-
Düello
Çehov öykücülüğü, edebiyatın belki de en incelikli devrimlerinden biridir. Dünyada öykü türünün atalarından sayılan Çehov, kırk dört yıllık ömrüne beş yüzden fazla öykü sığdırmıştır. Düello ise bu öyküler arasında en geniş kapsamlı ahlaki ve felsefi sorgulamalar içeren öyküdür. Çehov, karakterlerini Rus toplumunun farklı yansımaları şeklinde kurgulayarak onların etik çatışmalarla ve zıtlıklarla yüzleşmelerini sağlar. Bireyin görev ile arzu, akıl ile tutku arasında verdiği mücadelenin katmanlarını ince ince işler. Kafkasya’nın bir kasabasını sahne olarak seçen bu psikolojik dram, entelektüel arayışlarının girdabında ahlaki bir çöküş yaşayan Layevski ile hayatı, bilimin keskin ve soğuk perspektifinden değerlendiren zoolog Von Koren’i karşı karşıya getirir. Layevski’nin hedonizme varan haz arayışı ile Von Koren’in katı ahlakçı dünya görüşü arasındaki gerilim, sadece bireysel bir düellonun değil, aynı zamanda rakip ideolojilerin çatışmasının ve insan doğasının kırılganlığının da bir sembolüdür. Bu zamansız eserde Çehov, varoluşun en temel sorularına dokunarak okuru, insan ruhunun sınırlarını zorlayan bir düşünsel yolculuğa sürükler. Çehov, bizi büyülemek için yüksek sesle bağırmaz; onun sessizliği daha güçlüdür. Onu dâhi kılan da budur zaten. Düello, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
78.40 ₺ -
Altıncı Koğuş
Bir taşra kasabasında geçen bu çarpıcı novellada, eğitimli bir adam olan İvan Dmitriç, kendisini her an tutuklanacağına dair bir paranoyanın kıskacında bulur. Bu saplantı, onu bir akıl hastanesinin altıncı koğuşuna sürükler. Bu koğuş, sadece fiziksel bir çöküşün temsili değil, aynı zamanda insani değerlerin de yok sayıldığı bir cehennemdir; karanlıktır, pistir ve umutsuzlukla doludur. İvan Dmitriç, Altıncı Koğuş’un bu insanlık dışı koşullarına karşı içsel bir isyan başlatırken hastanenin yeni başhekimi Doktor Ragin, tehlikeli bir kayıtsızlıkla yaşananları görmezden gelir fakat varoluşun ve insan olmanın özünü sorgulamaktan da geri durmaz. Deliliğin sınırlarının grileştiği bu evrende kader Ragin için trajik bir dönüş yapacaktır. Altıncı Koğuş, Çehov’un edebiyat dünyasında neden bu denli saygı gördüğünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Altıncı Koğuş, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
69.30 ₺ -
Bir Delinin Hatıra Defteri
Rusya’da aristokrasi, sefahatinin son demlerini yaşarken aşağıdaki küçük insanların birbirinin üstüne basarak var olmaya çalıştığı bir dönemin yazarıdır Gogol. Bir Delinin Hatıra Defteri, Palto ve Burun öyküleriyle hayaletlerin dolaştığı Rusya’da aslında buz gibi bir gerçekliğe yaslanarak seslenir okuruna. Bu gerçekçi tutumu, kendinden sonraki Rusya ve dünya için de bir başlangıç noktası oluşturur. Dolayısıyla bugün bile Gogol’e uğramadan “küçük insan”ın kim olduğunu anlamak mümkün değildir. Zira Gogol’den sonra Karl Marx, Komünist Manifesto’suna şöyle başlar: “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor.” Bir Delinin Hatıra Defteri, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
69.30 ₺ -
Beyaz Geceler
Yalnızlık içinde kaybolmuş bir adam, kendisi gibi bir “yalnız”a rastladığında yaşamının en derin yanılgısına da adım atar. St. Petersburg’un hiç kararmayan gecelerinde buluşan iki yalnız ruh, birlikte geçirdikleri dört beyaz gece boyunca dile dökmekten korktukları hislerini ve düşüncelerini açığa çıkarırlar. Onların hayal dünyası, gerçeğin soğuk ve sert yüzünden kaçış gibidir; zira bu dünya, onlar için nihai bir sığınak, bir arayıştır. Dostoyevski, Beyaz Geceler’de masumiyetin ve karanlığın derinliklerinde gizlenen melankolinin izini sürer. Başkasının Karısı, karısının sadakatine dair kuşkularının esiri olan İvan Andreyeviç’in nasıl bir deliliğe sürüklendiğini anlatır. Kuşkuları adım adım bir saplantıya dönüşen Andreyeviç, paranoyanın acımasız pençesinde yaşamaya başlar. Onun paranoyası, sadece bireysel bir trajedi değildir. Başkasının Karısı, hislerinin sultasında kalmış birinin bu sahte bilgiyi hayatına rehber edinmesinin trajikomik bir portresidir. Beyaz Geceler ve Başkasının Karısı, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
