-
Cevdet Paşanın Toplum ve Devlet Görüşü
Yitirdiğimiz hafızamızda sadece savaş sahneleri, Topkapı Sarayı ya da Süleymaniye Camii ile varlığını sürdüren bir imparatorluğun toplumsal yapısı nasıldı? Bu devlet yüzyıllar boyu müslim ve gayrımüslim tebaasını nasıl bir arada huzur ve barış içinde yaşattı? Osmanlı toplum yapısı ile Avrupa toplum yapısı arasındaki farklar nelerdir? Üç kıtaya kök salmış olan bu devlet nasıl ve neden tarihe karıştı? Zihnimizi bugün de işgal eden, toplum, devlet ve medeniyetle ilgili soruların cevabını Cevdet Paşa’nın binlerce sayfa tutan eserlerinden büyük bir titizlikle derleyen Ümit Meriç, on iki ciltlik Tarih-i Cevdet’e, Maruzat’a, Tezâkir’e ve diğer eserlerine tek bir cilt içinde sosyolojik bir mukaddime inşa etti. Cevdet Paşa’yı, bu “müdebbir Osmanlı vezirinin görüşlerini” yarının Türkiye’sini kurarken de dikkate almamız için tarihle sosyolojinin buluştuğu bu kavşağa, Ketebe okurlarını davet ediyoruz.
154.00 ₺ -
Azrailin Vilayetine Yolculuk
İran’ın şöhretli yazarlarından biri olan Celâl Âl-i Ahmed, II. Dünya Savaşı sonrası sosyalizme yönelen aydınlardan biri. İsrail’in, bağımsızlığını ilân ettikten sonra devreye soktuğu Kibbutz ve Moşav gibi sosyalist uygulamaları dönemin gençliği gibi onun da ilgisini çekiyor. Bu heyecan içinde bir İsrail gezisi yapıyor. “Vicdanı” ile birlikte gidiyor İsrail’e, seyahati boyunca da notlar tutuyor. Ancak İsrail’in Filistinlilere uyguladığı zulmün, Avrupalı devletlerin nasıl da bu zulme göz yumduğunun ayırdına varıyor ve bir sorgulama evresine giriyor. Kendi cephesinden İsrail sorunu, Yahudilerin Filistinlilere çektirdikleri, Arap devletlerine olan kızgınlığı gibi konuları cesurca kaleme alıyor. İsrail tarihinin erken dönemine dair etkileyici ve pek az yerde bulabileceğiniz tanıklıklar içeren bu çarpıcı anlatı, İsrail sorununa farklı bir yönden bakabilmemiz için bize bir kapı aralıyor.
125.30 ₺ -
Türkiyede Sosyolojinin Yüz Yıllık Birikimi
ÜRKİYE’DE SOSYOLOJİNİN DÜNÜ, BUGÜNÜ VE YARINI Türkiye’nin önde gelen akademisyenleri sosyolojide yüz yıllık bilgi birikimini ve bugüne yansımalarını mercek altına alıyor. “Türkiye, bölgesinde ve dünyada güçlü, bağımsız ve belirleyici bir devlet olarak bu coğrafyada varlığını devam ettirmek istiyorsa, öncelikli olarak kendi toplumsal yapısını, tarihini, kültür ve medeniyet birikimini bütün yönleriyle değerlendirebilmeli, bu özelliklerine hâkim olabilmeli, tarihsel, güncel ve gelecek perspektifine dayalı olarak elde ettiği bu bilgi ve düşünceleri teori ve pratiğe aktararak sosyal, ekonomik, kültürel, siyasî ve askerî politikalarını ve uygulamalarını doğru, etkili ve kalıcı biçimde oluşturabilmelidir. Türkiye’de, evrensel sosyoloji/sosyal bilim habitusuna eklemlenen bir yerli/yerel sosyoloji/sosyal bilim inşa etme, geliştirme ve uygulama kapasitesinin özelliklerini, derinliğini ve becerilerini doğru belirlemek, kavramak ve yorumlamak, sosyolojik/sosyal bilimsel tespit, açıklama ve yaklaşımlarda daha isabetli, etkili ve güçlü bir düzeye ulaşmak; ülkenin varoluşunu belirleyen, sağlıklı bir toplum yapısını tahkim eden ve geleceğine anlamlı biçimde yön veren sosyoloji/sosyal bilim üretimi için vazgeçilemez bir ihtiyaç ve zorunluluktur.” Dr. Erkan Çav Cahit Tanyol - Kemal Karpat - Orhan Türkdoğan Fügen Berkay - Korkut Tuna - Ümit Meriç
468.30 ₺ -
Hikmetül İşrak Ciltli
İşrâk felsefesinin fikrî-tarihî bağlamı şimdiye kadar tam olarak ortaya konulmuş değildir. İşrâkîlik, genelde Meşşâî ve özelde İbn Sînâ felsefesine bir tepki olarak görülmüş, kadim Farsî unsurlar içeren, mistik-sezgisel bir felsefe olarak tanımlanmıştır. Esasında bu unsurlar Sühreverdî’nin İşrâkî felsefesinde vardır, ancak bu unsurların İşrâkîliğin bütünlüğü içindeki yeri ve hakeza İşrâkîliğin genel İslâm felsefesi içindeki konumu henüz doğru şekilde tespit edilememiştir. İşrâk felsefesi Gazzâlî’nin felsefeye ve filozoflara yönelttiği eleştirileri itibara alan ve felsefenin fikrî, dinî ve ahlâkî yönünü ona göre reforme eden bir felsefedir. Gazzâlî’nin “yerlilik” içerikli eleştirilerine de yeterince cevap olduğu için, her ne kadar Sühreverdî’nin kendisi ilhad suçlamalarıyla dönemin Eyyûbî yönetimi tarafından öldürülmüş olsa da, felsefesi gerek açıkça ve kendi adıyla, gerek derinlerde ve başka isimler altında varlığını sürdürmüştür. İşrâk geleneğinde Sühreverdî’nin kendisi ve doğrudan öğrencileri birinci halkayı, Şehrezûrî ikinci halkayı, İbn Kemmûne (ö. 683/1284) üçüncü halkayı, Kutbüddîn Şîrâzî (ö. 710/1311) ise dördüncü halkayı oluşturur. Dolayısıyla Şehrezûrî, başta Hikmetü’l-İşrâk Şerhi olmak üzere yazdığı eserler aracılığıyla İşrâkî geleneği sonraki nesillere aktarmada önemli bir rol oynamıştır.
