-
Azizler ve Haydutlar
Yeni kurulan, Dünya Türk Olsun Başkanlığının ilk başkanı Nedret Bey ve kahraman sekretaryası dünya barışını tesis için büyük ve önemli bir göreve girişirler: Uluslararası Baca Temizleyicileri Konferansı düzenlemek!Güngörmüş bir ailenin kendi halinde çocuğu Bekir, devlette sakin bir liman aramaktadır. Fakat birtakım yanlış anlaşılmalar neticesinde kendisini Baca Temizleyicileri Konferansı’nın kelimenin tam anlamıyla “acayip” sekretaryasında bulur. Maruz kaldığı yoğun gündemde kaybolmamak için rahmetli büyükannesinden yardım istemekten başka çaresi yoktur.Konferans düzenlenebilecek midir, dünya barışının akıbeti ne olacaktır? Göbekli Teke, Alfons Cezmi, Kezban ve bakışsız bir kedi kara Kılbaz’ın tarassutu altında seyreden Bekir’e büyükannesi yardım edebilecek midir?Selman Bayer’den absürtlüklerle dolu bir kara komedi.
114.10 ₺ -
Peri Palas
“Metrûk binalar, lağımlar, hamamlar, bostan kuyuları, çeşme yalakları, değirmenler, mezarlıklar, saçak altları, ulu deryâların dipleri, dağların etekleri, vadiler ve dahi mağaralar acâyiplere mesken süflî zâviyelerdir. Hâşâ besmelesiz girilmez.” Zâviyetü’s-Süfliyye – Kurtubî-i Cedîd Faruk, nihayet hakkında onlarca hikâye duyduğu Peri Palas’ı bulmuş ve acayipleri misafir eden bu otelin sahibi hayalet Mümtaz Bey’le tanışmıştı. O günden sonra Peri Palas’ta karşılaştığı gulyabanilerden kaftarlara, cinlerden karabasanlara, oburlardan al karılarına kadar pek çok acayiple birlikte hiç beklemediği çetin maceralara girecek, İstanbul’u karanlığın gazabından korumaya çalışacaktı.
181.30 ₺ -
İnsanın Acayip Kısa Tarihi
“Tora torta kombeee Fero nonka hum zeee Kalentaka lumumbus Tanketana bun geee...” Bir yazarı güçlü kılan nedir? Bu uzun öyküyü/novellayı/kısa romanı (bir yazarı güçlü kılan, kesinlikle türler hakkındaki lüzumsuz bilgisi değildir) okurken kendimi dönüp dolaşıp bu sorunun kıyısında buldum. Nedir Güray’ı iyi ve güçlü bir yazar yapan: cesareti, evet. Metnin içinde kendi imal ettiği yüksek etkili kurgusal patlamalardan korkmayıp üzerine gitmek ve yeni patlamalar çıkarabilmek cesareti. Ve yetenek, formüllerle izah edilemeyecek kadar net bir anlatma ve kurgu yeteneği. Keyif! Yazarken keyif almayan, coşku duymayan, tutkuyla yazmayan hiç bir yazarın dehasından söz edemeyiz. Bu mümkün değil.
118.30 ₺ -
Kemik Kitabesi
Nuh’un gemisi, içinde insanlık tarihini değiştirecek bir sır saklıyor olabilir mi? Geçmiş büyük uygarlıklara ait, kaybolduğu söylenen gizli ilimlerin esrarengiz bir defterde yazılı olma ihtimali nedir? 2000’li yıllar İstanbul’unda bir hipnoz seansı, günümüzden zamanın yaratıldığı âna kadar sürecek çağlararası bir yolculuğa dönüşebilir mi? Tuna Yukay, Kemik Kitabesi romanında bir ihtimaller ve hikâyeler denizinde yüzüyor. Üstelik bu çalkantılı ve karanlık denizde bırakın yolunu kaybetmeyi, usta denizcilere has bir rahatlıkla ilerliyor. Yukay’ın, büyük bir hünerle inşa ettiği roman evreninde zaman doğrusallığını yitiriyor, bireyler yeniden kahramanlara dönüşüyor, gerçeklik yepyeni bir aynadan okura kendini gösteriyor. Yazar, Kemik Kitabesi’yle, büyük destanlara ve hikâye anlatıcılarına onların şanına yakışır bir selam veriyor.
