-
Kırmızı Kod Ben Kendim Bizzat Öğretmen
Bir sınıfa her gün aynı öğretmen girmez. Bazen sabırlı, bazen yorgun; bazen ne yaptığından son derece emin, bazen de eve dönerken “Acaba bugün doğru mu davrandım?” diye düşünen biri girer. Çünkü öğretmenlik ders anlatmaktan ve sınıfı yönetmekten çok daha fazlasıdır. Bir çocuğu fark etmek, ne zaman konuşup ne zaman susacağını bilmek, sınır koyarken incitmemek, gerektiğinde kendi alışkanlıklarını da sorgulayabilmektir. Öğrencilerimle gerçek bir duygusal bağ kurabiliyor muyum? Otorite kurarken çocuklardan ne kadar uzaklaşıyorum? Kalabalık bir sınıfta her öğrenciyi ayrı ayrı görebiliyor muyum? Veli yorumları beni neden bu kadar etkiliyor? Mesleki olarak nereye gitmek istiyorum? Hatalarım karşısında kendime adil davranıyor muyum? Meslektaşlarımın yorumlarını neden üstüme alınıyorum? Öğretmenliğe duyduğum hevesi kaybediyor muyum? Metin Özdamarlar ve Oya Doğan, bu kez öğretmenliğin acı tatlı yanlarına değiniyor ve bu mesleği icra ederken sorulması gereken soruların peşinden gidiyorlar. Çünkü değişim bazen kendimize sormayı unuttuğumuz doğru soruları bulduğumuzda başlar. Sınıfta, öğretmenler odasında, veli görüşmelerinde ve insanın kendi içinde biriken iki yüze yakın soru ve cevaplarından oluşan Ben Kendim, Bizzat Öğretmen’i okurken deneyimli bir öğretmen arkadaşınızla samimi bir sohbetin içinde gibi hissedeceksiniz.
210.00 ₺ -
Çocuğunuzu Kim Yetiştiriyor
Sosyal medyada hayatlarını seyrettiğiniz; çocuğunun kahvaltısından avokado püresini, önünden etkinliğini eksik etmeyen, evdeki eşyaların yerli yerinde durduğu, tek bir saçı bile dağılmamış anne-babaları gördükçe siz de kendi ebeveynliğinizi sorguluyor musunuz? Sosyal medya, çocuk yetiştirmeyi mahrem bir yolculuk olmaktan çıkarıp bir performans yarışına dönüştürdü. Algoritma; korkularımızı, zaaflarımızı ve yetersizlik hissimizi öğrenip daha iyi bir ebeveyn olmamız gerektiğini söyleyen görüntüleri peş peşe önümüze çıkarıyor. Bizse farkında olmadan hem kendimizi hem çocuklarımızı başkalarının terazisinde ölçüp biçiyoruz. Salih Uyan, aşırı ebeveynlikten algoritmaların dünyasına, yapay zekânın çocukların hayatında giderek büyüyen rolünden dopamin döngüsüne, ekranın tuzaklarından akran zorbalığına kadar bugün çocuklarımızın zihnini ve karakterini şekillendiren görünür görünmez etkileri ele alıyor. Çocuğunuzu Kim Yetiştiriyor, yeni ve süslü bir ebeveynlik modeli sunmuyor. Bunun yerine çevrenizdeki sesleri kısıp kendi iç sesinizi duymaya; çocuklara organik çocukluklarını geri vermeye; sıkılmalarına, beklemelerine, hata yapmalarına alan açmaya davet ediyor.
