-
Farabi Gizemli Kitabın Kahramanları 8
Kahramanları olan gizemli bir kitap duymuş muydun? Peki, Ömer’le bu gizemli kitabın içindeki kahramanlarla tanışmaya ne dersin? Maceralı, çok eğlenceli birbirinden ilginç konuları ve müthiş hikayeleriyle bilim insanlarımızı tanıyabilir, mucitlerin türlü icatlarını öğrenebilirsin. Belki sen de kendi kahramanınla tanışabilirsin! Harika bir keşfe hazırsan Ömer’le birlikte bekliyoruz se
54.00 ₺ -
Az kaldı
Şu an zamanı değil belki ama olur da hani bir gün birisini sevecek olursan, acısına katlanabileceğin kadar sev. Çünkü insanlar bir gün gider. Özellikle bunu en sevdiğin insanlar yapar... Kimi öldüğü için gider, kimi de kalbinde seni öldürdüğü için! Gerçek bir hayat hikayesinden kurgulanarak kaleme alınmış bu romanı mutlaka okumalısınız. Çünkü bu romanı bitirdiğinizde, hayatınızda ne kadar küçücük sıkıntıları büyüttüğünüzü, aslında her günü bir mucizeden ibaret olan hayatı nasıl da ıskaladığınızı göreceksiniz...
175.00 ₺ -
Hiç Kimse
Cânım kâri insan bazen bu dünyanın içinde kaybolup gidiyor. Öyle bir kaptırıyor ki kendini ne etrafta olanları görüyor ne sesleri duyuyor ne de hissedebiliyor. Sadece bir rutinin ve alışmışlığın içinde hırpalanıp duruyor. Yani yaşıyor ama yine de ölen bir şeyler var. İnsan bazen görünmemek istiyor sessiz sedasız yaşayıp gitmek istiyor. Öyle birden aniden kimsenin görmediği biri hâline gelmek istiyor. Ama pek mümkün değil bu. Ve biliyorum görünmemek canını yakıyor insanın. Peki böyleleri yok mu? Her an etrafımızda olan ama bizim görmediğimiz insanlar? Hep yanı başımızda duran ama varlığını bile fark etmediklerimiz? Biz görmüyoruz belki ama onlar yine de var. Görünmez insanlardan bahsediyorum yani. Bu hikâye biraz da onların hikâyesi; her an etrafımızda olan ama bizim görmediğimiz "hiç kimselerin" hikâyesi.
156.00 ₺ -
Anne Sözü
Bir işi farkında olmadan yapmakla ne çok şeyi kaçırırız. Bir işi farkında olup yapmakla ne çok şey değişir, dönüşür. Hatırlamak, dinlemek, konuşmak, susmak, ağlamak, gülmek, sevmek, yürümek temel fiilidir insan olmanın; bunları bilinçli yapmak bizlere neler öğretir ve öğrendiklerimiz, hayatımıza nasıl etki eder? ... Sadiye Erol Aykaç, fikir duvarının diğer tarafından bakıp gördüklerini, yaşadıklarını ve kendisinde bıraktığı izleri anlatıyor. Anne şefkati ile yazarlık kabiliyetini birleştirerek, kızına ve yeniden düşünmek, kalbine bir kez daha bakmak isteyen, fikir duvarını yükseltmek isteyen mümine hanımlara çağları aşacak cümlelerini emanet ediyor. "Bugünü yaz, ama seni yüzyıl sonra okuyanlar da anlasın." diyen yazar, bunun yolunun bugün birbirimizi anlamaktan geçtiğini söylüyor.
156.00 ₺ -
Ömerin Öfke Kontrolü
Ebu Bekirle sadakati, Ömerle öfke kontrolünü ve adil olmayı, Osmanla nezaketi, Aliyle akıllı olmayı, Talhayla yiğitliği öğrenmeye ne dersin? Bunlar kim mi? Peygamber Efendimizin çok sevgili sahabe dostları... Onlar gökte parlayan yıldızlar gibiler. Bizlere ışık olur ve yolumuzu aydınlatırlar. Sen de onlar gibi güzel davranarak gökyüzünde parlayan bir yıldız gibi olmak ister misin? Hadi o zaman, Sahabelerle Değerler Eğitimi setini okumaya başla! Ve gökte ışıl ışıl parılda!