69.30 ₺ -
Ebedi Koca
Dostoyevski, Ebedi Koca’da alametifarikası haline gelen toplumsal ilişkiler ve içsel çatışma temalarını, evlilik kurumu üzerinden ele alıyor. İnsanların, anlayamadıkları niyetlerle savrulurken gerçeğin soğuk yüzüyle karşılaşmalarını ve bu karşılaşma sonucunda isyanın yerini umutsuzluğun aldığı bir belirsizlikler dünyası sunuyor okuruna. Bastırılmış korkunun ve nefretin gerilimi giderek tırmandırdığı eserde, ancak acımasız bir yüzleşmeyle toplumsal yapıların mevcut görünümlerine geri dönebileceğine şahit oluyoruz. Tüm hastalıklı ve ahlaki işkencelerin nihayetinde ise “insanlık durumu”nun hafifletilmesinin mümkün olmadığı gerçeği kalıyor geriye. Ebedi Koca, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
90.30 ₺ -
Öteki
Dostoyevski, Öteki’de “küçük insan”ın tekrarlayan düşüncelerinin ve asla dışa vuramadığı konuşmalarının peşinden gidiyor ve oluşturduğu hayalet ile karakterini varoluşsal karmaşanın dipsiz denizine atıyor. Hayatın çatlaklarına sızarak okuruna insanın gerçek benliğine dair sorular yöneltiyor. Böylece insan benliğinin koşulsuz bir ifade özgürlüğü ararken kendini yok eden bir deliliğe nasıl ulaştığına adım adım şahitlik ediyoruz. Öteki, parçalanmış bilincin ve bağlantısız benliklerin büyüleyici yönünü keşfeden tutkulu bir yazarın çığır açan bir psikolojik çalışması. Öteki, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
69.30 ₺ -
Kumarbaz
Dostoyevski olmasaydı, psikanaliz biraz beklemek zorunda kalacaktı, der Freud. Nietzsche ise onu “kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikolog” diye anar. Dünya romanının en büyük örneklerini kendini tüketircesine büyük bir coşkuyla yazan Dostoyevski, hayatından izler taşıyan Kumarbaz’da aynı zamanda kumar tutkusunun bir psikanalizini yapıyor denebilir. Her eserinde ruhunun farklı veçheleriyle hesaplaşan büyük romancı, en çetin hesaplaşmalarından birini Kumarbaz’da Aleksey İvanoviç karakteriyle yapmıştır. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen kumarbazların toplandığı Ruletenburg isimli kurgu bir şehirde geçen roman, söylenenlere göre, yazarın borcunu ödeyebilmesi için yirmi dokuz günde yazılmıştır. Aynı zamanda bir Rus gencinin Avrupa’da bir İngiliz ve bir Fransız soylusu ile bir kadın için giriştiği para ve aşk mücadelesini de anlatan roman, bu yönüyle Dostoyevski’nin vazgeçilmez temalarından birini de içerir: Rus-Avrupalı çatışması. Eleştirmenlerin söylediği gibi “Dostoyevski sadece Kumarbaz’ı yazsaydı bile yeter” miydi bilinemez ama şu kesinlikle söylenebilir ki Kumarbaz yazılmasaydı Dostoyevski’nin görkemli külliyatı eksik kalırdı. Kumarbaz, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
69.30 ₺ -
Bir Fırsat Bulsam
Bu kitap, kelimelerle dünyayı yeniden inşa eden dil mimarı Anar’ın; Bir Fırsat Bulsam, Dante'nin Jübilesi ve Otel Odası adlı eserlerini bir araya getiriyor. “Büyük kaygıları, küçük sevinçleri”yle insanı ve yaşamı anlamak için çıktığı yolculukta sıradan insanların sıradışı hikâyelerinin peşinden gidiyor ve insanlığın ortak sorunlarını zarafetle işliyor. Anar, yalnızlıkları, varoluşsal arayışları ve kırık dökük dünyalarıyla resmettiği karakterlerine zamanı, hakikati ve vicdanı sorgulatırken hayatın karmaşasına dair eşsiz bir bakış açısı sunuyor. Azerbaycan toplumunun 20. yüzyılda geçirdiği büyük dönüşümlere ayna tutan, Sovyet ve bilhassa Stalin döneminin zorluklarına, Glastnost ve Perestroyka politikalarına, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine hassasiyetle eğilen Anar, oluşturduğu derinlikli tarihsel arka planın yanı sıra çözülmeye başlayan ahlaki yapıyla beraber, kaybolan değerlerin ve insan ruhunun dolambaçlı ve karanlık taraflarının bir haritasını da oluşturuyor.