489.30 ₺ -
Teknoloji Felsefesi
Teknoloji, hayatlarımızda derinleştikçe çağdaş filozofların daha fazla ilgisini çekmeye başlamıştır ve yayıldığı geniş ağ dolayısıyla potansiyel olarak felsefi incelemenin konusudur. İnsan durmaksızın üretir, alet kullanır, inşa eder, mesken tutar ve düşünür ki bütün bu eylemlerimiz teknoloji ile yakından ilişkilidir. Teknoloji felsefesinin gelişimini takip etmek ve alanı şekillendiren düşünürlerin görüşleri arasındaki ilişkiyi anlamak isteyenler için yazar bu kitapta, Marx’tan Marcuse’a, Dewey’den Latour’a ve Heidegger’den Borgmann’a kadar pek çok düşünürün fikirlerine yeni bir bakış açısı sunuyor. Ayrıca eğitim felsefesi ve değerlere duyarlı tasarım alanında çalışanların da ilgisini çekecek bağlantılar sunuyor. “Nesne olmadan insan bir hiçtir... Fakat öznenin özünde zorunlu olarak ilişki kurduğu nesne, öznenin kendi nesnel doğasından başka bir şey değildir. Böylece kişi üzerine tefekkür ettiği nesne aracılığıyla kendini tanımaya başlar”
265.30 ₺ -
Çağdaş Fizik Düşüncesi
0. yüzyılın ilk yarısı fizik tarihindeki en hararetli tartışmalara sahne olmuştu; fizikçilerin bir araya gelip çarpışan yeni teorileri tartıştıkları mecralar elbette vardı ancak bu mecralar arasında Fransız Felsefe Cemiyeti öne çıkıyordu, çünkü bu cemiyetin toplantılarına sadece fizikçiler ve matematikçiler değil, dönemin önde gelen filozofları ve hatta şairler bile katılabiliyordu. Dolayısıyla fizikçi, matematikçi, filozof ve şair aynı masa etrafında yeni sunulan bir teoriyi tartışabiliyordu. Bu teorilerin etkisi günümüze kadar devam ettiyse belki de en önemli etken böyle bir tartışma ortamı bulabilmiş olmalarıydı. Görelilik Kuramı ve Kuantum Mekaniği gibi dünyamızı kökten değiştiren meselelerin tartışıldığı bu toplantılar, son yüzyılın bilim ve teknolojisini anlamak için kritik bir öneme sahip.
149.80 ₺ -
Kendini Aramak
İnsan başlangıç ile son arasında bu-ara-da seyrettiği, kendiyle başlayıp yine kendiyle bitirdiği hayat yolculuğunda kendi olmak, kendi kalmak, kendi ölmek için ne yapabilir? Kendilikiyle sımsıkı bağlı bilgiye erişmek, edindiği bilgiyle eylemek onu nereye taşıyabilir? Vahşi kapitalist dünya; duyu, duygu, düşünceden mürekkep insanın hangi zaafları üzerinde yükselir? Din, felsefe, bilim ve sanat insan olmaklıka nerede, ne zaman ve nasıl hizmet eder? Bu deneme tüm bu sorular ile 21. yüzyılın muzdarip ikliminde insan olmanın, kendi olmanın kıymetini bilerek, tanıyarak ve inanarak yola çıkıyor ve “düşünmek yolda olmaktır” ilkesiyle Hz. İnsan’ı arıyor…
244.30 ₺ -
Tutarsızlık Mücadelesi
“Kelâm ve felsefenin ilişki tarihi aslında bir yönüyle aynı inceleme alanına sahip iki disiplinin birbiriyle mücadele ve diğerinin yanlışını, tutarsızlığını ortaya koyma tarihidir. Bu, mezkûr disiplinlerin hemen tüm temsilcilerinin bir şekilde ve ölçekte dâhil olduğu bir mücadeledir. Fakat mücadelenin en yoğun ve güçlü hissedildiği alan, üzerlerine yapılan şerh, hâşiye, ta’lik, ihtisar vb. çalışmalarla klasikleşen ve literatür oluşturan muhalled eserlerdir. Takdir ve teslim edileceği üzere kelâm-felsefe ilişkisi denilince ilk akla gelen eserler; Tehâfütü’l-Felâsife, el-İşârât ve’t-Tenbihât, Tecrîdu’l-Akâid, el-Keşşâf gibi eserler, adı anılan bu eserler üzerine yapılan çalışmalar ve bu çalışmalarla teşekkül eden devasa literatürdür. Bu eser, kelâm-felsefe münasebetinin oluşum ve gelişim safhalarına dair klasik metinler üzerinden medhal (giriş) niteliğinde mütevazı bir çalışmadır.”