78.00 ₺ -
İslam Bilim Müslümanlar ve Teknoloji
slâm, Bilim, Müslümanlar ve Teknoloji: Seyyid Hüseyin Nasr ile Söyleşiler başlığını taşıyan ve Muzaffer İkbal’in gerçekleştirdiği söyleşilerin yer aldığı bu eser, günümüzde Müslümanların özellikle modern bilim ve teknoloji bağlamında karşılaştıkları önemli ikilemler üzerine odaklanmaktadır. Bu dört söyleşide, İslâmî bakış açılarını keşfetmek üzere Seyyid Hüseyin Nasr evren ve hayatın kökeni, İslâm ve bilim arasındaki ilişkinin farklı boyutları, Müslümanların modern bilim ve teknolojiye yönelik tutumları ve çevre krizi konusunda Muzaffer İkbal’in sorularını cevaplamaktadır. Bu geniş kapsamlı söyleşilerin özünde, zamanımızın en acil meselesi olarak adlandırılabilecek şey yatmaktadır: İslâm medeniyetinin gelecekteki seyri. İslâm düşüncesinin tüm çeşitliliğini kapsayan bu söyleşilere, konuyla alakalı üç metin eklenmiştir: “Bağlam” başlıklı ilk metin, ana hatlarıyla bu söyleşilerin arka planının taslağını çizmektedir; “Bilimsel Bir Araştırma Konusu Olarak Evren” başlıklı metin Allah, âlem ve insan arasındaki ilişkinin çeşitli yönlerini keşfetme çabasındadır; “İslâmî Dünya Görüşü ve Modern Bilim” ise Seyyid Hüseyin Nasr’ın Mart 1995’te Pakistan’ın İslamabad şehrinde tertip edilen Uluslararası 21. Yüzyılda İslâmî Yönetimde Bilim Konferansı’nda sunduğu tebliğ metnidir. Bu konferans, iki âlimin ilk defa bir araya gelmesine ve bir ömür sürecek manevi, entelektüel ve kalbî bir irtibatın ortaya çıkmasına vesile olmuştur. İslâm’ın modern bilim ve teknolojiye verdiği cevapları İslâm medeniyetinin Rönesans sonrası Batı medeniyeti ile tarihî karşılaşması bağlamında tespit eden elinizdeki kitap, manevi karakteri ve geleneğini muhafaza gayreti gösterirken İslâm medeniyetinin yüzleştiği tehlikelere ilişkin tefekkür mahsulü bir anlayışı temin etmektedir. İslâm, Bilim, Müslümanlar ve Teknoloji isimli bu eser hem genel okuyucuya hem de konunun uzmanlarına hitap etmektedir. İslâm âleminin karşı karşıya kaldığı ikilemlerin mahiyetini anlama hususunda teorik bir çerçeve sağlarken pratik çözümler de teklif etmektedir. Eser, okurun zamanımızın mühim bazı meselelerine dair derinlikli bir kavrayış elde etmesi için çeşitli yolların da kapısını aralamaktadır.
117.60 ₺ -
Teoriden Pratiğe Türk Edebiyatında Diliçi Çeviri
“Diliçi çeviriye dair araştırmalar son yıllarda artış göstermiş olsa da bunların istenen düzeyde olduğu söylenemez. Bu bağlamda, diliçi çeviri ile ilgili literatürün genel çerçevesinin çizilmesi ve konuyla ilgili teorik ve kuramsal çerçevenin oluşturulması amacıyla elinizdeki kitap değerli araştırmacıların katkılarıyla meydana getirildi.” Teoriden Pratiğe Türk Edebiyatında Diliçi Çeviri kitabı; “Diliçi Çevirinin Teorik Çerçevesi”, “Osmanlı Dönemi Diliçi Çeviri Metinleri Üzerine İncelemeler ve “Diliçi Çeviri Uygulamalarında Karşılaşılan Sorunlar” başlıklı üç bölüm altında toplanan 16 adet bilimsel yazı ile “diliçi çeviri”nin tanımlamasını yapıyor, okuyucuya ve araştırmacılara diliçi çevirinin Türk Edebiyatındaki sınırlarını ve uygulama sahasını tanıtıyor.
447.30 ₺ -
Saliha Hanımlar
Bu kitapta Hz. Havva validemizden başlanarak yakın döneme kadar olan süreçte yaşamış bazı saliha hanımlardan bahsediliyor. Onlar kuvvetli imanları, takva ve ibadetleriyle mümine hanımlara, genç nesillere örnek oldular. Çağları aştılar, insanlığa iz bıraktılar. Allah yolunda gönülden hizmetleri ve güzel ahlâklarıyla asırlardır unutulmadılar. Kimi kucağında peygamber büyüttü. Kimi Allah’ın elçisine zevce oldu. Kimi Allah Resûlü’nü gördü ve sahabilik faziletine ulaştı. Bazısı da sonraki asırlarda İslâm’ı en kalbî duygularla, tasavvufi neşveyle yaşadı. Sufi hanımlardan oldu. Güzel kulluğu ve ihlâsıyla gıpta edildi. Hz. Havva validemizden Hz. Meryem’e, Hz. Hatice ve Hz. Âişe annelerimizden Hz. Fâtıma annemize, Râbia el-Adeviyye’den bazı valide sultanlara ve Nene Hatun’a kadar birçok saliha hanımın ibretlik hikâyesine bu kitapta şahitlik edeceksiniz…
196.00 ₺ -
Yeme İçme Adabı
12. yüzyılın büyük İslâm âlimi İmam Gazâlî’nin (rah.), kaleme aldığı eserlerle yalnızca yaşadığı dönemde değil, hemen her asırda derin izler bırakan fakih ve mutasavvıf bir âlimdir. Bu değerli eserlerin arasında öyle bir kitap vardır ki fıkıh, ahlâk ve tasavvuf konularında, yazıldığı günden şimdiye dek İslâm âleminde derin saygı ve kabul görmüştür. Serinin 11. kitabı olan Yeme İçme Âdabı; yemekten önce dikkat edilecek edeplerden davete icabet etmenin önemine kadar pek çok konuyu kaynak ve delilleriyle açıklıyor.
