-
Sular Üstünde Gökler Altında
Amerika, aşk ve saflık yeniden keşfedilebilir mi? Sular Üstünde Gökler Altında, okurunu bir zaman makinesi gibi alıp 15. yüzyılın son demlerine götürüyor. Bu sürükleyici macerada rengârenk kahramanlarla birlikte İstanbul’dan Kırım’a, İspanya’ya, oradan Güney Amerika’ya ve Kazablanka’ya doğru nefes kesen bir yolculuğa çıkarken kendinizi birbirinden esrarlı olayların içinde bulacaksınız. Hem aşk derdinden kaçmak hem de babasının hayallerini gerçekleştirerek esaslı bir kâşif olmak için yola çıkan Kalender, âlemden âleme, zamandan zamana, halden hale savrulurken kendini derin çatışmaların ortasında bulacaktır. Kader rüzgârı onu Kristof Kolomb ile buluşturacak ve bu ikili o güne kadar hiçbir denizcinin açılmaya cesaret edemediği karanlık okyanuslara yelken açacaktır. Bakir topraklar üzerinde yol alırken öte yandan da birbirlerinin karanlıklarını ve kuyularını göreceklerdir. Tam dünyayı avuçlarında tuttuklarını sanırlarken işler bambaşka bir hale evrilecek ve tabiri caizse kızılca kıyamet kopacaktır. Kaptanlar, korsanlar, papazlar, şövalyeler, haydutlar, ressamlar, deniz kızları, kurbanlar, gizemli yerliler ve daha nicesiyle dolu bu görkemli atmosfer, aynı zamanda dönemin ruhunu tüm çıplaklığıyla yansıtan şehirler, yapılar, şarkılar, kitaplar, haritalar, diller ve katmanlı psikoportrelerle baş döndürüyor. Son dönem Türk romanının dikkat çeken isimlerinden Kaan Murat Yanık, mitlerle bezediği büyülü gerçekçi olayların bir karnaval havası yarattığı romanında, okurunu masmavi okyanuslarda, kakao ve vanilya kokularının yükseldiği yemyeşil ormanlarda, ışıltılı kurbağaların zıpladığı düşlerde ve Doğu ile Batı'nın dikenli sınırlarında dolaşmaya, bu efsunlu serüvene katılmaya davet ediyor. “Umut etmeye ve masalların içinde kaybolmaya ihtiyacımız var. Hayat karşısında başka türlü direnemeyiz.”
244.30 ₺ -
Bin Hüseyin
Çizgileriyle, yazdıklarıyla, söyledikleriyle, duruşuyla çağının sanatkârane tanığı Hasan Aycın, Battal Gazi destanından yola çıkarak yazdığı Bin Hüseyin’de okurunu “muhatabını arayan bir hitap” ile başbaşa bırakıyor. İslam’ın zuhur döneminden başlayarak Bedir Savaşı’na kadarki zamana, ardından Hz. Hüseyin’in torunu Cafer Gazi’nin ve çevresindekilerin serüvenlerine ve tekâmül yürüyüşlerine odaklanan Hasan Aycın’a göre her bir yolculuk önce kalpte başlıyor, sonra Diyar-ı Rum’a, Şam dağlarına, Konstantiniye’ye, Melâtıye sahrasına, Diyâr- Hind’e, Kaf Dağı’na, yedi iklim dört bucağa doğru uzanıyor. Cafer Gazi, Aşkar’ın sırtında sahrâyı bir baştan bir başa katederken Teodora denizler aşmaktan, yeryüzünde savrulup durmaktan bitap düşüyor.
251.30 ₺ -
Uzakların Şarkısı
Masumiyetin bir rengi var mıdır? Ya ruhların? Peki papağanlar bize ne fısıldar? Uzakların Şarkısı, karlı bir kış sabahı, Kars’a giden Doğu Ekspresi treni ile başlayıp 18. yüzyıl İstanbul’una uzanan ve turuncu bir yağmurla ışıldayan bir Kaan Murat Yanık romanı. Başına gelen felaketleri unutmak ve hayalini kurduğu kitabı yazmak umuduyla Kars’a göçen Bünyamin, bu şehrin ücra bir köşesinde Besti Nine ile tanışacak ve bir müddet sonra bu kadının canı pahasına sakladığı yüzlerce yıllık sırrın peşine düşecektir. Bu yakıcı sırrın kanatları, Bünyamin’i evvela Hindistan’daki düş sarayına, oradan İstanbul’un efsanevi günlerine; Galata Kulesi’nin altındaki dehlizlere, güzellerin salındığı bahçelere, ruhların alınıp satıldığı evlere, bilinçaltı sularına, isyan planlarına, saray entrikalarına ve aşkın manasının yeniden keşfedildiği sonsuz anlara savuracaktır. Gülbadem, Zencefil, Fülfül, İpek Böceği, Ruhsar, Sunullah Efendi, Fıstıkçı Şahap, Feylesof ve daha niceleri… Uzakların Şarkısı, büyülü gerçeklik rüzgârının her şeyi uçuşturduğu, zihnin sınırlarını zorlayan modern bir Tutiname. Yayımlandığı günden beri büyük beğeni toplayan eser, farklı âlemleri birbirine düğümleyerek okuru çok uzaklara, efsunlu zamanlara sürüklemeyi vaat ediyor.
244.30 ₺ -
Sahipkıran
Kaleminin her dokunuşuyla manevi bir coşkuyu, bir derinliği inşa eden Hasan Aycın; kadim metinlerden beslenen zengin muhayyile gücünü roman türünde de ortaya koyuyor. Geleneksel anlatıları modern türlerle maharetle bir araya getiren yazar, bu romanında bizi Hamzanâme’nin epik kurgusuyla buluşturuyor; Sâhipkırân adıyla yankılanan, İslam kültürünün büyük kahraman anlatılarından Hz. Hamza hikâyelerine yeni bir soluk getiriyor. Sâhipkırân, sadece kılıcıyla değil; sözleri ve bilgeliği, inancı ve cesaretiyle savaşan bir kahramanın soluksuz takip edeceğiniz serüvenlerini anlatıyor. Tarih sayfalarında iz bırakan padişah Nûşirevân ile Sâhipkırân arasındaki dostlukla başlayan ama zamanla bitmek bilmeyen çekişmelere dönüşen bu destansı anlatı; aynı zamanda dostluğun, aşkın ve mücadelenin de özdeşleştiği bir atmosferde okuyucuyu, kusursuz bir aksiyonun ve duygusal yükselişlerin içine çekiyor. Hasan Aycın, efsaneler ve gerçekler arasında köprüler kurarak, tarihin ve hayal gücünün o muazzam kucaklaşmasını okuru için resmediyor.