252.00 ₺ -
Çayla Boyanmış Manzara
Hazar Sözlüğü’nden, Eşsiz Parça / Mavi Kitap ve Rus Tazısı’ndan tanıdığımız Sırp deli-dâhi Milorad Paviç, bu sefer de bulmaca şeklinde bir romanla karşımızda! Bu bulmacayı Paviç’in kendine has büyülü gerçekçiliğiyle ve kendisinden başka hiçbir yazarda muhtemelen bulunmayan “rüya malzemeleri”yle kaleme aldığı bölümleri kullanarak bizzat okur çözmek zorunda! Yoksa Belgrad’dan İstanbul’a, Aynaroz keşişlerinden Osmanlı padişahlarına, Bizans imparatorlarından zavallı profesörlere, Nazilerden Sovyetlere, mimariden savaşa ve aşktan tarihe uzanan bu maceradan mahrum kalır… Çayla Boyanmış Manzara okuru gerçek dünyaya, rüyayla gerçeğin arasındaki o muğlak âleme, tam anlamıyla o gizemli bulmacaya davet ediyor.
314.30 ₺ -
Kalk Son Gününe Veda Et
Ölüm, bir yok-oluş mu, yoksa farklı bir var-oluş biçimi mi? “Kalk ve son gününe veda et!” Bu ses, Doktor Musa Askerî’yi bir bilinmezliğe çağıran ve hayatının son gününe uyandığını ima eden esrarengiz bir uyarıdır. Bir gece yarısı yaşadığı bu beklenmedik olay, onun yaşamını ve geçmişini sorgulamasına neden olur. Doktor Musa, duyduğu sesin kaynağını ve anlamını çözmeye çalışırken, ölümün kaçınılmazlığıyla yüzleşir. Geride bıraktığı hayatını gözden geçirir; onu terk eden eşi, engelli oğlu Hişam, akademik kariyeri, bitirilmemiş işleri, yazdığı çalışma, üniversitedeki meslektaşları ve öğrencileri birer birer aklına gelir. Hayatında yaptığı ve yapmadığı her şeyin bir muhasebesini yaparken, ölümün getireceği kaçınılmaz sonu anlamaya çalışır. Kalk Son Gününe Veda Et, insanın ölümle olan kaçınılmaz mücadelesini merkeze alıyor. Mihail Nuayme, ölüm ve varoluş temasını Doğu ve Batı gelenekleriyle harmanlayarak, insanın kendini ve hayatı sorgulamasını sağlayan güçlü bir eser ortaya koymuştur.
244.30 ₺ -
Kurye
Peter Mendelsund Kurye’de göç, umut, aşk, emek ve dille ilgili bir eser, daha doğrusu bir “dünya” ortaya koyuyor. Bu kitapta savaşla alt üst olan ülkesinden kaçan çocuk yaşta bir delikanlının fiilen kölelik ettiği depodan yeni ve özgür bir hayata uzanan macerasını okuyoruz. Pedallar çevrilip teker-ler döndükçe, teslimatlar yapılıp puanlar kazanıldıkça isimsiz ve lisansız kurye kendini ortasında bulduğu yeni dünyayı ve bu dünyanın dilini peyderpey öğreniyor. Gerçi Kurye’de hiçbir şeyin, kişinin ve yerin ismi yok. Kuryenin terk ettiği memleket, umutlarla geldiği ülke, sevdiği kız, hatta kendisi de isimsiz; ama o tanıdığımız biri. Tanıdık yerlerde, tanıdık bir hayat yaşıyor.