126.00 ₺ -
Enfokrasi
Dijitalleşmenin bizi maruz bıraktığı enformasyon bombardımanı akıl almaz seviyelere ulaştı. Bizi adeta boğmakla tehdit eden bu çılgın iletişim deryası, sosyal yaşamın hemen her alanını ele geçirmiş vaziyette; siyaset de bu durumdan nasibini alıyor. Günümüzde seçim kampanyaları artık sosyal medyada, anonim hesaplar, botlar ve hatta troll ordularıyla enformasyon savaşları şeklinde yürütülüyor; demokrasi, enfokrasiye dönüşüyor. Çağımızın en önemli düşünürlerinden Byung-Chul Han, bu eserinde enfokrasinin çağdaş enformasyon kapitalizminin yeni yönetim şekli olduğunu savunuyor. Endüstriyel kapitalizmin rejimi zorlama ve baskıyla çalışırken, bu yeni enformasyon rejimi özgürlüğü bastırmak yerine onu sömürüyor. Bizler, özgürlüğü sadece hayal edebiliriz; özgür olduğumuzu varsaysak da tüm davranışlarımız, hatta tüm hayatımız “kontrol edilebilmesi” için kayıt altındadır. İnsanlar ise sürekli gözetlendiklerinin farkında olmadıkları için kendilerini özgür zannettiklerinden dolayı neoliberal enformasyon rejimi ayakta kalır. Enformasyon çağında siyasetin eleştirisini yapan bu eser, günümüzün demokrasi krizini kamusal alanın dijital yapısal değişimine odaklanarak anlatıyor.
209.30 ₺ -
Ayasofya Risaleleri
Bizans devrinde İstanbul’un en büyük kilisesi, fetihten sonra şehrin baş camii, Ayasofya… Her iki dönemde de ilâhî lütuflara mazhar bir mimârî dehânın neticesi olarak görülen bu mukaddes yapının etrafında teşekkül eden zengin menâkıb kültürü, asırlar boyunca aktarılagelmiştir. Bu inanışın bir sonucu olarak Ayasofya, Bizans devrinin halk inanış ve efsanelerinde büyük bir yer tuttuğu gibi Türk devrinde de bir kısmı Bizans’tan aktarılmış, bir kısmı ise yeniden doğmuş birçok rivayet ve efsanenin konusu olmuştur. Osmanlı döneminde Ayasofya’yla ilgili kaleme alınan bu tür eserler arasında kısaca Ayasofya Risaleleri diyebileceğimiz bir dizi risale mevcuttur. Genellikle aynı kaynaklara dayanan Ayasofya risaleleri, içerik bakımından birbirine çok benzer. Aralarındaki fark ise çoğu zaman, anlatılan olayların ayrıntılı yahut özet şeklinde ele alınması ya da anlatımın sade yahut sanatkarâne olması gibi hususlarla sınırlı kalır. Risalelerde başlangıçtan Justinus dönemine kadarki zaman diliminde Ayasofya’nın inşa edilişi ve etrafındaki olaylar bir menkıbe havası içinde anlatılır. Yine de ciddi bir süzgeçten geçirmek şartıyla bu menkıbevî anlatımın arkasında ciddi bir tarihî bilgi malzemesi olduğu söylenebilir.
419.30 ₺ -
Peygamber’in Evinde
İslâm tarihinin en etkileyici hikâyelerinden biri şüphesiz Hz. Peygamber’in sevgili kızı Hz. Zeynep ile damadı Hz. Ebu’l-Âs bin Rebi‘’nin hikâyesidir. Aralarındaki kuvvetli aşkın İslamiyet geldikten sonra bambaşka hâllere evrilişi; zor kararlar, dönemeçler ve türlü badirelerin onları getirdikleri kritik eşikler; Hz. Zeynep’in “sevgi ve iman” mücadelesi… Hz. Zeynep ilk Müslümanlardan olmasına rağmen Ebu’l-Âs uzun yıllar iman etmemiş, atalarının dinine inanmaya devam etmişti. Öyle ki, Kureyş ailesinden olan Ebu’l-Âs, müminler ile yapılan savaşa dahi girmişti. Ancak yıllar sonra o da İslâm’la şereflendi. Peygamber'in Evinde, İslâm tarihi izleğinde Hz. Peygamber’in beşerî yönlerine, özellikle aile hayatına dair çeşitli sahnelere tanık olacağınız, sevgi ve ahlak fenomenleri karşısındaki tutumuna şahitlik edeceğiniz, üzerinde çokça çalışılmış, çarpıcı bir roman.
174.30 ₺ -
Son İbn Siracın Başından Geçenler Ciltli
Son Granada hükümdarı Abdullah atalarının ülkesinden ayrılırken Padul dağının tepesinde durdu. Bu yüksek yerden deniz görünüyordu; bahtsız hükümdar Afrika'ya gitmek üzere oradan gemiye binecekti. Bulunduğu yerden Granada Vega ve kenarında Ferdinand ile İsabella'nın çadırlarının yükseldiği Genil ırmağı da fark ediliyordu. Abdullah bu güzel memlekete sonra da Müslüman mezarlıklarını gösteren servilere bakıp ağlamaya başladı. Saray ileri gelenleri ile bu sürgünde Abdullah'a eşlik eden annesi Ayşe Sultan oğluna şöyle dedi: "Erkek gibi savunmasını bilmediğin memleket için şimdi bir kadın gibi ağla!" Dağdan indiler; Granada gözlerinden ebediyen kayboldu.