149.60 ₺ -
Gazalinin İktisat Felsefesi
Kişiliğiyle her zaman örnek olan ve “saygı adamı” olarak tanınan, öğrencilerine titizliği ve hakikati söylemekten vazgeçmeyen tavrıyla hatırlanan Sabri Orman; kendisini “iktisat tarihçisi” ya da “İslâm iktisatçısı” değil, “düşünce tarihçisi” olarak konumlandırdı. Klasik felsefe ile mantığın araçlarını modern bilimsel tekniklerle birlikte kullanarak tartıştığı metodolojiyi çalışmalarının merkezine aldı. Klasik kaynakları modern sorunlarla ilişkilendirirken anakronizmden kaçınarak kavramların tarihsel bağlamdaki anlamlarına sıkı sıkıya bağlı kaldı. Her eserinde önce sistematiğini okura açıp ardından yöntemini; İslâmî iktisatla sınırlı olmayan bir yaklaşımla, İslâm entelektüel mirasının envanterini çıkarmaya yönelik bir proje teklifine dönüştürdü. Bütün bu vasıflarıyla Orman, düşünce tarihçisi kimliği üzerinden İslâm toplumunu da modern zamanların penceresinden resmetmeye çalışan idealist bir ilim adamı olarak temayüz etti.
209.30 ₺ -
Dini ve Toplumsal Boyutlarıyla Cinsiyet 1
İslâmî İlimler Araştırma Vakfı ve M. Ü. İlahiyat Fakültesi işbirliğiyle 21-22 Mayıs 2011 tarihlerinde, Üsküdar Belediyesi Çamlıca Sabahattin Zaim Eğitim ve Kültür Merkezinde Dinî ve Toplumsal Boyutlarıyla CİNSİYET konulu bir ilmî ihtisas toplantısı gerçekleştirilmiş ve bu toplantıda Prof. Dr. Tayfun Amman, Sosyolojik Boyutlarıyla Toplumsal Cinsiyet, Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır İslamî Açıdan Toplumsal Cinsiyet konulu tebliğini sunmuştur. Toplantıya katılan 21 ilim ve fikir erbabı tarafından konu tartışılmış, toplantıda sunulan tebliğler ve toplantıda sırasında yapılan konuşmalar ışığında hazırlanan müzakereler bu eserde bir araya getirilerek neşredilmiştir.
227.50 ₺ -
EVRİM İlmi Bir Hakikat mı
Evrim anlayışı, etkili olduğu çevrelerde kendisini “bilim”, dini ise “dogma” olarak tanıtmıştır. Böylece evrime karşı çıkmak, sanki bilime karşı durmak ve dogmaya taraftar olmak gibi algılanmıştır. Evrimcilerin “bilim” adı altında yürüttükleri propagandadan etkilenen bazı Müslümanlar ise, Allah’ı inkâr esasına dayanan evrim anlayışıyla Kur’ân-ı Kerîm’i anlamaya kalkışmışlardır. Bu bağlamda, yaratılışla ilgili nasları tevil ederek evrimin yaratılış hakikatine aykırı olmadığını savunmuş, böylece dini yıkmak için uydurulmuş bir anlayışı dinin kendisi hâline getirmişlerdir. İddiaları ve kabulleriyle evrim, ilmî boyuttan uzak olduğundan, çatışma ilimle Kur’ân-ı Kerîm arasında değil, evrimcilerin dogmalarıyla hakikat arasındadır. Yaratılış, binlerce yıldır milyarlarca defa tekerrür ettiği hâlde, yazılı hiçbir kaynakta evrimin varlığına dair kayda değer bir bilgi bulunmamaktadır. Hülâsa, evrim; ateistlerin “Allah Teâlâ yaratmadıysa, peki canlılar nasıl oluştu?” sorusuna cevap bulabilmek için uydurdukları, sonrasında da inanç hâline getirdikleri bir dogmadır. *** İki bölümden oluşan, birinci bölümde her yönüyle evrimi bizzat evrimcilerin eserlerinden hareketle tahlil eden, ikinci bölümde ise Kur’ân-ı Kerîm’deki yaratılışla alakalı âyetlerdeki mucizeleri nazara veren, “Evrim: İlmî Bir Hakikat mi, İdeolojik Aldatma mı?!” başlığını taşıyan bu kitap, akıl sahiplerini bilimsel düşünmenin ufkunda hakikati müşahede etmeye davet etmektedir. Sabırla eseri okuyanlar kitabın sonuna geldiklerinde evrim adlı inanç sisteminden kurtulmakla birlikte Allah Azze ve Celle’nin tefekkür için yarattığı aklı da sadece O’nun yolunda kullanmanın bahtiyarlığına erecektir.