174.30 ₺ -
Çilek Tadında Aşk Öyküleri
Leyla ile Mecnun’dan Hüsn ü Aşk’a, O. Henry’den Oscar Wilde’a en ünlü aşklar ve aşk öyküleri... Gül ile Bülbül’den Yusuf ile Züleyha’ya, Anna Karenina’dan Kafka ve Milena’nın aşkına, Halil Cibran’dan Mevlana’ya uzanan aşk dolu satırlar ve sizi farklı dünyalara taşıyacak öyküler... Kafka’dan James Joyce’a, Balzac’tan Van Gogh’a kadar pek çok ünlü kalemin aşk mektupları... Kısa anekdotlar, şiirler, mektuplar, sıcacık hikâyeler ve çilekli tariflerle renklendirilmiş bir öykü kitabı… Çilek Tadında Aşk Öyküleri, üslubu ve içeriği ile hayata biraz ara verip soluklanmak isteyenler için... Çünkü herkesin mutluluğa ve etrafa mutluluk yayacak bir aşka ihtiyacı var...
63.00 ₺ -
Münferit Bir Olay
Suat Köçer’in ilk romanı Münferit Bir Olay, tabiri caizse bir “film gibi” gözümüzün önünden akıp gidiyor. Hemen yanı başımızda yaşanıyormuş hissini veren, etkileyici bir hikâyesi var bu filmin. 90’ların İstanbul’unda geçen olaylar, bir grup kartonpiyer işçisinin etrafında dönüyor. Umudun, korkunun, acının kol gezdiği bir ortamda hayata tutunmanın mücadelesini veriyor, ustalar ve çırakları. Sabah gün ağarırken Düldül’e doluşup yollara düşüyor, akşama kadar çalışıp duvarlarında Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses posterleri asılı çay ocaklarında buluşuyor bu yol arkadaşları. Efkâr bastığında teypte Sezen Aksu şarkıları çalıyor. Yılmaz Erdoğan’ın Bir Demet Tiyatro’su, oyunculuk hayalleri kuran çırağın odasının duvarlarını süslüyor. Kader bu ya, bir gün bu ekibe Volkan da dâhil oluyor. Evden kaçarak İstanbul’a, Hıdır abinin yanında çalışmaya gelen “tahsilli” Volkan, şahit olacağı olaylardan habersiz kalıp döküyor, alçı taşıyor, kat temizliyor. Hayat onu asla unutamayacağı olayların içine sürükleyerek “bu filmin” baş kahramanlarından biri yapıyor.
146.30 ₺ -
Hint Yıldızı
Moralızade Vassaf Kadri’nin 1915 yılında Berlin’de kaleme aldığı Hint Yıldızı, Osmanlı dönemi Türk edebiyatında sömürgecilik eleştirisini odağına alan ilk romanlardan biridir. Moralızade, İngiliz sömürgesine karşı Hindistan’da başlaması muhtemel bir isyanın portresini çizerken din, dil ve ırk farklılıklarını ortadan kaldırmış bir “Hindistan ütopyası” yaratır. Sömürge koşullarında yaşayan Hintlilerin düşüncelerini ve deneyimlerini detaylı bir şekilde anlatırken şehrin sosyokültürel haritasını da çıkararak Hint Yıldızı’nı hafıza anlamında da zengin bir metne dönüştürür. Fatih Altuğ ve Betül Bakırcı Keleş’in yayıma hazırladığı Hint Yıldızı, açıklamalı orijinal metin ve günümüz Türkçesiyle bir arada.
174.30 ₺ -
Dirilen İskelet
“Yaşam nedir? Nerede gizlidir yaşamın özü? Yaşayan r uh mudur yoksa kemikler mi? Yahut fikirler midir aslında yaşayan? Ölen bir insan hayata dönebilir mi veya bir iskelet dirilebilir mi kemikleriyle? Bir insan öldükten sonra ahlaki değerleri değişir mi? Bir iskelet dirilseydi, onun, bugünün ahlakına veya ahlaksızlığına karşı söyleyecek bir sözü olur muydu? Dirilen İskelet’in sorduğu temel sor ular bunlar işte. Hüseyin Rahmi Gürpınar, Dirilen İskelet ile bir yandan polisiye ve fantastik ögelerle okurda merak uyandırırken öte yandan bilim, inanç, ahlak, kadın hakları gibi birçok konuyu da ispritizmacılık , pozitivizm ve feminizm ile birlikte bir kere daha düşünmeye davet ediyor.
