-
Bulgaristan Medreseleri
Bulgaristan’da XIV. yüzyıldan başlayıp XIX. yüzyılın sonuna kadar devam eden Osmanlı hâkimiyetinin en önemli kurumlarından biri medreseler olmuştur. Medreseler, Balkanlar’da İslamlaşmanın bir aracı oldular ve Osmanlı hâkimiyeti Balkanlarda en önemli dönüşümü medreseler aracılığıyla gerçekleştirdi. Bulgaristan’daki Osmanlı medreseleri, Balkanlar’ın bu önemli bölgesini fikir, düşünce ve zihniyet bakımından etkilemiş ve şekillendirmiş bir kurum olarak Osmanlı medeniyetinin güçlü kurumsal yapılarının başında gelmektedir. Sayıları üç yüzü bulan bu eğitim kurumları, Balkan coğrafyasının Müslüman toplumunun inşasında ve Osmanlı kimliğini kazanmasında şüphesiz çok önemli tarihi bir role sahipti. Bulgaristan’da kurulan ve yaklaşık beş asır boyunca faaliyetlerine devam eden medreselerin Osmanlı medrese sistemi içindeki yerini tespit etmek amacıyla hazırlanan bu çalışma, bölge medreselerinin tarihi gelişimini ele almakta, bunların Osmanlı medrese sistemi içerisindeki durumunu değerlendirmekte, eğitim ve şehir tarihi açısından durumunu sorgulamaktadır.
136.50 ₺ -
İslam Ahlak Düşüncesi Sözlüğü
Literatürde Menâhicü’l-ahlâki’s-seniyye fî mebâhici’l-ahlâki’s-sünniyye özgün adıyla bilinen İslâm Ahlâk Düşüncesi Sözlüğü, girişte ifade edildiğine göre, ahlâklanmaya yönelik gayreti en üst derecede ortaya çıkaran, Muhammedî ahlâkı ve sûfiyyenin büyüklerinin vasıflarını içeren, sünnete dair kitaplarda dağınık hâlde bulunan ahlâk delillerini toplayan ve böylece meseleyi bilen sağlam tabiatlı kimselerin ahlâklanmasını sağlayan bir eserdir. Muhammedî ahlâkın incilerini ve ilâhî ahlâkla ahlâklanmaya sevk eden sünnet-i seniyyeye dair eserlerin ve haberlerin nurlarını da ihtiva ettiğini bildiren bu eser, kendi güzelliğini “gerdanlığın ortasındaki mücevher”e benzetmekte, her iki dünyada kazanmak isteyenler için eşsiz faydaları barındırdığını da belirtmektedir. Tüm bu iddiasıyla birlikte eser, klasik yazarların görüşlerinin özünü, kendi dönemindeki fikirlerin hâsılasını, ayrıca ârif ve sûfî imamların tavsiyelerinin kaymağını ve pek çok muhakkik filozofun da hikmetlerini kapsadığını da ifade etmektedir.
699.30 ₺ -
Michel Foucaultnun Yazar Nediri
Filozof, fikir tarihçisi ve teorisyen Michel Foucault, yirminci yüzyıl düşüncesinin en etkili isimlerindendi. Onun 1969 tarihli konuşmasından aktarılan “Yazar Nedir?” makalesi; yazarın niyeti, metinlerin anlamı ve “yazarın ölümü” tezine dair bir dizi girift meseleyi ele alır ve okuyucuya çok sayıda “sömürülmemiş soru” sorar. Bir metnin anlamını tanımlayan veya oluşturan şey nedir? Yazarlar ne anlatmaya niyetlendiklerini biliyorlar mı? Peki ya niyetlenilmeyen ya da tarih boyunca değişen anlamlar? Eser gerçekten de yazarın varlığını gerektirir mi? “Kimin konuştuğunun ne önemi var?” Tim Smith-Laing bu kışkırtıcı tahlilde, “Yazar Nedir?”in yayımlandığı dönemde nasıl bir etki yarattığı, edebiyat teorisi mirasının önemli bir parçası olarak güncelliğini hâlâ nasıl koruduğu üzerine aydınlatıcı bir inceleme sunuyor. “Yazar Nedir?” edebiyat öğrencileri başta olmak üzere bu alanla ilgilenen herkes için hem edebî metinlerde yazar ve yazarın niyeti hakkında devam eden tartışmaları anlamanın bir aracı hem de Foucault’nun eserlerine giden yolda bir mihenk taşı. “Foucault’ya göre yazar, anlamın kaynağı değil, anlamın çoğalmasından korkma biçimimizi belirleyen ideolojik bir figürdür.”
111.30 ₺ -
Ötekini Kovmak
Kendini seyrettiği gölün başından ayrılamayan Narcissus bugün her yerde ; sokakta, otobüste veya dağ başında, kendini cep telefonu ekranından seyrediyor. İlla seyretmesine de gerek yok. Baktığı her şey, alışveriş merkezindeki her ürün, dinlediği her şarkı, okuduğu her tweet hatta bir başkasının yüzü bile ona kendi muhteşemliğini, eşsizliğini, biricikliğini yansıtıyor bugün. Fakat bu olumlamanın zehirli bir tarafı da var : gizlenmiş bir iktidar mantığı, zorun sapkın bir içselleşmesi. Aynının sonsuz yeniden üretiminde kişi, kendisine biçim verecek soruyu kaybetmiş durumda, ötekini. Ötekinin, başkanın, olumsuzun uzaklara sürüldüğü yerde, sınırın çekilebileceği nirengi noktası bulunamıyor. Geç-modernitenin performans öznesi için her yerden üzerine çullanan ve köpürdükçe köpüren bu mutlak aynılığın tek bir neticesi var: kendini tüketmek. Bu sefer yıkım dışarıdan değil içeriden, ani bir çöküş, depresyon veya burn-out biçiminde geliyor. Kaybolan olumsuzun düşünürü, Byung Chul-Han, acının, mahremiyetin, mesafenin kaybını bu sefer de ötekinin kaybı üzerinden düşünüyor. Pek çok düşünür arasında aydınlatıcı ve beklenmedik bağlantılar kurmakta mahir düşünme pratiği, bize bir yandan içinde yaşadığımız “aynının cehennemini” gösteriyor, öte yandan da şaşırtıcı bir felsefe tarihi gezintisi vaat ediyor: “Ötekinin varolduğu zamanlar sona erdi. Gizem olarak öteki, baştan çıkarma olarak öteki, Eros, arzu, cehennem ve acı olarak öteki ortadan kayboluyor. Bugün, ötekinin negatifliği, yerini aynının pozitifliğine bırakıyor. Aynının aşırı çoğalması, toplumsal gövdeyi etkileyen patolojik değişikliklere sebep oluyor. Bünyeyi hasta eden şey, mahrumiyet ve yasaklama değil, aşırı iletişim ve aşırı tüketim; bastırma ve olumsuzlama değil, her şeye izin verme ve her şeyi olumlamadır. Zamanımızın patolojik alameti bastırma değil, depresyondur. Yıkıcı baskı ötekiden değil, içten gelir.”