195.30 ₺ -
Gün Olur Asra Bedel Cengiz Hana Küsen Bulut
Sarı-Özek’in bozkırında bir gün gelir, trenler geçer; demiryolu bir yanda kalır, insanlar bir yanda... Her şey gelip geçer; ne ölüm, ne acı, ne de mutluluk kalır burada. Bu topraklar, bu uçsuz bucaksız bozkır, Nayman Ana’nın acıklı hikâyesinde olduğu gibi, insanın direncini ve onurunu sınayan binlerce hikâyeye tanıklık eder. Sarı-Özek, insanın dünyayla ve kendisiyle hesaplaştığı bir aynadır; göğü delen uzay gemileriyle geleceğe, bozkırın sessizliğinde kaybolan hayatlarla geçmişe götürür. Trenlerin kesintisiz yolculuğu, yaşamın değişmeyen döngüsünü simgelerken, Yedigey gibi insanlar bu devasa diyarın hem tanıkları hem de unutulmaya yüz tutmuş kahramanlarına dönüşürler. Geçmişten geleceğe yankılanan bir haykırış, okuyanı büyüleyen bir başyapıt Gün Olur Asra Bedel. Okuru zamanın ötesine, asra bedel bir yolculuğa çıkarır. Cengiz Han’a Küsen Bulut’ta Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel’in kahramanlarından öğretmen Kuttıbayev’in nasıl öldüğünü anlatıyor. Bu uzun öykü, Sovyet rejiminin birey ve toplum üzerindeki baskısından kültürel bir direnişin ve acıklı bir aşkın epik anlatısına kadar geniş bir yelpazeyi kucaklıyor. Efsanelerin, ritüellerin ve coğrafyanın insan yaşamındaki derin anlamını güçlü bir şekilde resmediyor. Gün Olur Asra Bedel ile onun bir parçası olarak yazılmış Cengiz Han’a Küsen Bulut’u, bu özel edisyonda okuruyla buluşturuyoruz.
174.30 ₺ -
Vietnama Sevgiler
İsveç asıllı ABD’li yazar ve aktivist Edita Morris’in birçok dile çevrilen ve tüm dünyada yankı uyandıran eseri Vietnam’a Sevgiler, Nagasaki’ye atılan atom bombasıyla yanan genç bir adamın, Vietnam Savaşı’nda napalm bombasıyla yanan genç bir kıza yazdığı mektuplarla başlıyor. ABD barbarlığının birer “ölüm laboratuvarı”na dönüştürdüğü insanlar, teselliyi bazen kiraz ağacında, bazen ay ışığında buluyor. Başka bir deyişle ölümden kurtulan kavrulmuş tenler, hayatta kalmanın yollarını arıyor. “Göğüslerinde birer yürek taşıyan herkes”i sessizlik perdesini aralamaya çağıran Vietnam’a Sevgiler, bir çağdaş edebiyat ağıdı. Ülkü Tamer’in eşsiz çevirisiyle…
188.30 ₺ -
Hiroşimanın Çiçekleri ve Tohumları
6 Ağustos 1945 tarihi, Hiroşima ve dünyanın geri kalanı için bir dönüm noktasıydı. Amerika Birleşik Devletleri tarafından İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, Japonya’nın Hiroşima kentine atılan atom bombası, savaşın seyrini değiştirmekle kalmayıp etkisi yıllarca sürecek korkunç bir yıkım yarattı. Hiroşima’da patlayan bomba, on binlerce insanın hayatına mal oldu; radyasyondan etkilenen binlerce kişi yıllarca sağlık sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Dahası, gelecek nesiller de bu felaketten payını aldı. İsveç asıllı ABD’li yazar Edita Morris, Hiroşima’nın Çiçekleri ve Tohumları’nda atom bombasının ardından şehrin ve sivil halkın yaşadığı travmaların izlerini sürerken insanlık tarihinin en karanlık anlarından birini aydınlatmaya çalışıyor. Bombanın şehirde, coğrafyada ve insan ruhunda yol açtığı tahribatı; konuşmaktan kaçınılan bu zor konuları özenle seçtiği kelimelerle ele alıyor. Morris, facianın üzerinden 14 yıl geçtikten sonra Hiroşima’ya gelip Yuka ile kız kardeşi Ohatsu’nun misafiri olan bir Amerikalının gözünden, geride kalanların acı dolu yaşamlarını aksettiriyor ve can kayıplarını yalnızca birer sayı olmaktan çıkarıp gerçek hikâyelere dönüştürüyor. Morris’in incitmeyen dili ve hüzünlü sesi, yeniden doğuş, iyileşme ve yaşamın inşa edilişi temalarına dair ayrıntılı bir hafıza oluşturuyor.