202.30 ₺ -
Hicran
Ayanzade Namık Ekrem’in 1899’da kaleme aldığı manzum romanı Hicran, Osmanlı edebiyatında mesneviden romana geçişin, iki tür arasındaki sürekliliğin bir temsilcisidir. Hicran, yazım tekniği olarak büyük oranda manzum olsa da, anlatıcının değişimi, monologlar, yer yer tiyatroya dönen biçimi ve ara başlık kullanımıyla da dönemine göre benzersiz bir okuma sunuyor. Okurlar için dönemin ilişkileri, yaşam tarzı hakkında fikirler veren Hicran romanı, açıklamalı orijinal metin ve günümüz Türkçesi bir arada ilk kez okur karşısına çıkıyor.
132.30 ₺ -
Şehir Yıkılırken
Erenköy eşrafından Emin Bey, ailesini ve şehrin bir nişanesi olarak gördüğü evini koruyabilmek için bahçesine bir kuyu açtırmak ister. Ancak şehrin değişimine karşı bir direniş halini alan bu isteğin, kendisine getireceklerinden habersizdir. Şehir Yıkılırken, dev bir şantiyeye dönüşen İstanbul’da sıkışıp kalmış, geçmişini korumak isteyen Emin Bey ve onun bir arada tutmaya çalıştığı ailesinin hikâyesini anlatırken şehirle birlikte değişen değer yargılarının, insanı sürekli ve daha çok kazanmaya iten ihtirasın yaşanılan yıkımın asıl sorumlusu olduğunu gösteriyor bizlere. Nuri Sincanlı, Şehir Yıkılırken’de şehrin en küçük parçası olan mahalleye ve semt insanlarının hayatına odaklanırken okuru kendisiyle yüzleşmeye, şehrin hafızasını, silüetini ve mahalle dokusunu korumaya çağırıyor.
174.30 ₺ -
Cennetin Sesi
Bekleyeni kıstırır bela. Birilerini yerleştirmek gerek boşluklara. O birileri ki hep beklediğine benzer. Herkes dönen makaranın peşinde şevkle seğirtirken, bekleyenler bilir ki yollar tastamam ölüdür. Kelimeler krallığında inşa edilen bir mabede giriyoruz. Bir bekleme ustasının “Beklenen kimdi/neydi?” sorusuna aradığı cevap, zamanla harabeye dönen mabedin tozu toprağı arasında asıl muhatabını buluyor. Ve beklemenin sırrına eriyor. Cennetin Sesi, bekleyişini ferdî bir çığlığa hapsetmek yerine onu toplumsal dayatmaların, varoluş çabalarının, kuşak çatışmalarının atmosferine taşıyor. Bir yüreğin çırpınışı, bir zihnin bocalayışı karşısında kayıtsız kalanları; engelleri, olamamayı, milyonlarca insan arasında hâlâ yaşananları tek bir isme sığdırıyor. Ruhun rengini oluşturan kibrit-i ahmer gibi dünyasını cevhere dönüştürmesi beklenen bu isim, aynı zamanda düşülen kuyunun, sarkıtılan ipin, beklenilenin ve bekleme illetinin ismi oluyor. Zeynep Hicret’ten, beklemenin kıyısında bir ilk roman.
114.10 ₺ -
Duru Göğün Fısıltısı
Alkan Kılıç, Duru Göğün Fısıltısı’nı klâsik edebiyatımızın son büyük mesnevisi Hüsn-ü Aşk’tan yola çıkarak yazdı ve onu çağın idrakine yeni bir dil ve anlayışla sunuyor. A’mâk-ı Hayâl’e, Şehnâme’ye Binbir Gece Masalları’na dek uzanan bu roman; zaman kadar eski rüyalarımız, efsane ve mitlerimizle besleniyor. Böylece bizi; Diyar-ı Rum’dan Bağdat’a, zulmet kuyusundan Gam Harabeleri’ne, yedi iklime ve dört bucağa doğru binbir günden fazla sürecek bir yolculuğa çağırıyor.
139.30 ₺ -
Mehmeti Sakatlayan Serçe Parmağı
Tüm yolları düğümlemeye niyet edenlerden Mehmet; hayat da aldırmıyor, gözlerini kamaştırıyor durmadan. Babasından kalan birkaç satırla ne kadar dayanabilirse o kadar yürüyor yolları; Kumkapı’yı, Samatya’yı, Paşa’yı. Geçmişin, altı harfli bir sözcük olmadığını, şu anına rengini veren kelime olduğunu fark ederek, elini tutmak isteyen elleri naifçe iterek, dahası kendini başka eller tarafından cezalandırarak Lena’nın, yaşlı teyzesinin yanına varıyor her akşam. Şehrin, ıssızlığın ve kalabalığın, merhametin ve azabın kapılarına doğru ilerlerken buluyor kendini Çiğdem; hatırladıkça güç bulduğu insanların gölgelerinden, seslerinden, sözlerinden geçerek. Güray Süngü, Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı’nda; günlerin birbirine, geçmişin şimdiye, hikayenin gerçeğe dolaştığı düğümü; Mehmet’in göz göze geldiği kar tanesiyle, Çiğdem’in attığı adımlarla, Faruk’un şiirleriyle bir bir aydınlatıyor. Aydınlandıkça fark ediyoruz biz de: yağmurun açtığı yaraların kapanmadığını, çocuklarda.
