-
-
Kendi Işığına Yürü
Günlerde yaşıyoruz, günleri mesken tutuyoruz, kimi acılı kimi sevinçli günlerde. “Çok büyük, varoluşsal bir yıkım yaşayan insanlar, karanlığın ortasında umut ışığını bulmalarına yardımcı olacak, onlara uzanacak bir el arar. Zifiri karanlıkta ruha yön gösterecek bir ışık çakımı. Çöl sıcağında bir serinlik. Varoluşsal bir sarsıntı ruhun üstünü örttüğünde, bir kum fırtınasında nasıl göz gözü görmüyorsa işte hayatın yolları da öyle görünmez olur; bu hengâmenin ortasında kalan insanlar bir yön, bir ışık bulmakta zorlanırlar. Hayatın o en zor geçitlerinde, karanlığı delen bir ışık mutlaka vardır. Onunla yolumuzu bulur, onunla yaşamaya devam ederiz. Senin içinde yanan kandili kimse söndüremez. Etrafı zifiri karanlık kapladığında sakın korkma. Kendi ışığına yürü.” Zor günlerin içinden selametle çıkabilmek için kendi ışığımızı işaret ediyor Kemal Sayar. Ümitle tekrar parlatılacak bir ışık. Bir başına değil ama birlikte; yürek hizasında bir mücadele.
288.35 ₺ -
Yorgun Savaşçı
“Memleketin en kötü günlerinde düşmanlar iyice içeri doldukları sırada, başından beri politikaya karışmamış, orta rütbede, dövüşken Türk subayının, ordusuz kalma dramını anlatmak istedim.” Yorgun Savaşçı, yenilgiden dönmenin ve tekrar mücadeleye atılmanın büyük anlatısıdır. Kemal Tahir’in, insanı bir an durup düşünmeye ve harekete geçmeye, geleceği ve geçmişi büyük bir şimdinin içinde kavramaya teşvik eden üslubu ile edebiyatımızın klasik olma vasfı kazanan en önemli romanlarından biri olan Yorgun Savaşçı, ilk kez yayımlandığı 1965 yılından beri okunmaya, tartışılmaya ve ilham vermeye devam etmektedir. Büyük sorular sormanın üstadı olarak Kemal Tahir, dağılan bir imparatorluğun her çatırtısına kulak kabartmış, kurulacak Cumhuriyet’in ve verilen istiklal mücadelesinin, karanlığın dibinden umudun zirvesine doğru gerçekleşen yolculuğunu, muhayyilemize hediye ettiği ölümsüz karakterlerle romanlaştırmayı bilmiştir. Cehennem Topçu Cemil’den Doktor Münir Bey’e, Patriyot Ömer’den Kör Şaban’a kadar bir milletin geleceğinin belirlendiği kısa bir zaman dilimini üzerlerinden okuduğumuz kült karakterleri inşa etmedeki ustalığını, onları başka eserlerinde de karşımıza çıkararak gösteren Kemal Tahir’in benzersiz roman evreni, bugün edebiyatımızın iftihar sebebidir.
279.30 ₺ -
Barut Top Ve Tüfek
Barutun keşfi ve ateşli silahların ortaya çıkışı devletlerin savaş uğraşında köklü değişimlere gitmesine yol açmıştır. Devletler ve yöneticiler, kendi silah sanayilerinin varlığının kaçınılmaz olduğunu acı tecrübeler ile de olsa anlamışlardır. Barutun keşfi ile başlayan bu yeni “barut çağı”nda Osmanlı İmparatorluğu’nun, Avrupa devletlerinin oluşturduğu Batılı komşularıyla ve doğu sınırlarında çarpıştığı Doğulu komşularıyla uzun yıllar başarılı şekilde baş edebilmesinin en önemli etkenlerinden biri de sahip olduğu başarılı lojistik sistem ve üstün askerî teknolojidir. Henüz 15. yüzyılda iki cepheden hasımları karşısında ateş gücü konusunda üstünlük sağlayan Osmanlı İmparatorluğu, hem devşirdiği bilgi ve insan gücü, hem de yüzyıllar boyu getirdiği yeniliklerle askerî teknolojiyi etkilemiştir. Gábor Ágoston, Barut, Top ve Tüfek adlı çalışmasında Avrupamerkezci yaklaşımlarla eleştirilen ve Batı’ya bağımlı gibi gösterilen Osmanlı silah sanayisini zengin arşiv kaynaklarının ışığında inceliyor; Osmanlı İmparatorluğu’nun gemi yapımı, top dökümü, güherçile ve barut imalatı, kaynak tedariki, bilgi aktarımı ve uzman istihdamı konusundaki gelişmişliğini gözler önüne sererek sözde “İslami tutuculuğun” yeni teknolojileri benimsemede bir engel teşkil ettiği, Osmanlıların teknik açıdan geri kaldığı ve silah üretim kapasitesinin düşük olduğu, silah ve mühimmatta Avrupa silahlarına bağımlı bulunduğunu ileri süren tezlerin yanlışlığını ortaya koyuyor. Sa‘adetlü padişahum, sefer-i humayunun rükn-i a‘zamı barutdur. Barut olmayınca asla bir vechile sefer olmağa mecal olmaduğı ma‘lum-ı humayunlarıdur ... barut sa‘ir nesne gibi değüldür. Vakti ile zemanı ile tedarük görülüp işletmeyince muzayaka mahallinde yüz bin altun verülse fa‘idesi olmaz. Barut olmayınca dünya dolusu altun akça olsa barutun yerini tutmaz; kal‘a saklamak ve ceng eylemek barut ile olur.