154.00 ₺ -
Kimse Kalmadığında Bunu Hatırla
Bu bir yüzyıl hikâyesi. Orta Anadolu’nun ıssız ve çetin topraklarında, zamanın ince iplikleriyle örülen bu hikâyede; aşka, nesillerin birbirleriyle olan bağına, bir dede ve torunun sıcak dostluğuna tanık olacaksınız. Kimse Kalmadığında Bunu Hatırla, köklerini arayan insanın, yaşadığı topraklarla var olma ve bütünleşme mücadelesini anlatan epik ve güçlü bir hikâyeyi işliyor. İç içe geçmiş hikâyelerin sürüp gittiği bir yüzyılın sayfaları arasında dolaşıyor, sıradan gibi görünen hayatların derinliklerine iniyor, farklı iki dönemi harmanlıyor ve Türkiye’nin hızla değişen tarihini çarpıcı bir şekilde yansıtıyor. Cumhuriyetin başlangıcından günümüze uzanan bu romanda; karşıtlıklar, savaşlar, kişisel ve toplumsal çatışmalar dikkat çekiyor. Silvan Alpoğuz, bir yeri yurt tutmanın, o yeri varlığıyla anlamlandırmanın ve değişen dünyada ayakta kalmanın zorluğunu, kendine has üslubuyla ve ustalıkla anlatıyor. “Şefkat ya da sevgi yoksunluğu kendini unutturabilir ama bir kök ihtiyacı insanın daimi yarasıdır.” %35 indirimli 174,85 TL 269,00 TL Sepete Ekle Kargo Bilgisi: 1-3 iş günü içinde kargoda. 1500 TL ve üzeri siparişlerinizde kargo bedava! Fiyat Alarmı Alışveriş Listeme Ekle
188.30 ₺ -
Mai ve Siyah
Halid Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah ile ustalık dönemine giriş yaparken Türk edebiyatına zirve bir eser kazandırmıştır. Yazar, romanında zamanın değişimini; bireyin, bu değişim içinde kendi mevcudiyetini yaşayış biçimini, hayal kırıklığını ve umudu okurlar için anlaşılabilir ve idrak edilebilir kılıyor. Mai ve Siyah’ta, babasının ölümü ile birlikte Ahmet Cemil’in kişiliğinde yaşadığı değişimler, aslında bize bir neslin içinde bulunduğu sıkıntı ve kederi, edebi şöhret arzusunu gösterirken, onun kendini gerçekleştirme sürecini de ele alıyor. Halid Ziya’nın toplumda yaşanan bu hakikati sanatkârane bir üslupla ele alması sayesinde bizler de dönemin edebiyat, sanat ve entelektüel ortamını tanıma fırsatı buluyoruz. Cevdet Kudret’in Türk edebiyatında ve Halid Ziya’nın kendi sanatında bir dönüm noktası olarak işaretlediği Mai ve Siyah, Tahsin Yıldırım’ın titiz edisyonuyla yeniden okurlarıyla buluşuyor.
132.30 ₺ -
Şebek Romanı
Anlam kaybına uğramış, şiddet dolu ultra-modern bir ortamda, gelenek, kendine özgü huzur ve dinginliğe hangi biçimde yol bulur? İnsanlığa, en karanlık, en çetin şartlarda yaşama gücü veren, ne türden bir derinliktir? Bir bilimkurgu parodisi olan "Şebek Romanı" bilimkurgu, mizah, tasavvuf gibi üç öğeyi bir araya getiren bir uzun öykü. Ayşe Şasa’nın kurguladığı bu 2075 yılının Viyana’sında, yeni adıyla XB21’de yaşanan olaylar bizleri insanlığın geleceği üzerine bir kere daha düşünmeye davet ediyor.
174.30 ₺ -
Eylül
Mehmet Rauf’un en önemli eseri olarak kabul edilen ve ona yaygın bir şöhret kazandıran Eylül, Servet-i Fünûn döneminin de en parlak romanlarından biridir. Psikolojik romanın ilk izlerini gördüğümüz bu eser, insanın kendi tabiatı ve çevresiyle yaşadığı ruhsal çatışmaları anlatırken, kahramanların iç dünyalarını da okura bütün yönleriyle sunuyor. Suat, Necip ve Süreyya’dan oluşan aşk üçgeninde Suat, içinde bulunduğu sakin aile hayatına rağmen, aşkı tadamamış bir kadın olarak kurgulanır. Necip de hareketli Beyoğlu yaşantısında aradığını bulamamıştır. Suat ve Necip ikilisi arasında böylece bir benzerlik kurulur. İkili birbirini tanıdıkça yakınlaşmaya başlar. Aralarındaki çekim onları imkânsız bir aşka sürükler. Buluşmalar, kavuşmalar bu aşkı görünür kılmaya başlarken, aslında onları nasıl bir son beklemektedir? Mehmet Rauf, havanın değişimini, yaprakların sararıp yere düştüğünü ve çiğnendiklerini görünce bir hayli duygulanır ve kendi hayatını “Eylül”e benzetir. Eylül, eserin hâkim duygusunu açıklayan ve sembolize eden bir kelimedir ve yaz mevsiminde başlayan bir aşkın bitişini, hüznünü anlatır. Hayallerden sıyrılmanın, hakikatle yüzleşmenin, ölüm-doğum döngüsünün göstergesidir.
174.30 ₺ -
Efruz Bey
II. Meşrutiyet dönemindeki aydın tipine odaklanan, özellikle toplumun geçirdiği çeşitli değişimleri gözler önüne seren Efruz Bey, yazarın sağlığında yayımladığı son kitaptır ve Ömer Seyfettin külliyatı içinde çok özel bir yerde durmaktadır. Romanda Efruz Bey tipinden hareketle, toplumsal hayatın yozlaşan yanları ince fırça darbeleriyle çizilir. İçtimai yönü ağır basan ve “fantastik” bir roman olarak tasarlanan Efruz Bey’in tefrikası Vakit gazetesinde okurlara şu cümlelerle duyurulur: “Yeni Tefrikamız: Efruz Bey-Fantezi Roman, Muharriri: Ömer Seyfettin. Çarşamba gününden itibaren Ömer Seyfettin Bey’in Efruz Bey unvanlı romanını tefrika etmeye başlıyoruz. Efruz Bey, memleketimize ait bazı tiplerin ve bazı meyil ve itiyatların, sanatkârane bir mübalağa ile çizilmiş bir karikatürü hükmündedir...” Ömer Seyfettin, bu romanıyla edebiyatımıza hem büyük bir eser hem de özel bir karakter armağan ediyor. Yazarın kendi deyişiyle hepimiz değilse bile hepimizden bir parça taşıyan Efruz Bey; Pertev Naili Boratav’ın ifadesiyle Türk edebiyatının Don Kişot’u olarak önemini korumaya devam ediyor. Efruz Bey, Necati Tonga’nın titiz çalışmasıyla yeniden okuruyla buluşuyor.
