-
Aşk ve Başka Şeyler
ağdaş Fars edebiyatının güçlü sesi Mustafa Mestur, Aşk ve Başka Şeyler romanında, fizik eğitiminin ardından Tahran’da kalmaya karar veren Hânî Yadigâri’nin Perestu’ya duyduğu sarsıcı aşkı merkezine alıyor. Hânî’nin delicesine aşkı, onu bir kadının peşinden sürüklemekle kalmıyor; kimlik, geçim, kader, tarih ve ölüm gibi hayati meselelerle de karşı karşıya getiriyor. Gerilimini sonuna dek sürdüren bu sürükleyici anlatı, modern Tahran’ın çelişkili ruh halini ve İran toplumunun bilinçaltını da görünür kılıyor. Mestur, romanında aşkın metafiziği ve bireysel varoluş üzerine bir tartışma sunuyor ve soruyor: Acaba aşk her şeye yeter mi? Yoksa onu yok oluşun önünden almak için başka şeyler de mi gerekir?
209.30 ₺ -
Bahar Seli
Turgenyev’in eşsiz kaleminden doğan ve insana dair en derin duyguları keşfe çıkan bu roman, gençliğin masumiyetinden saplantılı tutkuların karanlığına uzanan sarsıcı bir hikâye anlatıyor. Dimitry Sanin, İtalya’daki bir turdan dönüş yolunda Frankfurt’ta durur ve burada hayatını değiştirecek biriyle karşılaşır: Gemma Roselli. Ailesinin pastanesinde çalışan bu genç kadının güzelliği ve zarafeti, Dimitry’yi hiç tatmadığı bir sevdaya sürükler. İlk kez derinden ve çılgınca âşık olur. Nişanlısıyla birlikte hayalini kurduğu yeni bir yaşamın hayaliyle Rusya’daki mülklerini satmaya karar verir. Ancak bu plan, ilgi çekici ve gizemli Madam Polozov ile yollarının kesişmesiyle bambaşka bir yola sapar. Tutkunun masumiyeti yok ettiği, arzuların insan ruhunu sınadığı bu roman, bir erkeğin sevme biçimini sorgularken, okuyucuyu insan doğasının karmaşık katmanlarında dolaştırır. Psikolojik ve felsefi derinliğiyle Bahar Seli, yalnızca bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda gençliğin saflığı, hayatın geçiciliği ve insanın kendi gölgeleriyle yüzleşmesinin incelikli bir portresidir. İlkbaharın seller gibi coşkun tutkulara dönüşmesini izlerken, siz de bu unutulmaz romanın etkisinden uzun süre çıkamayacaksınız.
174.30 ₺ -
Kumandan Üç El Ateş Etti
Dritëro Agolli, işgal altındaki Arnavutluk’ta geçen bu çarpıcı romanda, bir komiserin inancı silah olarak kullanarak verdiği mücadeleyi merkeze alıyor. Kumandan Üç El Ateş Etti, bir savaş romanı olmanın ötesinde; vicdanın, kardeşliğin, cesaretin ve insanî zayıflıkların ciddi bir portresini sunuyor. Komiser Memo, kardeşi Rüstem ve yoldaşlarıyla birlikte köy köy dolaşarak halkı Alman birliklerine karşı örgütlemeye çalışırken, aynı zamanda kendi halkının zaafları ve ihanetleriyle de yüzleşmek zorunda kalıyor. Korkuyla, sorumlulukla, vicdanla ve toplumla kurulan bağları sorgulatan bu eser, siyasi baskı altında insan kalabilmenin, dik durabilmenin ve halkla birlikte direnmenin hem şiirsel hem sarsıcı bir anlatımı.
315.00 ₺ -
Martin Eden
Jack London, Martin Eden’da bireyin kendi elleriyle yazgısını şekillendirmeye çalıştığı çetin bir mücadeleyi, Amerikan rüyasının yanılsamalarıyla örülü bir zeminde anlatıyor. Kendi sınıfından uzaklaşarak entelektüel bir dünyaya ulaşma hayaline kapılan genç bir adamın öyküsü̈, yalnızca bir yükselişin değil, aynı zamanda bir yabancılaşmanın da hikâyesine dönüşüyor. London, yarı otobiyografik bu eserinde hem insanın sınırlarını hem de toplumun görünmez duvarlarını ustalıkla sorguluyor. Martin Eden, bireysel azmin, kültürel eşitsizliklerin ve içsel dönüşümün romanı. Bu eser, kendine bir kimlik kurmaya çalışan insanın, sonunda bulduğu kimliği neden reddettiğini sormamıza neden oluyor. London, bireyin içsel savaşını sınıf, aşk ve anlam arayışı gibi katmanlarla derinleştirirken, okurunu bir idealin peşinden sürükleyip onun yıkımıyla baş başa bırakıyor.