335.30 ₺ -
Bir Mülkiyet Kalesi
“Biz Türk sanatçıları üç şeye şiddetle muhtacız: Kültüre, sağlam bir dünya görüşüne, bu görüşün ışığında Türkiye’yi ve Türk insanını -Osmanlılıktan bugüne kadar- kendimizce anlamaya, tanımaya...” Toplumu tanımak için önce kendine, memleketi anlamak için önce evine döner insan. Kemal Tahir’in, kişisel tarihini doğduğu evin hikayesi üzerinden naklettiği bu otobiyografik roman, bize aynı zamanda imparatorluğun çatırtılarından milletin varlık mücadelesine uzanan çalkantılı yılları anlatıyor. İnsanın, kendisinden daha uzun ömürlü olan mülkiyet ile kurduğu ontolojik ilişkinin, mekanın poetik anlamlarını da gözeten taraflarıyla bir tür zaman nehrine dönüştüğü Bir Mülkiyet Kalesi, büyük romancımızı daha yakından tanımak için bir referans niteliğinde.
419.30 ₺ -
Sefer
Uzaklara gitmenin ilginç bir cazibesi vardır. Her şeyi arkamızda bırakıp yola koyulduğumuzda yeni bir başlangıca doğru açıldığımızı hissederiz. Sefer yepyeni bir nefes ve farklı bir heyecandır. İnsan önce hayal ve rüyalarında seyahat eder sonra da bu hayal ve rüyalar ülkelere, şehirlere, sokaklara, farklı kültür ve insanlara dönüşür. Eğer gittiğimiz yer içimizdeki merak duygusunu kışkırtıyor ve bize farklı bir bakış açısı sunuyorsa o iyi bir yolculuktur. Tarihin kırılma anlarının çoğunda da bir kişinin veya toplulukların gerçekleştirdiği yolculukların etkisi vardır. Bu anlamda sefer, dönüştürücü olduğu kadar inşa edicidir de. Kuranda arzullahi vasia, yani "Allahın arzı geniştir. " diye buyurulur. İnsan, Allahın arzında yolları kat edip yeni insanlar ve şehirler tanıdıkça kendi dünyasında da genişleme hisseder. Endülüsden Orta Asyaya, Kafkaslardan Balkanlara, Avrupadan Afrikaya kadar dünyanın dört bir yanına yaptığım gezilerin yer aldığı Seferde sadece ülkeler, şehirler, gezilip görülmesi gereken yerler değil; aynı zamanda düşünsel bir yolculukla da karşılaşacaksınız. Siyahi Müslüman lider Malcolm X; "Dar düşünceli insanların her şeyi ne kadar berbat edebildiklerini gördüğümden beri ufkumu genişletmek için seyahat ediyorum. " diyor. Bu yolculuklar da bana çok şey kattı ve kendime, ülkeme, İslam dünyasına, yeryüzüne bakışımda yeni ufukların açılmasına neden oldu.
248.00 ₺ -
Esir
2012 yılının 9 Mart günü belgesel çekmek için gittiğimizi Suriyede, kameraman arkadaşım Hamit Coşkunla birlikte Esed rejimine bağlı silahlı milisler tarafından kaçırıldık. Kaçırıldıktan sonra yeraltı cezaevinde yaşadıklarımız bizi yepyeni bir dünya ile tanıştırdı. Bu öyle bir dünyaydı ki çoğu zaman insanlığımızdan utandık. Akla gelmeyecek işkence ve zulümlere şahit olduğumuz yeraltı cezaevinde kalırken dışarıdaki hayatın her geçen gün bizden daha da uzaklaştığını, bir rüyaya dönüştüğünü hissediyorduk. Çünkü Esed rejiminin yeraltında kurduğu bu dünya adeta bambaşka bir gezegen, bambaşka bir âlem gibiydi. Baştan aşağı kötülük ve zorbalığın hâkim olduğu yeraltı cezaevinde hayatta kalabilmenin tek yolu ise inanca ve umuda sarılmaktı. Biz de öyle yaptık ve inanç ile umudun insan için ne büyük bir imkan olduğunu bir kez daha keşfettik.