139.30 ₺ -
Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten
Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten tarihî bir roman mı? Evet, ama tam değil. Polisiye mi? Evet, ama tam değil. Fantastik? Bilimkurgu? Evet evet, ama tam değil! Hem bunların hepsi, hem de çok daha fazlası! Serçelerin Ölümü ve Yeryüzü Blues’dan tanıdığımız Kadir Daniş, 20 yaşındayken yazdığı ve ilkin Panoptik Bela adıyla yayımlanmış olan Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten’de okurlarını eski İstanbul’un eğri büğrü sokaklarında ve karanlık dehlizlerinde geçen, aklın ve gerçekliğin sorgulandığı dehşetli bir maceraya götürüyor. Delirmiş cadılar, aslından iyi kopya üreten kalpazanlar, bıyığıyla ağaç deviren dev yeniçeriler, günışığının ve gümüş mermilerin alt edemediği vampirler, antik şifreler, İmparatorluğu yıkmak isteyen gizli örgütler, çağını aşan genetik komplolar, uzay çağından fırlamış silahlar, Yıldız Sarayı’na kadar sızmış kan emici casuslar… Ve bütün bunların karşısında çakmak çakmak gözleriyle, dünyaca ünlü Osmanlı Dedektifi Yıldırım Âgâh! “Yalnızca hevesini kursağında bırakmayacağım, o kursağı bir de yumruğumla ezeceğim!”
237.30 ₺ -
Dostun Evi
Yüzyıllardır yaşayan bir hikâye anlatıcısı, bizi bu romanda, Hz. Ali ve dostlarının zulüm karşısında verdikleri mücadeleyi dinlemeye davet ediyor. Bu mücadele, kimi zaman kalpleri kararmışlara, kimi zaman zalim bir padişaha, kimi zaman ise acayip ifritlere, merhametsiz cadılara, devlere ve şeytan perilere karşıdır. Hayat, birbiri üzerine dizilmiş taşlar gibidir. Biri yıkılırsa diğerleri de onun peşi sıra yıkılır. Yasemin Karahüseyin, bir dostu kaybetmenin gönülleri tıpkı bu taşlar gibi yerle bir ettiğini, dostları bulmak için çıkılan yolculukta karşılaşılan zorlukları ve ne olursa olsun dosta dönmenin özlemini anlatıyor Dostun Evi’nde. Bize; Arap, Fars ve Türk kültürünün ortak hazinesi olan Hz. Ali cenklerini, alışık olduğumuz o epik üslubuyla ama bu kez bir roman formatında sunuyor.
195.30 ₺ -
Rölyefteki Aslan
Dünyanın en iri ve güzel gözlerine sahip Enheduanna’nın gözlerini hatırlamayanlar, yazdıklarını da hatırlamaz. Halbuki o kadar güzeldir ki, Enheduanna’ya bakanlar onun kaderini merak eder. Ancak bu nasıl ölümsüzlüktür ki Enheduanna’nın adı hiçbir kitapta yoktur. Handan Acar Yıldız, Rölyefteki Aslan ile, üzerinde yaşadığımız topraklarda sonsuza dek yaşayacak kadınlarla, onların karanlık ve görkemli yazgılarıyla yüz yüze getirir bizi. İnsanlık tarihindeki ilk yazar kadının, hem prenses hem rahibe olan Enheduanna’nın hikâyesi birbirinden farklı kadınlarla düğümlenirken geçmiş şimdiyle, Enheduanna da Doğu’nun diğer kadınlarıyla karşılaşır. Kitabelerin yıkıldığı çağlardan kâğıtların buruşturulduğu zamana, çivi yazısındaki balıkların ilkel zıpkınlar tarafından bir bir avlandığı ana değin anlatmayı sürdürür hikâyesini. “Dört öbeğe ayırdı örgüde kullanacağı bitki saplarını. Kuzey, güney, doğu, batıyı temsil ediyordu her öbek. Her sepet, başlangıcındaki dört yönü içe kıvırarak daireye dönüştürürdü. Dört yön sepette mündemiçti artık. Çocuğun kaderi hangi yöne çekerse oraya doğru akacaktı sepet. Dicle, doğuramadığı bütün çocukların yerine rahibenin oğlunu sarıp sarmaladı.”