184.80 ₺ -
Küresel İhvan
Hasan el-Bennâ adında 22 yaşında bir öğretmen ve altı arkadaşı tarafından, 1928’de Mısır’ın İsmâiliyye şehrinde temelleri atılan Müslüman Kardeşler Teşkilâtı, kısa süre içinde ülke sınırlarını aşarak dünyanın dört bir yanına yayılmış ve küresel bir teşkilât hüviyetini almıştı. Kısaca “İhvân” olarak bilinen teşkilât, örgütlendiği ülkelerde siyasî, sosyal ve dinî bir ıslah vaat ediyor, özellikle baskıcı rejimlere karşı güçlü bir muhalif damar oluşturuyordu. Peki, İhvân nasıl bir öyküye sahipti? İdeolojik çerçevesi hangi esaslar üzerine oturuyordu? Vaat ettiği şeyleri uygulamaya geçirirken, nasıl hareket etmişti? Hangi ülke, İhvân’a nasıl reaksiyon göstermişti? Hareketin önde gelen düşünür ve eylem adamları kimlerdi? İhvân, Arap dünyasında hangi bağlama oturtulabilirdi? Dünden bugüne ve bugünden yarına, İhvân toplumlara hangi mesajı veriyordu? Bulunduğu ülkelerdeki rejimlerle nasıl ilişkiler yürütüyordu? Elinizde tuttuğunuz eser, tüm bu soruların cevabına dair kapsamlı bir manzara sunuyor. Müslüman Kardeşler hakkındaki akademik literatürde üzerinde yeterince durulmayan ve irdelenmeyen ulusötesi süreçleri detaylı ve mukayeseli olarak ortaya koyuyor. Bu kapsamda İhvân’ın 21 ayrı ülkedeki toplumsal ve siyasal örgütlenmesi, bulunduğu ülkelerdeki rejimlerle ve diğer ülkelerdeki İhvân teşkilâtlarıyla siyasal ve sosyal ilişkileri ile özellikle Batı Avrupa ve ABD’deki diasporik görünümü kayıt altına alınıyor. Satırlar arasında gezinirken, alanında uzman isimlerin yetkin değerlendirmeleriyle, yakın tarihin hiç şüphesiz en önemli siyasal yapılanmalarından birine çok daha yakından ve içeriden bakma imkânı bulacaksınız.
384.30 ₺ -
İslam Klasiklerini Yeniden Keşfetmek
Klasik İslâmi eser geleneği, varlığını el yazması eserlerle sürdürürken, 19. yüzyıla gelindiğinde matbaanın gelişimiyle birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Müstensihlerin kısıtlı imkânlarla ve el yazısıyla uzun süren çalışmalar sonucu istinsah ettikleri eserler, matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte kısa zamanda çok sayıda neşredilerek daha fazla okura ulaşma imkânı bulmuştur. Matbaa teknolojisinin gelişimi yalnızca böyle bir imkân sunmakla kalmamış, aynı zamanda bir kültürel dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte hem devlet eliyle yönetilen matbaalarda hem de özel matbaalarda hangi el yazması eserlerin neşredileceği, hangilerinin göz ardı edilip tarihin tozlu raflarında unutulmaya terk edileceği ise bugünkü editörlerin karşılığı olarak görebileceğimiz muhakkiklerin inisiyatifinde olmuştur. Bu bağlamda tercihleri ile kanonu belirleyen muhakkikler bu entelektüel ve kültürel dönüşümün bir parçası hâline gelmiştir. Ahmed el-Shamsy, İslâm Klasiklerini Yeniden Keşfetmek’te işte bu meseleler üzerinden klasik Arap-İslâmi eser geleneğinin dönüşümü ve bu dönüşümün aktörlerine odaklanıyor. Avrupalı oryantalist koleksiyonerlerden Arap muhakkiklere, el yazması eserlerden matbu eserlere, devlet matbaalarından özel matbaalara, gelenekçilerden reformistlere Arap matbaa endüstrisi ve yayıncılığının doğuşu ve gelişimine bütüncül bir bakış getiriyor. Klasik ve klasik sonrası dönemlerde, özellikle Mısır, Levant ve Irak bölgelerindeki matbaa ve yayıncılık faaliyetlerine odaklanan Shamsy, yalnızca bu coğrafyaya dair bir analiz ortaya koymaktan öteye giderek matbaa geleneği ve yayıncılık sektörünün genel seyrine dair bir izlek de sunuyor.