220.00 ₺ -
Kaçak Yolcu
Yolculuk sadece gitmek demek değil; aynı zamanda var olmaktır. Arkanızda gezilmiş şehirler, upuzun yollar, bambaşka ülkeler ve birbirinden farklı insanlar bıraktıkça var olduğunuzu,hayatı doya doya yaşadığınızı daha fazla hissedersiniz. Bundandolayı insan gitmelidir. Hiçbir özel hedefi olmasa bile sadece varolmak için gitmeli ve yeryüzünün farklı diyarlarında kendi varoluşöyküsünün peşine düşmelidir. Çünkü yollar "hayat" denilenbilmeceyi çözebilmek için insana üst üste kapılar açar. Ben de bu gizemli bilmecenin izini sürmek için her fırsattayollara düştüm. Bazen haber için, bazen bir belgesel için, bazen de sadece gitmek için gittim. Fakat yaptığım bu yolculuklar arasındabenim için en unutulmaz olanı 2006 yılında İstanbuldan Afganistana yaptığım kaçak yolculuktu. Her ânı macera doluolan bu yolculuğu bir gün mutlaka kaleme alacağım düşüncesiyle hep içimde tuttum. Yıllar geçse de her hatırlayışımda beni heyecanlandıran,dost meclislerinde her anlatışımda "bunu mutlaka yazmalısın" diye cesaretlendirildiğim kaçak yolculuğumsonunda bir kitap haline geldi.
188.00 ₺ -
Seyyah
Çıktığım yollar, yaptığım seyahatler; ziyaret ettiğim bir çok şehirle içten bir bağ kurmama neden oldu. Ben de seyyahların çoğu gibi bazı şehirlerin ruhu olduğuna inananlardanım. Bu şehirlerin sokaklarını adımlarken tatlı bir musiki takılır kulaklarınıza. Şehir kendini size vermek için adeta can atar. Alırsınız ve yüreğinizin en özel yerinde saklarsınız bu şehirleri. Öyle bir sahiplenirsiniz ki onları, sanki sizin olurlar. İstanbul, Saraybosna, Kahire, Gazze, Isfahan, Bağdat, Şam-ı Şerif, Kudüs İşte benim şehirlerim Özlemleri kalbime sızı veren, her kavuşmamızda ise çocuk gibi sevindiğim, neşelendiğim şehirler Bu şehirlerin her birine zihnimde farklı bir şekil veririm. Şam-ı Şerifi gözleri yaşlı bir anne olarak hayal eder, Saraybosnayı ise bir melikeye benzetirim. Zarifliği göz kamaştıran, utangaçlığı hayranlığınızı cezbeden bir melike. Kudüs hiç görmesem de hep özlediğim, içimde taşıdığım biricik şehrimizdir. Isfahan bir şiirin en güzel mısralarına benzer. Gazze hepimizin vicdanı, Bağdat ise geçmişiyle, sanki bir masallar diyarıdır. Kahire içinde farklılıklar, zıtlıklar, uçlar barındıran bir şehirdir. Bu yönüyle insana ne de çok benzer. Kahirenin karmaşasını, girdaplarını seyre dalınca, sanki kendi içimdeki karmaşaların, girdapların seyrine dalmış gibi olurum. Bazen de sizin dokunmaya bile kıyamadığınız kimi şehirler acımasızca bombalanır, yerle bir edilir. Tıpkı Şam-ı Şerif in, Halepin, Gazzenin, Bağdatın bombalandığı gibi
248.00 ₺ -
Son Umut
Ruhumun yine sıkılıp bunaldığı bir anda, şehrin en ünlü kitapçısına gitmiştim. Hiçbir açıklama yapmadan, "Kitap istiyorum" diye daldım içeriye" Usta bir psikolog tavrıyla, orta yaşlı bir bayan dikildi karşıma" "Bir kitap tavsiye edeceğim size," dedi. "Bu kitabı okuyunca, yazarın diğer kitaplarını da bir an önce okumak isteyeceksiniz." Kitabı, klasik bir deyimle "bir soluk"ta bitirdim. Nerede mi? Oracıkta" Hem de iki saat içinde" Yaşanmış, ibretli ve sırlarla dolu hayat öykülerinin satır aralarında kendimi bulmuştum. "Acaba," dedim. "Ben de ibretli hayat hikâyemi anlatsam, benim öyküm de yolunu kaybetmiş, ümidini yitirmiş genç kuşağa bir kılavuz olamaz mı?" Bunun için, umutsuz dünyamın "Son Umut"unu sizinle paylaşmak istedim. Oradaki olayların ve sahnelerin, hayatınıza ışık olması niyetiyle"...