153.30 ₺ -
İslam Kültüründe Müzik Ses ve Mimari
İslam Kültüründe Müzik, Ses ve Mimari, İslam dünyasında, kültüründe ve sanatında bir tasarım ilkesi olarak sesin merkezi öneminin daha iyi kavranabilmesi için, şimdiye dek birbirleriyle ilişkilendirilmemiş disiplinleri ve düşünce pratiklerini bir araya getiriyor. Şiirden tasarıma, halk müziğinden peyzaj mimarisine, ritüellerden şehir planlamasına, ses performanslarından coğrafyaya uzanarak, İslam dünyasında ses ve mekân ilişkisinin çok yönlü bir tasvirini oluşturmayı amaçlayan eser, İslami çalışmaları etno-müzikoloji, antropoloji, sanat tarihi ve mimarlıkla bir araya getiren çarpıcı ve disiplinlerarası perspektifiyle, tarihsel ve çağdaş üretimlere yönelik yepyeni kapılar açıyor. Geçmişten günümüze ses ve mekân arasındaki etkileşimlerin, görsel ve işitsel imgelerin bir aradalığının onları üreten, deneyimleyen ve dönüştüren insanlar açısından taşıdıkları anlamları araştırıyor.
384.30 ₺ -
Bulgaristan Medreseleri
Bulgaristan’da XIV. yüzyıldan başlayıp XIX. yüzyılın sonuna kadar devam eden Osmanlı hâkimiyetinin en önemli kurumlarından biri medreseler olmuştur. Medreseler, Balkanlar’da İslamlaşmanın bir aracı oldular ve Osmanlı hâkimiyeti Balkanlarda en önemli dönüşümü medreseler aracılığıyla gerçekleştirdi. Bulgaristan’daki Osmanlı medreseleri, Balkanlar’ın bu önemli bölgesini fikir, düşünce ve zihniyet bakımından etkilemiş ve şekillendirmiş bir kurum olarak Osmanlı medeniyetinin güçlü kurumsal yapılarının başında gelmektedir. Sayıları üç yüzü bulan bu eğitim kurumları, Balkan coğrafyasının Müslüman toplumunun inşasında ve Osmanlı kimliğini kazanmasında şüphesiz çok önemli tarihi bir role sahipti. Bulgaristan’da kurulan ve yaklaşık beş asır boyunca faaliyetlerine devam eden medreselerin Osmanlı medrese sistemi içindeki yerini tespit etmek amacıyla hazırlanan bu çalışma, bölge medreselerinin tarihi gelişimini ele almakta, bunların Osmanlı medrese sistemi içerisindeki durumunu değerlendirmekte, eğitim ve şehir tarihi açısından durumunu sorgulamaktadır.
136.50 ₺ -
İslam Ahlak Düşüncesi Sözlüğü
Literatürde Menâhicü’l-ahlâki’s-seniyye fî mebâhici’l-ahlâki’s-sünniyye özgün adıyla bilinen İslâm Ahlâk Düşüncesi Sözlüğü, girişte ifade edildiğine göre, ahlâklanmaya yönelik gayreti en üst derecede ortaya çıkaran, Muhammedî ahlâkı ve sûfiyyenin büyüklerinin vasıflarını içeren, sünnete dair kitaplarda dağınık hâlde bulunan ahlâk delillerini toplayan ve böylece meseleyi bilen sağlam tabiatlı kimselerin ahlâklanmasını sağlayan bir eserdir. Muhammedî ahlâkın incilerini ve ilâhî ahlâkla ahlâklanmaya sevk eden sünnet-i seniyyeye dair eserlerin ve haberlerin nurlarını da ihtiva ettiğini bildiren bu eser, kendi güzelliğini “gerdanlığın ortasındaki mücevher”e benzetmekte, her iki dünyada kazanmak isteyenler için eşsiz faydaları barındırdığını da belirtmektedir. Tüm bu iddiasıyla birlikte eser, klasik yazarların görüşlerinin özünü, kendi dönemindeki fikirlerin hâsılasını, ayrıca ârif ve sûfî imamların tavsiyelerinin kaymağını ve pek çok muhakkik filozofun da hikmetlerini kapsadığını da ifade etmektedir.
699.30 ₺ -
Michel Foucaultnun Yazar Nediri
Filozof, fikir tarihçisi ve teorisyen Michel Foucault, yirminci yüzyıl düşüncesinin en etkili isimlerindendi. Onun 1969 tarihli konuşmasından aktarılan “Yazar Nedir?” makalesi; yazarın niyeti, metinlerin anlamı ve “yazarın ölümü” tezine dair bir dizi girift meseleyi ele alır ve okuyucuya çok sayıda “sömürülmemiş soru” sorar. Bir metnin anlamını tanımlayan veya oluşturan şey nedir? Yazarlar ne anlatmaya niyetlendiklerini biliyorlar mı? Peki ya niyetlenilmeyen ya da tarih boyunca değişen anlamlar? Eser gerçekten de yazarın varlığını gerektirir mi? “Kimin konuştuğunun ne önemi var?” Tim Smith-Laing bu kışkırtıcı tahlilde, “Yazar Nedir?”in yayımlandığı dönemde nasıl bir etki yarattığı, edebiyat teorisi mirasının önemli bir parçası olarak güncelliğini hâlâ nasıl koruduğu üzerine aydınlatıcı bir inceleme sunuyor. “Yazar Nedir?” edebiyat öğrencileri başta olmak üzere bu alanla ilgilenen herkes için hem edebî metinlerde yazar ve yazarın niyeti hakkında devam eden tartışmaları anlamanın bir aracı hem de Foucault’nun eserlerine giden yolda bir mihenk taşı. “Foucault’ya göre yazar, anlamın kaynağı değil, anlamın çoğalmasından korkma biçimimizi belirleyen ideolojik bir figürdür.”