202.30 ₺ -
Aşk ve Başka Şeyler
ağdaş Fars edebiyatının güçlü sesi Mustafa Mestur, Aşk ve Başka Şeyler romanında, fizik eğitiminin ardından Tahran’da kalmaya karar veren Hânî Yadigâri’nin Perestu’ya duyduğu sarsıcı aşkı merkezine alıyor. Hânî’nin delicesine aşkı, onu bir kadının peşinden sürüklemekle kalmıyor; kimlik, geçim, kader, tarih ve ölüm gibi hayati meselelerle de karşı karşıya getiriyor. Gerilimini sonuna dek sürdüren bu sürükleyici anlatı, modern Tahran’ın çelişkili ruh halini ve İran toplumunun bilinçaltını da görünür kılıyor. Mestur, romanında aşkın metafiziği ve bireysel varoluş üzerine bir tartışma sunuyor ve soruyor: Acaba aşk her şeye yeter mi? Yoksa onu yok oluşun önünden almak için başka şeyler de mi gerekir?
209.30 ₺ -
Bahar Seli
Turgenyev’in eşsiz kaleminden doğan ve insana dair en derin duyguları keşfe çıkan bu roman, gençliğin masumiyetinden saplantılı tutkuların karanlığına uzanan sarsıcı bir hikâye anlatıyor. Dimitry Sanin, İtalya’daki bir turdan dönüş yolunda Frankfurt’ta durur ve burada hayatını değiştirecek biriyle karşılaşır: Gemma Roselli. Ailesinin pastanesinde çalışan bu genç kadının güzelliği ve zarafeti, Dimitry’yi hiç tatmadığı bir sevdaya sürükler. İlk kez derinden ve çılgınca âşık olur. Nişanlısıyla birlikte hayalini kurduğu yeni bir yaşamın hayaliyle Rusya’daki mülklerini satmaya karar verir. Ancak bu plan, ilgi çekici ve gizemli Madam Polozov ile yollarının kesişmesiyle bambaşka bir yola sapar. Tutkunun masumiyeti yok ettiği, arzuların insan ruhunu sınadığı bu roman, bir erkeğin sevme biçimini sorgularken, okuyucuyu insan doğasının karmaşık katmanlarında dolaştırır. Psikolojik ve felsefi derinliğiyle Bahar Seli, yalnızca bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda gençliğin saflığı, hayatın geçiciliği ve insanın kendi gölgeleriyle yüzleşmesinin incelikli bir portresidir. İlkbaharın seller gibi coşkun tutkulara dönüşmesini izlerken, siz de bu unutulmaz romanın etkisinden uzun süre çıkamayacaksınız.
174.30 ₺ -
Kumandan Üç El Ateş Etti
Dritëro Agolli, işgal altındaki Arnavutluk’ta geçen bu çarpıcı romanda, bir komiserin inancı silah olarak kullanarak verdiği mücadeleyi merkeze alıyor. Kumandan Üç El Ateş Etti, bir savaş romanı olmanın ötesinde; vicdanın, kardeşliğin, cesaretin ve insanî zayıflıkların ciddi bir portresini sunuyor. Komiser Memo, kardeşi Rüstem ve yoldaşlarıyla birlikte köy köy dolaşarak halkı Alman birliklerine karşı örgütlemeye çalışırken, aynı zamanda kendi halkının zaafları ve ihanetleriyle de yüzleşmek zorunda kalıyor. Korkuyla, sorumlulukla, vicdanla ve toplumla kurulan bağları sorgulatan bu eser, siyasi baskı altında insan kalabilmenin, dik durabilmenin ve halkla birlikte direnmenin hem şiirsel hem sarsıcı bir anlatımı.