238.00 ₺ -
Yol Deriz Ona
Yol Deriz Ona’da; bir oğulun babasına, bir kulun tanrısına duyduğu, gitgide duaya dönüşen karanlık ve derin sevgi, kelimelere bürünüp sese dönüşüyor, şunun gibi: “Tanrım, ne zaman diye sormayı çok istiyorum, ama sana yalvarırken gözlerin gözlerime bakıyor mu, bilmiyorum.” Okurun rahatını bozan, onu irkilten, sarsan, şairlerden ödünç alınmış o zor sorular, yazarın sesine karışıyor, şunun gibi: “Hiçbir şeye bakmadığında nereye bakar insan?” Adaletsizliğe, zulme uğrayan her kadın adına ve her kadın için kökleri tarihin derinliklerinde bir direnç sese dönüşüyor Ava’nın ruhunda, şunun gibi: “Unutmak değil, hatırlamak değil, yalnızca yaşamaya devam etmek istiyorum. Ağaçları yeniden görmek istiyorum, kuşları yeniden. Yalnızca kelimelerimi geri istiyorum, yalnızca sesimi.” Sümbülefendi’de dolaşan rüzgârlar, ötüşüyle İstanbul’u susturan martıların sesi, babasıyla ve düşmanla aynı anda savaşan yiğit bir oğulun mırıltısına karışıyor, şunun gibi: “Sevgi, ölümden güçlüdür. Şimdi biliyoruz.” Şimdi biliyoruz. Gülşen Funda, ikinci kitabında pek çok sesin arasında kendi sesini arıyor, kendine ait, kendine has, kendi imgeleriyle örülü, kendi yolundan yürüyen o korkusuz ve görkemli sesi. Daha güzeli, onu buluyor da! Öyleyse şimdi sıra dinleyicide, okurda, sese muhatap kılınanlarda. Aykut Ertuğrul
109.20 ₺ -
Önce Biraz Ağladılar
Önce Biraz Ağladılar, gizli bir iple birbirine bağlanmış gibi görünen yedi öyküden oluşuyor. Geçmişte bir âna saplanıp kalmış, uzaklaşmaya çalışan ama eninde sonunda o âna geri dönen, iç dünyalarındaki çalkantılar adımlarını yavaşlatsa da yola devam etmenin çaresini arayan karakterlerin öyküleri bunlar. Gürdamur’un kişileri, kimi zaman yeryüzünden yana yaratıcısına dert yanacak kadar cüretkâr, kimi zaman kayıpları karşısında toparlanamayacak kadar hisli, kimi zamansa yoluna çıkan bir geyiğin gözlerinde, yaşamın aydınlık ve karanlık sınırlarını seyredecek kadar derin. Dördüncü öykü kitabında Gürdamur, artık iyice belirginleşen bir savunma hattına yerleşiyor güçlü kelimeleriyle. Hakikatle bir derdi olanların kendi benliğiyle mücadele ettiği, kendine karşı savaştığı; kendisiyle, zamanla, toplumla yüzleştiği o kaçınılmaz hatta… Böylece Dostoyevski’nin insanlık karşısındaki soylu karamsarlığı öyküler boyunca eşlik ediyor anlatıcılara ve okura: “Önce biraz ağladılar, sonra alıştılar. Aşağılık insanoğlu, her şeye alışır.”
118.30 ₺ -
Asılsız Hikayeler
Tanrısal bakış açısının sessizliğiyle başlıyor Asılsız Hikâyeler, çocukluğun masum hevesleriyle şekillenen dualarla devam ediyor. Prospektüs’ü en sonunda saklı yirmi hikâyede; buzlu bir camın ardındaki belirsizliğe duyulan merak etme hissinden zarar görmeden koleksiyonuna geri dönmek isteyen pula geniş bir hayal gücünün evreni okurla buluşuyor. Naime Erkovan, Asılsız Hikâyeler’inin her birini farklı farklı türlerde kaleme alıyor. Böylelikle öykü türünün edebiyat içindeki gücünü ve sınırlarını zorluyor. Çerçeve anlatım, bilinç akışı, takvim hikâyeleri, diyalog, zaman daralması ve genişlemesi, tanrısal bakış, ben anlatıcısı, ikinci anlatıcı, parodi, ironi, kişileştirme ve medyalararası gibi tekniklere ve anlatıcılara yer veren Erkovan, edebiyat öğretmenlerinin, öykü konusunu anlatırken kullanabilecekleri kaynak bir esere imza atıyor.
174.30 ₺ -
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk’ta yazar, sizden, kurduğu zekice oyunun bir parçası olmanızı istiyor. Her bir öyküde, sanki biraz daha düşünsek tanıdığımız birini anımsatacak gibi görünen, eşine az rastlanır karakterlerin derinliklerine daldıkça, aslında kendi benliğimizin unuttuğumuz bir parçasının temsili olduklarını şaşkınlıkla keşfediyoruz. Biraz deli, biraz kusurlu, biraz eksantrik, hayatın kırık parçalarının arasında gariplikleriyle parıldayan tiplerin ilginç dünyasında hayretle dolaşırken bazen kendi normalimizin sallantıda olduğunu fark edecek, bazen de kendimizi biraz daha normal hissedecek hatta kendi tuhaflığımızı sevinçle kutlamak isteyeceğiz. Çağdaş Türk romanı ve öyküsünün önemli isimlerinden Güray Süngü̈, bu öykü kitabında, dile sihirli bir dokunuş yaparak, olağanın içinden çıkan olağanüstü̈ bir atmosfer kuruyor. Yazar, hayatın absürt detaylarına göndermeler yapıyor, yabancılaşmanın yarattığı boşluklara ve yalnızlığın karanlık yanına bakıyor. Aşk izleği, ince bir doku halinde kendini hissettirirken; sevginin ve nefretin çeşitli yüzleri birbirine dönüşerek okuru selamlıyor.