111.30 ₺ -
Ötekini Kovmak
Kendini seyrettiği gölün başından ayrılamayan Narcissus bugün her yerde ; sokakta, otobüste veya dağ başında, kendini cep telefonu ekranından seyrediyor. İlla seyretmesine de gerek yok. Baktığı her şey, alışveriş merkezindeki her ürün, dinlediği her şarkı, okuduğu her tweet hatta bir başkasının yüzü bile ona kendi muhteşemliğini, eşsizliğini, biricikliğini yansıtıyor bugün. Fakat bu olumlamanın zehirli bir tarafı da var : gizlenmiş bir iktidar mantığı, zorun sapkın bir içselleşmesi. Aynının sonsuz yeniden üretiminde kişi, kendisine biçim verecek soruyu kaybetmiş durumda, ötekini. Ötekinin, başkanın, olumsuzun uzaklara sürüldüğü yerde, sınırın çekilebileceği nirengi noktası bulunamıyor. Geç-modernitenin performans öznesi için her yerden üzerine çullanan ve köpürdükçe köpüren bu mutlak aynılığın tek bir neticesi var: kendini tüketmek. Bu sefer yıkım dışarıdan değil içeriden, ani bir çöküş, depresyon veya burn-out biçiminde geliyor. Kaybolan olumsuzun düşünürü, Byung Chul-Han, acının, mahremiyetin, mesafenin kaybını bu sefer de ötekinin kaybı üzerinden düşünüyor. Pek çok düşünür arasında aydınlatıcı ve beklenmedik bağlantılar kurmakta mahir düşünme pratiği, bize bir yandan içinde yaşadığımız “aynının cehennemini” gösteriyor, öte yandan da şaşırtıcı bir felsefe tarihi gezintisi vaat ediyor: “Ötekinin varolduğu zamanlar sona erdi. Gizem olarak öteki, baştan çıkarma olarak öteki, Eros, arzu, cehennem ve acı olarak öteki ortadan kayboluyor. Bugün, ötekinin negatifliği, yerini aynının pozitifliğine bırakıyor. Aynının aşırı çoğalması, toplumsal gövdeyi etkileyen patolojik değişikliklere sebep oluyor. Bünyeyi hasta eden şey, mahrumiyet ve yasaklama değil, aşırı iletişim ve aşırı tüketim; bastırma ve olumsuzlama değil, her şeye izin verme ve her şeyi olumlamadır. Zamanımızın patolojik alameti bastırma değil, depresyondur. Yıkıcı baskı ötekiden değil, içten gelir.”
184.80 ₺ -
Küresel İhvan
Hasan el-Bennâ adında 22 yaşında bir öğretmen ve altı arkadaşı tarafından, 1928’de Mısır’ın İsmâiliyye şehrinde temelleri atılan Müslüman Kardeşler Teşkilâtı, kısa süre içinde ülke sınırlarını aşarak dünyanın dört bir yanına yayılmış ve küresel bir teşkilât hüviyetini almıştı. Kısaca “İhvân” olarak bilinen teşkilât, örgütlendiği ülkelerde siyasî, sosyal ve dinî bir ıslah vaat ediyor, özellikle baskıcı rejimlere karşı güçlü bir muhalif damar oluşturuyordu. Peki, İhvân nasıl bir öyküye sahipti? İdeolojik çerçevesi hangi esaslar üzerine oturuyordu? Vaat ettiği şeyleri uygulamaya geçirirken, nasıl hareket etmişti? Hangi ülke, İhvân’a nasıl reaksiyon göstermişti? Hareketin önde gelen düşünür ve eylem adamları kimlerdi? İhvân, Arap dünyasında hangi bağlama oturtulabilirdi? Dünden bugüne ve bugünden yarına, İhvân toplumlara hangi mesajı veriyordu? Bulunduğu ülkelerdeki rejimlerle nasıl ilişkiler yürütüyordu? Elinizde tuttuğunuz eser, tüm bu soruların cevabına dair kapsamlı bir manzara sunuyor. Müslüman Kardeşler hakkındaki akademik literatürde üzerinde yeterince durulmayan ve irdelenmeyen ulusötesi süreçleri detaylı ve mukayeseli olarak ortaya koyuyor. Bu kapsamda İhvân’ın 21 ayrı ülkedeki toplumsal ve siyasal örgütlenmesi, bulunduğu ülkelerdeki rejimlerle ve diğer ülkelerdeki İhvân teşkilâtlarıyla siyasal ve sosyal ilişkileri ile özellikle Batı Avrupa ve ABD’deki diasporik görünümü kayıt altına alınıyor. Satırlar arasında gezinirken, alanında uzman isimlerin yetkin değerlendirmeleriyle, yakın tarihin hiç şüphesiz en önemli siyasal yapılanmalarından birine çok daha yakından ve içeriden bakma imkânı bulacaksınız.