315.00 ₺ -
Martin Eden
Jack London, Martin Eden’da bireyin kendi elleriyle yazgısını şekillendirmeye çalıştığı çetin bir mücadeleyi, Amerikan rüyasının yanılsamalarıyla örülü bir zeminde anlatıyor. Kendi sınıfından uzaklaşarak entelektüel bir dünyaya ulaşma hayaline kapılan genç bir adamın öyküsü̈, yalnızca bir yükselişin değil, aynı zamanda bir yabancılaşmanın da hikâyesine dönüşüyor. London, yarı otobiyografik bu eserinde hem insanın sınırlarını hem de toplumun görünmez duvarlarını ustalıkla sorguluyor. Martin Eden, bireysel azmin, kültürel eşitsizliklerin ve içsel dönüşümün romanı. Bu eser, kendine bir kimlik kurmaya çalışan insanın, sonunda bulduğu kimliği neden reddettiğini sormamıza neden oluyor. London, bireyin içsel savaşını sınıf, aşk ve anlam arayışı gibi katmanlarla derinleştirirken, okurunu bir idealin peşinden sürükleyip onun yıkımıyla baş başa bırakıyor.
224.00 ₺ -
William Geldiğinde
Uluslararası edebiyat kamusunda öyküleriyle bilinen Saki, öykü formunun dışına çıkarak kaleme aldığı sıradışı politik romanı William Geldiğinde’de I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, İngiltere’nin Almanya tarafından işgal edildiği alternatif bir geleceği kurguluyor. 1913’te yayımlanan bu distopik eser, siyasi alt metinleri ve satır aralarında gizli ironileriyle yazarın keskin zekâsını ve toplumsal gözlem yeteneğini gözler önüne sererken, dönemin İngiliz toplumunun siyasi kayıtsızlığına ve sinmişliğine eleştirel bir bakış sunuyor. William Geldiğinde, çöküşe sürüklenen ve bir tür nostaljik sadakatle bağlı olduğu geçmişten kopmak üzere olan bir imparatorluğun iç yüzünü gösteren ironik bir ayna. Güncelliğini bugün de koruyan çarpıcı eser, İngiliz edebiyatının büyük ustası Saki’nin politik bilincinin yansımalarını taşıyor.
209.30 ₺ -
Buddenbrooklar
Kuzey Almanya’nın saygın ve varlıklı burjuva ailesi Buddenbrooklar için dışarıdan bakıldığında her şey kusursuzdur: ihtişamlı ziyafetler, sarsılmaz bir itibar, kuşaklar boyu aktarılan ticari bir deha... Ancak bu parıltılı vitrinin arkasında, modernleşen dünyanın çarkları arasında ezilen değerler, çözülen aile bağları ve sessizce büyüyen ruhsal bir tükeniş gizlidir. Thomas Mann, dört kuşağın hikâyesini anlatırken katı disiplin ile sanatsal duyarlılık, görev bilinci ile bireysel mutluluk arasındaki amansız çatışmayı gözler önüne seriyor. Modern klasiğin en güçlü aile destanlarından biri sayılan ve “burjuvazinin çöküş şarkısı” olarak nitelendirilen bu dev roman, bir soyadının ağırlığı altında ufalanan hayatları ustalıkla betimliyor. Eleştirmenlerin “Alman usulü bir trajedi” şeklinde tanımladığı ve Thomas Mann’a 1929 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıran Buddenbrooklar, görkemli ve sarsıcı bir başyapıt.