224.00 ₺ -
William Geldiğinde
Uluslararası edebiyat kamusunda öyküleriyle bilinen Saki, öykü formunun dışına çıkarak kaleme aldığı sıradışı politik romanı William Geldiğinde’de I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, İngiltere’nin Almanya tarafından işgal edildiği alternatif bir geleceği kurguluyor. 1913’te yayımlanan bu distopik eser, siyasi alt metinleri ve satır aralarında gizli ironileriyle yazarın keskin zekâsını ve toplumsal gözlem yeteneğini gözler önüne sererken, dönemin İngiliz toplumunun siyasi kayıtsızlığına ve sinmişliğine eleştirel bir bakış sunuyor. William Geldiğinde, çöküşe sürüklenen ve bir tür nostaljik sadakatle bağlı olduğu geçmişten kopmak üzere olan bir imparatorluğun iç yüzünü gösteren ironik bir ayna. Güncelliğini bugün de koruyan çarpıcı eser, İngiliz edebiyatının büyük ustası Saki’nin politik bilincinin yansımalarını taşıyor.
209.30 ₺ -
Buddenbrooklar
Kuzey Almanya’nın saygın ve varlıklı burjuva ailesi Buddenbrooklar için dışarıdan bakıldığında her şey kusursuzdur: ihtişamlı ziyafetler, sarsılmaz bir itibar, kuşaklar boyu aktarılan ticari bir deha... Ancak bu parıltılı vitrinin arkasında, modernleşen dünyanın çarkları arasında ezilen değerler, çözülen aile bağları ve sessizce büyüyen ruhsal bir tükeniş gizlidir. Thomas Mann, dört kuşağın hikâyesini anlatırken katı disiplin ile sanatsal duyarlılık, görev bilinci ile bireysel mutluluk arasındaki amansız çatışmayı gözler önüne seriyor. Modern klasiğin en güçlü aile destanlarından biri sayılan ve “burjuvazinin çöküş şarkısı” olarak nitelendirilen bu dev roman, bir soyadının ağırlığı altında ufalanan hayatları ustalıkla betimliyor. Eleştirmenlerin “Alman usulü bir trajedi” şeklinde tanımladığı ve Thomas Mann’a 1929 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıran Buddenbrooklar, görkemli ve sarsıcı bir başyapıt.
419.30 ₺ -
Sis
Nabokov, Borges ve Calvino gibi ustaların eserlerine öncülük etmiş, Miguel de Unamuno’nun magnum opus’u Sis, on dokuzuncu yüzyıl hikâye anlatım geleneklerine ciddi bir başkaldırıdır. Hikâyenin merkezinde, hayatın sisleri arasında amaçsızca dolaşan ve sokakta tesadüfen gördüğü Eugenia’ya tutulan Augusto Pérez yer alır. Augusto’nun bu absürt aşkı, etrafındaki karakterlerin felsefî mülahazaları için karşı konulmaz bir zemin hazırlar. Eugenia’nın ‘teorik anarşist’ amcasından, çığır açan yeni bir kurgu türü Nivola’yı Augusto’ya tanıtan yazar arkadaşı Victor’a kadar herkes bu sisin bir parçasıdır. Yüzyılı aşkın bir süre sonra bile Unamuno’nun bu klasiği bizleri etkilemeye, güldürmeye, edebiyat, ilişkiler ve ölüm hakkındaki kabullerimizi düşündürmeye devam ediyor. Ketebe Yayınları olarak yeni serimiz Nivola’ya da ismini bahşeden Sis, Unamuno’nun, bu romanı yazma serüvenini de anlattığı ek bir metinle…
181.30 ₺ -
Gazze Düğünleri
Modern Filistin edebiyatının usta ismi İbrahim Nasrallah, Gazze Düğünleri’nde okuyucusunu Gazze’nin direnişle örülü mahallelerinde geçen sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor. Yaşamla ölümün iç içe geçtiği hikâyeler, işgalin ve yıkımın gölgesi altındaki Gazze sokaklarında manevi bir mirasa dönüşüyor. Birbirinden ayırt edilemeyen ikiz kardeşler Rande ve Lemis’in hayatları üzerinden; kimlik ve aidiyet gibi kavramlar, her bir hatırayla birlikte yeniden sorgulanıyor. Nasrallah, “Hikâyelerimizi yazmazsak düşmanlarımızın malı olur.” diyerek hafızanın ve kelimelerin gücünü karakterlerinin ruhuna işliyor. En ağır kuşatmalarda bile filizlenen aşkları, yas evlerinde kurulan düğün hayallerini ve teslim olmayı reddeden bir halkın iradesini ustalıkla anlatan yazar; keskin nişancıların, tankların, savaş uçaklarının arasında hayata tutunmaya çalışan ve her şeye rağmen gökyüzüne bakabilen insanların sesini tüm dünyaya duyuruyor.