156.80 ₺ -
Kül Ormanı
Kuşlar yeryüzünü terk etse, onları bulmak için hangi yöne doğru gitmeniz gerekir? Veya deniz bulunduğunuz kıyıdan çekilip bir daha dönmese, o denizi geri getirmek için ne yapabilirsiniz? Ege Denizi’nin terk ettiği Yosunlu Köy’ün kıyılarına dalgaların yeniden vuruşunu izleyebilmek için yola koyulan Azra, çıktığı bu macerada; hafızalardan silinen geçmişlere, kâbusların saklandığı yere ve can verdiği savaşta kimin galip geldiğini öğrenmek için rüyalara musallat olan bir denizcinin tuhaf hikâyesine şahit oluyor. Kül Ormanı, birbirinden güçlü karakterlerini büyük bir gerçeklikle aktarırken masalsı atmosferi ve şaşırtıcı olay örgüsüyle de dikkat çekiyor. Güzide Ertürk, sıradanmış gibi görünen Yosunlu Köy’de yaşanan gizemli olayları, karakterlerin gerilimlerini ve iç hesaplaşmalarını anlatısının merkezine taşıyor. Yazar, kişinin doğup büyüdüğü yeri eski güzelliğine kavuşturmak için çıktığı yolun kendisini ve o yolun sonunun nerelere varabileceğini çarpıcı bir biçimde okura sunuyor.
161.00 ₺ -
Müşahedat
Müşâhedat, Ahmet Mithat Efendi’nin sadece natüralist bir roman yazmak için kaleme aldığı bir eser değil, bu natüralist romanın nasıl yazılacağına öncülük eden bir rehber niteliğindedir. Tanzimat Dönemi romanının ötesine geçerek Batı’da dahi henüz görülmediği söylenen tekniklerle yazılan bu roman, büyük oranda toplumsal beklentileri sorgular ve sosyal eleştiride bulunur. Ahmet Mithat’ın olaylara ve insanlara karşı gözlemlerinden oluşan Müşahedât’ta, yazar, romanın başkahramanı olarak kendine de yer verir. Mithat, çalıştığı gazeteye gitmek için Beykoz’dan Eminönü’ne giden bir vapura biner. Biri yaşlı ikisi genç üç kadın ile karşılaşır, aralarında geçen bütün konuşmalara tanıklık eder. Duyduğu ilgi uyandırıcı konuşmalar arasında yazacağı romanın konusunu düşünür ve kadınların konuşmalarına kulak kabartmaya devam eder. Vapur iskeleye yaklaşınca onları takip ederek ulaştığı gizemli kadının hikâyesi romanın temel izleğini oluşturur. Yazar, romanında Batılılaşma, kadın-erkek ilişkileri, Müslüman ve gayrimüslimlerin yaşantıları konularına ilişkin tespitlerini dönemin sosyal ve siyasal atmosferiyle harmanlayarak ele alır. Mithat’ın flanörvari keskin gözlem yeteneği, İstanbul’un kalabalık sokaklarına ve gizli köşelerine hayat vererek, geçmiş dönemlere bir bakış sunar. Şehrin hareketli sokaklarının, entelektüel çevrelerinin, karakterlerinin özünü yakalayarak günlük yaşamın canlı bir resmini çizer.
279.30 ₺ -
Birkaç Ölüm Sonra
Her gününü yarını özleyerek geçiren bir adam dünü nasıl hatırlar? Onun için bugün ne zaman başlar? Dün, bugün ve yarın bütün bir dünyaya sığabilir mi? Birkaç Ölüm Sonra romanına neredeyse bütün dünyayı sığdıran Kadir Daniş; doğumla ölüm arasındaki her şeyi, hayatın kırılamayan döngülerini, aşkın en azını, inancın değiştirici gücünü, ölümün ta kendisini, dostluğun zor aşamalarını, evlat ve ebeveyn olmanın tüm detaylarını, tarihi, müziği ve İstanbul’u bir romancının merceğinden aktarıyor. Serçelerin Ölümü ve Yeryüzü Blues romanlarından da tanıdığımız Daniş, yeni çalışmasında ahlaka, kötülük problemine ve “Neden yaşıyoruz?”, “Yaşamaya neden devam etmeliyiz?”, “Bunca meşakkat ve gönül yarası neden var?” sorularına verilecek cevapların peşine düşüyor.
174.30 ₺ -
Beni Yemende İtalyana Benzetirler
Suriye’den bir tabutun içinde kaçarak son anda IŞİD’in elinden kurtulan savaş muhabiri Samet Doğan, kısa sürede binlerce okura ulaşan Cuma Günü Uçmayan Kuş’un ardından bir kez daha haberleri edebiyata çevirmedeki ustalığını gösteriyor. Ortaya “zahterli pizza” gibi orijinal, otobiyografik bir roman çıkıyor. Elinizdeki kitap, dünyanın hatırlamadığı bir ülkede, iyileşmek için savaşta gördüklerini unutmaya çalışan, ama nereye giderse gitsin beladan uzak duramayan bir “aylak adam”ın maceralarından oluşuyor. Doğan, sadece birer istatistikten ibaret olan insanların kederli ve bir o kadar komik hikâyelerini tarihe not düşüyor. Savaşı takip eden diğer muhabirlerin aksine, bu kez savaş muhabirin peşini bırakmıyor. Yazar, Yemenli ve Suudi Arabistanlı iki gencin evlenmek istemesi üzerine patlak veren uluslararası krizin ortasında buluyor kendini. Âşık gençler evlenebilsin diye binlerce peçeli kadın sokaklara döküldüğündeyse canlı bombayla tanışıyor. Çareyi, Amerikalılara küsüp ülkesine dönen Macit’in bakkalına sığınmakta bulan yazar, İtalyana benzetilmenin bedelini film tadında anlatırken kahkaha ve gözyaşı arasındaki sınırlar ortadan kalkıyor.
