-
Katip Bartleby
Muhteşem Moby Dick’in yazarı Herman Melville hem Amerikan edebiyatının hem dünya edebiyatının en önemli ve sıra dışı figürlerinden biridir. Önemlidir, çünkü daha Moby Dick’e gelmeden, Kâtip Bartleby bile edebiyatta ve kültürde büyük nüfuz göstermiş, yirminci y üzyılda birçok yazarın öncülü olmuştur. Kâtip Bartleby bir sebepten apatinin pençesine düşen; çalışmamayı, yer değiştirmemeyi, en nihayetinde yiyip içmemeyi kısaca herhangi bir şey yapmamayı “tercih eden” bir kâtibi anlatır. Bu fazlasıyla basit olay örgüsüne rağmen Kâtip Bartleby’nin dehşetengiz derecede zengin çağrışımlı bir hikâyesi vardır. Yayımlandığı günden bu yana Kâtip Bartleby üstüne epeyce yazılıp çizilmiş, metnin gizemini ortadan kaldırma iddiası taşıyan pek çok teori ortaya konmuştur. Şimdi sıra sizde, Kâtip Bartleby’i okumayı tercih ederek bu pasif direnişin bir tanığı da siz olacaksınız.
104.30 ₺ -
Leydi Susan
Jane Austen Leydi Susan’ı yazdığında henüz on sekiz yaşındaydı ve bu eser ölümünden elli dört yıl sonra yayımlandı. Erken dönem eserlerinden olan Leydi Susan, mektuplardan oluşuyor. Bu kısa roman, Jane Austen’ın ince zekâsı ve ironi anlayışını ortaya koyarak, bundan sonrasında yazacakları için fikir veriyor. Kısa bir süre önce dul kalmış Leydi Susan otuzlu yaşlarında, oldukça güzel, esprili ve zekidir. Fakat zekâsı her zaman kendi menfaatine ve küçük hesaplara çalışmaktadır. O ne kadar femme fatale ise on altı yaşındaki kızı o kadar utangaç ve saftır. Leydi, hem kendisine hem kızına ortalığı karıştıracak yeni bir evlilik ve gelecek planlar.
69.30 ₺ -
Taş Kentin Kroniği
Nesiller doğar, yaşar ve ölür. Ama taş kent hep yerindedir. Savaşlar gelir geçer, kent yara alsa da ayaktadır. Önce kentin kadim idarecileri Osmanlılar gider, bağımsız Arnavutluk idaresi gelir; sonra onlar gider, İtalyanlar gelir. Sonra Yunanlar, Almanlar, hangi milletten olduğu önem taşımayan başka ordular... Kent, hep yerindedir. Bütün orduların gürültü ve debdebeyle girdiği ama sonra günün birinde sessiz sedasız terk ettiği bu taştan kentte hayat hiç durmaz. Bombalar düşerken kalplerde aşklar tomurcuklanır, düğünler yapılır, çocuklar büyür, dünyadaki ve toplumdaki değişimler anbean hissedilir. Hiçbir şey zamana direnemez, her şey değişir. Geriye ancak bu taş kent ve anıları kalır. Dünyaca ünlü Arnavut yazar İsmail Kadare Taş Kentin Kroniği’nde yakın tarihe, savaşa, insanlık hallerine, son yüzyıldaki büyük toplumsal değişimlere bir çocuğun gözünden tanıklık ediyor
230.30 ₺ -
Eşsiz Parça Mavi Kitap
Edebiyat delisi, kurmaca dâhisi, Hazar Sözlüğü’nün yazarı Milorad Paviç, okurları için icat ettiği yeni edebi oyunuyla karşınızda! Elinizdeki yüz dala ayrılan, “çok sonlu” bir aşk ve suç hikayesi! Önce Eşsiz Parça’yı okuyacak; içi rengarenk bir labirentin sonuna, tek çıkışına ulaşmaya çalışacaksınız. Eğer bunu başarırsanız karşınızda yüz farklı yol göreceksiniz! Çünkü sırada yüz maddelik Mavi Kitap var. Eşsiz Parça’yı bitirdikten sonra Mavi Kitap’taki yüz ihtimalden kendinize bir ya da birkaç “son” seçin, dilerseniz bütün sonları sırayla yahut tersten okuyun. Artık sizin okur keyfiniz nasıl arzu ederse! Ve böylece kendi “eşsiz parça”nızı oluşturun. Yani Eşsiz Parça’yı ve Eşsiz Parça için bir araya getirilmiş yüz muhtemel sonu içeren Mavi Kitap’ı satın alarak aslında bir değil, yüz roman satın almış oluyorsunuz! Şimdi bu tam Paviç’in yapacağı bir hareket değil de nedir!