126.00 ₺ -
Sosyolojik Marifet
Ahmet Hamdi Tanpınar bundan yıllar önce kendisine “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” diye sorulduğunda şöyle cevap vermişti: “İstihsal meselesidir.” İstihsal üretim anlamına geliyor. Tanpınar’ın tespitinden beri bu konuda pek bir yol alınamamış gözüküyor. Çünkü aynı soruyu bugün bana sorsanız şöyle cevap verirdim: Üretimin niceliği ve niteliği. Yani az üretmek ve üretilenin de kalitesinin düşük olması. Besim F. Dellaloğlu, bu kitabında deneyimli bir sosyolog ve usta bir kalem olarak Türkiye’de hatalı veya eksik bilinen birçok meseleyi sosyoloji çerçevesinde yeniden tartışmaya açıyor; laiklik, sekülerleşme, akademi, sosyal bilimler ve güncel siyasete dair birçok konuyu yazılarıyla tekrar düşünme şansı sunuyor. Ayrıca Dellaloğlu, halı, tespih, esnaf lokantası gibi gündelik hayatın sıradan detaylarını metodolojik bir incelemeye tabi tutuyor; birçok farklı konuya yeni bakış açıları sunarken istikrarlı bir yöntem de ortaya koyuyor ve okurları, meseleleri sosyal bilimler ekseninde görmeye davet ediyor.
210.00 ₺ -
Sosyolojik Basiret
Benim eleştirilerim genelde doğrudan şahıslara, markalara, ideolojilere yönelik olmuyor. Meseleyi kişiselleştirmemeye ciddi bir özen gösteriyorum. Benim de içinde yaşadığım, bir parçası olduğum toplumsal vasata, onun içindeki bazı tipolojilere odaklamaya çalışıyorum eleştirilerimi. Elbette üslup da çok önemli benim için. “Le style c’est l’homme même.” Yani üslup ayniyle insandır. Buffon’un bu sözünü çok severim. Kurduğunuz cümlenin hakikat içeriği, ötekine nüfuz kapasitesi asla üslubunuzdan bağımsız değildir. Bence işler böyle olduğunda eleştiri yapıcı, inşa edici, taş üstüne taş koyan bir role sahip olabiliyor. Bence Türkiye’nin en önemli eksikliklerinden biri de polemik ve eleştirinin genelde böyle bir işleve sahip olmamaları. Besim F. Dellaloğlu, Sosyolojik Basiret: Duvar ve Perspektif Yazıları’nda bir sosyolog olarak üzerinde çok durulan, tartışılan ve çözülemeyen kavramlar etrafında bir Türkiye panoraması çiziyor. Dellaloğlu bu yazılarında, faşizm, toplum, ideoloji, muhafazakârlık, burjuvazi, futbol, kültür, maarif, kamu, oryantalizm, akademisyenlik, kanon, gelenek, edebiyat, aydın, entelektüel, okuryazarlık, ahlak gibi meselelere gündelik hayatı ve siyaseti dahil ederek Türkiye merkezli, olgunlaştırılmış, terbiye edilmiş tespitler ve “okumalar” sunuyor. Dellaloğlu, Sosyolojik Basiret: Duvar ve Perspektif Yazıları’yla “okuryazar”ların zihin masasında yer bulması elzem yol haritalarına bir yenisini ekliyor.
210.00 ₺ -
-
İslam Nazarında Akıl Ve Felsefe
İlâhiyat Fakültelerinin müfredâtında bulunup bulunmamasıyla ilgili tartışmaların da yaşandığı günümüzde, "akıl ve felsefe”ye dâir İslâmî bakış açısının ne olması gerektiğiyle ilgili, çevremizden ve talebelerimizden çeşitli suallere de muhâtap olmaktayız. Bu vaziyet karşısında, pek çok vesîleyle dile getirmeye çalıştığımız bâzı hakîkatleri, mütevâzı bir kitapçıkla da olsa, derli toplu olarak, siz okuyucularımıza takdim etmeyi lüzumlu gördük.
75.00 ₺ -
Yaşadığım Avrupa Batı Batıcıdır
Bu kitapta amacımız, Batılıların eksiğini ve noksanını ortaya koymanın zevkini çıkarmak değildir. İnsanın yapısına ters düşen durumları göstererek, hem onların, hem de bizim birlikte insanca yaşamamıza bir nebzecik faydalı olmaktır maksadımız... Batı'da insanlıktan yana, ahlâktan yana, sevgiden, şefkatten yana pek bir şey kalmadığını görmemiz gerekiyor. Ta ki, bunları biz özümseyelim önce, sonra da onlara sunalım.