349.30 ₺ -
Yunanistan Medreseleri
“Balkanlarda Osmanlı Medreseleri” serisinin ikincisini teşkil eden bu eser, Yunanistan coğrafyasında tesis edilmiş medreselerin beş asırlık envanterini ortaya çıkarmaktadır. Osmanlı coğrafyasında XIV. yüzyılın başlarından itibaren faaliyet gösteren medreseler, beş asır boyunca Osmanlı zihniyetini şekillendiren ve bütün Osmanlı şehirlerinde bilgiyi üreten ve toplumsallaştıran kurumlar olarak varlığını sürdürdü. İlk medresenin kurulduğu 1331 yılından itibaren Osmanlılar, başta Batı Anadolu’da, daha sonra da Balkanların fethi üzerine Rumeli’de yüzlerce medrese kurdu. Yunanistan’da XIV. yüzyıldan başlayıp XX. yüzyılın başlarına kadar kurulan 360 kadar medrese, Osmanlıların eğitim sistemini bütün Osmanlı coğrafyasına yayma siyasetinin açık kanıtıdır. Bu çalışmada, Dimetoka, Yenice-i Vardar, Yenişehir-i Fener, Gümülcine başta olmak üzere Osmanlı sultanlarının, uç beylerinin, kadı ve müderrislerin XV. Ve XVI. yüzyıllarda yaptırdıkları medreselerle Yunanistan coğrafyasının Osmanlı ilim ve kültür merkezlerine eklemlenmesi ve Osmanlı kültürüyle bütünleşmesi süreçleri incelenmekte ve XV. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar Yunanistan’da kurulan medreselerin sayısal analizi yapılarak medrese kurma faaliyetlerinin dönemsel değişimleri ve dinamikleri değerlendirilmektedir. Selanik ve Siroz’un en çok medrese kurulan iki şehir olarak öne çıkması, Osmanlıların bu şehirlere özel önem atfettiklerini ve kültür politikaları bağlamında bu şehirleri bilinçli olarak desteklediklerini de göstermektedir.
137.20 ₺ -
Teknoloji Felsefesi
Teknoloji, hayatlarımızda derinleştikçe çağdaş filozofların daha fazla ilgisini çekmeye başlamıştır ve yayıldığı geniş ağ dolayısıyla potansiyel olarak felsefi incelemenin konusudur. İnsan durmaksızın üretir, alet kullanır, inşa eder, mesken tutar ve düşünür ki bütün bu eylemlerimiz teknoloji ile yakından ilişkilidir. Teknoloji felsefesinin gelişimini takip etmek ve alanı şekillendiren düşünürlerin görüşleri arasındaki ilişkiyi anlamak isteyenler için yazar bu kitapta, Marx’tan Marcuse’a, Dewey’den Latour’a ve Heidegger’den Borgmann’a kadar pek çok düşünürün fikirlerine yeni bir bakış açısı sunuyor. Ayrıca eğitim felsefesi ve değerlere duyarlı tasarım alanında çalışanların da ilgisini çekecek bağlantılar sunuyor. “Nesne olmadan insan bir hiçtir... Fakat öznenin özünde zorunlu olarak ilişki kurduğu nesne, öznenin kendi nesnel doğasından başka bir şey değildir. Böylece kişi üzerine tefekkür ettiği nesne aracılığıyla kendini tanımaya başlar”
265.30 ₺ -
Savaş ve İlyada
Simone Weil, Rachel Bespaloff ve Hermann Broch’u bir araya getiren Savaş ve İlyada, edebiyat, din ve felsefe üzerinden ölüm ve yaşam meselelerini ele alan bir eser. Weil, Homeros’un destanını ayrıntısıyla inceler ve burada kâbusları andıran bir savaş makinesi teşhis eder. İlk kez 1939’da yani 2. Dünya Savaşı arifesinde yazılan bu makale pasifist bir manifesto olarak da okunabilir. Bespaloff makalesini 2. Dünya Savaşı ortasında kaleme alır, çalışmasına “savaşla başa çıkma yöntemim” der, ama bu makale aynı zamanda Weil’e cevap niteliğindedir. Ayrıca, Bespaloff'un Homeros destanını Kitâb-ı Mukaddes'le, şairleri de peygamberle ilişkilendirmesi başlı başına bir katkı olarak görülmektedir. Büyük Alman yazar Broch ise 1947 yılında yani savaş bittikten iki yıl sonra bir sonsöz yazarak bu tartışmaya nokta koyar. Bu sonsözde, yaşlılık üslubundan sanatta yeni mit arayışına, mitsel edebiyata yakın gördüğü Kafka’ya kadar edebiyat teorisiyle ilgili aydınlatıcı fikirler öne sürer. Bir yanda yaklaşık 2700 yıl önce yazılmış en trajik savaş destanı, diğer yanda 80 yıl önce dünyanın maruz kaldığı en büyük savaş… Çünkü en büyük derdimiz güncelliğini koruyor: İnsanlığımızı kaybetmemek.
188.30 ₺ -
Şerhu Şerhi Adabil Bahs Vel Münazara
Hicri 11. Asrın sonları, 12. Asrın başlarında yaşamış olan büyük mutasavvıf İsmail Hakkı Bursevî (kuddise sırruhû) tefsir, fıkıh, hadis, tasavvuf, kelam, Arap dili-edebiyatı ve muhtelif alanlarda olmak üzere 100’den fazla eser vermiş büyük bir âlimdir. Eserlerinden birisi de Taşköprîzâde’nin Osmanlı medreselerinde ibtida seviyesindeki talebeler için uzun yıllar ders kitabı olarak okutulan Risâle fî İlmi Âdâbi’l-Bahs ve’l-Münâzara adlı muhtasar eserine yazmış olduğu şerhin üzerine yazdığı kitabıdır. Taşköprîzâde ise, kelâm, fıkıh, tefsir, ahlâk, mantık, biyografi, Arap dili ve edebiyatı, ilimler tarihi, tıp gibi değişik alanlarda çeşitli kitaplar yanında otuza yakın risâle telif etmiştir. Taşköprîzâde, Risâle fî İlmi Âdâbi’l-Bahs ve’l-Münâzara adlı kendi risalesine yine kendisi şerh yazmış ve İsmail Hakkı Bursevî (kuddise sırruhû) da bu şerhe daha geniş bir şerh yazmıştır. İsmail Hakkı Bursevî, risâlenin giriş bölümüne klasik şerh geleneğinden biraz farklı olarak çok geniş yer vermiştir. Ders kitabı olma özelliğinden ziyade, mütalaa edilme hüviyetine sahip bir eser ortaya koymuştur. Risâledeki münazara ilmi ile ilgili ıstılahları çok güzel bir üslup ile açıklamıştır. Konuya dair getirdiği misallerle şerhi zenginleştirmiştir. Tahkikte takip edilen metod: 1) Mukaddime bölümünde müellifler hakkında bilgiler verildi. 2) Taşköprîzâde metni beş farklı yazma nüshadan mukabele edildi. 3) Metin tam bir şekilde harekelendi. 4) Okuyucuya kolaylık olması için Taşköprîzâde metin ve şerhi İsmail Hakkı Bursevî şerhinden ayrı olarak kitabın baş tarafına konuldu. 5) İsmâil Hakkı Bursevî şerhi üç farklı yazma nüshadan mukabele edildi. 6) Konunun daha iyi anlaşılması için diğer şerhlerden de istifade edilerek dipnotlarla zenginleştirildi. 7) Ayet-i kerîmelerin sure ve numaraları, hadîs-i şerîflerin de tahriçleri yapıldı. 8) Manası kapalı olan kelimeler ve önemli görülen ıstılahlar açıklandı. 9) Tarafımızdan başlıklandırmalar yapıldı. Şerhte referans alınan diğer kaynaklara mümkün mertebe müracaat edildi.