230.30 ₺ -
Elveda Gülsarı Ketebe
Büyük anlatıcı Cengiz Aytmatov, opus magnum’larından biri olan Elveda Gülsarı’da, Gülsarı nam ünlü bir cins atın ve sahibi Tanabay’ın çalkantılarla dolu hayat hikâyelerini okura sunar. Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla özgürlüklerine kavuşan Kırgızların yaşadığı büyük coşku; değişim fikrinin büyüsü, toplum-birey ve insan-doğa arasındaki ilişki ustalıkla ve realist bir biçimde dile gelir romanda. Özgürlüğün hemen ardından sökün eden yozlaşma, bürokratikleşme ve çöküş ise tek kelimeyle hüzünlüdür. Pratiğin teoriyle örtüşmediği o çelişki dolu noktada ise bir öz eleştiri başlar. Elveda Gülsarı yaşamla ölümün sınırında bir muhasebedir! Bir atın yaşam döngüsüyle insanın ve toplumun yaşam döngüsünü, “evcilleşme”yle “modernleşme”nin trajik sonuçlarını mükemmel bir biçimde anlatan görkemli bir ağıttır Elveda Gülsarı. Yitirilen özgürlüğe, eşitliğe ve kardeşliğe yakılan bir ağıt…
175.00 ₺ -
Selvi Boylum Al Yazmalım
Kırgız halkının toplumsal ve siyasal geçiş süreçlerinde, kriz anlarında yaşadığı büyük acıları eserlerinde çoktan klasikleşmiş hikâyelerle anlatan Cengiz Aytmatov, Selvi Boylum Al Yazmalım’da da aynı yolu izliyor. Bir yandan birbirini seven ve talihsiz bir olay sonucu yolları ayrılan ve nihayetinde garip bir tesadüfle tekrar karşılaşan iki insanın parçalanmış hayatlarını, aşklarını resmediyor; bir yandan da hızla gelişen teknolojinin ve sanayileşmenin Kırgız toplumu üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi ustalıkla gözler önüne seriyor. “O gün, ayrılış günümde, göl kıyısına gittim, o sarp yamaçlara çıktım. Veda ettim Tanrı Dağları’na, Isık Göl’e. Elveda Isık Göl, bitmemiş şarkım! Seni yanımda götürebilseydim keşke, dalgalarını, kıyıdaki kumlarını... Ama gücüm yetmedi buna. Sevdiğim kadını götürmeye gücüm yetmediği gibi. Elveda, Asel, elveda, selvi boylum, al yazmalım, elveda sevgilim. Mutlu ol.”
139.30 ₺ -
Toprak Ana Ketebe
İnsan içinde birikenleri, gönlünden geçenleri dökecek birini bulamaz kimi zaman. Bazen sert kabuklarında şefkati taşıyan bir ağaç, öylece akıp ruhunu temizleyen bir ırmak ya da taze başlangıçları müjdeleyen bir yoldur onu dinleyen. Ya da köyünün toprağıdır sadece… Savaşın köyün eli silah tutan tüm erkeklerini çekip almasıyla geride kalanların sorumluluğunu üstlenen Tolgonay da içini toprağa, Toprak Ana’ya döker. O dertlerini toprağa fısıldadıkça savaşın neden olduğu yıkıma, yarım bıraktığı hayallere, cephede tükenen gençlik günlerine, geride kalmanın taşıması güç yüküne tanık oluruz. Toprak Ana, savaşların ve devrimlerin ortasında oradan oraya savrulan, yaralanan ve altüst olan sıradan insanın, toprakla yoğrulmuş bir halkın hikâyesi.
126.00 ₺ -
Çember
“Bir fikir, bu kadar kurban vermeye değer miydi?” “Eğer fikir değişim istiyorsa o zaman mücadele de istiyordur. Mücadele ise kurbanlar ister.” “Hangi mücadele bunca kurbana değer ki?” “Bizim kalbimizin ve aklımızın desteklediği mücadele!” “En yakınlarını kaybetmek pahasına olsa da mı?” Amaç ne olursa olsun yakınlarımızı feda etmeye hakkımız var mıydı? Derviş ve Ölüm’ün ve Ada’nın yazarı Meşa Selimoviç’ten kendinden büyük bir şeyler arayan iyi ve kötü insanlara, değişime, yozlaşmaya, iyiliğe, aşka, aileye ve bizatihi tarihe dair yarım kalmış bir şaheser.