130.00 ₺ -
İslam Sosyolojisi 1
Bu kitap, özel sosyoloji bağlamında ele alınmaya çalışılan bir girişimdir. Bu girişimdeki amacımız bir bilim dalını dinî. etnik bir kalıp içerisinde değerlendirmeye mahkûm etmek değil. Batı'daki örneklerinde olduğu gibi Müslüman toplumların kendisinden, onları kendi yapan özelliklerinden hareket edip bu özelliklere göre şekillenen toplumsal gerçekliğin, toplum biliminin nasıl yapılabileceği konusunda çabamızı ilgilenenlerle paylaşmaktır. Başarmaya çalıştığımız şey: genel olarak sosyoloji adına bu zamana kadar söylenip yapılanların Müslüman toplumlar açısından nasıl uygulanabileceği, nelerin yapılabileceği düzeyindedir. Ve, ayağa kalkıp var olduğumuzu, ayakta durduğumuzu göstermeye yöneliktir.
42.25 ₺ -
İslam Medeniyetinde Eğitim Felsefesi
Günümüzde İslam Eğitim Felsefesi adı altında kalem oynatanlar ve düşünce serdedenler, İslam dünyasında felsefe ile ilgilenenlerin büyük çoğunluğunun yaptığı gibi genelde Batı felsefesini temel alarak İslam Eğitim Felsefesini yapılandırmaya ve izah etmeye çalışmaktadırlar. Hâlbuki çok iyi biliyoruz ki İslam dünyasında felsefî çalışmalar, ancak Halife Mansur döneminden itibaren yapılan tercümelerden sonra başladığını söyleyebiliriz. O halde şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Resulullah döneminden itibaren Mansur zamanına gelinceye kadar yaklaşık bir asrı aşkın bir süreçte, İslam eğitiminin bir felsefesi ya da diğer bir ifade ile İslam eğitimini besleyen bir düşünce yok muydu? Ya da başka bir ifadeyle bu zaman zarfında eğitim anlayışı, tesadüfi bir şekilde mi işliyordu? Hiç kimse, İslam âleminin bu döneme gelinceye kadar eğitimini kör ebe oynayarak oluşturduğunu iddia edemez. Resulullah döneminden itibaren İslam eğitimini şekillendiren ciddi ve de sınırları çizilmiş bir anlayış ve düşünce mevcuttu. Kaldı ki, felsefî eserlerin tercüme edildiği döneme gelinceye kadar, zaten İslam eğitiminin temel anlayışı şekillenmiş ve temel eğitim kurumları oluşmuş durumdaydı. Bu dönemde oluşan eğitim anlayışı, zamanla değişik şekil ve tarzlarda uygulansa ve ortaya konulsa bile, Kur'an'dan beslenmeye ve Resulullah (s.a.v.) döneminde atılmış temellerden sapmamaya çalışmıştır. İslam eğitimini şekillendiren kendine has düşünce yapısı ve felsefesi vardır. Bu anlayışın en köklü ve sağlam kaynağını Kur'an-ı Kerim ile Resulullah'ın (s.a.v.) sünneti oluşturmaktadır. Bu İlahî ve Nebevî kaynağın beslediği ve yönlendirdiği eğitim anlayışı, aslî yapısından çok şey kaybetmeden asırlar boyu sürüp gelmiştir. Burada ortaya koymak istediğimiz şey, İslam'ın ruh ikliminden beslenen eğitim düşüncesini ortaya koymaya çalışmaktır.
61.75 ₺ -
İslam Düşüncesinde Kelam İslam İnanç Felsefesi
Peygamberimize atfedilen ve sözünü ettiğimiz formüle temel teşkil ettiği açık olan bir hadis-i şerifte, İslâm'daki iman konuları belirlenmiş ve tarifi de şu şekilde yapılmıştır: İman, Allah'tan başka ilah olmadığına, Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna (kadere) inanmaktır. Resulullah(s.a.v.)'ın hadisinde zikri geçen bu hususlar, Kelâm ilminin temel konularıdır. O bakımdan biz de çalışmamızı, zikredilen bu konuları içine alacak şekilde planladık. Aynı planın birinci bölümünde, Kelâm ilminin doğuşu ve geçirdiği safhalar üzerinde durduk. Bu tarihsel gelişim süreci içinde oluşan önemli Kelâm ekolleri ile onların meşhur temsilcilerini de bu bölümde kısaca tanıtmaya çalıştık. İkinci bölümde ise bilgi problemine değindik. Ardından da iman, ilâhiyat, varlık ve nübüvvet konularını ele aldık. Daha sonrasında ise ahiret ve ahvaline ait sem'î ve naklî meseleleri, ayrıca Kelâm literatüründe ef'al-i ibad diye geçen insan ve fiilleri bahsini, en sonunda da büyük günah anlamındaki kebire problemini işledik.