174.30 ₺ -
Mustafa Asım Köksal
Mustafa Âsım Köksal, Osmanlı’dan günümüze miras kalan İslâmî ilim geleneğinin son temsilcilerindendir. Her türlü imkânsızlıklar içerisinde, yüksek seviyede medrese ve mektep tahsili görme imkânı bulamadan, büyük ölçüde kendi kendini yetiştirerek ortaya dünya çapında itibar gören eserler koyabilmiştir. Özellikle Resulullah’ın (sav) hayatı ve sîretine odaklanan ve İslâm tarihi sahası özelinde diğer İslâmî ilimleri de kuşatan bu ilmî çaba haricinde, 31 sene süren Diyanet İşleri’ndeki memuriyeti sırasında, ilk Diyanet İşleri reisinden itibaren birçok önemli şahsiyeti tanımış, yakın tarihimizin çeşitli hadiselerine şahit olmuştur. Ayrıca son devrin -günümüzde kendisi hakkında hemen hiçbir şey bilinmeyen- mutasavvıflarından İskilipli İbrahim Edhem Efendi’nin müridi ve halifesi olması sayesinde, ilim yoluyla tasavvufî hayatı şahsiyetinde birleştirmiş ve böylece bir Osmanlı âlimi olmanın gereğini yerine getirmiştir. Umarız ki bu mütevazı çalışma, günümüzde yaşamış bir İslâm âliminin daha iyi tanınması için bir vasıta ve kendisi hakkında ilim camiası tarafından -şimdiye kadar ihmal edilmiş olan- etraflı ve ilmî çalışmalar yapılabilmesi için de bir vesile olur.
294.00 ₺ -
Ümmet Coğrafyası
Ümmet Coğrafyası kitabı, farklı ülkelere yapılan seyahatler esnasında gerçekleştirilen birbirinden önemli görüşmelerin bir araya getirilmesiyle oluştu. Kitapta Filistinden Fasa, Morodan Suriyeye, Libyadan Makedonyaya, Kosovadan Suuda, Tunusdan Yemene, İrandan Pataniye, Nepalden Malezyaya, Cezayirden Pakistana, Latin Amerikadan Arakana kadar uzanan güzergâhta nelerin olup bittiği, Müslümanların neler yaşadıkları, tecrübeleri, hangi imkân ve zaaflara sahip oldukları, Müslüman toplulukların umutları, beklentileri, gelecek perspektifleri, Türkiyeye nasıl baktıkları konu ediliyor. Kitap bu yönüyle ümmetten haberler getiren bir çalışma olma özelliği taşıyor. Kitabın amaçlarından bir diğeri de Arap isyanlarıyla başlayan süreçle ilgili okuyucuya bizzat kaynağından, bu sürecin önemli aktörlerinden doğru bilgiler aktarmak. İslam dünyasının nerelerden geldiğini, hangi acıları çektiğini, hangi bedelleri ödediğini hatırlatarak içinden geçtiğimiz günlerin daha da iyi anlaşılmasını sağlamak. Hasan el Benna, Seyyid Kutup, Erbakan Hoca, Şeyh Ahmet Yasin, Malcom X, Rantisi, Abdulhamid Han, Ömer Muhtar, Ali Şeriati, Aliyaİzzetbegoviç ve Mevdudiden arda kalan düşünsel ve mücadele mirasının izleri de kitabın bir başka konusu.
308.00 ₺ -
Nefis Mertebeleri
Abdüllatîf Kudsî’nin tercümeye konu olan Tuhfetü Vâhibi’l-Mevâhib fî Beyâni’l-Makamât ve’l-Merâtib isimli risalesi en tanınmış eseridir. Risale, tasavvufî terbiyenin esasları, nefis, ruh, kalp ve sırrın makamları, seyr ü sülûk mertebeleri, bu mertebelere dair rüyalar ve bunların anlamlarını içermektedir. Ayrıca konuyla ilgili bazı tasavvufî ıstılahlara da yer verilmiştir. Kudsî bu eseri, müridlerine tasavvufî hakikatleri anlatmak ve kendi devrinde müşahede ettiği meselelerle ilgili onları uyarmak için kaleme almıştır. Kendi görüşlerini açıklarken âyet ve hadisleri referans noktası olarak almıştır ve Bâyezid-i Bistâmi, Cüneyd-i Bağdâdî, Hâris Muhâsibî, Ebû Tâlib Mekkî, Abdülkerim Kuşeyrî ve Şihâbüddin Sühreverdî gibi tasavvuf büyüklerinin kelâm-ı kibarlarına da başvurmuştur. Zeyniyye tarikatının yayılmasında önemli bir rol oynayan mutasavvıflardan olan Abdüllatîf Kudsî’nin bu eseri, ilk kez Türkçeye çevriliyor.
117.60 ₺ -
Peygamberler Tarihi 10 Kitap Takım
"Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır." (Yusuf 111) Allah Teâlâ Kur’an’ı; biz kulları için öğüt almak, onu tefekkür ederek tane tane okumak, tevhid ve kulluk şuurunu kazanmak, kıssalar yoluyla iyi ve kötünün modellerini ortaya koyarak iyiliğe teşvik edip, kötülüklerden sakındırmak ve karanlıklardan aydınlığa çıkmak için gönderdiğini bildirmektedir. Bizler vahyi, hayatımıza rehber kılmak, bütün davranışlarımızı ona göre şekillendirmek durumundayız.