156.00 ₺ -
Bir Kere Daha Son
Mustafa Ulusoy, Bir Kere Daha Son’da kendine has üslubuyla okuyucularına yeni bir okuma deneyiminin kapısını açıyor. Her deneyimin bir son, her sonun da yeni bir başlangıç olduğunu filmlerden edebiyata, gündelik hayattan insan ilişkilerine örnekler vererek bir kere daha okuyucuların zihninde yeni ufuklar açıyor. “Gündelik hayatı yaşarken her yaptığımız şeyin son olabileceğini, bunun bir kere daha tekrarlanmayabileceğini idrak ediyoruz. Bu son olabilir diyoruz. Ama bir kere daha son yanılsamasıyla sonluluk fikrini yumuşatıyoruz.” Sıkıntılı bir dünyanın sonunda gazete okuyor insanlar, aldırışsız insanlar güneş gibi parlayan portakallar yiyorlar. J. C. de Melo Neto
251.85 ₺ -
Asi Delikanlı
Doğru bildiğinden vazgeçmeyip bedel ödemeyi göze alan bir delikanlının hikâyesi… Henüz on altı yaşındayken adaletten yana durduğu için ailesi tarafından reddedilen Erkan, amcası tarafından eğitim için Londra’ya gönderilir. On iki yıl sonra gizli bir görevle ve başka bir kimlikle doğup büyüdüğü Ahievran Mahallesi’ne döndüğünde, hem geçmişiyle hem de yarım kalan hesaplarla yüzleşmek zorunda kalır. Görünürde huzurlu olan bu mahallede, iyilik maskesi ardına saklanan karanlık bir düzen vardır. Erkan, Şimal’in yazdığı romanın izinde ve eski dostlarının desteğiyle bu düzeni açığa çıkarmaya çalışırken, yıllardır süren korku ve suskunluk da çatırdamaya başlar. Kitapları yüz binlerce okur tarafından ilgiyle takip edilen Ahmed Günbay Yıldız, Asi Delikanlı’da adalet, vicdan ve aidiyet duygusunu; aksiyon ve maneviyatla harmanlayarak okuru unutulmaz bir yolculuğa davet ediyor.
252.00 ₺ -
Tufan Sancağı Altında
Kassâm Tugayları’ndaki komuta görevinin yanı sıra Gazze’nin parmakla gösterilen karakterde ahlak timsallerinden Muhammed Zeki Hamed, tünellerde geçirdiği iki yıl boyunca kaleme aldığı elinizdeki kitabı asker yeleğinin cebindeki kâğıtlara yazdı. 7 Ekim hakkında hiç açığa çıkmamış detaylar, iddialara ilk ağızdan verdiği cevaplar ve olay anlatımlarıyla bu eser şimdiye dek bir benzeri olmaması özelliğini taşıyor. Âlim kimliği olan yazar, hatıralarının her satırında Kur’an ile kurduğu kesintisiz bağ, Kur’an’ı kendine nasıl arkadaş edindiği ve her çeşit zorluğu aşmada ondan faydalanışının yanı sıra başka değerli bir şey yapıyor: Yaşadıklarına ilminin hakkını veren yetkinlikle bakarak bir ‘zor zamanlar ilmihâli’ oluşturuyor. Bu kitap yer altında, ıslak ve soğuk tünellerde, her gün bombardıman tehlikesi içinde ve imkânsızlıklarla kaleme alındı. Vatan sevdası, sevdiklerine uzaklığın sızısı, mücadele azmi ve sabır dolu bir ibadet hayatıyla yoğruldu ve nesillere ibret vesikası olarak emanet edildi.
272.00 ₺ -
Soygun
“Serpintili yağmur ve sert rüzgâr altında sadaret landosu Bab-ı Hümayun’dan dörtnala girdi. Ayasofya müezzinleri akşam ezanını okuyordu; Haydin kurtuluşa!... Kurtulabilecek miydi acaba? Daha üç saat evvel çıktığı kapıdan tekrar girerken içindeki duygular karmakarışıktı. Cuma selamlığından sonra Sultan Mahmut Hazretleri başının ağrıdığından şikâyetle bir parça istirahat edeceğini söylemiş, o da Paşakapısı’na dönmüştü. Padişahı düşündü. Zavallı adam, tek başına bir ülkeyi ayakta tutmaya çalışıyordu. Mektepler açtırıyor, ıslahatlar yaptırıyor, ülkeyi kalkındırmaya çalışıyordu. Ama zaman, mutsuz insanlar zamanıydı. Halkı fikren çatlamış, herkes birbirine çemkirir olmuştu. Devlet aleyhine çalışan şer şebekeleri her yandaydı. Yüzyıllarca ülkenin şanı ve şerefi olmuş Hacı Bektaş’ın kutsal kazanı yine devrilmiş, ordu ile millet karşı karşıya gelmişti.” 1826 sonbaharının puslu günleri… Zindanda bir müderris, arastada bir mücellit, Kapalıçarşı’da bir elmastıraş. Sarayın en değerli mücevherini çalmaları gerekiyor. Bir cündîye ihtiyaçları var, bir de hırsıza… Peki ya hırsız âşık ise?!.. Nefesler kesen bir macera; İskender Pala’nın her zamanki yetkin kaleminden…
251.85 ₺ -
Niye Geldik Cihane
Kıymetli şairlerimizin zihnimize cilâ, kalbimize safâ olan mısralarını hoşsohbet üslubuyla bizlere aktaran Hayati İnanç, Niye Geldik Cihane? sorusuna yanıt olacak yazıları ile hayatı anlamlandırma çabamıza ortak oluyor. Yolunu şaşıranlar, yolda kalanlar, varmak istediği yere henüz karar veremeyenler için hakikate işaret eden bir pusula niteliğindeki bu eser, Türkçemizin güzelliklerini de gözler önüne seriyor.