139.30 ₺ -
Vicdan Sızlar
Güray Süngü, Vicdan Sızlar’daki öykülerde sıradanı sıradışı kılan tuhaf karakterlerin ve olayların evrenine kapı aralıyor. Her bir öykü, varlığını bildiğimiz ama belki de sesini duyamadığımız hayatların çığlığını duymamızı sağlıyor ve bizi adım adım kendi gerçeğimize yaklaştırıyor. Güray Süngü’nün her metninde gördüğümüz tuhaf, absürt, yolunu kaybetmiş karakterler, her birimizi, üstünü örtmeye çalıştığımız yönlerimizle yüzleştiren karmaşık ve ironik bir yolculuğa çıkarıyor. Kendi dünyalarında kaybolmuş gibi görünen bu karakterler, okuyucuya beklemedikleri bir anda ayna tutuyor, tüm sıradanlıklarıyla orada duran gerçekliğin sınırlarını zorlayan birer kara mizah figürü gibi okurun karşısına dikiliyorlar. Vicdan Sızlar’da dil, yazarın hünerli ellerinde şaşırtıcı biçimlerle dönüp bükülüyor, kelimeler keskin bir ironiyle zihninizin anahtar deliğinden içeri süzülürken aynı zamanda kocaman bir gülümseme vadediyor.
132.30 ₺ -
Ben Alageyik
Arda Arel’in masalsı öyküleri büyülü, cümbüşlü bir dünyayı, bambaşka bir zaman ve mekânı mümkün kılıyor. Bir hikâye nasıl başlar, nasıl biter iyi bilen bir anlatıcının sözcükleri rüyalarla, yollarla, Dede Korkut’un duasıyla, yedişerden uç veren bir geyiğin boynuzuyla, nehrin kaynağına ulaşırsa ejderhaya dönüşecek koi balığıyla, yedi umman buharlaşsa ve yüce dağları aşıp aylarca sahraya yağsa susuzluğu dinmeyecek avcıyla kesişiyor. “Sağa baktım, sola baktım, kimseler yoktu. Ormana geldiğim gün gibi öksüz kaldım ve anladım; orman ehline orman, âdem ehline Yuva gerek.”
118.30 ₺ -
Gölge Yontusu
Gölge Yontusu, tarihin ara ve çıkmaz sokaklarında keşfedilmeyi bekleyen belli belirsiz izlere odaklanıyor. İnsanoğlunun çağlar değişse de hiç değişmeyen netameli taraflarına çeviriyor bakışlarını. Böylece yüzyıllar öncesinden günümüze uzanan ışıltılı bir dehliz açılıyor önümüzde. İyilerin yanında yeryüzünün lanetlilerini de öykü evrenine dahil eden Alkan Kılıç, okuyucularını düşsel bir yolculuğa çıkarıyor. Kimler yok ki bu bitimsiz galeride? Gılgamış, Kazıklı Voyvoda, Marcus Aurelius, Hermas, Lâgarî Hasan Çelebi, İbn Battûta, Karacakız, İmruü’l Kays, Devadatta, Paracelsus, Abraham İbn Ezra ve daha niceleri... “Gölgem olmadan nasıl cevherim olur? Karanlık olan da benim bütünlüğüme aittir ve ben gölgemin bilincine vararak herkes gibi benim de bir insan olduğumu hatırlarım.” Carl Gustav Jung “Gölge, sadece görmezden gelindiğinde veya yanlış anlaşıldığında düşman haline gelir.” Marie-Louise von Franz
132.30 ₺ -
Tuhaf Olan Onlar
İyi yazarların ayırıcı vasıflarından biri de şüphesiz bu dünyaya dair bir bakış geliştirmeleridir. Üslup, bu bakışla oluşur; bir yazarın farklı zamanlarda kaleme aldığı metinler arasındaki tematik yakınlaşmanın sebebi çoğu zaman budur. Dahası iyi eseri, pek çok alanda olduğu gibi edebiyatta da hüküm süren vasat olandan ayıran da başka niteliklerinin yanı sıra bakış açısıdır. İyi bir yazar, onu hikâye ederken dünyaya, zaman içinde geliştirdiği o kendin has bakışıyla bakar ve yorumlar; hangi “biçim”de ne yazıyor olursa olsun metne imzasını da böyle atar. Murat k. Murat’ın ilk öyküsünden beri başardığı ve anılması gereken vasfı budur işte. Önce ilk kitabı Bir Zamanlar Dünyada’da, ayrıntıları seven, hep görünenin ötesine yönelen, dünya içinde başka dünyalar, hikâye içinde başka hikâyeler arayan keskin gözleriyle dikkatleri üzerine çekti. Şimdi artık ustalığa adım atan bir hikâye anlatıcısının cüretiyle okura değil, eleştirmenlere değil, başka yazarlara bile değil, sanki sadece inşa ededurduğu kurmaca dünyasına aşina olanlara hatta belki kitabındaki karakterlerine şöyle fısıldıyor: “Merak etmeyin, Tuhaf Olan Onlar.” Kabul edelim ki bu, güçlü ve karşı konulamaz bir fısıltı. Aykut Ertuğrul
132.30 ₺ -
Cumhurun Ölüm İlanı