244.30 ₺ -
Brejnevin Maskeleri
Yıl 1982… Leonid İliç Brejnev’in ölümü, zaten hassas dengeler üzerinde duran bir toplumda henüz fark edilmemiş bir çatlağı büyütür. Savaş korkusu, propaganda ve belirsizlik, sıradan insanların hayatını yavaş yavaş bir paranoya rejimine dönüştürür. Küçük bir Sovyet komününde yaşayan köy sekreteri Marku Filipesku’nun gözünden anlatılan hikâye, bürokrasinin iç içe geçmiş saçmalıklarını, ideolojik körlüğü ve insan ruhunun daralan sınırlarını gözler önüne seriyor. Devletin dağıttığı gaz maskeleri, bir süre sonra yalnızca birer korunma aracı olmaktan çıkıyor ve korkunun, itaatin, akıl dışılığın grotesk simgelerine dönüşür. Yazar Nicolae Spătaru, kara mizah ile trajediyi harmanlayarak, totaliter düzenin birey üzerindeki etkisini dikkat çeken bir dille kuruyor. Gerçek ile absürdün çemberinde gezinen anlatı, okuru hem güldüren hem de huzursuz eden bir dünyaya çağırıyor. İktidarın diliyle şekillenen bir gerçeklikte, insanın, aklına tutunması mümkün müdür? Yoksa herkes, farkında olmadan kendi maskesini mi taşımaktadır?
300.30 ₺ -
Altın ve Kar Toprak ve Flüt
“Ölümü yumuşatacak bir acı var mı? Ona karşı bir çare var mı? Ölüme karşı tek bir çare var, yaşayanların hayatını korumak, ki böylece onlardan yeni hayatlar neşet etsin.” Zamanın sonsuz çatallanan yollarında, bazı metinler sonlanmayı reddeder. Cengiz Aytmatov’un mirası olan bu eser, okuru tamamlanmamış iki kurmacanın eşiğine bırakıyor. Altın ve Kar’da, dağların ebedi buzulları ile insanın doymak bilmez altın hırsı çarpışırken, kızıla çalan yalnız bir at meçhul bir kadere doğru hudutsuzca koşar. Toprak ve Flüt’te ise yaşlı bir flüt ustasının kadim notaları, toprağın altından uyanan bin beş yüz yıllık kilden bir Buda heykeliyle ve geçmişin silinmez gölgeleriyle birbirine karışır. Bir labirentin yarım kalması bir eksiklik değil, ebediyetin ta kendisidir; zira son cümlesi kâğıda düşmemiş her hikâye, okurun zihninde sonsuza dek şekillenmeye ve yankılanmaya mahkûmdur.
244.30 ₺ -
Ruhun Dönüşü
Tevfîk el-Hakîm, Ruhun Dönüşü’nde Kahire’de aynı evde yaşayan, akrabalık bağlarıyla birbirine tutunan; ancak ekonomik sıkıntılar ve sessiz çatışmalar arasında giderek dağılmaya başlayan bir ailenin hikâyesini anlatıyor. Evin tek kadını olan Zenûbe’nin, ev bütçesini sarsan arayışlarıyla Abduh ve diğer erkekler arasında yükselen gerilim, bu dar mekânın içinde birikerek bir çatlağa dönüşür. Bu hayatların arasında genç Muhsin, çocukluk deneyimleriyle yoğrulan sınıf bilincini ve dış dünyayla kurduğu huzursuz ilişkiyi anlamlandırmaya çalışır. Kahvehanelerdeki sıradan ama gösterişe yaslanan konuşmaların hemen ötesinde, Zenûbe’nin batıl yollara başvurarak aradığı kurtuluş, evdeki herkesi gerçekliğin soğuk yüzüyle ve kendi hakikatleriyle yüzleşmeye zorlar.