245.00 ₺ -
Selasü Resail Tuhfetul İhvan
"Selâsü Resâil: Tuhfetü’l-İhvân", Şeyh Abdülaziz bin Salim es-Samerai tarafından kaleme alınmış, belagat, mantık ve hikmet alanlarında üç kısa ve özlü risaleyi içeren değerli bir eserdir. İlk risale, Arapça dilinin ifade gücünü ve estetik yönlerini ele alan "Beyan Sanatı" üzerine; ikinci risale, felsefe ve mantığın temel taşlarından olan "On Kategoriler" üzerine; üçüncü risale ise, kelimelerin yerleştirilmesi ve anlamlandırılmasıyla ilgili "Vaz Sanatı" üzerinedir. Eser, açık ve sistematik anlatımıyla bu alanlara ilgi duyan öğrenciler ve araştırmacılar için faydalı bir kaynak niteliğindedir. Haşimi Yayınevi tarafından yayımlanan bu kitap, belagat, mantık ve İslam felsefesi alanlarında önemli bir başvuru kaynağıdır.
115.20 ₺ -
Anadolunun Fetih ve İslamlaşma Tarihi
FÜTUHAT: İLK İSLAM FETİHLERİNDEN OSMANLI’YA İSLAMLAŞMA: SELÇUKLU FETİHLERİNDEN CUMHURİYET’İN İLANINA İlk İslam fetihleriyle birlikte Anadolu’nun güneyinde (Sugūr/Avâsım) başlayan sınırlı bir İslamlaşma olmuşsa da akamete uğramıştır. Anadolu’nun İslamlaşması Türklerin fetih, iskân ve uzun soluklu politikalarıyla tamamlanmıştır. Çağrı Bey’in Pasinler Zaferi (1048) Bizans Devleti’nin gücünü sınamakla kalmamış, onu sarsmıştır. Alp Arslan 1064’te Ani Kalesi’nin Taç Kapısı’na Kızıl Elma mührünü vurmuş ve 1071’de kazandığı Malazgirt Zaferi’yle de Anadolu’nun kapılarını açmıştır. Melikşah’ın Anadolu’nun fethi görevini ve buranın yönetimini başta Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve komutanlarına bırakması, Anadolu’nun Türk yurdu olmasını ve dolayısıyla İslamlaşmasını kolaylaştırmıştır. Süleyman Şah, İznik’i başkent yapmak suretiyle Anadolu’da ilk Müslüman Türk Devleti’ni kurmuştur (1077). II. Kılıçarslan’ın 1176’da kazandığı Miryokefalon Zaferi’yle de Anadolu’nun tapusu, Hristiyan Rumlardan Müslüman Türklerin eline geçmiştir. Geçmişten günümüze Haçlı zihniyetinin Anadolu’yu geri alma teşebbüsleri olmuşsa da boşa çıkarılmıştır. Ahmed Yesevî ve talebelerinin nefesleri, Ahîlerin meslekî hamleleri, Mevlânâ’nın çağrısı ve Yunus’un deyişleriyle mayalanan Anadolu irfanı sayesinde nice büyük zorluklar aşılmıştır. Beylikler, birkaç asır boyunca İslam’ın mahallinde kökleşmesini sağlamıştır. Osmanlılar çağlar boyunca Anadolu’dan yükselen İslam’ı tüm dünyaya yaymıştır... Ve o Anadolu insanı, bütün imkânsızlıklara ve yoksulluğuna rağmen Kurtuluş Savaşı destanını yazmıştır.
328.00 ₺ -
Yavuz Sultan Selim Ötüken
Yavuz Sultan Selim, Osmanlı İmparatorluğu’nun dâhî padişahlarındandır. Kendisi; kararlılığı, disiplini, sertliği, celâdetiyle meşhurdur. Padişahlığı çok uzun sürmedi; 8 yıl gibi kısa bir müddet padişahlık yaptı. Ama bu müddet içerisinde Kuzey Afrika’nın bir kısmını ve Orta Doğu’nun İran dışında neredeyse tamamını Osmanlı sınırlarına kattı. İlk defa olarak, tarihte İslâm Birliği’ni kurdu. O’nun döneminde Müslümanlar, gene İran dışında, Osmanlı bayrağı altında toplanmıştı. Bunca muvaffakiyete, bunca geniş fetihlere rağmen, Yavuz Sultan Selim o ölçüde de tevâzu ve hakikat taraftarı bir insandı. Mekke ve Medine’yi fethettikten sonra, oralara Osmanlı bayrağı çektirmedi; “Buralar bizim değil, Peygamber’in şehirleridir” dedi. Mısır’ın fethinden dönerken de, İstanbul’a yaklaştığında şehre girmeyerek gece karanlığının çökmesini bekledi. Halkın kendisine göstereceği tezahürattan mahcup olarak, saraya halktan habersiz gece yarısı girdi. Zira O, zaferlerinden şımarmayan, onlardan nefsine pay çıkarmayan ihlâslı bir insandı. Böyle büyük bir insanı ve Müslüman Türklüğün gururunu bizlere tanıtan Yılmaz Öztuna’ya minnet ve teşekkürü borç biliriz.