234.00 ₺ -
Din Sosyolojisi Ali Akdoğan
Sosyoloji biliminin alanı toplum, konusu toplumda yaşanan olaylar, amacı ise toplumun genel yapısı, işleyişi ve gidişatı üzerine tespit, tahlil ve yorumlarda bulunmaktır. Bu tespit, tahlil ve yorumlar söz konusu toplumun geçmişi, mevcut hali ve geleceğine dair önemli veriler sağlar. Din ise bir insan ve toplum gerçeğidir. Tarih boyunca hemen her insan ve toplumun bir şekilde dinle ilişkisi olduğu yadsınamaz bir gerçekliktir. Bu ilişki çok farklı şekillerde olmakla beraber, bir olgu olarak daima varlığını sürdürmüştür. Aslında işin özü, insanın fıtri olarak inanmaya, bağlanmaya ve yardım almaya muhtaç bir varlık oluşunda yatmaktadır. Bu bağlamda Din Sosyolojisi, hem dini öğretileri hem de topluma dair bilgileri asgari düzeyde vermeyi hedefleyen bir alandır. Bu, aynı zamanda dinle toplumun buluştuğu ortak bir zemini ifade etmektedir. Bir başka ifadeyle teorik dini bilgilerin sosyal hayatla nasıl buluştuğunun tespit, tahlil ve analizini kendisine konu edinen bilimsel bir alandır. Bu çalışmada, din tanımları, din sosyolojisinin konusu, metodu, tarihçesi, sosyal ilişkiler ve ahlaki değerler, sosyal kurumlar ve din, dini gruplar ve cemaatler, yeni dini hareketler, sosyal değişme ve din, gelenek, modernlik ve din, post-modernizm ve din, küreselleşme ve din başlıklarından hareketle bir disiplin olarak sosyoloji ve onun alt bölümlerinden olan din sosyolojisi alanı incelenerek okuyucunun bilgisine sunulmuştur.
227.50 ₺ -
Alevi Sünni Farklılaşması Türkiyede Tetiklenen Fay Hattı
Günümüzde, çok farklı iç ve dış etkenlerin tesiriyle yok edilmeye maruz bırakılan, toplumumuzdaki kenetleyici ve bütünleyici unsurların zayıflaması; uluslararası etkenlerin devreye girmesi, postmodern söyleme bağlı dinî kimlik arayışları gibi sebeplerle, toplumumuzda dine dayalı ayrışmanın fay hatlarını tetikler oldu. Bu yanlış anlayışların önlenmesine katkı olması bakımından faydalı olacağını umduğumuz bu çalışma, daha önce yapmış olduğumuz ?Alevîlik ve Sünnîliğin Sosyolojik Boyutları konulu çalışmanın teorik kısmından üretilmiştir. Adı geçen çalışmanın teorik kısmı sosyal ve dini farklılaşma açısından değerlendirilmiş, mevcut farklılaşmanın parçalanmaya dönüşmemesi açısından farklılaşma içinde bir arada yaşamanın dinî ve sosyolojik temelleri, akademik düzeyde okuyucuların istifadesine sunulmuştur.
35.75 ₺ -
Mukayeseli Dinler Tarihi
Çağımız insanının açmazı ve çıkmazı, madde planında ekonomi ise, mana planında inanç problemidir. Bu problem, toplumların ve fertlerin “kimliği” ile ilgilidir. İnsan eliyle kurulmuş ve tarihe mal olmuş inanç sistemleri insanlara arzulanan kimliği vermekten uzaktır. Bilgi ve iletişim çağına girmiş olan günümüz insanının, maddeye dayalı refah vaadleri ve astroloji tandanslı yollarda avutulabileceği zannedilmemelidir. Zira, kimlik Probleminin halli için gerekli olan ana unsurun temelinde, insanın yaratılışındaki ilahi felsefe yatmaktadır. Bu felsefe ise yaratan’ı tanımak ve o’na kul olmaktan ibarettir. Kimlik sorununun, zaman ve mekan boyutlarının ötesine uzanan problemlerinin çözümü de yine bu felsefenin özünde bulunmaktadır. İşte her inanç ve görüşteki okuyucuya takdim edilen elinizdeki nu mukayeseli dinler tarihi kitabı, insanoğlunun çağlar boyunca doğru-yanlış sahip olduğu tüm inanç ve dinleri, bu ilim dalının metoduyla inceleyerek, o’na çıkmazdan kurtuluşun aydınlık yolunu göstermek ve içinde bulunduğu açmazın gerçek anahtarlarını sunmak gayesiyle hazırlanmıştır.