419.30 ₺ -
Masumiyet
aziyar, babasının ölümünün ardından kendi hayatını yeniden okumaya başlıyor. Ancak bu, doğrusal ilerleyen geleneksel bir anı anlatısı değil; hatıraların hücumu, öfke patlamaları ve keskin iç konuşmalarla dolu modernist bir ruhsal savrulma. Çalıştığı oto yıkamanın gürültüsünde kendi sessizliğini arayan Maziyar için dünya tekinsiz, kirli ve acımasız. Maziyar, bu karmaşanın ortasında bir yandan ölüm kayıt memuru Nadya’nın sesindeki zarafete sığınırken diğer yandan kendisini radyo oyunu yazmaya teşvik eden Erdelan’ın gölgesinde kelimelere tutunuyor. Böylece, babasından kalan o karanlık mirasla, alaycı bir mesafeden yüzleşmenin yollarını arıyor. Çağdaş Fars edebiyatının özgün sesi Mustafa Mestur, makro olay örgüsü yerine küçük kırılmalara odaklanıyor. Modern dünyanın cenderesinde nefes almaya çalışan “masum”ların, inceliklerini yitirmeden yaşayabilme çabasını acıyı sömürmeden, onu hafif ama derinden duyumsatan bir dille işliyor. Masumiyet, insan ruhunun yaralanabilirliği üzerine yazılmış güçlü bir iç dünya anlatısı.
216.30 ₺ -
Çoklu Boyutlar
Korkunç ve hayranlık uyandırıcı güçlere sahip kadim bir taş, gündelik hayatın sıradanlığını parçalayarak evreni büyük bir metafiziksel kaosa sürükler. Bir zamanlar Kral Süleyman’ın tacının merkezinde yer alan bu nesne, kötücül bilimadamı Sir Giles Tumulty’nin eline geçer. Taş, iyiliğe olduğu kadar kötülüğe de muktedirdir; ona dokunan herkes zaman ve mekânda hareket edebilir, mucizeler gerçekleştirebilir, şifa verebilir ya da yıkıma neden olabilir. Onu kişisel çıkarları için kullanmaya çalışanlar, aslında kavrayışlarının ötesindeki bir gücün kendilerini kullandığını fark ederler. Bazıları kaçışın olmadığı sonsuz kâbuslara hapsolurken bazıları ise dünyevi yüklerinden kurtulacaktır. Böylece, var olan en tehlikeli nesneyi kontrol etmek için karanlığın ve ışığın güçleri arasındaki ezelî savaş başlar. J. R. R. Tolkien ve C. S. Lewis ile birlikte ünlü Inklings topluluğuna üye olan Charles Williams, fantastik ögeleri modern dünyaya entegre etme biçimiyle bu iki isimden ayrılır. Lewis ve Tolkien yeni dünyalar ya da alegoriler kurarken Williams doğaüstü olanı doğrudan 1930’ların İngiltere’sinin göbeğine bırakır. Çoklu Boyutlar, felsefe ve teolojinin gerilimle harmanlandığı özgün bir anlatı arayan okurlar için sarsıcı bir deneyim.
237.30 ₺ -
Köyün Kamburu
“Ben romanlarımda dünü yazdım. Ama romancı, dünü yazarken kendi gününü yansıtır bir bakıma. Hatta gelecek için yazar…” Roman sanatını; insan ilişkilerini, toplumu oluşturan şartları ve açmazları anlamak için verimli bir saha olarak kullanan Kemal Tahir, Anadolu’nun yoksulluk ve yoksunluk içinde kırılan fay hatlarını takibe devam ediyor. Yediçınar Yaylası’nın devamı ya da müstakil bir roman olarak okumanın mümkün olduğu Köyün Kamburu, ahlaki çözülmenin savurduğu insanın dramını sarsıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Kemal Tahir, kötülüğü ortaya çıkaran şartları; zayıflayan devletin gölgesi, işlemeyen kanunlar ve merkezden koptukça içine kapanan taşranın korkutucu yalnızlığında araştırıyor. Toplumsal bozulmanın, salgın bir hastalık gibi bireyleri nasıl ele geçirdiğini, bütün bunların dışında kalanların bir anomali gibi değerlendirildiği bu zor zamanlarla yüzleşmenin elzem olduğunu bir kez daha gösteriyor.