230.30 ₺ -
Baden Badende Yaz
“Bu romanı ben hiç kuşku duymadan, yüzyılın kurmaca ve kurmaca ötesi yazınının en güzel, seçkin ve orijinal kazanımları arasına dahil edebilirim.” Susan Sontag Leonid Tsıpkin Rus edebiyatının değeri bilinmemiş klasik yazarlarından. Eserleri gerçek anlamıyla ünlü yazar ve filozof Susan Sontag’ın Baden-Baden’de Yaz romanına yazdığı “Dostoyevski’yi Sevmek” isimli önsözünden sonra anlaşılmıştır. Romanın büyüleyici ritminde iki anlatım, iki seyahat bir araya gelmektedir. İlkinde 1970’lerde anlatıcının Moskova’dan Leningrad’a giderken Dostoyevski’ye olan edebî sevgisi işlenirken; ikincisinde 1867 yılında Fyodor ve Anna Dostoyevskilerin St. Petersburg’dan Almanya’ya doğru yolculukları anlatılıyor. Dresden, Baden-Baden, Basel, Frankfurt, Paris… Bu yolculukları esnasında Dostoyevskileri hiç beklemediğimiz hâllerde görüyoruz. Mali durumlarının doğurduğu boğucu, aşağılayıcı karamsarlıklar, beklenmedik kişisel kaprisler ve fırtınalı heyecanlar yüzünden sürekli asabi ruh hâli içinde yaşayacaklardır. Sonrasında kumar, ahlaki illetler, humma, kıskançlıklar, pişmanlıklar, korkular... Ve bütün bunların karşısında Anna’nın Fedya’sına karşı her şeyi affedici ama her zaman ağırbaşlı sevgisi…
209.30 ₺ -
El Kıraatu Lil Müslimin
Eser, özellikle Türkiye'deki ilahiyat fakülteleri ve dini müfredatla Arapça öğreten kurumlardan öğrenim görenler için hazırlanmıştır. Klasik ve edebi 48 Arapça metinin yer aldığı eserde, 12 Ünite mevcut olup, 48 ders ve 480 adet çok yönlü alıştırmaya yer verilmiştir.
308.00 ₺ -
Yoldaki Gölge
Aka Morçiladze Yoldaki Gölge’de Gürcistan’ın Sovyetler Birliği yıllarını farklı, kendine has, ama her halükârda edebî ve eğlenceli bir yaklaşımla ele alıyor. Stalin devrinden 1990’lara kadar Sovyet Gürcistanı’ndan manzaralar akarken biz okurlar da gölgede kalmış hayatlara, gizli hikâyelere, gözden kaçanlara, kısacası bütün bir çağa tanıklık ediyoruz. Filmlerden yeme içme alışkanlıklarına kadar her şeyin demirperde yönetimi güdümünde belirlendiği bir coğrafyada toplum korkunun ve fakirliğin içerisine hapsediliyor. Onlar için eğlence bile bürokratik bir zorunluluk. “Kısacası, kuralları herkes biliyordu.”
188.30 ₺ -
Kassandra Damgası
Kötülük; bir adımda, kolayca aşabileceğimiz bir eşik midir? Yoksa doğuştan gelen bir haslet, kişiyi tutsak eden bir miras mıdır? Peki insanlık olarak hızla sürüklendiğimiz yıkımın önüne geçmek mümkün mü? Kötülüğün alametlerinin izini süren bir Rus bilim insanı, yörüngedeki uzay istasyonunda yaptığı keşifle dünyayı değiştireceğini umar. Kendisine Kozmik Keşiş Filofey adını veren Andrey Krıltsov; uzayda kötülüğün genetik kodlarını çözerken, yeryüzünde ise ünlü fütürolog Robert Bork’un trajik kaderine istemeden de olsa yön verecektir. Her biri kendi kaçınılmaz kıyametine sürüklenen milyonlarca insanın neden olduğu trajedilere sahne olan; iyiliğin kötülüğe mağlup edildiği, umudun günden güne azaldığı bir dünyada Filofey’in keşfi bizleri kurtarmaya yetecek mi? Yoksa insanlık, kendi kötülüğü ile yüzleşme fırsatını bencilce harcayacak mı? Büyük Kırgız yazar Cengiz Aytmatov, bilimkurgu unsurlarını ustaca kullandığı romanı Kassandra Damgası’nda insanlığın akıbeti ve kötülüğün doğası üzerine cevaplaması güç sorular sorarken; hırsları, tutkuları, zaafları ve erdemleriyle insanı, yani bizleri anlatıyor.