160.30 ₺ -
Savaş Ritimleri
Her savaşın kahramanları vardır. Bu kahramanlar bazen bir destana konu olacak büyüklükte ses getirirler; bazense sessizce ve kimseye görünmeden, cesaretle büyük bir zafere imza atarlar. Bir şairin kaleminden çıkan bu roman, şiirsel bir dille; doğup büyümeyi, bakıp görmeyi, inanıp sabretmeyi, vatanını ve inancını savunmayı anlatıyor. Cahit Zarifoğlu, bizi Lagman vilayetinin güney-batısındaki bir köye adım adım yaklaşan savaşın ve o savaşa hazırlanan sessiz kahramanların ayak seslerinin ritimlerini, korku ve ümitlerinin ahenkli yankısını dinlemeye çağırıyor. Her şeyin zaten bir cesaret olduğu yerde, cesaret nasıl bir şey, onu kim dışına alıp anlatabilir?
226.80 ₺ -
Az Kalan Gölge
Az Kalan Gölge’nin Osman’ı önce doğduğu yerde düşe kalka, sonra dünya üzerinde düşe kalka yaşadı durdu. Durdu ama öyle durmak değil. Yaşamaya yemin etmiş gibi debelendi durdu. Okullar okudu, askere gitti, darbeler gördü ve rüyalar, dünyaya baktı; hayatın yüzüne. Okyanuslar aştı, parklarda yattı, yürüdü hem de çok, biz de onunla beraber. Görmedi, etrafında pervaneler vardı. Sonra bir gün oturup kendine laf anlatmaya başladı Osman oğlu Osman; kendine laf dinletmeye. “Gönlün genişti senin, uçmak istedin, açmak istedin, kaçmak istedin.”
160.30 ₺ -
İbrahimin Kaybettiğini Bulmasıdır
İbrahim hayatını kaybettiği gün evinden çıkmak istedi. Hayatını kaybetti de öyle çıkmak istemedi, kaybettiğini evden çıktı da öyle öğrendi. Belki o günden de önce kaybetmişti. Evinden çıktıkça türlü duvarlara vurdu kendini. Bunu kendi mi istedi, başkası mı istedi, yahut kendi istedi de İbrahim mi bilmedi, bilinmez. Nihayetinde İbrahim neyi kaybettiğini bildi. Önce hiç kimse yoktu, sonra bazı insanlar gördü, sordu, hayatı Kayıp Hayatlar Bahçesi’ndeydi. Devam etti sormaya, tâ buluncaya dek. “Ben bir gün kendimle karşılaştım, ıstırabım böyle başladı.”
244.30 ₺ -
Butimar
Butimar’ı okumaya başladığınızda, şehrin gürültüsüyle irkilip uyanan roman kahramanıyla beraber siz de önce bir uykudan uyanır gibi gözlerinizi bugüne açıyor, ardından yüz yıl öncesinde geçen bir aşk hikâyesini dinlemek için yeniden uykuya dalıyorsunuz. Kaan Murat Yanık, Butimar’da okurunu farklı zaman, mekân ve hikâyeler arasında, rüyalarla kurulmuş gizemli bir yolculuğa çıkarıyor. Günümüzde başlayan bu romanda, rüyalarını tasarlamaya çalışan bir psikiyatr, bir ziyaretçisi sayesinde edindiği mektuplarla geçmişe doğru, esrarengiz bir aşk hikâyesinin peşine düşüyor. Üstelik bu hikâyedeki kadın, psikiyatrın rüyasında görüp tutulduğu Butimar’dır. Bir düşün peşinde koşan iki karakterin Butimar’a duydukları aşk, zamanın döngüselliği ve kuşaklar arası aktarım ile bir kez daha varlık buluyor. Aşk, dostluk, savaş ve simyanın el ele dolaştığı Butimar’da; bugün geçmişe, geçmiş geleceğe bağlanıyor. Aksiyonu bol, gerilim ve merak unsurlarıyla örülü bu roman, sizi içinde olduğunuz andan koparıp hayal ile gerçeğin birbirine karıştığı büyülü gerçekçi bir evrene davet ediyor. “Kimi ruhlar evvelden aşinadır birbirine.”
