, hem prenses hem rahibe olan Enheduanna’nın hikâyesi birbirinden farklı kadınlarla düğümlenirken geçmiş şimdiyle, Enheduanna da Doğu’nun diğer kadınlarıyla karşılaşır. Kitabelerin yıkıldığı çağlardan kâğıtların buruşturulduğu zamana, çivi yazısındaki balıkların ilkel zıpkınlar tarafından bir bir avlandığı ana değin anlatmayı sürdürür hikâyesini. “Dört öbeğe ayırdı örgüde kullanacağı bitki saplarını. Kuzey, güney, doğu, batıyı temsil ediyordu her öbek. Her sepet, başlangıcındaki dört yönü içe kıvırarak daireye dönüştürürdü. Dört yön sepette mündemiçti artık. Çocuğun kaderi hangi yöne çekerse oraya doğru akacaktı sepet. Dicle, doğuramadığı bütün çocukların yerine rahibenin oğlunu sarıp sarmaladı.”
160.30 ₺ -
Savaş Ritimleri
Her savaşın kahramanları vardır. Bu kahramanlar bazen bir destana konu olacak büyüklükte ses getirirler; bazense sessizce ve kimseye görünmeden, cesaretle büyük bir zafere imza atarlar. Bir şairin kaleminden çıkan bu roman, şiirsel bir dille; doğup büyümeyi, bakıp görmeyi, inanıp sabretmeyi, vatanını ve inancını savunmayı anlatıyor. Cahit Zarifoğlu, bizi Lagman vilayetinin güney-batısındaki bir köye adım adım yaklaşan savaşın ve o savaşa hazırlanan sessiz kahramanların ayak seslerinin ritimlerini, korku ve ümitlerinin ahenkli yankısını dinlemeye çağırıyor. Her şeyin zaten bir cesaret olduğu yerde, cesaret nasıl bir şey, onu kim dışına alıp anlatabilir?
226.80 ₺ -
Az Kalan Gölge
Az Kalan Gölge’nin Osman’ı önce doğduğu yerde düşe kalka, sonra dünya üzerinde düşe kalka yaşadı durdu. Durdu ama öyle durmak değil. Yaşamaya yemin etmiş gibi debelendi durdu. Okullar okudu, askere gitti, darbeler gördü ve rüyalar, dünyaya baktı; hayatın yüzüne. Okyanuslar aştı, parklarda yattı, yürüdü hem de çok, biz de onunla beraber. Görmedi, etrafında pervaneler vardı. Sonra bir gün oturup kendine laf anlatmaya başladı Osman oğlu Osman; kendine laf dinletmeye. “Gönlün genişti senin, uçmak istedin, açmak istedin, kaçmak istedin.”
160.30 ₺ -
İbrahimin Kaybettiğini Bulmasıdır
İbrahim hayatını kaybettiği gün evinden çıkmak istedi. Hayatını kaybetti de öyle çıkmak istemedi, kaybettiğini evden çıktı da öyle öğrendi. Belki o günden de önce kaybetmişti. Evinden çıktıkça türlü duvarlara vurdu kendini. Bunu kendi mi istedi, başkası mı istedi, yahut kendi istedi de İbrahim mi bilmedi, bilinmez. Nihayetinde İbrahim neyi kaybettiğini bildi. Önce hiç kimse yoktu, sonra bazı insanlar gördü, sordu, hayatı Kayıp Hayatlar Bahçesi’ndeydi. Devam etti sormaya, tâ buluncaya dek. “Ben bir gün kendimle karşılaştım, ıstırabım böyle başladı.”
244.30 ₺