1710.00 ₺ -
Fatihin Evi
Topkapı Sarayı Fatih Sultan Mehmed’in inşa ettirdiği andan itibaren Osmanlı’nın kalbidir. Osmanlı’nın en ihtişamlı dönemlerine tanıklık etmiş bir merkez, Padişah’ın evidir. Yaşadığımız çağda bu mekân padişahların kullandığı eşya ve kıyafetlerin ya da Kutsal Emanetler’in sergilendiği bir sergi salonu gibi görülse de sadelik ve estetiği bir araya getiren bu sarayın odalarında, sofalarında, hatta kapılarında ve koridorlarında bile canlı bir tarihin nefesi hâlâ hissedilmektedir. Peki biz Topkapı Sarayı’nı gerçekten tanıyor muyuz? Yüzyıllardır ayakta duran bu muazzam yapıyı gezerken, gördüğümüz sadece vitrinler ve sergilenen eşyalar mı? Düzenlediği tarih ve kültür turlarıyla ve kitaplarındaki akıcı anlatımıyla geniş kitlelere tarihi sevdiren Talha Uğurluel, bu defa okuyucusunu Has Bahçe’nin avlularında, Topkapı Sarayı’nın en özel dairelerinde ve mekânlarında gezdiriyor. Fatih Sultan Mehmed’den II. Mahmud’a uzanan bir zaman diliminde, padişahların gerçekten nerede yaşadığını, nasıl bir ortamda devlet yönettiklerini, Has Daire ile Enderun Mektebi öğrencileri arasındaki yakın irtibatı anlatıyor. Şimdiye kadar bilinmeyen Mermer Sofa ve Has Daire’nin yer altındaki katı gibi ayrıntılarla taş duvarların ardında nefes alan bir düzeni, disiplinin ve medeniyetin kokusunu hissettiriyor.
280.00 ₺ -
Belki De Senin Hayatın
Bir beşikle başlayan, musalla taşına uzanan bir hayat yolculuğu… İnsan doğar, büyür, genç olur, bir yuva kurar; hayatın telaşı içinde mücadele eder, yaşlanır ve bir gün bu dünyadan ayrılır. Fakat bütün bu durakların arasında çoğu zaman en önemli soruyu unutur: Ben ne için yaşıyorum ve nereye gidiyorum? Belki de Senin Hayatın, insanın doğumdan ölüme uzanan yolculuğunu; gençlik, aile, evlilik, mücadele, kulluk, gaflet, uyanış ve ahiret penceresinden ele alan samimi bir eser. Kur’ân-ı Kerîm’den, hadislerden, İslâm büyüklerinin hayatlarından ve yaşanmış hatıralardan beslenen satırlar, okuyucuya yalnızca bir hayatı anlatmıyor; kendi hayatına bakması için bir ayna tutuyor. Çünkü bazen insanın ihtiyacı yeni şeyler öğrenmekten çok, unuttuğu hakikatleri yeniden hatırlamaktır. Belki bu kitapta anlatılan hayat yolculuğu, bir başkasının değil… Belki de senin hayatın.
210.00 ₺ -
Harika Hikayeler
"Saadet Asrından Çocuklarımıza: Peygamberimizin (asm) Mucizeleri" Bu çalışmada sevgili Peygamberimiz (sav)'in mucizelerinden 40 kadarını hikaye tadında (ama gerçekten sapmadan) ifade etmeye gayret ettik. Beraberinde genç zihinlere ahlaki değerleri vermeye çalıştık. Bu çalışma ile bir kişinin de olsa sevgili Peygamberimiz (sav)'e sevgisi -zerre kadar da olsa- artacak olursa bizim için en büyük servet ve sermaye olacaktır.
112.00 ₺ -
Tezkiretül Evliya Hak Dostlarının Hayatı
Hak dostlarının izinde, gönülden gönüle uzanan bir yolculuk… Ebû Hâşim Sûfî’den Hasan Basrî’ye, Cüneyd-i Bağdâdî’den Hallâc-ı Mansûr’a, Fudayl İbn İyâd’dan Ferîdüddîn Attâr’a kadar uzanan bu gönül yolculuğu; yalnızca geçmişte yaşamış büyüklerin hayatını anlatmakla kalmaz, bugünün insanına da kendi kalbine dönmesi için bir kapı aralar. Birinin tevbesinde, diğerinin sabrında; birinin tevekkülünde, diğerinin ihlâsında; bir başkasının Allah aşkında ve teslimiyetinde insanın kendi gönlüne dokunan nice dersler saklıdır. Çünkü hak dostlarının hayatları anlatılırken aslında insana kendi yolculuğu hatırlatılır. Tezkiretü’l-Evliyâ, asırlardır gönül ehlinin dilinden düşmeyen; Allah dostlarının hayatlarını, ibretli menkıbelerini, çilelerini, aşklarını, tevbe ve teslimiyetlerini anlatan kıymetli eserlerden biridir.
245.00 ₺ -
Mahmud Efendi Hazretlerinden Şiirler ve Beyitler
MUKADDİME Yüce Kitâbı Kur’ân-ı Kerîm’inde: “Şâirler (var ya); onlara da sapıtanlar iyice tâbi olur. (Sana uyanların ise dalâletle hiçbir alâkası yoktur, çünkü sen şâir değilsin). Ancak (şâirlerden) o kimseler müstesnâ(dır) ki; onlar (Kur’ân’a ve o Rasûl’e) îmân etmiştirler, (namaz, oruç, hac ve zekât gibi) sâlih ameller de işlemiştirler. Ayrıca Allâh’ı çokça zikret(meyi şiir söylemeye tercih et)miştirler (şiir söylediklerinde ise İslâm’ı yüceltme uğrunda çaba harcamıştırlar) ve (kötülemeyi kendileri başlatmayıp, kâfirler tarafından hicvedilerek) zulme uğratılmalarının ardından (misliyle mukabelede bulunarak) intikam almıştırlar.” (eş-Şu‘arâ Sûresi:224, 227’den) buyuran Allâh-u Te‘âlâ’ya hamd-ü senâlardan sonra Abdullâh ibnü Ömer (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfinde: “Bâzı beyanlar gerçekten büyüleyicidir, bâzı şiirler de elbette çok hikmetlidir.” (Ebû Dâvûd, es-Sünen, el-Edeb:94, rakam:5011, 7/358) buyuran Rasûlüllâh (Sallellâhu Aleyhi ve Sellem)e ve söyledikleri şiirlerle onu müdâfaa eden âl-i ashâbına, dünyâ kurulduğundan kıyâmet kopuncaya dek söylenmiş ve söylenecek tüm manzûmeler ve şiirler