216.00 ₺ -
Sultan Genç Osman ve Sultan IV. Murad
Dördüncü Murad, şöhretini askerî dehâsı kadar emsalsiz otoritesi ile yaptı. Yılmaz Öztuna, o emsalsiz üslûbuyla, IV. Murad'ın otoritesini niçin “devlet terörü derecesinde” kullandığını; otorite kullanmak yeteneğini nasıl kazandığını açıklamak için onun biyografisinin tek başına verilmesini yeterli görmemiştir. Sultan Murad'ı böyle bir politikaya sevk eden sebepleri, halkımızın Genç Osman dediği ağabeyi İkinci Osman'ın başına gelenleri hatırlamaksızın sergilemek, kavramak, kavradıktan sonra anlatabilmek mümkün değildir. Zira Sultan Murad, ağabeyi Sultan Osman'a karşı uygulanan teröre, devlet adına kullandığı otorite ile cevap vererek, bozulmuş düzeni yeniden kurmaya çalıştı. Genç Osman denen -o zaman kendisine yakıştırılan tabirle- gayretlü genç arslan, Türkiye tarihinde, Osmanlı cihan devletini radikal (kökten) reforma tâbi tutmak isteyen ilk şahsiyettir. Şeyhülislâm Hoca Sâdeddin Efendi gibi bu reformun öncüleri varsa da, tatbikata geçen ikinci Osman'dır. Ve maalesef başarılı olamamıştır. İkinci Osman'ın düşündüğü reformlar, imparatorluğu kendi iç dinamikleri ile ıslâh etmeye dayanır. 18., 19. ve 20. asırlar Osmanlı reformları gibi Batı'ya (Avrupa'ya) dönük değildir.
23.20 ₺ -
Hızlı Yaşlandıran 18 Hata
“Günün birinde bir adam Dünya’nın en güzel yemeğini yapma hayali ve düşüncesi ile bildiği bütün güzel malzemeleri bir araya getirdi. Ama bir türlü istenen kalitede yemek yapmayı başaramadı. Çünkü önemli bir ayrıntıyı hesaba katmamıştı. Mutfak; uzun zamandır ortada kalmış bulaşıklar, kokuşmuş yiyeceklerden temizlenmemiş ‘atık’ malzemelerle doluydu.” Bu hikâyeyi neden anlattım? Beslenerek İyileş kitabımdan da bildiğiniz gibi doğru besinlerin vücutta iyi bir onarım yapacağını her zaman söyledim. Doğru olduğuna inandığımız bir ilacı almadan önce hücre ortamını temizlemeyi ihmal ettik, biraz yarar gördüğümüzde ise her gün alarak onu zarar verici hâle getirdiğimizi fark edemedik. Nasıl ki güzel de olsa aynı yemek her gün yendiğinde usanç verir, aynı ilaçlar da hücre düzeyinde toksin yüküne dönüşür. Bu kitapla; başta sporcuların hızlandırılmış metabolizmaları referans alınarak, vücuttaki “atık”ların temel kaynaklarını ve bunların nasıl temizleneceğini son derece pratik yöntemlerle öğreneceksiniz.
350.00 ₺ -
Sabır ve Vefa Timsali Hz Zeyneb
Yüreklere Dokunacak Tılsımlı Bir Aşk Hikayesi Bir tarafta Allah'ın Son Elçisi’nin "Kızlarımın en hayırlısıdır." diye vasfettiği can paresi Hz. Zeyneb... Diğer tarafta nezaketi, anlayışı, cömertliği ve şefkatiyle Hz. Hatice'nin gönlüne taht kuran şair gönüllü yeğeni Ebu'l As... Bu iki mümtaz şahsiyetin muhabbetinden neşet eden bağın gurur, iman, vahiy, ayrılık, hasret ile sınanması... Vahyin "Onları kâfirlere geri göndermeyin!" (Mümtehine Suresi: 10) emriyle ayırdığı bu muhabbetin, yine vahyin ışığında tekrar bir araya gelmesinin zorlu ve çileli hikâyesi... Mekke'nin muannid gururunun verdiği ayrılık kör düğümlerinin, ilahi sevgisinin feyziyle çözülmesi ve hasretin bitmesi... Hz. Zeyneb'in ve Ebu'l As'ın hayatlarının ve muhabbetlerinin ayrıntılarında, bugünün insanlarının da alacağı çok mesajlar var. Kendisi de şair tabiatlı, kaleminden nur damlayan sevgili kardeşim Nurdan Damla'nın bütün bunları destansı ve şiirsel bir lisan ile kaleme aldığı bu eser, gerçekleri romansı bir lezzette aktarmış. Okuyan herkes, bu eserin satırları arasında dolaşırken kendi yüreğine de dokunan bir tılsım, bir haz, bir hatıra yakalayacaktır. Mehmet Ali BULUT Bir yanda Resul kızı, öte yanda şirke batmış bir koca. Aşk var orada, ümit var. Dua, sabır ve gözyaşı var. "Asi olsa da As, bekle!" demiş kızına babası. Hidayetin muştusunu mutsuz yarınlara sarmalayıp "Ah mine'l aşk!" muskasını iliştirip anne yadigârı gerdanlığına, hazin geceleri nur sabahlara kundak eder Zeyneb. Kitabı okuduğunuzda Peygamber’in gözdesi Zeyneb'in hicranını vicdan ocağında gözyaşları ile yakacaksınız. Aşk olsun çile çiçeklerine... Sinan YAĞMUR
280.00 ₺ -
Aile Terapisi Aşk İnsanı Şarj Eder
Bir kadın için duygusal ihtiyaç aslında her şeyden önce gelir. Sevilmeyen kadın hırçındır. Sevilen kadın şımarır, şımaran kadın mutludur. Kadın mutluysa herkes mutludur.Kadın sevildiğinde, erkek övüldüğünde ilişki açısında motive olur. Erkek çocukluğunda annesi, yetişkinliğinde eşi tarafından sevilmek ister. Erkekleri kim ne kadar takdir ederse etsin, sevdiği kadının takdiri esastır. Aslında tüm çabası da bunun içindir. İş erkeğin hem oyuncağı hem de kendini ispat etme refleksidir. Oyuna dalmış ve kendini ispat etme çabasındaki erkek sağlıklı erkektir. Her "iş kolik" erkeği "eş kolik" erkeğe dönüştürmek sizin elinizde. İlişki kabiliyetlerini tahsil etmemiş bir erkek, kadını anlayamaz. Ve "galiba bu kadında bir sorun var." diye düşünür. Oysa sorun değil, kabiliyet vardır. Kabiliyeti anlamak için de kabiliyet gerekir. Erkek ve kadının bilinçaltı, sevgisiz cinselliği reddeder. Temel ihtiyaç olan cinsellik aşk ile doyurucudur. Aşksız cinsellik doyumsuz ve yıpratıcıdır. Bir erkek ve kadının birbirini yargılaması nükleer saldırı gibidir. Bu saldırı sonucunda duygusal boşluk oluşur. Duygusal boşluk ise duygusal kansere neden olur. Duygusal kanserin tek bir ilacı vardır; o da sevgidir. Çünkü aşk insanı şarj der.