209.30 ₺ -
Büyük Irmaklardan Bile
Küçük görünen başlangıçların yarattığı büyük sonları adım adım, ritmik bir dille anlatan Büyük Irmaklardan Bile Serinazman ırmağının kenarını yurt tutmuş küçük bir ada halkı için henüz her şeyin yeni bir düzenle altüst olmadığı günlerle başlar. Üç farklı zaman ve üç farklı hikâyenin birbirine bağlandığı çarpıcı kurgusuyla, her bir zamansal düzlem, tekerrür eden tarihin yansıması olarak kendi büyülü evreniyle karşımıza çıkar. Her şey, savaştan kaçıp bu adaya yerleşen yeni insanlar ve bunu fark eden Yüksek Ülke’nin adaya getirmeye çalıştığı, tüm dengeyi bozacak olan düzenin gelmesiyle tersine döner. Son dönem Türk edebiyatının önemli romancıları arasında gösterilen Güray Süngü, okurunu bu defa masalsı bir distopyaya çağırıyor. Enerjisini bu tuhaf kontrasttan alan Büyük Irmaklardan Bile, bakışımızı dünya tarihine çevirdiğimizde oldukça tanıdık gelecek bir hikâyeyle bizi karşılıyor. ''Bir varmış iki yokmuş. Sonra Rab bir daha yaratınca iki olmuş. İki olunca iki biri bilmez olmuş. Bu masal odur. Otur da dinle. Masal bitince sende ne kalırsa masalın anlattığı odur.''
244.30 ₺ -
Hep Peşinden
Zihnimizde bir başkasının hikâyesini duyarak yaşasaydık nasıl olurdu? Mustafa Aplay bu romanda, gerçeğin düşle, bugünün yarınla, hikâyemizin bir başkasının hikâyesiyle yoğrulduğu bir atmosfer sunuyor. Bu, içinde olduğumuz dünya ile bambaşka bir dünyanın, zamansız, şimdisiz ve sonrasız hikâyesi. Hep Peşinden, geleceğe gidiş ve şimdiye dönüşlerle oluşturulan döngüsel kurgusuyla, okuyucuyu şaşırtıcı bir deneyime çağırıyor. Yazar, 90 dakikalık bir maç anlatımına, biri 2018 diğeri ise 2118 yılında farklı mekânlarda geçen iki çarpıcı hikâyeyi sığdırıyor. Böylece okurun, “hep peşinden” koşacağı garip, distopik, çok katmanlı ve sorularla dolu bir anlatı evreni yaratıyor. Bir “kesinlik devrimi” gerçekleşmiştir ve hayata dair her şey önceden kesin olarak belirlenmektedir. Her şeyin kesin olduğu bu evrende kahramanımız Nadir, belirsizliği yeniden keşfedebilecek mi?
132.30 ₺ -
Bozkırdaki Çekirdek
“Öyleyse insanın, bilhassa sanatçının, gerçekle ilintisindeki ödev; değişmez gerçekler aramaya çalışarak imkansıza yönelmesi değil, değişmekte olduğunu bildiği gerçeklerden, belli tarihsel şartlar içinde faydalı, ilerletici, insanı açıklayıcı, zenginleştirici sonuçlar alabilmeye çalışmasıdır.” Bozkırdaki Çekirdek ile Türk modernleşmesinin belki de kurumsal anlamda en ilginç ve tartışmalı konularından olan Köy Enstitüleri’ne gerçeğin safında, insan ve coğrafyanın sınırlarını resmederek kendine özgü bir yaklaşım getiriyor Kemal Tahir. Ne soru sormaktan ne de yanılmaktan korkarak Tek Parti iktidarının eğitim reformu ile rejim bekçiliği arasında bocalayan projesini roman sanatının imkanları ile yeniden düşünmeye çağırıyor bizi. Kemal Tahir, büyük bir ustalıkla kurguladığı “ölmez tiplerini” bir düşünce ve deneyim panayırında tartıştırıyor. Ülkü ile irade, ütopya ile gerçek, siyasal ile toplumsal arasında gergin bir ipin üzerinde yürüyen muhakeme becerisinin verimli sonuçlarını gözler önüne seriyor. Bozkırın bozkır, çekirdeğin çekirdek olarak kalmasındaki sır ne anlatır bize? Büyük romancımız, en temelinde işte bu sorunun peşine düşüyor bu kez.