adedince salât-ü selâmlar olsun! “Âlûsî Tefsîri”nde Şu‘arâ Sûresi’nin 227. âyet-i kerîmesinde beyân edildiği üzere; Rasûlüllâh (Sallellâhu Aleyhi ve Sellem)in şiir söylemediği, söylemesi hâlinde bunun vahiyle karışıklığa sebebiyet vereceği gerekçesiyle kendisine şiir öğretilmediği: “Biz ona şiir öğretmedik, zâten de bu ona yakışmaz.” (Yâsîn Sûresi:69’dan) âyet-i celîlesinde zikredildiği vechile; Kur’ân-ı Kerîm’in sarîh beyânıdır. Zâten Kendisinin okuma-yazma bilmemesinin nedeni de: “(Habîbim!) Sen bu (Kur’â)ndan önce hiçbir kitabı okumakta değildin, onu sağ elinle de yazamıyordun. Öyle olsaydı, bâtılda ısrarcı olanlar elbette şüpheye düşerdi (ve bu konuda bir nevî haklı olurlardı. Zîrâ bu durumda Müşrikler senin hakkında: ‘O, Kur’ân’ı evvelki kitaplardan alıyor.’ diyerek, Ehl-i Kitâb ise: ‘Kitaplarımızda tanıtılan zât, okuma yazma bilmeyen biridir, bu ise okuma yazma biliyor.’ demek sûretiyle insanları şüpheye düşürürlerdi).” (el-Ankebût Sûresi:48) âyet-i kerîmesinde hakkı iptâle çalışanların şüpheye düşmemeleri olarak açıklanmıştır. Ama Kendisinin bâzı edebî şiirleri naklettiği sahîh hadîs-i şerîflerle sâbittir. Sahâbesini de şiir söyleyerek müşrikleri susturmaya teşvîk buyurdukları ve onlara Cibrîl-i Emîn’in desteğinin ulaşması için duâcı oldukları mütevâtirdir. Sahâbe-i kirâm içerisinde Ebû Bekr, Ömer, Alî, Abdullâh ibnü Ravâha, Hassân ibnü Sâbit ve Ka‘b ibnü Mâlik (Radıyallâhu Te‘âlâ Anhüm) gibi bâzı zevât şiir söylemekte çok mahâretli fasîh ve belîğ kimselerdir ki hulefâ-i râşidîn hazarâtı dâhil diğer birçok sahâbe (Radıyallâhu Te‘âlâ Anhüm) şiir inşâd etmişlerdir. (İbnü Ebî Hâtim, et-Tefsîr, rakam:16077, 9/2835; İbnü ‘Asâkir, Târîhu Medîneti Dımeşk, 28/92) Rasûlüllâh (Sallellâhu Te‘âlâ Aleyhi ve Sellem), Hassân ibnü Sâbit (Radıyallâhu Te‘âlâ Anh) için mescidinde, üzerine çıkarak şiirler inşâd edeceği bir minber yaptırmış ve ona: “Onları (beyitler söylerek müşrikleri) hicvet, şüphesiz Cibrîl seninle berâberdir (sana yardım edecektir).” (el-Buhârî, es-Sahîh, rakam:5801, 5/2279) buyurmuştur. İbnü Büreyde (Radıyallâhu Anh)ın rivâyetine göre; Rasûlüllâh (Sallellâhu Te‘âlâ Aleyhi ve Sellem)i methetmesi için Cibrîl (Aleyhisselâm) Hassân (Radıyallâhu Te‘âlâ Anh)a, yetmiş beyitle yardım etmiştir. (İbnü Sa‘d, et-Tabekat, 4/326) Abdullâh ibnü Mes‘ûd (Radıyallâhu Te‘âlâ Anh)ın rivâyeti ne göre; Allâh-u Te‘âlâ İslâm’ı yaşayarak ölen şâirlere cennette, eşlerine şarkı söyleyecek hûrilere bâzı şiirler öğretmelerini emredecektir. (Şîreveyh ed-Deylemî, el-Firdevs, rakam:3613, 2/362) Şirk üzere ölen şâirler ise cehennemde kendi helâkları için nefisleri aleyhine bedduâlarla uğraşacaklardır. Âlûsî (Rahimehullâh)ın beyânına göre; demek ki şiir de diğer kelâmlar gibidir, güzeli güzel, çirkini çirkindir. Sahâbe-i kirâmın, ulemânın ve evliyânın, tevhîd, Allâh-u Te‘âlâ’yı medh-u senâ, ibâdete teşvîk, hikmet, mev‘ıza, dünyâya karşı zühd, dünyâya meyletmekten ve yaldızlarına aldanıp onun fânî lezzetlerine meftûn olmaktan terhîb (sakındırma), Allâh-u Te‘âlâ nezdindeki mükâfatları tahsîle terğîb (teşvîk), dinleyenlerin kalplerinin derinliklerine sevgisi nakşolsun diye Rasûlüllâh (Sallellâhu Aleyhi ve Sellem)in mehâsin ve medâyıhini (güzel sıfatları ile övgülerini) neşr ve âl-i ashâbı ile sulehâ-i ümmetini methetmek üzere inşâd ettikleri şiirler elbette ki Allâh-u Te‘âlâ’nın emrettiği zikr-i kesîrden ma‘dûddur. (el-Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî, 19/324-326) Âlûsî (Rahimehullâh)ın bu beyanlarından anlaşıldığı üzere; dînî konularda söylenen şiirler amel-i sâlih kabîlindendir. O hâlde meşâyih-ı kirâmın da bu amel-i sâlihi ihmâl ettiklerini düşünmemiz doğru olmaz. Nitekim silsilemiz ricâlinin birçoğunun vesâir turuk-u aliyye meşâyihının ekserîsinin fasîh birer şâir oldukları bilinmektedir, bu hususta tertîb ettikleri eserleri de zâten bunun şâhididir. Bâhusûs tarîkat-i aliyyemizin müessisi Muhammed Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend el-Buhârî, bu yüce yolun müceddidi Mevlânâ Hâlid Ziyâüddîn el-Bağdâdî, velî nîmetimiz Büyük Şeyh Efendi Muhammed Mustafâ ‘Ismet Ğarîbullâh el-Yanyavî ve Üstâdımız Hacı Mahmûd Efendi Hazretleri’nin mürebbîsi Mevlânâ Alî Hayder el-Ahishavî (Kaddesallâhü Sırrahümü’s-Samedânî) hazarâtı nice şiirler söyleyerek birçok hikmetli ilimler izhâr etmişlerdir. Nitekim Mevlânâ Hâlid (Kuddise Sirruhû)nun mürşidine ulaşmak üzere çıkmış olduğu Hindistân seferinde uğradığı ziyâret yerleri hakkında ve nihâyet yüce şeyhi Abdullâh ed-Dehlevî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’ne kavuşma nîmetine şükür sadedinde inşâd ettiği: “Beklentilerin kâbesi (olan şeyhime ulaşma devleti)nin mesâfesi tamamlandı, Bu ikmâli lutfeden Zât’a tam bir hamd ile (hamdolsun).” diye başlayan Arapça kasîdesi ve ekseriyeti