405.30 ₺ -
Körduman
“Ben Malatya’dayken bir hamalla bir bakkal beş kuruş için çekişiyorlardı. Bakkal, beş kuruş için lafı uzatmayı ayıplayınca hamal, ‘Yağma yok!’ demişti; ‘Ben omzumun etini yiyerek yaşıyorum!’ Halkı böyle konuşan bir memlekette uzun ömürlü roman yazmak kolay değil!” Kemal Tahir’in Türkçenin imkanlarına olan coşkusu ve halkın bu dilin içinde var olma biçimlerine olan merakı, bugün bizlere unutulmaz eserler kazandırmış durumda. Bunlardan biri de Körduman. Kemal Tahir, Anadolu köylüsünü geçmiş ve geleceğin gittikçe bulanıklaştığı, kendi içine ve yoksulluğuna kapandığı bir sisin, yani Körduman’ın içinde resmediyor bu kez. Sağırdere’nin devamı niteliğinde olmasına rağmen müstakil bir roman olarak okumanın mümkün olduğu bu eser; köşeye sıkışan, ahlaki ikilemlerinin maddi isteklerle çeliştiği yerde kendi dramını yaşayan insan tekinin çözümlemesini yapıyor. Kemal Tahir; dere neden sağır, duman nasıl kördür, anlamak için bizi insan ve toplumun derinlerine çağırıyor.
419.30 ₺ -
Kuranı Kerimden Cevherler 2 Cilt Takım
Kur’ân-ı Kerîm’den Cevherler, Kur’ân-ı Kerîm’in mesajını daha anlaşılır bir şekilde okuyup kavramak isteyenler için hazırlanmış, 2 ciltlik kıymetli bir meal ve tefsir çalışmasıdır. Eserin temelini, son dönem Osmanlı âlimlerinden Ömer Nasuhi Bilmen Hazretleri’nin kıymetli eseri Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meâl-i Âlîsi ve Tefsiri oluşturmaktadır. Bilmen Hazretleri’nin özlü ve anlaşılır tefsirinden seçilen sûre ve âyetler, okuyucunun istifadesini kolaylaştıracak şekilde bir araya getirilmiştir. Bu çalışmayı özellikle değerli kılan hususlardan biri ise Hüsameddin Vanlıoğlu ve Fatih Kalender hocalarımızın titiz çalışmasıdır. Eserin tercüme ve sadeleştirme çalışmalarını gerçekleştiren Hüsameddin Vanlıoğlu ve Fatih Kalender, Ömer Nasuhi Bilmen Hazretleri’nin ilmî mirasını günümüz okuyucusunun daha rahat anlayabileceği bir üslupla istifadeye sunmuşlardır. Çalışmada yalnızca âyetlerin mealiyle yetinilmemiş; kelime mealleri ve tefsir açıklamaları da bir araya getirilerek okuyucunun âyetlerin anlam dünyasına daha derinlemesine nüfuz etmesine imkân sağlanmıştır. 📖 1. Cilt Birinci ciltte; Fâtiha Sûresi, Bakara Sûresi 1-5. âyetler, Âyetü’l-Kürsî, Âmene’r-Rasûlü, Lev Enzelnâ, İsrâ Sûresi, Nûr Sûresi, Lokman Sûresi, Secde Sûresi, Ahzâb Sûresi, Yâsîn Sûresi yer almaktadır. 📖 2. Cilt İkinci ciltte ise; Duhân Sûresi, Fetih Sûresi, Hucurât Sûresi, Rahmân Sûresi, Vâkıa Sûresi, Mülk Sûresi, Amme Cüzü yer almaktadır. ✨ Eserin Öne Çıkan Özellikleri * Ömer Nasuhi Bilmen Hazretleri’nin kıymetli tefsirinden seçmeler * Hüsameddin Vanlıoğlu ve Fatih Kalender tarafından tercüme ve sadeleştirme çalışması * Âyetlerin Türkçe meali * Kelime kelime meal * Âyetlerin açıklama ve tefsirleri * Sade, anlaşılır ve istifadeye uygun anlatım * 2 ciltlik takım Kur’ân-ı Kerîm’i yalnızca okumak değil, âyetlerin anlamını, mesajını ve açıklamalarını da anlayarak okumak isteyenler için hazırlanan bu eser, evlerde ve aile kütüphanelerinde bulunması faydalı bir başvuru kaynağıdır. Kur’ân-ı Kerîm’den Cevherler, Ömer Nasuhi Bilmen Hazretleri’nin ilmî birikimini, Hüsameddin Vanlıoğlu ve Fatih Kalender hocalarımızın tercüme ve sadeleştirme gayretiyle günümüz okuyucusunun istifadesine sunmaktadır.