419.30 ₺ -
Sis
Nabokov, Borges ve Calvino gibi ustaların eserlerine öncülük etmiş, Miguel de Unamuno’nun magnum opus’u Sis, on dokuzuncu yüzyıl hikâye anlatım geleneklerine ciddi bir başkaldırıdır. Hikâyenin merkezinde, hayatın sisleri arasında amaçsızca dolaşan ve sokakta tesadüfen gördüğü Eugenia’ya tutulan Augusto Pérez yer alır. Augusto’nun bu absürt aşkı, etrafındaki karakterlerin felsefî mülahazaları için karşı konulmaz bir zemin hazırlar. Eugenia’nın ‘teorik anarşist’ amcasından, çığır açan yeni bir kurgu türü Nivola’yı Augusto’ya tanıtan yazar arkadaşı Victor’a kadar herkes bu sisin bir parçasıdır. Yüzyılı aşkın bir süre sonra bile Unamuno’nun bu klasiği bizleri etkilemeye, güldürmeye, edebiyat, ilişkiler ve ölüm hakkındaki kabullerimizi düşündürmeye devam ediyor. Ketebe Yayınları olarak yeni serimiz Nivola’ya da ismini bahşeden Sis, Unamuno’nun, bu romanı yazma serüvenini de anlattığı ek bir metinle…
181.30 ₺ -
Gazze Düğünleri
Modern Filistin edebiyatının usta ismi İbrahim Nasrallah, Gazze Düğünleri’nde okuyucusunu Gazze’nin direnişle örülü mahallelerinde geçen sarsıcı bir yolculuğa çıkarıyor. Yaşamla ölümün iç içe geçtiği hikâyeler, işgalin ve yıkımın gölgesi altındaki Gazze sokaklarında manevi bir mirasa dönüşüyor. Birbirinden ayırt edilemeyen ikiz kardeşler Rande ve Lemis’in hayatları üzerinden; kimlik ve aidiyet gibi kavramlar, her bir hatırayla birlikte yeniden sorgulanıyor. Nasrallah, “Hikâyelerimizi yazmazsak düşmanlarımızın malı olur.” diyerek hafızanın ve kelimelerin gücünü karakterlerinin ruhuna işliyor. En ağır kuşatmalarda bile filizlenen aşkları, yas evlerinde kurulan düğün hayallerini ve teslim olmayı reddeden bir halkın iradesini ustalıkla anlatan yazar; keskin nişancıların, tankların, savaş uçaklarının arasında hayata tutunmaya çalışan ve her şeye rağmen gökyüzüne bakabilen insanların sesini tüm dünyaya duyuruyor.
244.30 ₺ -
Brejnevin Maskeleri
Yıl 1982… Leonid İliç Brejnev’in ölümü, zaten hassas dengeler üzerinde duran bir toplumda henüz fark edilmemiş bir çatlağı büyütür. Savaş korkusu, propaganda ve belirsizlik, sıradan insanların hayatını yavaş yavaş bir paranoya rejimine dönüştürür. Küçük bir Sovyet komününde yaşayan köy sekreteri Marku Filipesku’nun gözünden anlatılan hikâye, bürokrasinin iç içe geçmiş saçmalıklarını, ideolojik körlüğü ve insan ruhunun daralan sınırlarını gözler önüne seriyor. Devletin dağıttığı gaz maskeleri, bir süre sonra yalnızca birer korunma aracı olmaktan çıkıyor ve korkunun, itaatin, akıl dışılığın grotesk simgelerine dönüşür. Yazar Nicolae Spătaru, kara mizah ile trajediyi harmanlayarak, totaliter düzenin birey üzerindeki etkisini dikkat çeken bir dille kuruyor. Gerçek ile absürdün çemberinde gezinen anlatı, okuru hem güldüren hem de huzursuz eden bir dünyaya çağırıyor. İktidarın diliyle şekillenen bir gerçeklikte, insanın, aklına tutunması mümkün müdür? Yoksa herkes, farkında olmadan kendi maskesini mi taşımaktadır?
300.30 ₺ -
Altın ve Kar Toprak ve Flüt
“Ölümü yumuşatacak bir acı var mı? Ona karşı bir çare var mı? Ölüme karşı tek bir çare var, yaşayanların hayatını korumak, ki böylece onlardan yeni hayatlar neşet etsin.” Zamanın sonsuz çatallanan yollarında, bazı metinler sonlanmayı reddeder. Cengiz Aytmatov’un mirası olan bu eser, okuru tamamlanmamış iki kurmacanın eşiğine bırakıyor. Altın ve Kar’da, dağların ebedi buzulları ile insanın doymak bilmez altın hırsı çarpışırken, kızıla çalan yalnız bir at meçhul bir kadere doğru hudutsuzca koşar. Toprak ve Flüt’te ise yaşlı bir flüt ustasının kadim notaları, toprağın altından uyanan bin beş yüz yıllık kilden bir Buda heykeliyle ve geçmişin silinmez gölgeleriyle birbirine karışır. Bir labirentin yarım kalması bir eksiklik değil, ebediyetin ta kendisidir; zira son cümlesi kâğıda düşmemiş her hikâye, okurun zihninde sonsuza dek şekillenmeye ve yankılanmaya mahkûmdur.