172.25 ₺ -
Felatun Bey ile Rakım Efendi Ketebe
Felâtun Bey ile Râkım Efendi’yi Tahsin Yıldırım’ın özenli çalışmasıyla size sunuyoruz. Modern anlamda Türk edebiyatının ilk örneklerini veren Ahmet Mithat Efendi, eserlerinde modernleşme, doğu-batı çatışması ve toplum meselelerine yoğunlaşır. Varlıklı ve züppe Felâtun Bey ile yoksulluk içinde büyümüş, çalışkan Râkım Efendi tipleriyle Osmanlı’da değişen insan tipleri ve yanlış Batılılılaşmayı ele almakla kalmaz, aynı zamanda okurlara modernleşmeye dair doğruları ve yanlışları da anlatır. Yazar, otobiyografik öğeler de içeren Felâtun Bey ile Râkım Efendi romanında toplumsal meseleleri zıtlıklar üzerine kurar. “Bu romanı ilginç saymamın iki nedeni var. Birincisi, Batılılaşma sorununu alafranga züppe tipini sergileyerek ele alırken, Türk romanında uzun yıllar kullanılan bu tipi ilk işleyen roman olması. Felâtun Bey ile Râkım Efendi’yi ilginç bulmamın ikinci nedeni, Batılılaşma sorununun Türk romanının kişilerini, kuruluşunu belirlemekte nasıl bir rol oynadığına, aşırı da olsa (daha doğrusu aşırılığından ötürü) iyi bir örnek oluşturması.” —Berna Moran
76.30 ₺ -
Çocuklara Eşlik Etme Sanatı
Ebeveynin mükemmeli mi yoksa yeterlisi mi makbuldür? Ya da şöyle soralım: Mükemmel ebeveyn diye bir şey var mıdır yoksa sadece efsaneleşmiş bir kavram mıdır? Doğru bir iletişimin temelinde ne yatar? Çocuklara karşı sorumluluklarımız nelerdir? Onlara, sosyal düzen ve sınır, mahremiyet ve özgüven algısını nasıl kazandırabiliriz? Hilal Çorbacıoğlu’nun çocuklarla ve ebeveynlerle yaptığı terapilerden ve kendi annelik yolculuğunda edindiği tecrübelerden yola çıkarak kaleme aldığı Çocuklara Eşlik Etme Sanatı, okurun kendi biricik yolculuğuna kapıyı aralıyor. Çocukluk anıları durağında, cesur bir şekilde okurunu gerçek hisleriyle yüzleştirerek derin bir empatinin ve güçlü bir iletişimin önünü açıyor. Temel ihtiyaçlar, hisler ve yeterlilik üzerine tekrar düşündüren bu kitap, yeterli ebeveynliğin sunduğu rahatlığı deneyimlemek için doğru bir rehber. Unutmayalım ki; “Hayatına eşlik ettiğiniz çocuk; çocukluğunuzdaki yaraları iyileştirmek, yeniden kalemi elinize alıp hikâyeyi yazmak için size bir ikramdır.”
167.30 ₺ -
Bir Ömür Okumak
Bu kitap büyük bir şey vadetmiyor. Büyük laflar etmiyor. Sadece kitapları ve okumayı ne kadar çok sevdiğimin küçük bir ifadesi. Bu güzel nimetten nasiplenmemiş kimse kalmasın diye, belki bir kişiye bile olsa okumanın zevkini, heyecanını, neşesini taşımak umuduyla, küçük ve iddiasız cümlelerle yazıldı.
175.00 ₺ -
Dünyanın Üç Yüzü
Mustafa Ulusoy, Dünyanın Üç Yüzü’nde kaleme aldığı yazılarla insanın dünyayla kurduğu temasına ayna tutuyor. Bunu yaparken de kimi zaman bir film ya da roman karakterinin analizini, aşağıya sarkıtılan bir ip misali benliğimizin derinliklerine uzatıyor. Dünyanın üç yüzü vardı. Biri kendine bakan, diğeri ise Yaratıcı’nın sonsuz isimlerine ve ahirete bakan. Kendine bakan yüzü asıktı, elem ve keder verici. Çünkü gelip geçiciydi. Dokunduğumuz an solan bir çiçekti sanki. Yakalayıp sevmek için can attığımız bir kelebek gibi. Yakalaya yazdığımız anda uçup gidiveren. Ne dokunmamak mümkündü ona ne de solmasına razı olmak. İki arada bir deredeydik. Bir buz sarkıtının ucunda donarak asılı kalmış bir su damlası nasıl güneşi özlüyorsa; dünyanın üçüncü yüzünde asılı kalmış varlığımız da öyle özlüyordu dünyanın birinci ve ikinci yüzünü. Üçüncü yüze hikmetin güneşi doğmuştu... Bu yüz olmasaydı, her şey berhava olurdu.