209.30 ₺ -
Shirley
Charlotte Brontë, Shirley’yi yazmaya tıpkı kendisi gibi yazar olan kız kardeşleri Emily ve Anne hayattayken başlar. İngiliz ve dünya edebiyatının kült eserlerinden olan bu romanın iki ana karakterinde kız kardeşlerini resmettiğine inanılan yazarın, her iki kardeşini de kaybettikten sonra tamamlayabildiği Shirley, merkezine aldığı aşk hikâyelerinin yanında aile olmak, ölüm ve kayıp duygusuna dair biyografi niteliğinde bir anlatı. Napolyon’un Avrupa’da tozu dumana kattığı 19. yüzyıl başlarında, İngiltere’nin kuzeyinde, Yorkshire’dayız. İki yakın arkadaş, zengin ve başına buyruk Shirley ile naif ve kimsesiz Caroline, birbirlerinden çok farklı bu iki genç kadın, iki erkek kardeşe âşıktır. Ancak olmaması gereken şeyler olmuş ve Shirley, yoksul bir öğretmen olan Louise’e; Caroline ise sermaye sıkıntısı içindeki yakışıklı ve vakur tekstilci Robert’a gönül vermiştir. Savaşın beraberinde getirdiği endüstriyel bunalım ve toplumun değişmez kodları arasında aşkın imkânı meselesini mercek altına alan roman, kadının toplumdaki yerine dair de son derece cesur sorular soruyor. “Sizi bekleyenin bir aşk hikâyesi olduğu fikrine kapıldıysanız, sevgili okur, bundan daha fazla yanılamazsınız. Duygu, şiir ve hülyalar mı umut ediyorsunuz? Tutku, ihtiras ve de melodram mı bekliyorsunuz? Beklentilerinizi yatıştırın, standartlarınızı düşürün. Sizi; sanki işi olan herkesin kalkmak ve yola koyulmak gerektiğinin bilincinde olduğu bir pazartesi sabahı gibi romantizmden uzak, salt gerçek, sade ve esaslı bir hikâye bekliyor.”
209.30 ₺ -
Çukur
“Platonov ilk ciddi sürrealist olarak kabul edilmelidir. Kafka’nın yanında bile onu ‘ilk’ kabul etmemiz lazım. Çünkü bize göre sürrealizm aslında bireyci dünya görüşüne bağlı estetik bir kategori değil, bilakis felsefi bir cünunun ve psikolojik çıkmazın bir ürünüdür.” Joseph Brodsky Platonov’un 1929-1930 yıllarında kaleme aldığı Çukur adlı romanı ülkenin ilk Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın yürürlükte olduğu döneme denk düşer. Sovyet hayatının acı gerçeklerini işleyen yazar sürrealist simgeler, grotesk ve hiciv kullanarak toplumun sorunlarını ve düşünce yapısını tasvir ederek Stalin’in kolektivizasyon planlarının meşruiyetini sorgulamaktadır. Maddi dünyanın boşluğunda hayatın anlamını arayanlar, ideolojinin peşinden sorgusuz sualsiz gidenler ve Sovyet rejiminin kolektivizasyonu esnasında yaşanan olaylar çarpıcı bir dille anlatılıyor. Çukur yazarın isteyerek bozduğu, zaman zaman ironikleşen diliyle okuruna farklı bir okuma tecrübesi kazandırıyor.
160.30 ₺ -
Taş Kentin Düşüşü
“Tarih ve kurmacanın buluştuğu bir rüyalar dünyası... İsmail Kadare’nin konusu, her zamanki gibi, geçmişin şimdideki varlığı... Bu varlık bütün belgesellerden daha gerçek, daha vurucu.” The Guardian Cino del Duca ve Man Booker International ödüllü Arnavut yazar İsmail Kadare, Ölü Ordunun Generali, Taş Kentin Kroniği, Rüyalar Sarayı ve İbret Taşı gibi dünyaca ünlü romanlar yazmıştır. Adı birkaç kez Nobel Edebiyat Ödülü adayları arasında gösterilen yazar, Taş Kentin Düşüşü’nde bizi yine memleketine, anlatmaktan asla usanmadığı o Taş Kent’e, Ergirikasrı’na götürür. Nazi işgali, isyanlar, bombardımanlar, idamlar, komünist rejimin kurulması, sorgular ve işkenceler arasındaki hayatı kendine has üslubuyla anlatır. Kadare’nin düğünler ve cenazeler, şölenler ve çarpışmalarla dolu romanlarını okurken, anlatmaktan bıkmadığı Taş Kent’in aslında dünyanın ve hayatın ta kendisi olduğunu fark ederiz. Bütün faciaları, gülünçlüğü, acımasızlığı ve güzelliğiyle bütün bir dünya ve bütün bir tarih, bu taş kenttedir.