384.30 ₺ -
İslam Klasiklerini Yeniden Keşfetmek
Klasik İslâmi eser geleneği, varlığını el yazması eserlerle sürdürürken, 19. yüzyıla gelindiğinde matbaanın gelişimiyle birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Müstensihlerin kısıtlı imkânlarla ve el yazısıyla uzun süren çalışmalar sonucu istinsah ettikleri eserler, matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte kısa zamanda çok sayıda neşredilerek daha fazla okura ulaşma imkânı bulmuştur. Matbaa teknolojisinin gelişimi yalnızca böyle bir imkân sunmakla kalmamış, aynı zamanda bir kültürel dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte hem devlet eliyle yönetilen matbaalarda hem de özel matbaalarda hangi el yazması eserlerin neşredileceği, hangilerinin göz ardı edilip tarihin tozlu raflarında unutulmaya terk edileceği ise bugünkü editörlerin karşılığı olarak görebileceğimiz muhakkiklerin inisiyatifinde olmuştur. Bu bağlamda tercihleri ile kanonu belirleyen muhakkikler bu entelektüel ve kültürel dönüşümün bir parçası hâline gelmiştir. Ahmed el-Shamsy, İslâm Klasiklerini Yeniden Keşfetmek’te işte bu meseleler üzerinden klasik Arap-İslâmi eser geleneğinin dönüşümü ve bu dönüşümün aktörlerine odaklanıyor. Avrupalı oryantalist koleksiyonerlerden Arap muhakkiklere, el yazması eserlerden matbu eserlere, devlet matbaalarından özel matbaalara, gelenekçilerden reformistlere Arap matbaa endüstrisi ve yayıncılığının doğuşu ve gelişimine bütüncül bir bakış getiriyor. Klasik ve klasik sonrası dönemlerde, özellikle Mısır, Levant ve Irak bölgelerindeki matbaa ve yayıncılık faaliyetlerine odaklanan Shamsy, yalnızca bu coğrafyaya dair bir analiz ortaya koymaktan öteye giderek matbaa geleneği ve yayıncılık sektörünün genel seyrine dair bir izlek de sunuyor.
349.30 ₺ -
Yunanistan Medreseleri
“Balkanlarda Osmanlı Medreseleri” serisinin ikincisini teşkil eden bu eser, Yunanistan coğrafyasında tesis edilmiş medreselerin beş asırlık envanterini ortaya çıkarmaktadır. Osmanlı coğrafyasında XIV. yüzyılın başlarından itibaren faaliyet gösteren medreseler, beş asır boyunca Osmanlı zihniyetini şekillendiren ve bütün Osmanlı şehirlerinde bilgiyi üreten ve toplumsallaştıran kurumlar olarak varlığını sürdürdü. İlk medresenin kurulduğu 1331 yılından itibaren Osmanlılar, başta Batı Anadolu’da, daha sonra da Balkanların fethi üzerine Rumeli’de yüzlerce medrese kurdu. Yunanistan’da XIV. yüzyıldan başlayıp XX. yüzyılın başlarına kadar kurulan 360 kadar medrese, Osmanlıların eğitim sistemini bütün Osmanlı coğrafyasına yayma siyasetinin açık kanıtıdır. Bu çalışmada, Dimetoka, Yenice-i Vardar, Yenişehir-i Fener, Gümülcine başta olmak üzere Osmanlı sultanlarının, uç beylerinin, kadı ve müderrislerin XV. Ve XVI. yüzyıllarda yaptırdıkları medreselerle Yunanistan coğrafyasının Osmanlı ilim ve kültür merkezlerine eklemlenmesi ve Osmanlı kültürüyle bütünleşmesi süreçleri incelenmekte ve XV. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar Yunanistan’da kurulan medreselerin sayısal analizi yapılarak medrese kurma faaliyetlerinin dönemsel değişimleri ve dinamikleri değerlendirilmektedir. Selanik ve Siroz’un en çok medrese kurulan iki şehir olarak öne çıkması, Osmanlıların bu şehirlere özel önem atfettiklerini ve kültür politikaları bağlamında bu şehirleri bilinçli olarak desteklediklerini de göstermektedir.
137.20 ₺ -
Teknoloji Felsefesi
Teknoloji, hayatlarımızda derinleştikçe çağdaş filozofların daha fazla ilgisini çekmeye başlamıştır ve yayıldığı geniş ağ dolayısıyla potansiyel olarak felsefi incelemenin konusudur. İnsan durmaksızın üretir, alet kullanır, inşa eder, mesken tutar ve düşünür ki bütün bu eylemlerimiz teknoloji ile yakından ilişkilidir. Teknoloji felsefesinin gelişimini takip etmek ve alanı şekillendiren düşünürlerin görüşleri arasındaki ilişkiyi anlamak isteyenler için yazar bu kitapta, Marx’tan Marcuse’a, Dewey’den Latour’a ve Heidegger’den Borgmann’a kadar pek çok düşünürün fikirlerine yeni bir bakış açısı sunuyor. Ayrıca eğitim felsefesi ve değerlere duyarlı tasarım alanında çalışanların da ilgisini çekecek bağlantılar sunuyor. “Nesne olmadan insan bir hiçtir... Fakat öznenin özünde zorunlu olarak ilişki kurduğu nesne, öznenin kendi nesnel doğasından başka bir şey değildir. Böylece kişi üzerine tefekkür ettiği nesne aracılığıyla kendini tanımaya başlar”
265.30 ₺ -
Savaş ve İlyada
Simone Weil, Rachel Bespaloff ve Hermann Broch’u bir araya getiren Savaş ve İlyada, edebiyat, din ve felsefe üzerinden ölüm ve yaşam meselelerini ele alan bir eser. Weil, Homeros’un destanını ayrıntısıyla inceler ve burada kâbusları andıran bir savaş makinesi teşhis eder. İlk kez 1939’da yani 2. Dünya Savaşı arifesinde yazılan bu makale pasifist bir manifesto olarak da okunabilir. Bespaloff makalesini 2. Dünya Savaşı ortasında kaleme alır, çalışmasına “savaşla başa çıkma yöntemim” der, ama bu makale aynı zamanda Weil’e cevap niteliğindedir. Ayrıca, Bespaloff'un Homeros destanını Kitâb-ı Mukaddes'le, şairleri de peygamberle ilişkilendirmesi başlı başına bir katkı olarak görülmektedir. Büyük Alman yazar Broch ise 1947 yılında yani savaş bittikten iki yıl sonra bir sonsöz yazarak bu tartışmaya nokta koyar. Bu sonsözde, yaşlılık üslubundan sanatta yeni mit arayışına, mitsel edebiyata yakın gördüğü Kafka’ya kadar edebiyat teorisiyle ilgili aydınlatıcı fikirler öne sürer. Bir yanda yaklaşık 2700 yıl önce yazılmış en trajik savaş destanı, diğer yanda 80 yıl önce dünyanın maruz kaldığı en büyük savaş… Çünkü en büyük derdimiz güncelliğini koruyor: İnsanlığımızı kaybetmemek.