251.85 ₺ -
Hayat Apartmanı
26 Kasım perşembe akşamı. Saat, 20.58-21.33 arası. Hayat Apartmanı’nın önünde esrarengiz bir genç kız beliriyor. Üstünde okul üniforması var. Görünüşü biraz ürkütücü, biraz tekinsiz; sanki başka bir dünyaya ait. Hayat Apartmanı’nın kilidi bozuk kapısından bir hayalet gibi içeri süzülüyor. Issız ve karanlık merdivenlerden ağır ağır çıkmaya başlıyor. Kızın attığı her adımda bir sır açığa çıkıyor, her adımında biri ölüme daha da yaklaşıyor. Dünyanın dört bir yanına saçılmış hayatlar bir noktada birleşiyor. Hırsız Mülayim Fikirtepe’deki gecekondusunda esrarın dibine vuruyor. Selma buğulu gözlerini televizyona dikmiş, kulağı kapıda bekliyor. Londra uçağındaki Kardiyolog Murat Bey, Avrupalı meslektaşlarına yapacağı etkileyici konuşmanın hayaline dalıyor. Müküslü Ramazan rüyasında ak sakallı bir dede görüyor. Küçücük bir iyilik bütün dengeleri değiştiriyor. Halepli Muhammed, Kilis’teki evinde eskiden yaşayanların hikâyesini merak ediyor. Ünlü müteahhit Mehmet Göğebakan, yakın gözlüğünü elinde evirip çevirirken artık yaşlandığını idrak ediyor. Dursun spor salonunda yüz yirmi kilo ağırlığı kaldırıyor, salonda bir alkış kopuyor. Numan, New York’ta, Lafayette Caddesi’ne yürüyüp gözdesi olan Madison Square Park’a ulaşıyor. Tarihçi Kâmil seyrettiği Into The Wild filmini tam o sahnede durduruyor. Daha birçok hayat tam o anda, Mualla Hanım’ın ömrünün son anında birbirine mühürleniyor. Mualla Hanım, evinin salonunda yerde yatarken, tiz bir kahkaha ile neye uğradığını şaşırıyor. Kara kaşlı, kara gözlü, buğday tenli, dünya güzeli Cemile buz gibi bir sesle fısıldıyor: “Ölümün benim elimden olacak.”
251.85 ₺ -
Anlatının Krizi
“Bugün herkesin ağzında bir ‘anlatı’ lafıdır gidiyor. Oysa anlatı enflasyonu paradoksal olarak bir anlatı krizine işaret ediyor. Tüm bu storytelling yaygarasının ortasında, kendini anlam ve istikamet eksikliğiyle açığa vuran bir anlatı boşluğu hüküm sürüyor.” Anlatılar bizi birbirimize kenetleyen bağları üretir; topluluk oluşturur, olumsallığı ortadan kaldırır ve bizi varlığa demirler. Ancak her şeyin keyfi ve gelişigüzel hale geldiği çağdaş enformasyon toplumunda, hikâye anlatıcılığı hikâye satıcılığına dönüşmekte ve anlatılar bağlayıcı güçlerini yitirmektedir. Hikâye anlatıcılığı, anlatı ortaklıklarının aksine, sadece geçici bir topluluk ortaya çıkarır, bu da olsa olsa tüketiciler topluluğudur. Hiçbir storytelling, birbirimize hikâyeler anlatmak için etrafında toplandığımız ateşi yeniden alevlendiremez. O ateş çoktan söndü. Onun yerine artık dijital ekranlar var ama o da insanları birleştirmekten ziyade ayırıyor. Hikâye anlatıcılığı yoluyla kapitalizm anlatıya el koyar: Hikâyeleri satar. Böylece anlatılar paylaşılan bir deneyim olmaktan çıkıp çağımızın patolojik bir fenomenine dönüşürler. Çağdaş toplumun en tanınmış kültür kuramcılarından biri olan Byung-Chul Han, bu dönüşümü keskin bir kavrayış ve ustalıkla inceliyor.