Öykü serüvenine Cumhur’un Ölüm İlanı ile kaldığı yerden devam eden Ali Yağan, her öyküsünde ölümün farklı bir veçhesine yakından bakıyor. Titizlikle çalışılmış kurgularla, hikâye içinde hikâye anlattığı “sonsuz” öykülerle okuru ölümün çemberinde dolaştırıyor. Ölmeden önce ölen, kendi mezarını kazan, ölümün uzaktan duyulan sesiyle yolculuğa çıkan kahramanlar, yazarın hünerli kalemiyle unutulmaz karakterlere dönüşüyor. Ezel ile ebed arasındaki mesafeyi kelimelerle kat eden ve bu uçurumda öyküsünün hem anlatıcısı hem kahramanı olan Yağan, en çok da insanın kendi hikâyesini anla(t)madaki acizliğine dikkat çeker: “Artık insan kendi aleyhinde bir şahit ve bir delildir.” Onun öykülerinde hikâyesini anlatma sorumluluğu sırtına yüklenen insan, sanki biri ona “yıkıp yeniden var ettiğimizi hikâye et.” diye fısıldamış gibi ölümün ve dirimin kıyısında cesaretle dolaşır. Bütün hikâyeler gibi; yazan, dinleyen ya da okuyan her zaman bir son bekler, oysa hikâyelerin, bu birbirine girmiş anlatıların sonu yoktur. Karlı günler gelir geçer, fırtına diner, mevsim bahara, yaza döner ama anlatılanlar tükenmez. Yüzyıllar sonra da anlatılacak olanlar aynıdır
132.30 ₺ -
Taşıyacak Bizi Rüzgar
“Her şey gölge ve uçan tozdur; duyulan tek ses rüzgârın havalandırıp sürüklediği şeylerden gelir, rüzgârın ardında bıraktığından başka sessizlik de yoktur.” Fernando Pessoa Belleğin hileli oyunları, zamanın yıkıcı etkileri ve insan ilişkilerinin karmaşıklığına dair derin ve ilginç bir görü sunan Taşıyacak Bizi Rüzgâr’da gerçeklik her an değişip başka bir çehresiyle görünür oluyor. Öyküler, kimi zaman şehrin gri duvarları arasında dolaşıp günlük yaşamın en basit anlarına odaklanıyor kimi zaman da fantastik ve masalsı bir kurgunun içinde, düşsel coğrafyalarda dolaşıyor. Rüyalar, mitler, eski masallar, dilden dile anlatılagelen o sırlı hikâyeler sanki yeni bir dil aracılığı ile kendi gerçekliğimizin içinden bizimle konuşuyor. Bazen distopik bir atmosfer, bir rüyanın parçasıymış gibi etrafımızı sararken, bizi gerçeğe çağıran hamleler, zamanın ipliğini nazikçe çözüyor. Bu kontrastla; anılarımızın, duygularımızın ve bizi inşa eden köklerimizin birbirine nasıl dolandığını keşfediyoruz. Bu kitapta; arada kalmışlık, merak ve tekinsizlik kol geziyor. Böylelikle kurgu, okurun ilgisini her öyküde diri tutuyor.
195.30 ₺ -
Ölmek İçin İyi Bir Gün Değil
Ölmek için iyi bir gün var mıdır? Selma Aksoy Türköz, Ölmek İçin İyi Bir Gün Değil’de, silikleşen hayatların kapısını sık sık çalıyor. Farklılıkları, renkli bir mozaik gibi içinde barındırma iddiasındaki toplumda, gruplar arasındaki sınırların belirginliği, aidiyet arayışındaki kayıp karakterlerin hikâyeleri yankı buluyor; arafta kalmış ruhlar, kendi içlerinde, yabancılaşmış bir dünyada var olma mücadelesini sürdürüyor. Onların belleklerine bir diken gibi saplanan gerçeklik, kırık dökük umutlarının arasında yeniden ve daha büyük bir güçle inşa edilmeyi bekliyor. Savaş, göç, afetler ve yıkıcı toplumsal olaylar, insanlığın ortak ve evrensel hikâyelerinin çekirdeğini oluşturur. Peki ya bu büyük kırılmaların sonrası nasıldır? Bunlardan geriye kalan yaşamda yabancılaşma ve ötekileşme günlük hayatın en sıradan anında küçük ama keskin çiziklerle nasıl hissettirir kendini? Türköz’ün öykü kahramanlarının her an şu soruları sorduklarını duyar gibi oluruz: Gerçek savaş hangisi, barışı kim sağlayacak; kendinde kaybolmuş olanın evi nerede ve varacağı yer neresi? Yazar, kahramanlarıyla karşı karşıya getirmekten çekinmediği gerçekliğin sert yüzünü, küçük hayatların sessiz hikâyelerinde bile keşfe açıyor. Bunu yaparken, kurguyu ve üslubu oldukça canlı tutuyor; anlatımının bir ayağı gerçeklikte iken diğer ayağı rüyalarla örülü büyülü-gerçekçi bir zeminde dolaşıp gidip geliyor. Tıpkı şunun gibi: İki kent arasındaydı; biri onu bekliyor, öteki hemen unutuyordu.