450.00 ₺ -
Ben Zübeyde
Abbasi Sarayı’nda güç, zekâ ve adanmışlığın hikâyesi... Güçle yoğrulmuş bir kalp, zekâyla aydınlanmış bir zihin, sabırla örülmüş bir ömür... Cenneti adanmışlığıyla kazanan bir kadın: Zübeyde Sultan. Kudretli halife Harun Reşid’in eşi, Haşimi soyundan gelen ilk valide sultan. Abbasi Devleti’nin ruhu, medeniyetin kalbindeki sükûnet. Bütün servetini kutlu bir rüyanın uğruna infak eden kadın. Zaman belki ona ihanet etti, ama izleri hâlâ yaşıyor. Sevda, sadakat ve mücadeleyle yoğrulmuş bir ömür. Unutulmuş bir kadının unutulmaz hikâyesi, Sadiye Erol Aykaç’ın kaleminden...
227.50 ₺ -
Çarpışma
“Romalılar, kararlı ve yolundan sapmaz bir duruş sergileyelim. Bir erkeğe yakışır ve asil bir duruş sergileyelim. Düşmana gücümüzü ve direncimizi gösterelim. Onlara kendilerinden daha güçlü adamlara saldırdıklarını, vurulmak yerine vuracak adamlarla karşı karşıya geldiklerini gösterelim. Onlar ne taştan, ne kırılmaz tunçtan yapılmıştır ne de kuvvetle alt edilemeyecek, hiçbir şey hissetmeyen demirden vücutları vardır.” Kilikya, Tarsus, Misis, Antakya, Kıbrıs ve Suriye’yi topraklarına katan Bizans ordusu, 10. yüzyılda Suriye bölgesini Müslüman Arapların elinden bütünüyle alarak gücüne güç kattı. Ancak Bizanslılar, zaferin sadece asker sayısına bağlı olmadığının farkındaydı. Başarı ancak ve ancak iyi düşünülüp titizce planlanan bir dizi taktik neticesinde elde edilebilirdi. 6. yüzyıl Bizans İmparatoru I. Justinianus döneminden “Strateji” ve 10. yüzyıl Bizans İmparatoru Nikephoros Phokas döneminden “Çarpışma” metinleri, İmparatorluğun kazandığı zaferlerin bir neticesi olarak, kaleme alınması emredilen metinlerdir. Bu iki metin, Bizans İmparatorluğu’nun hem askerî tecrübelerinin bir birikimi olarak hem de bu zaferlerin devamlılığını sağlama vizyonunu sergilemeleri bakımından oldukça önemlidir. Ordunun savaş sırasında nasıl hareket edeceği, nehir geçme taktikleri, askerlerin dizilimi, casusluk faaliyetleri, geçitlere pusu kurma yöntemleri, şehir kuşatma yöntemleri gibi pek çok konu ele alınmıştır. Yunanca el yazmaları ve İngilizcelerini kıyaslayarak tercüme edilip yayıma hazırlanan Çarpışma, kısa başlıklarla meramını net bir şekilde aktaran, böylece Bizans askerî başarılarının devamlılığını temenni eden dinamik bir kitap. Güneydoğu Anadolu ve Suriye bölgelerinin coğrafyası göz önünde bulundurularak yazılmış, her durum hesaba katılmış, dikkatle düşünülmüş, yüzyıllar öncesinden bir Bizans kaynak eseri.
140.00 ₺ -
Osmanlı Gerçekleri 3
KAYI serisi ile 7’den 70’e yüz binlerce okurun beğenisini kazanan Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, OSMANLI GERÇEKLERİ serisinin üçüncü kitabında Osmanlı’daki sosyal meselelerle ilgili akla takılan pek çok soruya temel kaynak referanslarıyla cevap veriyor. Şimşirgil bu çalışmasında kadınların Osmanlı’daki sosyal, kültürel ve politik konumlarını; kuruluş döneminden son döneme kadar Osmanlı donanmasının durumunu; tarikatların ve tasavvufun teşekkülünü; casusluk ve istihbaratı; iskân siyasetini ve Ermeni tehcirini detaylarıyla inceliyor. Osmanlı kadınlarının evlilikte ve boşanmada söz hakları var mıdır? Osmanlı’da taciz, tecavüz ve şiddete verilen cezalar nelerdir? Dünyada biyolojik silah kullanılarak yapılan ilk saldırı Osmanlılarda hangi padişah döneminde gerçekleşmiştir? Neden Batı’da Müslüman yerine Türk kelimesi kullanılmaktadır? II. Abdülhamid Han nasıl bir istihbarat ağı kurmuştur ve bu teşkilatın çalışma şekli nedir? Osmanlı elçilerinden hakarete uğrayanlar veya öldürülenler olmuş mudur? Şehir ve kasabalara sistemli iskânlar yapılmasının nedeni nedir? Barbaros Hayreddin Paşa korsan mıdır? Amerika kıtasını aslında kim keşfetmiştir? Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve yükselişinde tasavvufun rolü nedir? Osmanlı Gerçekleri - III Osmanlı Devleti’yle ilgili zihinleri kurcalayan daha pek çok soruya verdiği cevaplarla bütün okurların beğenisini kazanacak...