244.30 ₺ -
Ruhun Dönüşü
Tevfîk el-Hakîm, Ruhun Dönüşü’nde Kahire’de aynı evde yaşayan, akrabalık bağlarıyla birbirine tutunan; ancak ekonomik sıkıntılar ve sessiz çatışmalar arasında giderek dağılmaya başlayan bir ailenin hikâyesini anlatıyor. Evin tek kadını olan Zenûbe’nin, ev bütçesini sarsan arayışlarıyla Abduh ve diğer erkekler arasında yükselen gerilim, bu dar mekânın içinde birikerek bir çatlağa dönüşür. Bu hayatların arasında genç Muhsin, çocukluk deneyimleriyle yoğrulan sınıf bilincini ve dış dünyayla kurduğu huzursuz ilişkiyi anlamlandırmaya çalışır. Kahvehanelerdeki sıradan ama gösterişe yaslanan konuşmaların hemen ötesinde, Zenûbe’nin batıl yollara başvurarak aradığı kurtuluş, evdeki herkesi gerçekliğin soğuk yüzüyle ve kendi hakikatleriyle yüzleşmeye zorlar.
419.30 ₺ -
Masumiyet
aziyar, babasının ölümünün ardından kendi hayatını yeniden okumaya başlıyor. Ancak bu, doğrusal ilerleyen geleneksel bir anı anlatısı değil; hatıraların hücumu, öfke patlamaları ve keskin iç konuşmalarla dolu modernist bir ruhsal savrulma. Çalıştığı oto yıkamanın gürültüsünde kendi sessizliğini arayan Maziyar için dünya tekinsiz, kirli ve acımasız. Maziyar, bu karmaşanın ortasında bir yandan ölüm kayıt memuru Nadya’nın sesindeki zarafete sığınırken diğer yandan kendisini radyo oyunu yazmaya teşvik eden Erdelan’ın gölgesinde kelimelere tutunuyor. Böylece, babasından kalan o karanlık mirasla, alaycı bir mesafeden yüzleşmenin yollarını arıyor. Çağdaş Fars edebiyatının özgün sesi Mustafa Mestur, makro olay örgüsü yerine küçük kırılmalara odaklanıyor. Modern dünyanın cenderesinde nefes almaya çalışan “masum”ların, inceliklerini yitirmeden yaşayabilme çabasını acıyı sömürmeden, onu hafif ama derinden duyumsatan bir dille işliyor. Masumiyet, insan ruhunun yaralanabilirliği üzerine yazılmış güçlü bir iç dünya anlatısı.
216.30 ₺ -
Çoklu Boyutlar
Korkunç ve hayranlık uyandırıcı güçlere sahip kadim bir taş, gündelik hayatın sıradanlığını parçalayarak evreni büyük bir metafiziksel kaosa sürükler. Bir zamanlar Kral Süleyman’ın tacının merkezinde yer alan bu nesne, kötücül bilimadamı Sir Giles Tumulty’nin eline geçer. Taş, iyiliğe olduğu kadar kötülüğe de muktedirdir; ona dokunan herkes zaman ve mekânda hareket edebilir, mucizeler gerçekleştirebilir, şifa verebilir ya da yıkıma neden olabilir. Onu kişisel çıkarları için kullanmaya çalışanlar, aslında kavrayışlarının ötesindeki bir gücün kendilerini kullandığını fark ederler. Bazıları kaçışın olmadığı sonsuz kâbuslara hapsolurken bazıları ise dünyevi yüklerinden kurtulacaktır. Böylece, var olan en tehlikeli nesneyi kontrol etmek için karanlığın ve ışığın güçleri arasındaki ezelî savaş başlar. J. R. R. Tolkien ve C. S. Lewis ile birlikte ünlü Inklings topluluğuna üye olan Charles Williams, fantastik ögeleri modern dünyaya entegre etme biçimiyle bu iki isimden ayrılır. Lewis ve Tolkien yeni dünyalar ya da alegoriler kurarken Williams doğaüstü olanı doğrudan 1930’ların İngiltere’sinin göbeğine bırakır. Çoklu Boyutlar, felsefe ve teolojinin gerilimle harmanlandığı özgün bir anlatı arayan okurlar için sarsıcı bir deneyim.
237.30 ₺