139.30 ₺ -
Makrokozmos Öyküleri
Çağdaş kurmacanın cesur sesi Güray Süngü, kâinata dair merakını belli ki gizleyemiyor. Merak uğruna yaşayan birinin neler yapabileceği ise malumunuz… Yazar, zaman ve mekânın bulanıklaştığı tuhaf yeni dünyayı, eşref-i mahlukatı, gelenleri, gidenleri, geride kalanları, gündelik anlardaki büyük gerçekleri, paralel evrenleri, aynı anda hem pek çok şeyi hem de hiçbir şeyi keşfetmek üzere gözü kara bir cambaz gibi davranıyor; zor ve tehlikeli binbir türlü oyuna başvurmaktan çekinmiyor. Kurallara, olağana, akışa, hayır abartmıyoruz, her şeye tersten bakmak da buna dâhil! Makrokozmos Öyküleri, dünyada olup biteni anlamak için bizzat ona tersten bakmaya bir çağrı!
132.30 ₺ -
Aşağıda Çok Yer Var
Ebediyet arzusundan bir türlü kopamayan fertlerin toplumla yaşadığı gerilimleri ve Homo Ludens (oyuncu insan) olarak adlandırılan insana has davranışların kökenini keşfeden Aşağıda Çok Yer Var, geleneksel masalsı anlatı ile postmodern anlatı arasında köprü kuruyor. Dünyanın aşırı yapılaşma sonucu tamamıyla düzleştiği bir dönemde ortada kalakalan iki tepenin serüveni ile başlayan öyküler; palindromik (tersten okunuşları da aynı olan) dillerin temelini ve gelişimini okuyucusuna zekice sunarken toplumdan soyutlanmış, evinden çıkmayan insanların birden tetiklenen sosyal anksiyetelerini de ele alıyor. Arif Semih Sulubulut, tekdüze yaşayan insanın hayatını özgünleştirme çabası olarak pazarlanan intihar eylemini ve bireylerin tutunduğu kültür ögelerinin birer birer yıkılışını alışılmışın dışında bir tavırla aktarıyor. Huizinga’dan Durkheim’a, Tolstoy’dan Feynman’a kurduğu derin bağlantılar ve sade anlatımıyla Aşağıda Çok Yer Var okuyucusunun zihninde yeni pencereler açıyor.
139.30 ₺ -
Aplay Suite
Aplay Suite, anlatıcısını yiyen bir anlatı; okurun acımasız okuyuşlarıyla tamamlanan bir büyüsü var. Okuyacaksanız, dikkat edin: siz okudukça yazarın ruhu sızlayabilir. Gerçi o da biraz bunu istiyor gibi. Öykü ile deneme arasında gidip gelen bir formda yazılmış bu öyküler, yazı ile var olma arzusunun, yazarlık saplantısının, edebiyatın kutsal ama kıyıcı/yıkıcı doğasına dair derinlikli, ironik ve postmodern bir “ben anlatısı” kuruyor. Mustafa Aplay, kendi varyasyonlarını farklı öykülere yerleştirerek bir yazarlık miti inşa etmeye çalışıyor. Bunu; ironik bir kurgu çatısı altında, didaktik olmadan; karakterin iç sesiyle, mizahla, groteskle, parodiyle ve zaman zaman edebiyat dünyasının absürtlüğüyle harmanlayarak sunuyor. Sait Faik’in sert gölgesi, Yücel Balku’nun şeytani kurguları, Bilge Karasu’nun Dil’i, Feyyaz Kayacan’ın iç burkan tuhaflığı; hepsi metnin damarlarında dolaşıyor. Ancak bu kitap bir taklitler senfonisi değil, bir zincirin halkası, bir lanetin devamı. Genç bir anlatıcının edebiyatla kurduğu kirli, trajikomik ilişki ve okurun yazara hükmettiği tersyüz edilmiş bir edebiyat evreni absürt bir mizahla inşa ediliyor.
160.30 ₺ -
Loretta
Güzide Ertürk, Loretta’da insanın dünya ile ilişkisinin başlangıç anına dönüyor ve ilk düşüşün yarattığı kırılmadan doğan bir öykü evreni oluşturuyor. Yatağın kenarından, rafın ortasından, bir ağacın dalından, omuzdan, uçurumdan ya da iskeleden düşüşle yeniden doğuşu ve varoluşun karmaşık hallerini öyküye çağırıyor. Anlatıcı, yazar ve kahraman rollerini tersine çeviren, kurgu ile gerçeklik arasındaki sınırları zorlayan, yaşamın ve ölümün ötesine uzanan bakışıyla iki dünya arasında geçişken bir sınır oluşturan Ertürk, olasılıkların peşinden cesaretle gidiyor. Loretta’da kurulan masalsı, fantastik, gotik atmosferde insanın nefis, kader ve tarihle savaş halindeki gerilimli ilişkileri, okuyucuya alışılmışın dışında bir okuma deneyimi sunuyor.