209.30 ₺ -
Evrene Hoş Geldin
Günümüzün önde gelen üç astrofizikçisi Neil deGrasse Tyson, Michael A. Strauss ve J. Richard Gott’un Princeton’da birlikte verdikleri meşhur Astronomiye Giriş dersinden esinlenen bu kitap, size üç rehber eşliğinde eşsiz bir astrofizik yolculuğu vadediyor. Gezegenler, yıldızlar ve galaksilerden karadeliklere, solucan deliklerine ve zamanda yolculuğa kadar her şeyi kuşatan nefes kesen bir yolculuk bu... Astrofizikteki son gelişme ve keşifleri açıklayan bilgilendirici ve bir o kadar da keyifli anlatımı, sizi güneş sistemimizden alıp uzayın en ücra sınırlarına götürüyor. Yıldızlar nasıl doğar ve ölür? Plüton gezegen statüsünü niçin kaybetti? Evrenin başka yerlerinde zeki yaşam olasılıkları nelerdir? Dahası, evren nasıl bir başlangıca sahip, neden genişliyor ve genişlemesi neden giderek artıyor? Evrenimiz tek başına mı yoksa sonsuz bir çoklu evrenin parçası mı? Bu ve daha pek çok soruya yanıt veren yazarlar, evrenin işleyişine dair bilgilerle gözlerinizi adeta kozmosun harikalarına açıyor. Geniş kapsamı ve çarpıcı renkli resimleriyle Evrene Hoş Geldin: Bir Astrofizik Yolculuğu, öğrenci, öğretmen, sıradan bir vatandaş, bilim insanı ya da bilim meraklısı olsun evrenimizi en iyi şekilde tanımaya hevesli ve tıpkı bir astrofizikçi gibi düşünmeyi öğrenmek isteyen herkes için ideal bir kitap. “Kitabın kapsamı muazzam. Temel bilgilerle (evrenin büyüklüğü ve ölçeği) başlıyor ve Einstein, genel görelilik ve evrenin akıbeti üzerine bir tartışmayla sona eriyor… En güçlü yanıysa yazarların böyle bir konuyu sohbet havasında yazma becerileri.” —Air & Space Magazine “Okurlar bu canlı ve eğlenceli kitapta büyük fikirlerin tadına varacaklar.” —Robert P. Kirshner, The Extravagant Universe kitabının yazarı
538.30 ₺ -
Gazzedeki Işık
“Filistinlinin gözleri yok mu? Bir Filistinlinin elleri, organları, duyuları, duyguları yok mu? Bize iğne batırsanız kanımız akmaz mı? Bizi gıdıklarsanız gülmez miyiz? Bizi zehirlerseniz ölmez miyiz?” “Dünyanın en büyük açık hava hapishanesi” Gazze, yıllardır İsrail’in kuşatması ve zulmü altında. İki yüz bin mültecinin evlerinden sürülüp dar bir şeride sıkıştırılmasıyla iki milyondan fazla Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi ise dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden. Filistinli yazarlar ile akademisyenlerin kendi yaşam hikâyelerinden, denemelerinden, şiirlerinden ve makalelerinden oluşan Gazze’deki Işık, İsrail’in işgali ve zulmü altında yaşayan Filistinlilerin nasıl katledildiklerini, kendilerinin ve evlerinin nasıl hedef alınarak bombalandığını gözler önüne seriyor. Gazze’deki Işık, İsrail’in yıllarca Filistinlilere yaşattığı zulme; mülteci kamplarında, cezaevlerinde yaptığı işkencelere, hapishanelerdeki dayanılmaz koşullara değinerek geçmişte ve günümüzde yaşanan siyasi gelişmelere, tarihi anlaşmalara ve diğer ülkelerin Filistin sorununa nasıl baktığına şahitliklerle ışık tutarken Nekbe, Birinci İntifada ve İkinci İntifada gibi birçok önemli kilometre taşını okuyucuya sunuyor. Bunu yaparken de boğazda büyük bir yumru oluşturan o soruyu tekrar düşündürüyor: “Dünyanın hayatlarımızı önemsemesi için daha kaç Filistinlinin katledilmesi gerekiyor?”
294.00 ₺ -
Çağdaş Fizik Düşüncesi
0. yüzyılın ilk yarısı fizik tarihindeki en hararetli tartışmalara sahne olmuştu; fizikçilerin bir araya gelip çarpışan yeni teorileri tartıştıkları mecralar elbette vardı ancak bu mecralar arasında Fransız Felsefe Cemiyeti öne çıkıyordu, çünkü bu cemiyetin toplantılarına sadece fizikçiler ve matematikçiler değil, dönemin önde gelen filozofları ve hatta şairler bile katılabiliyordu. Dolayısıyla fizikçi, matematikçi, filozof ve şair aynı masa etrafında yeni sunulan bir teoriyi tartışabiliyordu. Bu teorilerin etkisi günümüze kadar devam ettiyse belki de en önemli etken böyle bir tartışma ortamı bulabilmiş olmalarıydı. Görelilik Kuramı ve Kuantum Mekaniği gibi dünyamızı kökten değiştiren meselelerin tartışıldığı bu toplantılar, son yüzyılın bilim ve teknolojisini anlamak için kritik bir öneme sahip.