188.30 ₺ -
Şerhu Şerhi Adabil Bahs Vel Münazara
Hicri 11. Asrın sonları, 12. Asrın başlarında yaşamış olan büyük mutasavvıf İsmail Hakkı Bursevî (kuddise sırruhû) tefsir, fıkıh, hadis, tasavvuf, kelam, Arap dili-edebiyatı ve muhtelif alanlarda olmak üzere 100’den fazla eser vermiş büyük bir âlimdir. Eserlerinden birisi de Taşköprîzâde’nin Osmanlı medreselerinde ibtida seviyesindeki talebeler için uzun yıllar ders kitabı olarak okutulan Risâle fî İlmi Âdâbi’l-Bahs ve’l-Münâzara adlı muhtasar eserine yazmış olduğu şerhin üzerine yazdığı kitabıdır. Taşköprîzâde ise, kelâm, fıkıh, tefsir, ahlâk, mantık, biyografi, Arap dili ve edebiyatı, ilimler tarihi, tıp gibi değişik alanlarda çeşitli kitaplar yanında otuza yakın risâle telif etmiştir. Taşköprîzâde, Risâle fî İlmi Âdâbi’l-Bahs ve’l-Münâzara adlı kendi risalesine yine kendisi şerh yazmış ve İsmail Hakkı Bursevî (kuddise sırruhû) da bu şerhe daha geniş bir şerh yazmıştır. İsmail Hakkı Bursevî, risâlenin giriş bölümüne klasik şerh geleneğinden biraz farklı olarak çok geniş yer vermiştir. Ders kitabı olma özelliğinden ziyade, mütalaa edilme hüviyetine sahip bir eser ortaya koymuştur. Risâledeki münazara ilmi ile ilgili ıstılahları çok güzel bir üslup ile açıklamıştır. Konuya dair getirdiği misallerle şerhi zenginleştirmiştir. Tahkikte takip edilen metod: 1) Mukaddime bölümünde müellifler hakkında bilgiler verildi. 2) Taşköprîzâde metni beş farklı yazma nüshadan mukabele edildi. 3) Metin tam bir şekilde harekelendi. 4) Okuyucuya kolaylık olması için Taşköprîzâde metin ve şerhi İsmail Hakkı Bursevî şerhinden ayrı olarak kitabın baş tarafına konuldu. 5) İsmâil Hakkı Bursevî şerhi üç farklı yazma nüshadan mukabele edildi. 6) Konunun daha iyi anlaşılması için diğer şerhlerden de istifade edilerek dipnotlarla zenginleştirildi. 7) Ayet-i kerîmelerin sure ve numaraları, hadîs-i şerîflerin de tahriçleri yapıldı. 8) Manası kapalı olan kelimeler ve önemli görülen ıstılahlar açıklandı. 9) Tarafımızdan başlıklandırmalar yapıldı. Şerhte referans alınan diğer kaynaklara mümkün mertebe müracaat edildi.
245.00 ₺ -
Selasü Resail Tuhfetul İhvan
"Selâsü Resâil: Tuhfetü’l-İhvân", Şeyh Abdülaziz bin Salim es-Samerai tarafından kaleme alınmış, belagat, mantık ve hikmet alanlarında üç kısa ve özlü risaleyi içeren değerli bir eserdir. İlk risale, Arapça dilinin ifade gücünü ve estetik yönlerini ele alan "Beyan Sanatı" üzerine; ikinci risale, felsefe ve mantığın temel taşlarından olan "On Kategoriler" üzerine; üçüncü risale ise, kelimelerin yerleştirilmesi ve anlamlandırılmasıyla ilgili "Vaz Sanatı" üzerinedir. Eser, açık ve sistematik anlatımıyla bu alanlara ilgi duyan öğrenciler ve araştırmacılar için faydalı bir kaynak niteliğindedir. Haşimi Yayınevi tarafından yayımlanan bu kitap, belagat, mantık ve İslam felsefesi alanlarında önemli bir başvuru kaynağıdır.