174.30 ₺ -
Anlat Onlara
Masal, doğası gereği kolektif belleğin biçimlendirdiği ama bireysel tahayyülün yeniden inşa edebildiği bir anlatı formudur. Arketipler, imgeler ve metaforlar aracılığıyla uzak kültürlerin düşünce yollarına açılırken bugünün okurunu da düşünsel olarak beslemeye devam ediyor. Anlat Onlara’da yer alan öyküler, hem eski bir hikâyeyi taşıyor hem de ona yeni bir söylem kazandırıyor. Eski anlatılar, bugünkü modern estetik ve düşünsel yaklaşımlarla yeniden kuruluyor. Kitaptaki her yazar, bilinen bir masaldan yola çıkarak kendi yaşamına, sezgisine, vicdanına kulak veriyor ve masalın içinde saklı olanı bir anlatı yöntemi hâline getiriyor. Anlat Onlara’da yer alan öyküler, farklı görüntüler altında içimize sızıyor; düşünceyi, hayali ve hafızayı yeniden biçimlendiriyor.
349.30 ₺ -
Gezgin
Kalabalıkların ortasında sessizce yürüyenlerin, sorularla dolu olup cevaptan çok anlamı arayanların kitabıdır Gezgin. Her okuyucu için farklı bir yerden başlar, farklı bir yerde biter. Kimi için bir içe dönüş yolculuğu, kimi için çocukluğa açılan bir pencere. Cibran’ın anlatımı, ne geçmişte ne gelecektedir; her şey şu anda, okurun gözlerinde ve yüreğinde yeniden kurulur. Karakterler semboldür, nesneler mecaz, cümleler ise gölge. Bu kitap, baştan sona bir çöl yürüyüşüdür. Ne varış noktası bellidir ne yolun uzunluğu; ama her adım, okurun kendi merkezine biraz daha yaklaşmasına olanak tanır. Gezgin, öğreti sunmaz; ama okuruyla birlikte düşünen, birlikte susan, birlikte yürüyen bir bilinçtir. Sayfalar bittiğinde kitap değil, sessizlik konuşur. Halil Cibran, bir nar tanesinde evreni, bir dilencide insan onurunu, bir delide saklı bilgeliği bulur. Onun her metni, okuru dışarıdan içeriye çağırır; bir masal gibi başlar, bir iç konuşmaya dönüşerek sona erer. Onun sesi, hayatı gözlemleyen bir tanığın dingin sesidir. Sesi, gezginin sesidir; gezdiği yer yalnız taşlı yollar, çarşılar ya da çöller değil, insanın labirentleridir.
209.30 ₺ -
Utanç Verici Çocukluk Arkadaşım
Yazma eylemi, en azından bazılarımız için sevdiğimiz yazarlarla, metinlerle yürüttüğümüz sonsuz bir sohbettir. Buna kimi “oyunsuluk” der, bir başkası deneysellik, metinlerarasılık, postmodernlik… Oysa bu, yazmanın ve var olmanın ta kendisidir. O gösterişli, mükemmel, büyüleyici kurmaca evreninde elini kolunu sallayarak dolaşabilme ehliyeti yeter bazılarımız için. Bartu Çay’ın öykülerini okurken bu yürüyüşün telaşını, neşesini bir arada görüyorum. Peki okur neden eşlik etsin bu yolculuğa? Coşkulu bir yolculuğun ilk adımına şahitlik etme sevinci gönlü yüce okurumuza yetmiyorsa eğer, kendisine şunu söyleyebilir: Vonnegut, Borges, Perec, Calvino, Atay bugün yazsa nasıl yazarlardı? O üslup katilleri, hayal ülkesinin fatihleri, bulmaca kralları, kurgu sihirbazları, muzip dehalar; zamanımızın nesnelerini, bizi kuşatan, ele geçiren şeyleri nasıl görürlerdi? Instagram canlı yayınları, Bitcoin felaketleri, sosyal deneyleri andıran tuhaf kamera şakaları, rüya bulmacaları, mitik sıçramalar arasında Bartu Çay işte tam olarak bu soruya cevap arıyor. Böyle bir ilk kitap, sadece hünerli bir kurmaca yazarını değil, aynı zamanda ikinci kitabı da müjdeliyor. Bizlere ise aylar önce ilan edilen temposu yüksek bir MMA maçını bekler gibi beklemek kalıyor. Aykut Ertuğrul
167.30 ₺ -
Açık Deniz
Açık Deniz, düşsel olanla gerçeğin, bilinçdışıyla kolektif hafızanın, kadim hikâyelerle bugüne ait öykülerin iç içe geçtiği özgün bir anlatı evreni. Güçlü bir tahkiyeyle şehrin belleğinden yükselen öyküler; gündelik olanın cazibesini sıradanlıktan kurtarıyor, gerçekliğin katmanlarını görünür kılıyor. Bir süt dişinden koca bir uygarlığın hafızası aşikâr oluyor, rüyalar geçim kaynağına dönüşüyor, harfler insan bedeninde geziniyor, koku iplikleri şehri keşfe çıkarıyor ve eski bir duvar halısı uzak diyarları gezdiriyor. Şeyma Samur hem iyi hikâyeler toplayan bir hikâye avcısı hem de güçlü bir hikâye anlatıcısı olma yolunda ilerliyor. Katmanlı kurgularla ördüğü metinlerde biçimsel çeşitliliği cesurca kullanarak okuru sürekli değişen bir derinliğe bırakıyor. Her öykü, kendi içinden yeni bir öykü doğuruyor; bu çoğalma, okuru metnin kıyılarından uzaklaştırıp açık denizlere sürüklüyor. Açık Deniz, masalsı ama modern diliyle okura, bilinenin sınırlarını aşmayı, iç denizlerinin derinliklerinde yolculuğa çıkmayı vadediyor.