384.30 ₺ -
Yol Ayrımı
“Bizden bir evveli nesil mağlubiyet ve inkırazı tanımıştı. Bizden sonrakiler de yeni devrin zorluklarıyla karşılaştılar. Arada bir avuç iyimser kaldı ve kazandı.” İnsanın fıtratı zorluklar karşısında mı ortaya çıkar yoksa zorluklar aşılıp da fırsatlar belirdiğinde mi? Eserlerinde toplumsal süreçler neticesinde insan fıtratına dair en mahrem detayları, en gizli yanları büyük bir cesaretle ortaya döken Kemal Tahir, “Esir Şehir” üçlemesinin son halkası olan Yol Ayrımı’nda bu sorunun peşine düşüyor. Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının akabinde 1930’lu yıllardaki Serbest Fırka deneyimini fon edinerek birbiriyle iktidar mücadelesi veren bürokrat ve aydın kadroların, eşiğine gelip durduğu yol ayrımından bakıyor dünyaya. Maskeleri düşüren, insanın fıtratını ortaya çıkaran bir yeni dünya ihtimalinde ve oynanan köşe kapmacada Kemal Tahir’in gerçek insanlarına düşen, belki de sadece hayal kırıklığıdır. Kemal Tahir’in hayattayken yayımlanan son romanı olan Yol Ayrımı bir yüzleşme daveti. Muharebelerin ardından barış gelir, cepheler terk edilir ve insan, yeni ve en güçlü düşmanı olan kendini karşısında bulur. Sert gerçekleri idrak etmek için cesur bir bakış gerekir. Cemil Meriç’in de değindiği gibi bu bakış, Kemal Tahir’de fazlasıyla vardır. “Kemal Tahir; bütün kepazelikleri, bütün rezillikleri görmüştür. Hapishaneyi, yapılan rezilliği, Batılılaşmayı çıplaklığıyla, acılarıyla yaşamış ve aşağı yukarı ilk defa olarak Türkiye’de nasıl bir oyuna geldiğimizi, nasıl bir açmaza girdiğimizi söylemiştir.”
272.30 ₺ -
Kurt Kanunu
“Kurtlukta düşeni yemek kanundur. Romanın konusu 1926 İzmir Suikastı gibi son derece buhranlı bir devrede geçiyor. Bunun için adını Kurt Kanunu koyduk. Kişiyi sosyal çevresi ve bunalımları içinde ele alıyorum. Gerçekten büyük tehlikeler içinde kıstırılmış insanların romanı bu.” Ömrünü savaş meydanlarında, pusularda, dağlarda ve şehirlerde yıkmakla yıkılmakla, kaçmakla kovalamakla kâh av kâh avcı olarak geçirmiş bir savaşçı; kavganın, iz sürmenin, yanık barut kokusunun, çeliğin ve kanın genzinde bıraktığı tadı unutabilir mi? Devleti, toplumu, milleti, en önemlisi de bütün iniş çıkışlarıyla insanı anlamaya hayatını hasreden Kemal Tahir, Kurt Kanunu’nda Kurtuluş Savaşı sonrasının en bunalımlı dönemini, İzmir Suikastı’nı ele alıyor. Kemal Tahir, romanında İttihat ve Terakki’nin meşhur “Küçük Efendi”si Kara Kemal’den Abdülkerim Bey’e, Gurbet Hala’dan Semra Hanım’a, Emin Bey’den Perihan’a; o kendine has karakter çeşitliliğiyle yeni Cumhuriyet’in, Türkiye’nin ruhunu arıyor. Bir sürek avına eşlik eden bu cesur arayış, elbette hesaplaşmalarla, muhasebelerle ve en önemlisi de tarihe romantik, nostaljik bir olgu olarak bakmaya meyilli olanlar için derin sarsıntılarla dolu. Kemal Tahir’i ölümsüz kılan, Türk düşüncesinin ve Türk romanının sarsılmaz yazarlarından biri haline getiren de zaten bu değil midir? “Kurt Kanunu’nda, ben, salt bazı kişileri tartaklamaya, tartaklayarak büsbütün sersem edip dehşete düşürmeye çalışmadım, ilk şaşkınlıklarıyla tekerleneceklerini kestirdiğim çukurdan kurtarmaya da uğraştım.”