114.10 ₺ -
Bay Perşembe
İngiliz edebiyatının önemli isimlerinden Chesterton’un Bay Perşembe’si çarpıcı ve özgün hikâyesiyle kabus-rüya, özgürlük-düzen, inanç-şüphe, kurgu-gerçek arasında gidip gelen sarkaçtan farksızdır. Chesterton, bu romanını yirminci yüzyılda yayımlasa da insanlığa, doğaya, kültüre dair evrensel meseleleri kendine has biçimde işler, böylece Bay Perşembe, çağlar boyu hayranlıkla okunacak bir roman olur. Felsefenin, teolojinin, neşenin ve tekinsizliğin tam ortasında serpilen bu hikâye, neredeyse upuzun ve esrarengiz bir rüya gibidir. Londra’da, Anarşist Merkez Konseyi adında gizli bir örgüte “yanlışlıkla” katılan Dedektif Syme, «Bay Perşembe» olarak seçilir ve dünyayı yok etmek için harekete geçen bu adamların eylemlerini öğrenmek için esrarengiz bir serüvene atılır. Ancak konseydeki adamların maskeleri bir bir düşünce Dedektif Syme da kendisini şaşkına çeviren bir dünyanın ortasında kalakalacaktır. Anarşist Merkez Konseyi’ndeki birbirinden ilginç adamlar, Londra’nın orta yerinde olsalar da tekinsizlik içinde soluk alıp vermeye, sahici fikir ve eylemleriyle dünya üzerinde rastlamayacağımız yerlerde bizi beklemeye, ne olursa olsun eylemlerini gerçekleştirmek için mücadele etmeye devam ederler.
153.30 ₺ -
Orman Sakinleri
Thomas Hardy’nin, gücünü doğa ve kültür geriliminden alan bu klasik yapıtı; iyi bir evlilik yapması, toplumsal konumunu değiştirmesi ve ailesini onurlandırması için eğitilen genç bir kadının arzularıyla, doğasıyla, ailesiyle, toplumla ve kendini kuşatan yasalarla müzakeresini konu ediniyor. Grace Melbury kimi eş olarak seçecektir; “sonbahara kardeş”, “güz kokan”, “orman büyüten” Giles Winterborne’u mu, yoksa çalışma odasının ışığı gece yarılarına kadar yanan, felsefeye ve şiire meraklı Doktor Fitzpiers’ı mı? İngiliz romantizminin dünya görüşüyle şekillenen bu roman, ormanlarla çevrili, ıssız, küçücük bir köyde, âdeta ağaçların bakış açısını ödünç alan, dramatik gerilimi yüksek, inişli çıkışlı bir aşk hikâyesine odaklanıyor. Toplumsal ve kültürel olarak “makbul” olanı reddederek doğayla uzlaşmayı, yaşamını yönetmeye çalışan yasalarla pazarlık ederek birey olmayı öğrenen genç bir kadının olgunlaşma serüvenini anlatıyor. Hardy’nin metnin girişinde belirttiği gibi “bu romanda da kadın ve erkek ilişkilerinin nasıl bir temele oturması gerektiği sorusunun cevabı, çözümsüz bir bilmece” olarak kalıyor ancak doğa ve insan ilişkisinin nasıl bir zeminde kurulması gerektiği oldukça berrak tasvir ediliyor: Hardy, bize on dokuzuncu yüzyılın sonundan seslenerek doğaya hükmetmek yerine kendimizi doğayla eğitmeyi, doğayı şekillendirmek yerine kendimizi doğanın şekillendirici ellerine bırakmayı öğütlüyor. “Gönüller bir olmayınca, en sık ormanda bile insanı rüzgârdan koruyacak bir ulu ağaç bulunmaz.”