312.00 ₺ -
Örnek Çeviri Metinlerle Mantık İlmine Giriş
insanın değişmez doğasını oluşturan ‘bilmek’ ne demektir? Bu sorunun yanıtı, insanın bizzat ‘bilmesini’ düşünme konusu yaparak çözümlemekle mümkündür. İlkçağlardan bu yana birçok düşünür bu soru ile ilgilenmiş, bilmenin düşünmeye konu yapılması sonucu insanın nasıl bildiğini inceleyen, mantık adını verdiğimiz bir düşünme bilimi, bir sayma ve ölçme bilimi ortaya çıkmıştır. Böylece bilgeler, bilmenin yöntemini ortaya çıkarınca kendisine, doğaya ve tüm varlığa ilişkin bilgisini yeniden gözden geçirmeye başlamıştır. İslam Felsefesi ve özellikle de Mantık alanlarındaki araştırmalarıyla tanınan değerli yazar Prof. Dr. Ali Durusoy bu eseriyle ilk dönemdeki başlıca Müslüman filozofların mantıkla ilgili görüşleri üzerindeki kapsamlı bir araştırma sunuyor. Esas alınan filozofların görüşlerini içeren ve pek çok farklı kaynaktan derlenmiş metinler yazarın kurguladığı bütüncül çerçevede yerli yerine oturuyor…
240.50 ₺ -
Hayatımızdaki Yahudi ve Hıristiyan Adetler
Benimsediğimiz örf, adet ve birçok gelenek 'aslında' nereye ait? Bu konuda İslam neler söylüyor? İslam’da kurşun dökme, ağaçlara ve türbelere bez bağlama, tütsü yakma, tahtaya üç kere vurmanın yeri var mıdır? Takke ve sarık Yahudilikten mi gelmiştir? Yahudilerin "kaka" oyunu nedir? Fatıma ananın elini nazarlık olarak kullanmak İslam’la ne kadar bağdaşır? Reiki, yoga, meditasyon ve reenkarnasyona İslam’ın bakışı nedir? İslam, uğur ya da uğursuzluk diye bir kavramı kabul eder mi? İslam, kadınların ve bekâr kızların rızası dışında istemediği birisiyle evlendirilmesini men eder. Muta nikâhı cahiliye devri adetidir. Peygamberimiz (s.a.v.) eşlerine ayaklarını yıkatmamıştır. Zaruret halinde İslam kadının boşanmasını kabul eder. İslam’da Noel, yılbaşı kutlaması yoktur. İslam nazarı kabul eder ama nazarlıkları etmez. Peygamberimiz (s.a.v.), “İslam'da taşeüm (uğursuz sayma) yoktur, tefeül (iyiye yorma) vardır.” der. Ama... Yahudi, Hıristiyan ve Mecusilerden gelen cahiliye âdetleri, İslamî kurallar doğru bir şekilde bilinmediği için hayatımızın içindedir. Bu kitapta, benimsediğimiz örf, âdet ve birçok geleneğin aslında nereye ait olduğu, bu konuda İslam'ın neler söylediği kaynakları ile Kur’an ve hadisler üzerinden aktarılmaktadır.
21.44 ₺ -
Antik Felsefe Tarihi
Uzun yüzyıllar neredeyse ilgisiz kaldığımız Batı felsefesiyle Tanzimat sonrası yıllarda yeniden ilgilenmeye başlamamız şaşırtıcı değildi. Yüzünü Batı’ya dönen siyasetten sonra düşüncenin yüzü de Batı’ya dönecekti. Batı düşüncesi içinde ilk akla gelen de antik felsefe, daha doğru ifadeyle antik filozoflar olmuş, bu filozoflara ait hayat hikâyeleri ve metinler yavaş yavaş matbuat dünyasında görünmeye başlamıştır. Yirminci yüzyıl içinde Türkiye’de Batı felsefesine olan ilgi kuşkusuz ki çok önemli mesafeler almış olmakla birlikte antik felsefeye dair eserler telif veya tercüme yoluyla yazılmaya ve yayımlanmaya devam etmiştir. Batı dünyasında da bu ilgi eksilmemiştir. Bir anlamda iki bin yılı aşkın zaman boyunca ortaya çıkan müteakip filozoflar ve felsefeler antik felsefeyi yaşlandıramamıştır. Türkiye’de örneğin Walther Kranz’ın, Antony Kenny’nin, Julia Annas’ın Wilhelm Capelle’in ve temel eser olan Diogenes Laertios’un bu konudaki eserleri tercüme edildiği gibi birçok da telif yapılmıştır. Bu kitabın özellik ve önceliği Türkiye’deki bu tür yayınların ilki olmasıdır. 1854 yılında Fransızcadan tercüme edilerek basılan bu eser François Fénelon'a ait Abrégé de La Vie des Plus İllustres Philosophes de L'Antiquité kitabının Evvel Zaman İçinde A‘zamü'ş-şan Olan Filozofların İmrar Etmiş Oldukları Ömürlerinin İcmalidir adıyla yapılan tercümesidir. Mütercim, Krikor Kumaryan adlı, Ermeni olduğu anlaşılan ama hakkında elimizde bir bilgi bulunmayan bir Osmanlı vatandaşıdır. Günümüze kadar Münif Paşa’nın Muhaverat-ı Hikemiye’si antik felsefeyle ilgili yapılan ilk çağdaş tercüme kabul edilirken, aksine, Krikor Kumaryan’ın bu tercümesinin bu konudaki ilk ve son derece kapsamlı çalışma olduğu anlaşılmaktadır. Krikor Kumaryan’ın tercümesi Türkçede mevcut antik filozoflarla ilgili diğer kitaplardan kıdem bakımından sahip olduğu önceliğin yanında tercüme dili bakımından da kendine özgü bir yere sahiptir. Kumaryan’ın Türkçesi o devre mensup bir Ermeni’nin Türkçesidir. Bu yönüyle yazı dilimizdeki sınırlı sayıda örnekten biri olan eserin dilini düzelterek aktarmayı uygun görmeyerek olduğu haliyle bırakmayı tercih ettik. Kitap basılırken, Ali Paşa’nın tavsiyesiyle, sayfalar Fransızca ve Türkçe olarak karşılıklı basılmıştır. Ancak biz yine özgün baskıdaki eski yazı ve yeni yazı sayfaları karşılıklı basmakla birlikte bu defa Fransızca metni haliyle ihmal ettik. Özgün baskıda Türkçe metinde paragraf uygulaması ve noktalama işaretleri kullanılmadığı halde (o yıllara ait bir özelliktir bu) yeni metinde paragraflar ve noktalama işaretleri Fransızca metinde uygulanan şekliyle gerçekleştirilmiştir.