115.20 ₺ -
Anadolunun Fetih ve İslamlaşma Tarihi
FÜTUHAT: İLK İSLAM FETİHLERİNDEN OSMANLI’YA İSLAMLAŞMA: SELÇUKLU FETİHLERİNDEN CUMHURİYET’İN İLANINA İlk İslam fetihleriyle birlikte Anadolu’nun güneyinde (Sugūr/Avâsım) başlayan sınırlı bir İslamlaşma olmuşsa da akamete uğramıştır. Anadolu’nun İslamlaşması Türklerin fetih, iskân ve uzun soluklu politikalarıyla tamamlanmıştır. Çağrı Bey’in Pasinler Zaferi (1048) Bizans Devleti’nin gücünü sınamakla kalmamış, onu sarsmıştır. Alp Arslan 1064’te Ani Kalesi’nin Taç Kapısı’na Kızıl Elma mührünü vurmuş ve 1071’de kazandığı Malazgirt Zaferi’yle de Anadolu’nun kapılarını açmıştır. Melikşah’ın Anadolu’nun fethi görevini ve buranın yönetimini başta Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve komutanlarına bırakması, Anadolu’nun Türk yurdu olmasını ve dolayısıyla İslamlaşmasını kolaylaştırmıştır. Süleyman Şah, İznik’i başkent yapmak suretiyle Anadolu’da ilk Müslüman Türk Devleti’ni kurmuştur (1077). II. Kılıçarslan’ın 1176’da kazandığı Miryokefalon Zaferi’yle de Anadolu’nun tapusu, Hristiyan Rumlardan Müslüman Türklerin eline geçmiştir. Geçmişten günümüze Haçlı zihniyetinin Anadolu’yu geri alma teşebbüsleri olmuşsa da boşa çıkarılmıştır. Ahmed Yesevî ve talebelerinin nefesleri, Ahîlerin meslekî hamleleri, Mevlânâ’nın çağrısı ve Yunus’un deyişleriyle mayalanan Anadolu irfanı sayesinde nice büyük zorluklar aşılmıştır. Beylikler, birkaç asır boyunca İslam’ın mahallinde kökleşmesini sağlamıştır. Osmanlılar çağlar boyunca Anadolu’dan yükselen İslam’ı tüm dünyaya yaymıştır... Ve o Anadolu insanı, bütün imkânsızlıklara ve yoksulluğuna rağmen Kurtuluş Savaşı destanını yazmıştır.
328.00 ₺ -
Yavuz Sultan Selim Ötüken
Yavuz Sultan Selim, Osmanlı İmparatorluğu’nun dâhî padişahlarındandır. Kendisi; kararlılığı, disiplini, sertliği, celâdetiyle meşhurdur. Padişahlığı çok uzun sürmedi; 8 yıl gibi kısa bir müddet padişahlık yaptı. Ama bu müddet içerisinde Kuzey Afrika’nın bir kısmını ve Orta Doğu’nun İran dışında neredeyse tamamını Osmanlı sınırlarına kattı. İlk defa olarak, tarihte İslâm Birliği’ni kurdu. O’nun döneminde Müslümanlar, gene İran dışında, Osmanlı bayrağı altında toplanmıştı. Bunca muvaffakiyete, bunca geniş fetihlere rağmen, Yavuz Sultan Selim o ölçüde de tevâzu ve hakikat taraftarı bir insandı. Mekke ve Medine’yi fethettikten sonra, oralara Osmanlı bayrağı çektirmedi; “Buralar bizim değil, Peygamber’in şehirleridir” dedi. Mısır’ın fethinden dönerken de, İstanbul’a yaklaştığında şehre girmeyerek gece karanlığının çökmesini bekledi. Halkın kendisine göstereceği tezahürattan mahcup olarak, saraya halktan habersiz gece yarısı girdi. Zira O, zaferlerinden şımarmayan, onlardan nefsine pay çıkarmayan ihlâslı bir insandı. Böyle büyük bir insanı ve Müslüman Türklüğün gururunu bizlere tanıtan Yılmaz Öztuna’ya minnet ve teşekkürü borç biliriz.
216.00 ₺ -
Sultan Genç Osman ve Sultan IV. Murad
Dördüncü Murad, şöhretini askerî dehâsı kadar emsalsiz otoritesi ile yaptı. Yılmaz Öztuna, o emsalsiz üslûbuyla, IV. Murad'ın otoritesini niçin “devlet terörü derecesinde” kullandığını; otorite kullanmak yeteneğini nasıl kazandığını açıklamak için onun biyografisinin tek başına verilmesini yeterli görmemiştir. Sultan Murad'ı böyle bir politikaya sevk eden sebepleri, halkımızın Genç Osman dediği ağabeyi İkinci Osman'ın başına gelenleri hatırlamaksızın sergilemek, kavramak, kavradıktan sonra anlatabilmek mümkün değildir. Zira Sultan Murad, ağabeyi Sultan Osman'a karşı uygulanan teröre, devlet adına kullandığı otorite ile cevap vererek, bozulmuş düzeni yeniden kurmaya çalıştı. Genç Osman denen -o zaman kendisine yakıştırılan tabirle- gayretlü genç arslan, Türkiye tarihinde, Osmanlı cihan devletini radikal (kökten) reforma tâbi tutmak isteyen ilk şahsiyettir. Şeyhülislâm Hoca Sâdeddin Efendi gibi bu reformun öncüleri varsa da, tatbikata geçen ikinci Osman'dır. Ve maalesef başarılı olamamıştır. İkinci Osman'ın düşündüğü reformlar, imparatorluğu kendi iç dinamikleri ile ıslâh etmeye dayanır. 18., 19. ve 20. asırlar Osmanlı reformları gibi Batı'ya (Avrupa'ya) dönük değildir.
23.20 ₺