279.30 ₺ -
Müze Bekçisi
Çocuk yaşta anne ve babasını bir zeplin kazasında kaybeden uyumlu, tertipli, sessiz DeFoe; gösterişli ve güvenilmez amcası tarafından büyütülmüştür. DeFoe, kentin Yahudi mezarlığında çalışan melankolik ve güzel Imogen’le imkânsız bir ilişkiyi sürdürmektedir. Uzaklardan âdeta kıyameti haber veren gök gürültüleri, yani Hitler’in korkunç eylemleri ve Nazi tehdidi gitgide daha duyulur hale gelirken, Hollandalı bir ressama ait “Amsterdam’da Bir Sokakta Yahudi Kadın” tablosu müzeye gelir. Müze Bekçisi, insanlığın kararan dünyasını, gizemli bir tablonun büyüsüne kapılan huzursuz bir kadının sanrıları üzerinden anlatıyor. Yayımlandığı günden itibaren eleştirmenler ve okuyucular tarafından coşkuyla karşılanan bu roman; yabancılaşma, sanatın kimliğe etkisi, kendi kaderini tayin hakkı, duygusal kaos, gerçeklik yanılgısı, ulvileşme arzusu gibi temalarla hafızalara kazınacak türden bir edebî darbe. Roza Hakmen’in eşsiz çevirisiyle Türkçede…
237.30 ₺ -
Piramit
Kadare’nin nesrinde Gabriel Garcia Marquez’in büyülü gerçekçiliği ışıldıyor. The Los Angeles Times 2005 Man Booker International ödüllü, ismi defalarca Nobel Edebiyat Ödülü adayları arasında anılan Arnavut yazar İsmail Kadare, Piramit’te hipnotize edici bir mesel anlatır. Hem bir tarihî roman, hem de her çağda, her coğrafyada farklı yorumlarla okunabilecek karanlık bir hikâyedir anlattığı: Kendine piramit yaptırmak istemeyen bir Firavun! Güç, entrika, komplo, yönetim sanatı, toplum mühendisliği ve terde, kanda, gözyaşında ve üst üste konan devasa taşlarda vücut bulan hayat ve ölüm... “Dışarıda, rüzgârın havalandırdığı kum taneleri sonsuz sarmallar oluşturuyordu. Adamlar da döne döne yükseklere çıkan o sarmallara bakıyordu. Hiç konuşmuyorlardı ama boş boş bakan gözleri ‘Hükümdarımız hangi merdivenle yükselecek gökyüzüne? O gün geldiğinde diğer firavunlar gibi yıldızlar arasına nasıl ulaşacak? Nasıl ışık olacak?’ der gibiydi.”
114.10 ₺ -
Obasan
Güçlü ve tutkulu bir hikâyeye sahip ödüllü roman Obasan, II. Dünya Savaşı sırasında Japon asıllı Kanadalıların yaşadığı dokunaklı olayları bir çocuğun gözünden anlatıyor. Naomi, Pearl Harbor Saldırısı onun hayatını değiştirdiğinde korunaklı dünyasında sevgiyle büyütülen beş yaşında bir çocuktu. Annesinin kaybının ardından kendisinin ve ailesinin nasıl da “düşman uzaylılar” haline geldiğini, yaşadığı topraklarda ırkçı saldırılara uğradığını, hayalet kasabaya sürgüne zorlandığını, hor görüldüğünü ve parçalandığını şaşkınlıkla izledi. Hayatı akıl almaz zorluklarla ve acıyla sarılan Naomi için amcasının eşi Obasan’ın kararlılığı, dayanıklılığı ve çevresindekilerin sessizliği onu koruyan bir zırhtı. Ancak Naomi büyüdüğünde, kaderlerine musallat olan bu ürkütücü sessizlik perdesini aralamaya karar verdi. Kamplarda tutulan binlerce insandan biri olan yazar Joy Kogawa’nın kaleminden Obasan, günümüze dair rahatsız edici benzerlikler barındıran satırlarıyla, II. Dünya Savaşı’nın dramatik sonuçlarını Kanada’daki bir Japon göçmen ailesi üzerinden okuyabileceğiniz yürek burkan bir anlatı.