804.00 ₺ -
Yediçınar Yaylası
“Ben romanlarımda çok sert realitelere dokundum.” Bir imparatorluk, yavaş yavaş tarih sahnesinden çekilmeye başladı mı sadece siyasi haritalar değişmez. Bozulan devlet yapısı, toplumsal dinamikleri de altüst eder. Kemal Tahir, Yediçınar Yaylası ile Osmanlı’nın dağılma sürecine girdiği o korkulu zaman tünelinde taşranın ahlaki ve iktisadi buhranlarına eğiliyor. Siyasi ve sivil kurumların, dağılan imparatorluğun tozu dumanı içinde yozlaşmasının insanı savurduğu karanlığı gözler önüne seriyor. Tarihin akmayı bırakıp durgun bir su birikintisi haline geldiği Osmanlı taşrasının derinine, o suyun dibine keskin bir bakış atıyor Kemal Tahir. “Romancı; konusunu, kişilerini, meselesini romancı gücüyle hayattan çeker; roman platformuna getirir. Bunlar, bu platformda artık hayattaki olaylar, kişiler, düşünceler değillerdir. Ne kadar romana yaklaşırlarsa o kadar reel olurlar. Ne kadar ham kalırlarsa o kadar gerçekten uzak…”
391.30 ₺ -
Kelleci Memet
“Çünkü eskimek, benzeri var olanlar için söz konusudur.” Her kuşağın yeniden ve kendinden öncekilerden farklı bir biçimde keşfettiği Kemal Tahir, benzersiz üslubu ile her daim yeni kalmayı başardı. Onun roman evreninin, dil zenginliğinin en kıymetli parçalarından biri olan Kelleci Memet ise farklı okumalara ve yorumlara açık olmasıyla bugün de ilk yayımlandığı günlerde gördüğü ilgiyi koruyor. Kelleci Memet, 40’lı yılların Türkiye dinamiklerinden taşranın koyu yalnızlığına, mahpushanelerin dram yüklü avlularından cepheden kederle dönmenin hatıralarına uzanan çok katmanlı bir anlatı ormanında gezdirir okuyucusunu. Kemal Tahir’in, tanımak ve anlamak için ömrünü adadığı Anadolu insanının, zor zamanlardan geçerken edindiği toplumsal deneyimin yakın tarihli bir kesiti olan bu roman, büyük insanlık hikayesine dair de çok şey söyler. Mağdurken mağrur, kurnazken mağlup, yaşarken ölü olmanın bu çok sesli korosu, edebiyatımızın köşe taşlarından biri olmaya devam edecektir.
223.30 ₺ -
Büyük Mal
“Drama düşmüş kişi, ne kadar budala olursa olsun, ister istemez, içinde yaşadığı toplumun bozuklukları, haksızlıkları üzerinde durur düşünür; belki de onlara karşı çıkar ve onurlu bir tavır takınır! Romanın gücü buradadır.” Büyük Mal romanında taşradaki toplumsal yapıyı sorgulayan Kemal Tahir, yerel ve merkezî güçler arasındaki çıkar ilişkilerini, köylü-ağa çatışmalarını ve kadın erkek ilişkilerindeki erkek egemen bakışı kurgusal zemin olarak kullanır. Taşradaki çözülmenin önü alınamaz bir hale geldiği, hatta çürümeye döndüğü yılların anlatıldığı Büyük Mal, ellerindeki gücü birtakım oyunlarla ve merkezî iktidar yardımıyla elde eden bir grup taşra elitinin değişen siyasi konjonktürle birlikte içine düştüğü güç mücadelesini anlatır. Kemal Tahir’in taşrayı anlattığı romanlarının sonuncusu ve bir olgunluk çağı eseri olan Büyük Mal, bu yönleriyle hem başta Yediçınar Yaylası ve Köyün Kamburu olmak üzere taşra romanlarının devamı olarak, hem de müstakil bir başyapıt olarak okunabilir.
455.00 ₺ -
Delirmeler Sarayı
Belki odanın içinde birtakım hareketlerin olduğunu hissettiği için açtı gözlerini. Masanın başındaki arkadaşını gördü̈. Başını eğmiş, gömmüş bir şeylere. Sonra masa lambasından yayılan ışığın arkadaşının gövdesine çarpınca duvarda oluşturduğu gölgeyi gördü̈. Bir korkunç ve çirkin devin eğilip bir çiçeği koklamasına benziyordu gölge. İçeride yaşayanlar ve dışarıda dolaşanlar. Sahneye uyarlamak için bir edebiyat eseri arayan hayat dolu Selim; hayale saklanan ve anlamı kelimeye zorlamak için uğraşan kırılgan Arif; aklının açtığı kapıların ardında kaybolmuş öfkeli ve delişmen İsmail; ve durgun bir su gibi Hakan; bu karakterlerin kesişim noktası, yürüyemeyen, konuşamayan, sadece dinleyen ve bakan bir ihtiyar yazar İhsan Zahir; ve üç farklı zamanda yaşanan hayatların birleştiği yerde kurulan rüyalar sahnesi’nden, delirmeler sarayı’na dönüşen bir konak. Güray Süngü’nün dili, tıpkı zaman algısı gibi ironinin keskin kıvrımlarında eğilip bükülüyor. Delirmeler Sarayı okuruna gerçeğin sınırlarını aşmaya çalışan bir kurmacanın kapılarını aralıyor. Bu kapılar ağır (gerçek) ile hafif (hayal) arasındaki eşiğe açılırken kimi anlarda zaman kavramı bir ömre sığıyor kimi anlarda ise ömür denen o upuzun zaman dilimi tek bir âna sıkışıyor. Tam o esnada bükülen algı; her bir karakterin kendi gerçeğini arama serüvenine eşlik ediyor ve insanın ne kadar kusurlu bir varlık olduğunu ama yaratımın da insanın bu kusuruna iliştirilmiş bir hediye olduğunu gözler önüne seriyor. Seni tanıyorum. Sen, bir şeyin kendisi olabilmesinden daha yüce bir şey var mıdır acaba diye düşünürken, tam cevaba yaklaştığım anda içimde uyanan duygusun. Senden kimseye bahsetmeyeceğim. Senden kimseye bahsetmeyince ölecek misin?
