-
Yasin ve Tebliğ
Bu kitapta Yâsîn suresi bir ilke ve metod üzere; Kur’ân’ın dili, Kur’ân’ın nazmı, Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsiri, meşhur ve mütevatir sünnet, hadis kitapları, esbâbu’n-nüzul, tefsir kitapları, eski semavi sahifeler ve Arap tarihi göz önünde bulundurularak tefsir edilmiştir. Yine bu kitapta tebliğ ve tebliğ yöntemlerimiz faklı bir üslupla ele alınıp değerlendirilmiştir. Kur’ân’ı öğrenmek ve anlamak Müslümana farz olduğu gibi onu tebliğ etmek de farzdır. Yüce rabbimiz Yusuf suresi 108. Ayette; “De ki (Ey Muhammed!) İşte bu, benim yolumdur. Ben (İnsanları) Allah’a (körü körüne değil) bir basiret üzere (illetleri ve sebepleri göstererek) davet ediyorum. Ben de bana tabi olanlar da (böyleyiz)” buyurmuştur. Basiret üzere Allaha davet etmeyen Resulüllah’a tabi değildir. Kişi bildiklerini ulaşacağı kimselere tebliğ etmekle sorumludur. İşte bu yolla hakkın çemberi genişler ve batılın çemberi ise gittikçe daralır. Hz. Muhammed (a.s.), “Benden bir ayet dahi olsa insanlara ulaştırın” buyurmuştur. İnsan hem cansız varlıklar gibi ağırlığı, hacmi ve yüksekliği olan hem bitkiler gibi gelişebilen hem de hayvanlar gibi hareket edebilen bir canlıdır. Allah insanı idrak özelliğiyle ön plana çıkarmıştır. İdrak kuvvetinin gıdası da ilimdir. Ve eğer insan, aklını ilimle doyurmazsa insanlık konumu alçalır. İlim talebinden uzak duran kimse; “diri olmayan cansız varlıklar”, “bir yere dayanmış kütükler”, “ciltlerce kitap taşıyan merkepler”, “hayır, hayvanlar gibi, hatta onlardan daha da sapıktırlar”. Din hususunda delil olmadan bir şey kabul edilmez ve aynı şekilde delil olmadan da bir şey reddedilmez. Din bizim etimiz, kanımız ve nefes aldığımız havamızdır. Onu haktan sapanlardan değil, istikamet üzere olanlardan alıp bütün insanlığa ulaştırmalıyız.
130.00 ₺ -
Din Eğitimi ve Din Hizmetlerine Adanmış Bir Ömür Anılarım
Bu kitap, yazar Hayrettin Şallı’nın hizmetlerle dolu dolu geçen 80 yıllık bereketli ömrünün bir özetidir. Bir anı kitabı olmanın ötesinde, lise ve üniversite gençliğine, din eğitimi ve din hizmeti alanlarında çalışanlara, eğitimcilere, bürokratlara, iş insanlarına ve politika yapanlara ilham kaynağı olma özelliği taşımaktadır. Çünkü bu kitabın yazarı, yalnızca bir din eğitimcisi ve din hizmetlisi değil; vizyoner bir devlet adamı, başarılı bir iş insanı ve sivil toplumun Türkiye hizmetlerinde, Hollanda ve Almanya Türk Toplumunda önder isimlerinden biridir.
162.50 ₺ -
Savaş Göç Yoksulluk
Bu kitap 24-25 Şubat 2018 tarihleri arasında Deniz Feneri Derneği ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi işbirliği, Ziraat Katılım Bankası desteğiyle gerçekleştirilen Uluslararası Savaş Göç Yoksulluk Sempozyumu tebliğ ve konuşmalarını içermektedir. Savaşların göçlere, göçün ise yoksulluğa neden olduğunu, konunun uzmanları ve bu acıları bizzat yaşayan insanların tanıklıklarıyla bulacağınız Savaş Göç Yoksulluk Kitabı, sadece akademisyen ve öğrencilerin değil, konuya ilgi duyan herkesin başvuracağı bir kaynak eser olacaktır. Deniz Feneri Derneği'nin bundan önce gerçekleştirmiş olduğu yoksulluk konulu sempozyumlarda olduğu gibi bu sempozyumumuzun da tebliğ ve konuşmalarını bir araya getirip kitap halinde kamuoyuna sunmayı, milletimizin bize verdiği emanetlerden biri olarak görüyoruz.