227.50 ₺ -
Hafıza Teknikleriyle Elifba
"Sizin en hayırlınız, Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir." (Hadis-i Şerif) Kur'an-ı Kerim, nice hazineleri içinde bulunduran engin bir deniz gibi. O denizlere açılabilmenin basamakları var elbette. Şimdi o basamaklardan ilkini “onu okumayı öğrenmeyi isteyerek” aştın. Şimdi sırada ikinci basamak var: Kur'an harflerini okumak. Onun da zor olmadığını sayfaları çevirdikçe göreceksin. Elindeki elifba kitabı, ikinci basamağı kolayca aşmana yardımcı olmak için "Hafıza Teknikleri" kullanılarak hazırlandı. Kitapta öğrenmeyi kolaylaştıracak karikatürler, karikatürler içine gizlenmiş harfler ve onları bulmana yardımcı olacak Meraklı Mercek var. Meraklı Mercek ile önce resmi tanıyacak, sonra gizlenen harfi göreceksin. Harflerin içine gizlendiği nesnelerle kuracağın bağ ile o harfi öğrenmen kolaylaşacak. Evet, bu işin çoğunu hallettin zaten. Ardından daha iyi öğrenebilmen için bulmacalar karşına çıkacak. “Hafıza Teknikleri”yle hazırlanan kitap, öğrenmeyi kolaylaştıran Meraklı Mercek, pekiştirici bulmacalar, etkinlikler… Kısacası heyecanlı ve eğlenceli bir eğitim seni bekliyor.
175.00 ₺ -
Kısa Hitler İmparatorluğu Tarihi
Yıl 1918. Tarihin en kanlı çarpışmalarına sahne olan Büyük Savaş nihayet bitmiştir. Kırk milyon insan ölmüş, ülkeler viran olmuş, haritalar değişmiştir. Galiplere tükenmişlikle karışık bir sevinç, mağluplaraysa korkuyla karışık bir keder hâkimdir. Ancak hem galiplerin bir kısmının hem de mağluplardan birinin paylaştığı ortak bir duygu daha vardır: Öfke! İngiltere ve Fransa öfkelidir zira zafer için ağır bir fatura ödemişlerdir. Cezalandırmak, dahası canına okumak için ağır şartlar içeren Versay Barış Antlaşması’yla Almanya’nın boğazına yapışırlar. Yenilginin şokuyla zaten ağır bir öfke nöbeti geçiren Almanlar, kendilerini açlığa ve ondan da büyük bir zillete mahkûm eden bu antlaşmayla iyice deliye dönmüştür. “Onlar büyük tarihi geçmişi olan şanlı bir ulustur; nasıl olur da yenilirlerdi, nasıl olur da elleri kolları böylesine acımasızca budanırdı? Dünyayı işgale kalkmışken, nasıl olur da ülkeleri işgal edilirdi? Yenilgi bir yana, nasıl olur da sokak hayvanlarını yiyecek kadar açlığa mahkûm edilirlerdi?” Aynaya bakmaksızın suçlu ararlar: Kim, hangi hainler onları bu duruma düşürmüştür? Açlık, çaresizlik ve yenilginin travmasıyla at başı giden utanç, milyonların üzerine kâbus gibi çökmüş; Almanya, çölde vaha ararcasına, makus talihini değiştirecek bir kahraman arayışına çıkmıştır. Çok geçmeden adaylardan biri aradan sıyrılır. Adı Adolf’tur. Kişiliği otoriteyle biçimlenmiş, hayata dair hayalleri yarım kalmış, türlü kompleksin esiri olmuş ve savaşın getirdiği yenilgiyi hazmedememiş bir savaş gazisidir. “Şanlı tarih” ile karnını doyurmakta, “askerlik” ile nefes almakta, ağzı da iyi laf yapmaktadır. Adeta o günün Almanya’sı, onun şahsında ete kemiğe bürünmüştür… “Düşün peşime, bizi bu duruma düşürenleri biliyorum, önce onların sonra da dünyanın canına okuyacağız; Büyük Almanya’yı kuracağız!” der Adolf. Ruhu, bedeni ve zihni yaralı bir ulusun, ruhu, bedeni ve zihni hastalıklı bir insanın liderliğinde dünyayı kasıp kavuracak utanç yürüyüşü, işte böyle başlar…
455.00 ₺ -
Kılıcın Efendileri 1 - Samuray
Erdal Küçükyalçın “Kılıcın Efendileri” adlı yeni bir seriyle okuyucusuyla buluşuyor. Bu serinin ilk kitabı Japon tarihini şekillendiren savaşçı sınıf samuraylar... Asya’da sömürgeleştirilememiş nadir bağımsız uluslardan biri olan Japonların sanayileşme ve modernleşme çabalarını nasıl başarıya ulaştırabildiği hep merak edilen bir husustur. 1853 yılında Amiral Matthew Perry komutasındaki Amerikan filosu Tokyo açıklarında belirerek hükümeti dışa açılmaya zorladığında Japonya katı bir şekilde kastlara ayrılmış, dünyadaki endüstriyel ve kültürel değişimlerden uzak, dış dünya ile ilişkisi Nagasaki yakınlarındaki Dejima adlı küçük bir adaya girişine izin verilen Hollandalı tüccar ve gemicilerden aldığı bilgilerle sınırlı bir devletti. Ancak Japonların “Kara Gemiler” dediği Amerikan gemilerinin tetiklediği değişim hareketi kısa süre içinde kurulu düzenin bozulmasına yol açacaktı. Yepyeni bir dinamizmle, hızla modernleşen Japonya, 1905 yılında, Rus-Japon Savaşı’nda koca Rus İmparatorluğu’nu dize getirerek Batılıların “Büyük Devletler” ligine kabul edilen bir devlete dönüşecekti. Bu bir “Japon mucizesi” miydi? Hayır, hiçbir sonuç sebepsiz olmayacağı gibi hiçbir başarı da nedensiz değildir. Bu başarının altında yatan unsur samuraylar ve onların dünya görüşünü şekillendiren “Buşido” yani “Savaşçının Yolu” düşüncesiydi... Küçükyalçın bu çalışmasında, öncelikle samuray sınıfının tarihî akış içerisindeki gelişim sürecini, devlet mekanizmasının oluşumunu ve samurayları doğuracak olan askerî teşkilat denemelerini ele alıyor. Bununla birlikte Japon devletinin merkeziyetten adem-i merkeziyete savruluşu ile yerel güç odakları olarak ortaya çıkan derebeyleri ve feodal düzeni inceliyor. Sonrasında ise Buşido düşüncesinin gelişimini ve “Yol” kavramını onu besleyen kaynaklar üzerinden ele alarak kavramın samurayların düşünce dünyalarıyla kültürel hayatlarına nasıl yansıdığını akıcı bir üslupla anlatıyor.