139.30 ₺ -
Eriyen Karlar
Eriyen Karlar, hayatın sessiz gölgelerinde biriken yükleri, zamanın insanda bıraktığı izleri ve insanın kendi iç coğrafyasında açılıp kapanan yarıkları ele alan çarpıcı bir kitap. Cemal Şakar hem acıya hem hatırlamaya hem de insanın kendisiyle yüzleşen tarafına yakın duran öyküler kuruyor. İnsanı daima iki zaman arasında ve kendi iç sesinin arafında koruyan Şakar, geçmişi ne bütünüyle geride bırakıyor ne de gelecekte yeni bir sığınak oluşturuyor. Şimdi köyümün girişindeyim. Her yan kar. Sessizliği bölmekten korkuyorum. Kalakalıyorum olduğum yerde. Çocukluğumun evi, harman yeri… her şey görüş alanımda. Hatırlamak değil bu; çocukluğuma ve gençliğime dair fotoğraflar geliyor gözlerimin önüne. Bakıyorum tek tek karelere: avluda, traktörde oturmuşum; arkamdan kimin olduğu belli olmayan iki elin desteğiyle duruyorum. Muhtemelen babam. Sonra, satılmış o eve hep uzaktan baktım; traktörün tepesinde ya da avluda yalınayak, hayretle bakışım.
174.30 ₺ -
Otlar ve Ölüler Arasında
Hatice Mert Yunak’ın ilk öykü kitabı Otlar ve Ölüler Arasında’da, okuru, atmosfer odaklı, dil işçiliği kuvvetli bir eser karşılıyor. Minimalist gerçekçiliği tekinsiz bir atmosferle harmanlayan yazar, karakterlerin ruh hallerini eşyalar ve doğa üzerinden somutlaştırıyor ve hüznün taşıyıcısı haline getiriyor. Yunak, çocukluk yaralarının üzerine örtülen perdeleri usulca kaldırmayı deniyor, taşra hayatının durgun görünen yüzeyinin altındaki derin çatlakları, ruhsuz yudumlara sığınan babaları, geçmişinden kaçmaya çalışırken gölgelerine yakalanan kadınları, çiğ, çıplak ve sarsıcı anları soğukkanlılıkla resmediyor. Büyük ve karanlık hakikatin izini sürerken öykü kahramanlarının hikâyelerini iç içe aynı suda akıtıyor. Otlar ve Ölüler Arasında, anlatılmayanların, toprağın altında bekleyenlerin, kendi hikâyesinden kaçmak isterken ayağı takılıp düşenlerin öykülerini bir araya getiriyor.
140.00 ₺ -
Adımın Hiç Verilmemiş Olmasını Dilerim
bu, onların hikâyesi; hayatla anlaşamayan insanların. yaşamlarının içinde eğreti duranların; hayatı, sandalyeye bıraktıkları ceketi her an alıp gidiverecek gibi yaşayanların. onların varlıkları, mekânlara ve ilişkilere tam olarak yerleşmez; yaşamları, tutunacak bir alan olmaktan çok, kısa süreliğine uğranan bir bekleme odası gibidir. kendini sık sık hissettiren ölüm düşüncesi de bir son gibi değildir; aksine, bu eğreti hâlin mantıksal devamı gibi sessizce gezinip durur; var olmanın ağırlığını ve gitme ihtimalinin hafifliğini aynı düzlemde düşünmeye iten bir duygu ve atmosfer yaratır öykülerin içinde. aleyna uçar’ın öyküleri, detaylı bir işçilikle, hep o benzer tanıdıklığı gösteren, tutarlı bir biçimde inşa edilmiş karakterlerin dünyasından parçalar seçip anlatan metinler. olup bitenden çok, onların neyi nasıl hissettiğine odaklanırız. bu öykülerde yazar, aynadaki çatlakların her birini ayrı bir nehir yatağına benzeterek anlatır. adımın hiç verilmemiş olmasını dilerim, suskunlukların, yabancılaşılan duyguların ve insan ilişkilerindeki görünmez iktidarın peşine düşen güçlü bir ilk kitap.