279.30 ₺ -
Bostanda Kırlangıçlar
Genç adam çocukluğunun geçtiği nar bahçesine döndüğünde dünyanın renkleri, meyvelerin tadı, güllerin kokusu ve vadinin manzarasıyla yeniden tanışır. Şimdi çok uzak bir geçmiş gibi görünen çocukluğunun imgelerini tek tek hatırlar, özellikle de ilk aşkın tatlı hatıraları ile babasıyla vakit geçirdiği bu nar bahçesi. İnsanın içine karanlık salan hapishane yılları, işkence, dayak ve sefaletin yerine, insanca kalabilmek için bu hatıralara, bir de sevdiği kıza tutunur. Ah, Saba. Peter Hobbs’un bu novellası daha ilk cümlesiyle okuru içine çekiyor. Poetik dili ve anlatıcının nahif tonuyla aksi hâlde bir karamsarlık manzumesi olabilecek bir hikâyeyi, umudun rengine büründürüyor. Kısa sürmüş bir aşkın hatırası, ruhunuz ve bedeninizdeki yaraları dindirebilir mi?
118.30 ₺ -
Kediye Dikkat
Kedileri duyabilseydik ne yapardık? İngilizlerin ilk romanı olarak kabul edilen Kediye Dikkat’te William Baldwin, kedilerin konuşabilmesinin, düşünebilmesinin, mantık yürütebilmesinin mümkün olup olmadığına dair kışkırtıcı ve zekice sorular soruyor. Yüzyıllar boyunca yazarlar, kedilerin gizemli doğasına dair ilham verici pek çok şey yazdılar. Fakat bu eser, ilk olarak 1550’lerde, tanınmış erken modern dönem yazarların çoğu henüz ilk eserlerini vermeden önce yazıldı. Hayvanların konuşma yetenekleri olsaydı dünya hakkında neler söyleyebileceklerini hayal etmemizi sağlayan bu dikkat çekici eser; simya, efsaneler, dinî ve ahlaki hicivler ışığında, konuşan kedilerin hikâyesini eğlenceli bir dille anlatıyor. Kedilerin gizli dilini anlamaya çalışan bir rahibin ürkütücü simya deneylerine odaklanan hikâye, çağlar boyunca insanları düşündüren bir soru soruyor: Hayvanlar neden vardır?
111.30 ₺ -
Armağan Zamanlar
En çaresiz ânınızda, her şeyi değiştirebilme ve düzeltme imkânı karşılığında ne kadar büyük bir bedel öderdiniz? Ya bir ömür merak ettiğiniz, hayatınızı adadığınız sırrı çözmek için? Ya da olanı olmamış kılmak, mahkûm olduğunuzu düşündüğünüz mutsuzluktan kurtulmak için? 2003 Dünya Fantezi Roman ödüllü ünlü Sırp yazar Zoran Zivkoviç, Başka Zaman Kütüphaneleri’nden sonra bir başka mozaik romanla karşınızda! Engizisyon tarafından idam edilmek üzere sabahı bekleyen bir astronom, bilim camiasınca hiç ciddiye alınmamış bir bilim insanı ve hayatını mahveden olayı atlatamayan bir saatçi... Gizemli bir ziyaretçi, ortak noktaları zaman karşısındaki çaresizlikleri olan bu üç kişiye belirsiz bedeller karşılığında eşsiz birer zaman dilimi armağan eder. Ziyaretçinin kimliğiniyse yalnızca deli olduğu gerekçesiyle stüdyosuna kapatılan, kimsenin inanmadığı bir ressam bilmektedir...