279.30 ₺ -
Devlet Ana
“Büyük romanlar, büyük ırmaklar gibi akarlar. Yatakları hem geniştir hem derin. Irmaklar, yataklarını ancak denizlere kavuşurken derinleştirip genişletebilirler. Böylece, her büyük roman, zaman içinde okyanuslara kavuşan bir ana yoldur.” Devlet Ana, bütün eserleriyle edebiyatımızda ırmaklar gibi çağlayan Kemal Tahir’in belki de okyanusa kavuştuğu eserinin adıdır. “Köy-şehir-halk, maksat Türk insanının cevherini bulmaktır.” diyen Tahir’in, bir imparatorluğun kuruluş dinamiklerini keşfe çıkarken insanımızın bu coğrafyada tutunmasını sağlayan tabiatını da gerek tarihî kişilikler gerek kurmaca karakterlerle yansıtması, edebiyatımızın en özel romanlarından birini ortaya çıkarır. 1968 yılında Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’ne değer görülen Devlet Ana, Türkçenin çok katmanlı yapısına yaslanırken tarihsel deneyimi zengin bir dilin roman sanatı içinde hangi irtifalara çıkabileceğinin de en önemli örneklerinden biri olmuştur. Kemal Tahir; yarına dair umudu, kuruluş tecrübesinde dirilterek nesiller boyu ilham alınan bir eseri dilimize hediye etmiştir. “Yıllardır konuşuyoruz; görüyorum ki, hâlâ Osmanlı’yı hafife alanlarımız var. Dünyada kurulmuş imparatorluklar -en kabadayı- yüz elli iki yüz yılda paramparça olduğu halde, Osmanlı İmparatorluğu’nun neden altı yüz yıl sürdüğünü hiç düşündünüz mü? Bütün imparatorluklardan gereken tarih dersini almış ve buna göre bir çekirdek model kurmuştur da ondan!”
349.30 ₺ -
Esir Şehrin İnsanları
“Çöküntü devrinde iki çeşit insan tipi ortaya çıkıyor: Namussuzlarla namuslular... Hele, önce ‘vatandaş’ sonra ‘insan’ olunması gereken dehşetli sıralarda felaketle alçaklığın boğuşması kadar korkunç muharebe yok. Muharebede düşman karşıdadır, üniformalıdır. Az da olsa, çok da olsa bir zaman sonra önemi kalmaz. Kaçarsın, kovalarsın... Anında ölenler, yaralananlar olur. Ama hep ileriye bakmanın bir rahatlığı vardır. Oysa esir bir şehirde, dost kim, düşman kim bilinmez!” Bir mücadele nerede başlar? Hürriyet duygusu ne zaman kan ve kemik kadar kati bir gerçek halini alır? Kemal Tahir, esir düşmüş payitahtın insanlarını işte bu çetrefil ve kaçınılmaz sorunun karşısındaki tutumlarına göre tasnif ediyor, tanımlıyor. Kaosun hüküm sürdüğü mütareke İstanbulu’na yönelttiği keskin bakışlarıyla şehrin sokaklarını tararken ne berduşları, aylakları, işbirlikçileri ne vatanseverleri ve kendisinden kahramanlık umulmayan kahramanları gözden kaçırıyor. Gönülden köleler ve aldırmazlar arasından bir çıkış yolu arıyor. Esir Şehrin İnsanları, yazarının “yürekli bir yalnızlığı göze alarak” yakın tarihin en önemli olaylarını çok yönlü bir bakışla, tarihsel gerçekliği içinde ele aldığı ilk “şehir romanı”dır. “Esir Şehir” üçlemesinin ilk kitabı olan bu roman, dağılan imparatorluğun ve insanlarının eş zamanlı çözülmesini derin ve sarsıcı yüzleşmelerle okura sunuyor.
279.30 ₺ -
Vassaf Bey
Cumhuriyet Ankara’sını farklı yönleriyle eserlerine taşıyan Memduh Şevket Esendal, tahkiye yeteneği ve berrak Türkçesiyle yaşadığı devrin kendine özgü isimlerindendir. Eserlerinde ağırlıklı olarak yaşadığı devrin meseleleriyle yakından ilgilenmiş, Vassaf Bey’de ise “insan ilişkileri”, “evlilik” gibi birçok meseleyi tartışmaya açmıştır. Esendal’ın birbirinden renkli olduğu kadar esrarengiz karakterler de inşa ederek toplumun hem kültürel hem de sosyal yapısını gözler önüne serdiği Vassaf Bey çoğunlukla kadınlar arasında geçer. Kültürel değişimlerin topluma ve bireye etkilerini incelikle işleyerek romanında bir araya getiren Esendal’ın, insan ruhunu tanımadaki maharetiyle bugünün okurlarına söyleyecek hâlâ pek çok sözü var.
104.30 ₺