349.30 ₺ -
Pencereden
“Uzun uzun anlatmam gerek anlaşılması için ama anlatamam. Çünkü siz bir yabancısınız.” Pencereden tanıdık yüzlü yabancılar arasında kalmışların romanı. Samimiyetsiz nezaket sözleriyle kızaranların, sırtında delici bakışlar hissedenlerin, herkese sadece “siz” diyebilenlerin. Hayata ancak kabuğundaki pencereden bakmak zorunda olanların.
146.30 ₺ -
Düş Kesiği
Düş Kesiği, bir sabah uyandığında kendisini yazdığı romanın karakteri olarak bulan Gereksizyazar’ın hikâyesi. Düş Kesiği, anlam giriftse, biçimin de girift olacağından yola koyulan bir roman. Düş Kesiği, bazı şeyleri güzel yapan kusurlardan bahsederken, insanın en temel yanılgısının kendisi hakkında olduğunu savunan bir roman.
314.30 ₺ -
Kış Bahçesi
Birbirine dokunmadan yaşanan hayatları anlatıyor Kış Bahçesi. Hikâyenin dışarıda değil içeride olduğunu anlatıyor. Geçmişin geçmek bilmediğini, buna rağmen asıl yükün geçmişte değil gelecekte olduğunu anlatıyor. İstanbul’un yoksul sokakları, sur içinde yaşanamayan hayatlar, masumiyete dönme arzusu, ölümsüz olma arzusu, huzurla ölme arzusu birbirine karışıyor. Bir kutuya saklanmış ömürler ateşe veriliyor, yeni bir sayfanın üzerinde hayat daha büyük ve daha sert bir yıkım için yeniden başlıyor.
139.30 ₺ -
Yeryüzü Blues
orular şunlar: Kesin ve sonlu bir cehennemden nasıl çıkılır? O cehennem neresi? İlk sorunun beklemekten başka cevabı var mı bilinmez ama ikinci sorunun cevabı aşikâr: Yeryüzü. Goethe’nin söylediği gibi “hassas kalplerin cehennemi” olan yeryüzü. Kadir Daniş, tam tekmil bir cehennemi tasvir ediyor okuyacağınız satırlarda. Üstelik bunu okurunu sınayan, kalbini patlatmak ister gibi zorlayan bir cüretle yapıyor. Bir ihtimal, “gönlü olanları, acıyı ve hüznü yakından tanıyanlar”ı, “elindeki bir avuç keşkeyle meğer”i yegâne varlığı bilenleri arıyor. İyi ama bulup da ne yapacak? Zira yeryüzü blues, ne bir davet ne teneffüs zili ne de şifalı bir merhem! Olsa olsa sızlayan bir yara, destansı bir inleme, iç kanatan bir şarkı, tehlikeli bir sayıklama. Aykut Ertuğrul Kimse sizi dinlemiyorsa yapacağınız en doğal şey çığlık atmaktır,” diyor modern çağın en deli filozofu. Sanatın ne olduğunu ifade etmeye çalışırken bazen bundan istifade de ederiz ya. Ama estetiği işin içine katmadan diyeceğimiz sadece “ah”tır, yüksek sesle de olsa “ah”. O da sanat olmaz. Yazarın işi ah’ı biçime zorlamak diyelim kolayından. Kadir Daniş’in yaptığı da bu. Ama genç romancı ah’ın geldiği iç’i söylesin diye coşturmuyor da, sanki sussun diye gırtlağına basıyor iç’in. Gırtlağına basılan iç de, böyle dile geliyor. Bu yüzden bu denli içeriden, bu denli acıtıcı, bu denli çığlık. Anlattığı şeylere gelince... Pek önemli değil. Bu sıralar, buralarda yaşanan bir şeyler işte. Güray Süngü
174.30 ₺ -
Çağrılan