149.80 ₺ -
Okul Çağı Çocuğu
Okulöncesi dönemde zihinsel gelişim yönünden henüz sezgisel düşünme evresinde bulunan çocuk, ilkokul çağına geldiğinde soyut kavramları anlamaya, özel bir öğrenme durumundan yola çıkarak genellemeler yapmaya, yeteneklerinin ve sınırlılıklarının farkına varmaya başlar. Bütün bu değişim ve gelişimin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi, büyük ölçüde çocuğa hazırlanan yakın çevre koşullarına, ona tanınan fırsatlara, benlik değeri adına atılan olumlu tohumlara, evde ve okulda sunulan sağlıklı etkileşim ortamına bağlıdır. Elinizdeki kitap, okul çağı çocuğunun sağlıklı gelişimi için ana-baba ve öğretmenlere gerekli tüm bilgileri vermeyi amaçlamaktadır.
300.00 ₺ -
Dervişin Aklı
Bu kitapta, okulu olmayan Akçapınar köyünden bilge bir babanın inancıyla yola çıkarak okumaya başlamış, öğrenci olarak girdiği İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi’nde profesör olmuş, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde üç yıl araştırmalar yapmış ve dersler vermiş, sonrasında Türkiye’ye dönüp mezun olduğu fakültede dokuz yıl dekanlık yapmış dostum Ahmet Dervişoğlu’yla sohbet ettim. Ama bu sohbetlerin amacı, Ahmet Dervişoğlu’nun akademik başarılarından çok, değerlerini, yaşama bakış tarzını, insan sevgisini sizlere aktarmaktı. Bugün seksen yaşında olsa da, içindeki çocuğu dipdiri korumayı başarmış, gözleri ışıl ışıl bakan bir insandan öğrenilecek bir şeyler olmalı, diye düşündüm. Sohbetimizden üniversite öğrencileri, öğretmenler, yöneticiler ve anne-babaların yararlanacağına inanıyorum. Benim aldığım keyfi, umarım siz de alırsınız.
360.00 ₺ -
Damdan Düşen Psikolog
Afrika kabilelerinden birinde bir bebek doğduğunda kabilenin kadınları hep birlikte ormana çekilir, o bebeğe bir şarkı yaparlarmış. Dikkatle gözlemledikleri bebeğin karakteristik özelliklerini ve gücünü ona anlatan bir şarkı… Sonra, çok sonra bir gün, hayatla başa çıkmakta zorlanıp da kolu kanadı kırılacak olursa o şarkıyı, yani kendini hatırlasın diye, Afrikalı bebek o şarkıyı dinleyerek büyürmüş… Günün birinde o şarkıyı tekrarlayamayacak kadar kendine inancını yitirdiğinde, onu tanıyan biri ona şarkısını çalarmış ıslıkla. Kendini, gücünü, öz halini hatırlar, kendine gelirmiş… Doğan Cüceloğlu aramızda bir ıslık gibi dolaşıyor… Kendi şarkısına gelince… Gizlisiz saklısız anlattı bütün hayatını. Bu kitap, damdan düşen doktoralı bir psikoloğun, düştüğü yerden doğrulurken kendine mırıldandığı şarkısının gözyaşı ve kahkaha dolu öyküsü…
576.00 ₺ -
Salerno Tıp Okulu
Avrupa’nın “karanlık” olarak nitelendirdiği Orta Çağ, İslam uygarlığı için aksine “aydınlık” bir devir olarak tarihte yerini almıştır. Bu çağda özellikle tıp bilimi alanında önemli gelişmeler kaydeden İslam medeniyeti, Müslüman hekimlerin ürettiği eserler ve tıp uygulamaları ile hem Doğu hem de Batı’da son derece etkili olmuştur. İtalya’da kurulan Salerno Tıp Okulu da bu dönemde, temellerini İslam tıbbının oluşturduğu ve İslam tıbbının engin bilgilerinin Batı’ya aktarılmasında aracı vazifesi gören bir tıp okulu olarak ön plana çıkmaktadır. Salerno Tıp Okulu: Orta Çağ’da İslam Tıbbının Batı Tıbbına Etkisi adlı bu çalışma da Salerno Tıp Okulu’nda eğitim veren ve eğitim alan tıp bilim adamları, bunların üretmiş oldukları bilimsel eserler ve klinik çalışmalar, okulun eğitim müfredatları gibi konular etrafında esasen İslam tıbbının bu oluşumdaki katkısını gözler önüne sermektedir. Burada Afrikalı Konstantin gibi Doğu kökenli çevirmenlerin özellikle İbn Sînâ gibi önemli Müslüman hekimlerin eserlerini Latinceye tercüme etmesi, İslam tıbbında uygulanan ileri klinik tedavi yöntemlerinin Salerno Tıp Okulu aracılığıyla Batı tıbbında da uygulanmasını sağlamıştır. Böylece İslam medeniyeti, tıp alanına yaptığı bu büyük katkılarla, Batı’nın karanlık Orta Çağ’ını da aydınlatmıştır.
146.30 ₺