227.50 ₺ -
Hadis İlminde Cerh ve Tadil
Cerh ve tadîl, hadis usûlü içerisinde sened ilmi açısından çok önemli bir bilim dalıdır ve kendisine has terminolojisi vardır. Hem mütekaddim hem de müteahhir hadis âlimleri bu sahada nadide eserler telif etmişlerdir. Subkî, Sehâvî ve Zehebî hiç kuşkusuz bu sahada eser veren imamlardan birkaçıdır. Yukarıda isimlerini saydığımız müelliflerin konuya dair risâlelerini bir araya getirerek bir kitap altında toplayan Ebû Gudde, titiz bir tahkik ve her bir risaleye bir mukaddime yazarak kitabın değerini daha da artırmıştır. Ey okuyucu, Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve sellem'i anlamada önemli kilometre taşlarından biri olan cerh ve tadîl konusunda zihnindeki soru işaretlerini giderecek şeyin ta kendisi işte bu kitaptır. İstifade etmeye bakasın.
253.08 ₺ -
Hayalet Kapısı
“Sanal paralar, Bitcoin, Deep Web - Derin Web ve yapay zekâ bugünün ve yakın geleceğimizin kaçınılmaz gerçekleri. Allah, ana bileşeni silisyum olan balçığa ruh üfleyerek insanı yarattı, insan da silisyum çipe akıl raptetti. Yüce yaratıcı bunun yapılmasına izin veriyorsa bu yeni zekâ türü yeni hayat tarzları oluşturacaktır. Buna din duygusu da dahildir. Kur’an’ın bir özelliği de çeşitli devir ve sosyolojik yapılara hitap edebilme gücüdür. Kur’an, kabileler ve imparatorluklara yol gösterebildiği gibi yapay zekâyı da etkileyecektir.” Korku, polisiye, bilim kurgu alanlarında yıllardır Türk edebiyatının en önemli eserlerini veren Sadık Yemni, “bilim kurgu polisiye” türündeki romanı Hayalet Kapısı’nda yepyeni bir bakış açısıyla zamanın ruhunu soluyarak, geleceği dikizlemeye, zekice kurgularla cüretkâr sorular sormaya devam ediyor.
93.10 ₺ -
Kuranı Kerim Meali Ve Türkçe Okunuşu Üçlü 373
Elmalı'lı M.Hamdi Yazır Mealli Kuran'ı Kerim ve Yüce Meali Kur'ân-ı Kerim Hafız Osman Hattına sâdık kalınarak Sayfa Tutar, Berkenar, Secavendli, Med'li ve Kasır'lı olarak hazırlanmıştır.
355.20 ₺ -
Evlilikler Yalnızlıklar Umutlar
İnsan ruhu en çok bir başkasının ruhunda demlenmek ve olgunlaşmak ister. Bu yüzdendir ki hepimiz sevgi ve sadakati ararız bir ömür boyunca. Hayatın tozlu yolları önümüzde çatallanırken birçok şey gelir başımıza. Yollara bir başkası için, bir yoldaş için düşmüşüzdür. Bu yoldaki her adımımızda anılar bırakırız ardımız sıra. Derken, birisi çıkar karşınıza. Hoşlanırsınız. &`;Onu kendime nasıl bağlarım?” diye sorarsınız. Kimse kimsenin kalbine hükmedemez halbuki. Karşılıksız bir aşka tutulduğunuzda, &`;Nasıl unutabilirim?” diye sorarsınız. Bekârsanız, &`;Beklediğim kişi ne zaman karşıma çıkacak?” diye sorarsınız. Siz bu melankolik bekleyişteyken, &`;Hâlâ birini bulamadın mı?” diye soran kendini bilmezlerle karşılaşırsınız. Binbir umutla evlenirsiniz. Tam mutluluğu yakaladım derken aslında her şeyin şimdi başladığını anlarsınız. &`;Evlilik bu muydu?” diye sorarsınız. Artık biri cehenneme biri cennete çıkan iki yol vardır önünüzde. Mustafa Ulusoy, Evlilikler Yalnızlıklar Umutlar`da çeyrek asırlık psikiyatristlik deneyimiyle evliliği bir cennete dönüştürmenin ipuçlarını sunuyor ve sorunların içindeki umudu gösteriyor
178.85 ₺ -
Ay Terapisi
"İçindeki yalnızlık bir türlü yatışmıyordu. Hayat başkalarıyla ne kadar yaşanırsa yaşansın, insan yalnızlığını aşamıyordu. O da en sonunda bunu aşmaya çalışmayı bırakmış, yalnızlığında dinlenmeye karar vermişti. Bu ifadeye bayılıyordu: Yalnızlıkta dinlenmek" Mustafa Ulusoy, Ay Terapisi`ndeki öyküleriyle, okurlarını "yalnızlıkta dinlenmeye" davet ediyor. Bu öyle bir davet ki, bizi psikiyatrinin sınırlarına çekip kendimiz üzerine düşündürüyor. Dr. Mavi`nin terapi yöntemlerine tanık olurken, "ay`la tanışıyor, tanıştıkça da kendi derinliğimize varıyoruz. "Ay, insanla hiç sürtüşmüyordu ama neden, neden?Neden hep yukarıda, semada intizam vardı da yeryüzünün kısmetine çatışma düşmüştü? Dr. Mavi `Hadi bunu anlayalım!`dedi. Masanın üzerine boş bir dosya kâğıdı koydu, `insan ile ay arasında bir karşılaştırma yapalım?" Dünya seni bu kadar yormuşken, bak, ay ışığı tam önüne düşüyor.
109.50 ₺