65.00 ₺ -
Huzura Doğru 5 Büyük Adım - Namaza 2 Saat 2 Dakikar Var
Sevgili arkadaşlar, elinizdeki kitapta, birbirinden çok farklı aile ortamlarında yetişmiş, bir zamanlar sizler gibi çocuk ve genç olan çok kıymetli ağabey ve ablalarınızın namaza başlama hikâyelerini okuyacak, belki de her birinde kendi hikayenizden, düşünce dünyanızdan, evinizden, anne-babanızdan bir parça bulacaksınız. Bir solukta okuyacağınızı düşündüğümüz bu kitapta, her beş vakitte, Rabbimiz katından yapılan davete icabet etmenin, Rabbimiz tarafından yapılan yoklamaya "burda!" demiş olmanın ruhunuza kattığı iç aydınlanmaya şahit olacaksınız. KONUŞMALARIYLA KATKIDA BULUNAN YAZARLAR: Abdurrahman Dilipak-Gazeteci-Yazar, Ahmet Mercan-Şair, Asım Gültekin-Yazar, Bakiye Marangoz-Yazar, Derya Güney-Eğitimci-Yazar, Eva Firryewh(Rus Öğrenci), Süeda Yalçın-Yazar, Gülcan Şimşekçakan-Ev hanımı, Gürcan Onat-Emekli Binbaşı-ASDER Genel Başkan Yardımcısı, Halit Bekiroğlu-Yazar-ÖNDER Genel Başkan Yardımcısı, Hasan Aksay-Devlet Eski Bakanı, İman Bedir (Suriyeli) Ev hanımı, Mehmet Güney-İnsan Medeniyet Hareketi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı, Meryem Fazlıoğlu-Öğretmen, Mücahid Gökduman-Öğrenci, Müzeyyen Taşçı-Yazar, Najla Tammy İlhan (Amerikalı)Yazar, Raziye Nur Tuna Özköse-Ev hanımı, Remzi Tuncer-Müdür (Celalettin Ökten Anadolu İHL Okulu), Sabiha Alpat Ateş-Yazar-Radyo Programcısı, Şükran Erdem-Genel Cerrah, Turan Kışlakçı-Gazeteci-Yazar-AA Ortadoğu ve Afrika Yayın Yönetmeni, Tülay Gökçimen ?Yönetmen, Zahide Poyraz-Öğretmen, Zuhal Özcan Çolaklı -Öğretmen
48.75 ₺ -
Mukaddime
İbn-i Haldûn, günümüzden yaklaşık 670 yıl önce kaleme aldığı Mukaddime adlı eserinde “Sosyoloji, Tarih Felsefesi, Antropoloji, Ekonomi” gibi toplumsal bilimlerle ilgili yepyeni fikirler ortaya koymuş ve haklı olarak “sosyolojinin kurucusu” olarak kabul edilmiştir. İbn-i Haldûn’un, çağının sınırlarını aşan bu fikirleri yüzyıllar boyunca tam olarak anlaşılamamış ve hak ettiği karşılığı da bulamamıştır. Cemil Meriç bu durumu “Ortaçağın karanlık gecesinin, ne öncüsü ne de devamcısı olmayan, muhteşem ve münzevî bir yıldızı” olarak tarif etmiştir. İbn-i Haldûn’un ve Mukaddime’nin bilim dünyasındaki eşsiz yeri geç de olsa anlaşılmış ve bilim dünyasının şaşkınlık ve takdirine şayan olmuştur. Elinizdeki çeviride hem eserin orijinaline bağlı kalınmasına hem de kolay ve anlaşılır bir dil kullanılmasına azami gayret edilmiştir. Aynı şekilde İbn-i Haldûn’un söylediklerini çağımız gözüyle değil, bizzat onun kendi perspektifinden aktarmak için özel bir titizlik gösterilmiştir. Örneğin onun kendi dönemini ifade etmek için kullandığı ve o dönemin şartları içinde gerçeği yansıtan “ileri teknik” ve “sanayi” şeklinde çevrilebilecek ifadeleri bu şekilde çevrilmiş; çağımızın penceresinden bakılarak, “el işçiliği” veya “zanaat” şeklinde çevrilme yoluna gidilmemiştir.