140.00 ₺ -
Durak Koşusu
“Ruh tüm güzelliklerinden soyundu. Harflerin direkleri soyuldu. Örgüsü çözülen hafızası sicimlere dolandı...” Nevra Gözde’nin sesi, ilk adımlarının ahengi çok tanıdık değil mi? Onlarsız bir Türk öyküsünden bahsedemeyeceğimiz öykünün pek çok eski ustasının ilk adımları gibi; güçlü, çığırtkanlıktan uzak ve kendine has. Durak Koşusu’nda Anadolu mitlerinin nefesini, geleneğin telaşsız yavaşlığını da modern kentin o yapış yapış absürtlüğünü, fast-food dükkanlarının, plazaların boğucu gürültüsünü de duyuyoruz. Yazar, ayrı uçları şaşırtıcı bir hünerle birbirine dikiyor. Ortaya çıkan manzarada ise biz okurları, hem kendimizi hem de kaybettiğimiz o “şeyi” buluyoruz. “Hikâye nerede?” diye soruyor Nevra Gözde bir yerde. Cevap veriyorum: Hikâye, işte burada! Durak Koşusu’nun tam kalbinde. Aykut Ertuğrul
140.00 ₺ -
Durmaksızın Ölürler
Sebahat Meraki, ilk öykü kitabı Durmaksızın Ölürler’de, yaşam ile ölümün iç içe geçtiği tekinsiz bir anlatı evrenine davet ediyor okuru. Oğlunun canı için bir “cazu”ya giden anne, on yıllık sırrını kırmızı bir ipek gömleğe saklayan terzi, sirk ışıkları altında hayatlarını üç saniyeye sığdıran ikizler ve istilacı karıncaları bekleyen bir aşçı... Ölümün bazen bir başlangıç bazen de kanlı bir takas olduğu bu öyküler, kadim inançlara ve folklorik unsurlara yaslanırken, yazar bu köklü mirasın insan zihnindeki yansımalarını, gerçeklik ile rüya arasındaki o muğlak sınırda işliyor. Durmaksızın Ölürler, sessizliğin gürültüsünü duyanların, kaderini bir eşikte bırakanların, her gün yeniden ölüp her gün yeniden doğanların sarsıcı anlatısı.
174.30 ₺ -
Tasa Kuşları
İlk kitabıyla Necip Fazıl İlk Eserler Ödülü alan Merve Uygun, Tasa Kuşları’yla çıtayı biraz daha yükseğe taşıyor. En az yaşadığımız dünya kadar girift ve bir o kadar tanıdık bir dünya inşa ediyor. Masallardan tanıdığımız o kederli kuşa yepyeni bir ontolojik varlık kazandırıyor. Tasa Kuşları’nın kanat sesleri geliyor. Geleneksel olanla dijital olanın, masallarla Reels videolarının, çok konuşma salgınlarıyla yapay zekâ komutlarının; Dubai çikolatasının absürt ışıltısıyla bir aile yemeğinin ağırlığının arasından… Tasa Kuşları’nın kanat sesleri geliyor. Güçlü olmanın, güçlü kalmanın hatta “yenilmezlik” arzusunun şaşırtıcı kırılganlığından; beklenen bir kargonun kozmik bir hayal kırıklığına dönüşmesinin büyüsünden… Büyülü gerçekçilik ve fütürist gerçekçiliğin sınırlarından, dün, bugün ve yarının arasından… Tasa Kuşları’nın kanat sesleri geliyor. Ama bu ses aynı zamanda kendisine sahici bir “ara yer” inşa eden iyi bir yazarın hikâyeler denizi üzerinde hünerli uçuşunun kanat sesi. Kederin, sessizliğin tuhaf matematiği ve akıl almaz mimarisi arasında kanat çırpan bir öykücü ve öyküleri, okurunu bekliyor. Aykut Ertuğrul
160.30 ₺ -
Tahta Evler Demir Kutular
İnsan, kendi içindeki çocuktan köşe bucak kaçtığında gerçekten büyümüş sayılır mı? Geçmişin usulca yaklaşan gölgeleri, içten içe büyüyen korkular, kimseye söylenemeyen sırlar… Tahta evlerin hatıralarla dolu dünyasından çıkıp demir kutulara sığınanların serüvenleri… İroni, kara mizah, toplumsal yergi temelleri üzerine kurulan öykülerinde Alkan Kılıç, modern yaşamın zincirleri arasına sıkışmış insanların iç seslerine kulak veriyor. Yeryüzünün giderek daha fazla gürültüye, sahte parıltılara boğulduğu bir zamanda otantik varoluşun ve sahiciliğin izlerini sürüyor. Bazen ıssız bir tepede, bazen bir tesadüfte, bazen bir laboratuvarda, bazen görülen bir düşte ansızın ortaya çıkan kırılma anlarına odaklanıyor. Tahta Evler Demir Kutular, insan ruhunun karanlık odalarına açılan öyküleri ile okuru sarsıcı bir yolculuğa davet ediyor.
242.20 ₺