490.00 ₺ -
Allahı İnkar Mümkün müdür Filibeli Ahmet Hilmi
Allah'ı İnkâr Mümkün müdür? Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi bütün eserleri serimizin yedinci kitabı olarak Büyüyenay Kitaplığına katılıyor. Eser, “Tarih-i İslâm'ın Birinci Zeyli: Allah'ı İnkâr Mümkün müdür? yahut Huzur-ı Fende Mesâlik-i Küfür [Felsefe-i Mâ Fevka't-Tabiâ Mebahisi]” künyesiyle Hikmet Matbaa-i İslamiyesi'nde 28 Kasım 1911'de yayımlanmıştır. Ahmed Hilmi, “Okuyucularla Bir Hasbihal” başlıklı takdim yazısında “Fena bir şiiri okuyan bir adam, biraz vakit kaybetmiş olmaktan başka bir zarar görmeyebilir, lakin yanlış ve mûzır bir ahlâkî ve felsefî düstûru okuyup da hakikat diye kabul eden bir adam, olabilir ki saadetini ve belki maîşet zevkini ve hatta hayatını zehirler.” dedikten sonra bu eseri meydana getiren temel düşünceyi ise şöyle açıklıyor: “Medeniyeti taklidî bir surette almanın zararlarına doğrudan doğruya maruz olan vatanın gençleridir. Hem de yalnız yüksek tahsil ve lise tahsili gören ve görmek isteyenleri değil, sirâyet etme ve umuma yayılma suretiyle bütün vatan gençleridir… Bu milleti Avrupa'dan körü körüne ve en âdileri arasından eğreti olarak alınan beş on felsefî düstur ile diğer bir kalıba şekillendirmeye kalkışmak... Şekli itibarıyla kahkahalarla gülünecek fakat öldürücü ve vahim neticeleri itibarıyla ağlanacak bir hâlettir. Zaten böyle câhilâne bir emelin, velev ki, saf bir niyetle olsun, hiçbir iyi ve güzel netice veremeyeceğini tecrübeyle görüp anlamayan kalmadı…” Filibeli Ahmed Hilmi eseri üç maksadı ihtiva edecek tarzda tasnif ettiğini söyler. Buna göre, eser ilk olarak “Vâcibü'l Vücûd-ı nâ-mütenâhîyi” ispat maksadıyla yazılmıştır. İkinci olarak eser “felsefe-i mâ bâde't tabîiye-metafizik/fizikötesi felsefe” kitabı vazifesini görecektir. Üçüncü olarak da bu eser, “materyalizm mesleğine ve küfür meşrebine sâlik olanların göstermek istedikleri delillerin ve sebeplerin fennen ve hikmeten kıymet ve keyfiyetini apaçık bir suretle muhâkeme ve tenkit imkânını” verecektir. Bunu yaparken mevcut fenlerin son fikirleri ve bunlardan sahîh surette çıkabilen neticeler, bu neticeleri kendisine meslek edinenlerin haksız fikirleri, “sırf fen ve hakikat namına ve medeniyet âleminin en büyük ulemâsının içtihadları ve fikirleri doğrultusunda” meydana koyulacaktır. Aynı zamanda bu eser, birçok felsefî düşünce ve akımı eleştiri süzgecinden geçirmesi özelliğiyle de, kısmen felsefe tarihi kitabı vazifesini de yerine getirmektedir.
308.00 ₺ -
Felsefe ve Ölüm Ötesi İbn Sînâ - Gazzâlî - İbn Rüşd - Fahreddin Râzî
Hayat ve ölüm, bir hakikatin iki yüzü ya da bir bütünün iki parçası. Birbirini çağrıştıran bu kavram çiftinden hayat, varlık sahnesine önce çıkmakla birlikte doğumdan itibaren ölümün tehdidi altındadır ve bu yüzden de ölüm insanoğlu için daima korku ve endişe kaynağıdır. Özellikle ölmek için doğduğuna inandığı halde bir başka hayata doğmak üzere öldüğüne inanmayanlar açısından ölüm, gerçekten korkunç bir olaydır. Âdeta gölge gibi insandan hiç ayrılmayan ya da amansız bir hafiye gibi gece gündüz onu adım adım takip eden bu korkunç gerçeğin nerede, ne zaman ve nasıl ortaya çıkacağının bilinmeyişi, ölüm karşısında duyulan kaygıyı daha da artırmaktadır. Felsefe ve Ölüm Ötesi adlı bu çalışma, İslâm düşüncesinin ikisi felsefe, ikisi kelâm geleneğine mensup dört büyük isminin, İbn Sînâ (ö. 1037), Gazzâlî (ö. 1111), İbn Rüşd (ö. 1198) ve Fahreddin Râzî’nin (ö. 1210); ruhun mahiyeti, bedenle ilişkisi ve âhiret hayatı hakkındaki görüşlerini yansıtan toplam dokuz metnini ve tercümelerini içermektedir.
294.70 ₺