167.30 ₺ -
Blucin Devrinin Çocukları
Blucin Devrinin Çocukları, Gürcistan’ın en meşhur yazarı David ‘Dato’ Turaşvili’nin on beşten fazla dile ve tiyatro eserine çevrilmiş romanı. Gerçek ve trajik bir olayı konu edinen roman, 1983’te, henüz genç ve yakışıklı bir aktör olan Gega Kobakhidze ve arkadaşlarının Tiflis’ten Leningrad’a giden bir uçağı kaçırma girişimlerini konu ediniyor. Sovyet rejiminden özgürlüğün ve kot pantolonun bol olduğunu düşündükleri Batı’ya kaçmak isteyen bu gençlerin başarısız uçak kaçırma girişimi, okuru huzurlu bir son umuduyla daima tetikte tutuyor. Diyalog merkezli bir anlatım tarzıyla Dato Turaşvili, gençlerin romantizmini de idealizmini de ifade etmeyi başarırken, rejimin memurlarının uyguladığı baskıyı da gözler önüne seriyor. Gerçekle kurgunun iç içe geçtiği Blucin Devrinin Çocukları, Gürcü gençliğinin başkaldırı hikâyesi…
188.30 ₺ -
İdrisilerin Evi
“Kaos bir evde birdenbire ortaya çıkmaz; ahşap oymalar, nevresim kıvrımları, panjurlar ve perde pileleri arasında usulca birikerek, kapıdan esip gelen bir rüzgârla savrulmayı bekleyen tozlar gibi pusuda bekler.” Kısacık ömrüne sığdırdığı geniş külliyatıyla çağdaş İran edebiyatının en önemli isimlerinden sayılan Gazale Alizade’nin eserleri ölümünün üstünden geçen neredeyse otuz yıla rağmen güncelliğini koruyor. Kurmacalarını gözlerini bağlayıp bir kitaptan okur gibi yardımcısına dikte ederek, trans metoduyla yazan Alizade’nin opus magnumu kurgusal “Aşk Şehri”nde geçen İdrisîlerin Evi’dir: Kanlı bir devrime sahne olan kentte bir yandan toplum büyük değişimlerden geçer; diğer yandan karakterlerimiz aşk, dostluk, düşmanlık, hırs, çaresizlik, cesaret ve erdemle yoğrularak yazgılarını arar. Keşmir vadilerinin kokusu bahçedeki sümbülteberlerin rayihasına karışır, azizelerin ve peri kızlarının resmedildiği sırça kubbeyi aile yadigârı piyanonun tınıları doldurur, şimdiye kadar ancak savaş için parlayan buz mavisi ihtiyar gözlerde sevda yeniden yeşerir ve biz okurlar efsanelerin, destanların ve masalların katı gerçekler ve gündelik olgularla tam da kendi hayatlarımızdaki gibi harmanlandığı eşsiz bir yolculuğa çıkarız. İlk kez Türkçeye kazandırılan İdrisîlerin Evi gerçek edebiyatla ve “büyük roman”larla ilgilenen herkesin kitaplığında bulunması gereken bir başyapıt.
377.30 ₺ -
Yumruk yahut Yürek
İzlanda’nın en canlı ve özgün kalemlerinden kabul edilen genç edebiyat yıldızı Kristín Eiríksdóttir’den ustaca örülmüş, katman katman açılan sürükleyici bir ödüllü roman… Yetmişli yaşlarının başındaki Elín Jónsdóttir, İzlanda’nın Reykjavík kentinde izole bir yaşam sürüyor. İskandinav filmleri ya da tiyatrolar için dekor hazırlıyor, maske yapıyor. Yalnız yaşıyor ve hayatıyla he-saplaşmaya hazır. Ellen Álfsdóttir ise hassas, duyarlı, genç bir oyun yazarı. Ünlü bir yazarın gayrimeşru kızı olması en büyük yarası. Peki bu iki kadının ortak noktası ne? İkisinin yolları daha önce korkunç koşullar altında kesişmiş; ancak biri hatırlamıyor, diğeri ise unutmak üzere. İzlanda Edebiyat Ödülü’ne layık görülen ve birçok dile çevrilen Yumruk yahut Yürek, iki kadının hikayesini iç içe geçirerek hayatın büyük travmalarını ve küçük sevinçlerini, yaşadığımız en önemli anları hatır-lamayı ve unutmayı, kaygıyı, köksüzlüğü, kanıksanmış adaletsizliği anlatıyor. “Kestikçe kesiyor kuru otları; sonra ömrünün baharında kendisi de ot gibi biçiliyor.”
216.30 ₺ -
Panenka
Aslında ismi Joseph’ti ama yıllar boyunca onu Panenka diye çağırdılar, bu isim onun hem hayat hikâyesi hem de hüznüydü. Bilirsiniz ki, futbol fena hâlde hayata benzer. Panenka’ya teknik direktörü, “Bu oyunun kilidini açacak olan,” demişti, “korkusunun ve kendisinin ötesine geçen oyuncudur.” Panenka kendisinin ötesine geçmeye çalıştığı ilk anda büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Belki de bu yüzden yıllarca bu sözle sınandı. O büyük yükü omzunda taşırken, hayatına devam etmezken, ailesini ve bütün geleceğini o bir tek ânın gölgesine esir etmişken hep kendinin ötesiyle ve ötekiyle savaşıyordu. Pişmanlıklar, parçalanmışlıklar ve başarısızlıklar arasında yürüyen Panenka, acaba geçmişini temize çekebilecek mi? Yoksa, yaşlandıkça geriye sadece tamir edilemeyen şeyler mi kalır?
209.30 ₺