Farsça beyitlerden oluşan “Dîvân”ı, Mollâ Câmî (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’nin “Dîvân”ına rakip olacak niteliktedir. Gerçi o da Ubeydullâh Ehrâr (Kuddise Sirruhû)nun halîfelerinden olmak cihetiyle Nakşî meşâyihından sayılmıştır. Büyük Şeyh Efendi Mustafâ ‘Ismet Ğarîbullâh (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’ne âit “Risâle-i Kudsiyye”si tamâmıyla ilhâm-ı Hakk (Celle Celâlühû) olup, kendi beyân-ı âlîlerince misli yazılamayacak yüceliktedir. Alî Hayder Efendi (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’nin, onun sonuna ilâveten inşâd ettiği şiirler, silsile-i şerîfeye dâir inşâd buyurduğu beyitler ve birçok ihvânın elinde bulunup sonra, 1960 ihtilâli gibi müessif birtakım hâdiseler netîcesinde imhâ edilmiş olmaları nedeniyle cemedilemeyen muhtelif eş‘ârı kendisinin şiir konusunda akrânına fâik olduğunun delîlidir. Bu büyüklerin günümüzdeki yegâne temsilcisi olan Kutbu’l-Ektâb ve Ğavsü’l-Evtâd Hacı Mahmûd Efendi (Kuddise Sirruhû) Hazretlerimiz de ulemânın ve meşâyihın şiirlerini çokça nakletmiş ve hemen hemen her sohbetinde, özel irşâd meclislerinde ve katıldığı ihvân cemiyetlerinde birer ikişer beyit naklederek sâliklerin kalplerini ferahnâk etmiştir Bu fakîr kardeşiniz kırk seneyi mütecâviz olan uzun sayılabilecek bir zaman diliminde Üstâdımız Mahmûd Efendi (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’nden işittiğim beyitlerin birçoğunu hıfzetmiş, bir kısmını da kaydetmiştim Başıma gelen birçok vak‘alar netîcesinde eski kayıtlarımı kaybetmişken, bu kayıtlarımı muhtevî bulunan defterimi yirmi sene sonra Ömer Mahmûdoğlu Hoca Efendi’nin yanında birkaç sene önce bulduğumda bu kayıtlarımı, ezberimdekilerle birlikte bir kitap hâline getirerek meraklılarına arz etmeye niyet ettim. Sonra bu fikrimi Şeyh Efendi (Kuddise Sirruhû) Hazretleri’ne arz ettiğim zaman çok hoş karşıladılar ve eseri kendilerinin de okutup dinleyeceklerini beyân ettiler ki, bu da beni bu hususta son derece müşevvik oldu. Birinci cild Üstâdımız Hazretleri’nin okuduğu Arapça beyitleri ve mısrâ‘ları ihtivâ etmekte, ikinci cild ise Arapça ibâreler ile Farsça ve Osmanlıca beyitleri cemetmektedir. Tabî ki bizim gibi ilimde sermâyesi kıt olanların, Efendi Hazretlerimiz’in erişilmez ilmine ihâta vechi üzere vâkıf olmamız düşünülemeyeceği için, kendisinin bu iki ciltte bulunan ebyât dışında hiçbir beyit okumadığı gibi bir iddiâmız söz konusu olamaz. Ama gerçek şu ki tüm sohbetlerinde okuduğu beyitlerin ekseriyeti bu derlememizde mevcuttur. Fakat bu beyitlerin bâzen bütün kıt‘alarını bir mecliste, bâzen de farklı meclislerde okuduğu husûsundan da sarf-ı nazar edilmemelidir. Ayrıca biz bâzı beyitleri hangi münâsebetle, hangi zaman ve mekânda okuduğunu ve öncesinde ya da sonrasında bir şey buyurmuşsa onları kasır hâfızamızın bize müsâade ettiği nisbette açıklamaya çalıştık ama yine de bu konuda yeterli hizmeti yapmış olduğumuzu düşünmemekteyiz. Ancak Müceddid Hazretlerimiz’in himmet-i âliyeleri ve sizin kıymetli duâlarınız bereketiyle cemedilen bu kifâyetsiz sermâyemizin, teşnedil tâliblere ve Efendi Hazretlerimiz’in râbıtasına devâm eden mürîdlere bir nebze de olsa ferahlık bahşetmesini Mevlâ-yı Müte‘âl’den niyâz ederiz. Nihâî olarak; bu eserin Farsça beyitlerinin tashîhinde benimle birlikte âzamî gayret gösteren Murat Soydan kardeşime, Pîrimiz Hazretleri’nin yüce himmetlerinin vusûlünü Yüce Mevlâ’dan istirhâm eder ve bu eserden istifâde edecek olan herkes adına kendisine teşekkürü bir vazîfe addederim. Sa‘y-ü gayret biz âcizlerden, tevfîk ve hidâyet ise ancak Rabb-i Kerîmimiz’dendir. 1 Muharrem 1445 / 19 Temmuz 2023
615.00 ₺ -
Yemek Adabı
İmam-ı Gazâlî’nin en büyük eseri olan İhyâu Ulûmi’d-Din, Müslümanlar için her dönem ilk akla gelen başvuru kaynağı olmuş ve bu esere büyük güven duyulmuştur. Yüzyıllar boyunca Müslümanların ellerinden düşmeyen ve kitaplıklarında baş köşede duran bu rehber nitelikli büyük eseri şimdi yepyeni bir formatla sizlere sunuyoruz. Eserin içinde yer alan konuların her biri, orijinal anlatımı asla bozulmadan, akıcı ve duru bir dil kullanılarak çevirisi yapıldı ve başlı başına birer kitap haline getirildi. İhyâu Ulûmi’d-Din, dört ana bölümden ve her bölüm de onar konudan oluşmaktadır. Üçüncü bölümü olan Adetler’in ilk konusu “yemek adabı” hakkındadır. İmam-ı Gazâlî şöyle der: “Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: ‘Kişi, kendi ağzına aldığı ve hanımının ağzına uzattığı lokmadan bile sevap alır.’ Kişi için böyle bir ecir ancak din ile olur. Kişi o lokmayı din için uzatırsa ve dinin yemekteki adap ve vazifelerini gözetirse gerçekleşir. Biz burada (bu kitapta) yemekteki dinî vazifeleri; farzını, sünnetini, adabını, mürüvvet ve şeklini dört bölümde ve en sonda da bir fasılda anlatacağız.”