AP4 isimli yeni nesil bir yapay zekânın Silikon Vadisi’nden kaçışıyla başlayan Çağrılan, bilim kurgu ve polisiyenin sınırlarını zorlayan bir roman. İstanbul’da yapılması planlanan bir bombalı eyleme engel olarak dikkatli gözlerin ilgisini çeken firari yapay zekâ, Kars’ta yeniden ortaya çıkmak üzeredir. 11. yüzyılda yaşamış ünlü mutasavvıf Ebu’l Hasan Harakanî hakkında yapılacak önemli bir sempozyumun hazırlıkları bütün hızıyla devam ederken Kars, birdenbire yabancı istihbarat örgütlerinin, gözü kara ajanların, kurnaz dijital casusların ortaya çıkıverdiği bir savaş meydanına dönüşecektir. Korku, polisiye, bilim kurgu, türlerinde yıllardır Türk edebiyatının en önemli eserlerini veren Sadık Yemni, Çağrılan ile dijital çağa yepyeni bir bakış açısıyla bakmayı teklif ediyor.
181.30 ₺ -
Gezgin Dervişin Kamburu
Bir derviş 12. yüzyılda Afganistan’dan yola çıksa yürüye yürüye kaçıncı yüzyıla varır? Kalbinde bir insanın küçük sevdası, mutlak hakikatin büyük aşkıyla kaç dünya yürüyebilir? İbakorkmaz’ın Ebu Dürr’ü, gönlünde o Hintli dilberin kara gözleriyle ve aklında zor sorularla bin yıla yakın zaman gezdikten sonra yazarın birkaç ayrıntıyla kurduğu Fakızade’yi buldu. Fakızade de Ebu Dürr’ü ve onun üstüne yazdığı eseri İbakorkmaz’ın kaleminin ucuna getirdi. Gezginin sesi nereden nereye, hangi çağdan hangi çağa ulaşıyor? Peki zaman, çağ denebilecek parçalara bölünebilir mi? Peki bir yazar asırlar öncesinden gelen sesleri duyabiliyorsa zaman diye bir şey var mıdır? Öyleyse dinle! Senin “şimdi” dediğin zamanı ben şimdi yaşıyorum. Demek ki senin şu anınla, benim şu anım arasında bir fark olduğunu iddia etmen zor. Anlar arasındaki farkın ortadan kalktığı an, yalnızca şu andır demek ki. Oysa biz şu anı yaşayıncaya kadar farklı zamanlarda yaşadığımızı sanıyorduk. Ama bak, tarih dediğimiz şey de avuçlarımızın arasından, bu satırların arasından ve zihnimizden eriyip gidiverdi. Mesela benim şu an ölü olmam neyi değiştirir? Düpedüz sohbet ediyoruz seninle. Ben söylüyorum ve sen dinliyorsun. Üstelik senin “şu an” dediğin anda...
104.30 ₺ -
Safahat Osmanlıca
1924 yılından günümüze kadar Mehmed Âkif ’in 7 kitaptan oluşan eseri Safahât’ın Osmanlıca muhtelif baskıları yapıldı ve yapılmaktadır. Ne var ki devrin teknik imkânlarından dolayı bu baskılarda imla birliğinin eksikliği; harf, kelime ve noktalama hususundaki baskı hataları dikkat çekmektedir. Ketebe Yayınları olarak hem merhum Âkif ’in ruhunu ta’zîz etmek, hem de giderek talibi artan Osmanlı Türkçesi ilgililerine sağlam ve eksiksiz bir nüshayı hediye etmek üzere bu meşakkatli yolculuğa çıktık. Günümüzün teknik imkânlarından faydalanılarak kolay okunan harflerle ve tıpkıbasımlardaki hatalar giderilmiş olarak vücuda getirilen elinizdeki Safahât’ta, aynı zamanda Osmanlı Türkçesiyle tarafımızdan ilk defa neşredilen, 1898 yılında Mehmed Âkif ’in ilk şiirlerini neşrettiği Resimli Gazete’deki bazı manzumeleriyle birlikte, onun şairlik serüvenine ve mesleğine uygun düşen diğer şiirleri de “Safahât Dışında Kalan Şiirler” başlığıyla yer almaktadır.
524.30 ₺