66.00 ₺ -
Bir Şüphen mi Var
Bu kitap; inancın kaba saba sorgulandığı bu modern çağda her kesimden insanın aklına takılan ve kafa karışıklığına sebep olan konuları (soruları) ele almaktadır. Özellikle de kafası karışık, şüphe içinde olan, dine dair zihninde çeşitli anlam boşluğu yaşayan ve Allah'ın varlığı hususunda tereddüt içinde olan kişiler için yazılmıştır. Ayrıca din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri için öğrencilerden gelecek soruların cevaplandırılması hususunda bir kılavuz niteliğindedir. İnsan yaratılışı gereği merak eden, soran ve öğrenme ihtiyacı hisseden bir varlıktır. “Varlık nasıl oluşmuştur? İnsanın dünyadaki değeri nedir? Niçin yaşam var? Neden varız? Niçin evren var? Öldükten sonra ne olacak?” gibi hayati önem taşıyan birçok soruya cevap aramaktadır. Dolayısıyla insanın anlam arayışı hiçbir zaman bitmez. İşte bu kitap, bir nebze de olsa sizlere anlam arayışında yol gösterecek, kafanızdaki şüpheleri ortadan kaldıracak ve yaşamın anlam bilincini aşılayacaktır.
294.00 ₺ -
Evlenmeden Önce
EVLİLİK BİR ÇİÇEKÇİ DÜKKÂNI GİBİ FARKLI OLANAKLAR SUNAR; ÇİÇEKLERDEN NASIL BİR BUKET OLUŞTURACAĞINIZ SİZE KALMIŞ… Eşler, evlilik öyküsünün mahrem tanıklarıdır. Evliliğinizde hayatınızın en önemli, en mahrem tanığıyla birlikte olduğunuzun farkında mısınız? Bu tanıklığın derinlerine inen gücünün farkında olmak olgunluk ister. Olgun eşler, birlikte yaşamak için değil, birbirlerini yaşamak için evlendiklerini bilirler. Evlilik yolculuğuna başlarken biricik sermaye olan sevgi, küçülüp yok olabilecek ya da büyüyüp gelişebilecek bir şeydir. Hem çok kudretli hem de zarif ve kırılgan… Büyümesi ya da zayıflayıp yok olması eşlerin birbirine nasıl tanıklık yaptığına bağlıdır. Evlilikte iki farklı öykü bir araya gelir. Sohbet eden, ilişkilerini önemseyip emek ve zaman veren çiftler “bizim öykümüz” dedikleri anlamlı ve mutlu bir öyküyü oluşturmayı başarırlar. Şimdi evli olabilirsiniz; biricik sermayeniz olan sevgiyi evliliğinizde nasıl geliştirip büyütebileceğinizi biliyor musunuz? Evlilik olgunluğunuzu geliştirmek ister misiniz? Yaşanmış evlilik öykülerinin getirdiği deneyimlerle anlamını bulmuş kavramların rehberliğinde aydınlatıcı, zevkli bir yolculuk sizi bekliyor… Doğan Cüceloğlu’nun kaleminden…
236.00 ₺ -
Yüz Yüze
Savaş, Cengiz Aytmatov’un anlattığı güçlü hikâyelerin baş aktörüdür şüphesiz. Yüz Yüze de taze umutlarla evlenen bir çiftin trajik hikâyesini anlatır. Evliliklerinin baharında patlak veren savaşın ardından ülkesini savunan binlercesiyle birlikte savaşa yollanan Cumabay, ölüm korkusuna yenik düşerek cepheden kaçar. Geceleri evinde, gündüzleri ise mağarada yorucu bir kaçak hayatı yaşarken zor koşullar günden güne onu daha derinden etkilemeye ve değiştirmeye başlar. Aytmatov’un kötülüğün doğasına ilişkin cesur sorular sorduğu Yüz Yüze; iyilik, kötülük ve değişim üzerine çarpıcı bir hikâye.
84.00 ₺ -
Beklentileri Karşılama Teşkilatı
Yıllarca iyi bir haber alamamış bir insan kimden yardım isteyebilir? Kimsenin ona yardım edemeyeceğini anlayan bu insanın savaşı, onu her geçen gün yaralayan “zaman”ın kendisiyle midir? Ayrıca, bir haberin iyi olması için herhangi bir beklentiyi karşılaması gerekli midir? Beklentileri Karşılama Teşkilatı’nda okuyucusunu Devran Mahallesi’nin sıra dışı tarihine götüren Emrah Mete, insanları mışıl mışıl uyutup mahalleyi ele geçiren “Bodurlar” ile bu ağır uykudan uyanmayı başaran “Bidarlar” adlı iki çetenin savaşını anlatıyor. Çocukların da dahil olduğu bu arbedede, savaşın asla çocuksu olamayacağının altını çizen Mete; zaman kavramını da, daha önce hiç görülmemiş bir ölüm resitali olarak tanımladığı bu savaşın yara almayan tek şahidi yapıyor. Birbirinden farklı çetelerin geliştirdiği savaş stratejilerinden bir çöp toplayıcısının kurduğu öğretinin geniş kitlelerce yayılmasına, kapılı kapılar ardındaki efendilerin gerçekleştirdiği tarihi görüşmelerden tımarhanelerde yapılan dünyanın aklını başına getirme planlarına kadar birçok gariplikle zihnin sınırlarını zorlayan Emrah Mete; uyanıklıkla hayatta kalma arasında savaşan çocukların sürükleyici macerasını, sokaktaki çocukların sesiyle aktarıyor.
160.30 ₺ -
Şark Çetesi
Leyla’nın hikâyesi, küçük yaşta karşı karşıya kaldığı trajedinin gölgesinde şekillenir ve ömrünü, gözlerinin önünde öldürülen babasının katillerini aramaya adar. Önüne çıkan engeller, uğradığı ihanetler onu korkutmaz. Türlü ikilemlerle boğuşur, düğümü çözmek için yolu İstanbul’dan Beyrut’a, oradan savaşın ortasındaki Suriye’ye uzanır. Kaderi, kimi zaman yanında kimi zaman karşısında yer alan karakterlerle kesişir. Leyla sırlar, düşmanlar, işkenceler ve hakikatler arasında gidip gelir. Fatma Berra Mete’den Şark Çetesi, iyi ile kötü arasındaki sınırı, merhametini kaybetmeden mücadele etmeyi, aşkı ve inancı sorgulatan sürükleyici bir ilk roman. Oyun biter, savaş başlar.
216.30 ₺