487.50 ₺ -
Hz Peygamber’in Fiillerinin Güncel Değeri
Hz. Peygamber’in hadis ve sünnetinin mahiyeti ve kapsayıcılığı hakkında geçmişten günümüze birçok tartışma yapılmıştır. Yaşadığımız çağda da bu tartışmaların farklı boyutlar kazanarak iki ana eksende devam ettiği görülmektedir. Bunlardan birincisi Hz. Peygamber’den günümüze kadar nakledilen ve hadis kitaplarında yer alan bütün hadis rivayetlerini hiçbir fiilî ayrıma tabi tutmadan Rasûlullah’a ait sünnet olarak kabul eden bir gruptur. Diğeri ise Hz. Peygamber’den nakledilen rivayetlerin hepsine ret düşüncesiyle yaklaşıp bir nevi hadis/sünnet inkarcılığıyla ön plana çıkan ve bunların delil olamayacağını kabul eden anlayıştır. Bu iki anlayış ya da düşüncenin Hz. Peygamber tasavvuru, onun hadis ve uygulamalarının sağlıklı ve gereği gibi anlaşılmasına bir yararı olmadığı tam aksine zararının olduğu da bilinen bir husustur. Sözü edilen iki anlayış sonuç itibarıyla hiçbir düşünme zahmetine katlanmadan ya baştan tamamen kabul ya da tamamen ret ilkesi ile hareket ederek işin kolaycılığına gitmektedir. Kur’an’ın ifadesiyle âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber ve onun sahih sünnetini oluşturan fiillerinin birçoğunun da evrensel olması inkârı mümkün olmayan bir durumdur. Sözü edilen olumsuzlukların önüne geçebilmek için Hz. Peygamber’in beşerî yönünün, onun teşrii bakımdan fiillerinin mahiyetinin ve kendine mahsus fiillerinin iyi ayırt edilerek hareket edilmesi Kur’an temelli sünnet bilincinin oluşmasında önemli bir yer tutmaktadır.
130.00 ₺ -
Hakk’ın Zaferleri
İzmirli İsmail Hakkı ile Şeyh Saffet Efendi arasındaki tartışma biri (İzmirli İsmail Hakkı) Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye üyesi, diğeri (Şeyh Saffet Efendi) ise Tetkik-i Mesahif-i Şerif ve Müellefât-ı Şer’iyye Meclisi reisi iken ortaya çıkmıştır. İzmirli, Cerîde-i İlmiyye’de yayımlanan Gazzalî’ye dair bir makalede (sene 5, sy. 53, 15 Cemâziye’l-evvel 1338) “Îzah” başlığı ile düştüğü bir dipnotta “ahlâk ve tasavvuf kitaplarında hadis diye zikredilen sözlerin hadis değil, büyüklerin ve mutasavvıfların sözleri olduğunu” ileri sürmüş, İhyâ’da geçen “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.” rivayetini örnek göstermiştir. Bunun üzerine Saffet Efendi başında bulunduğu kurum adına “İstîzâh” başlığı ile bir yazı yazıp İzmirli’den açıklama talep etmiştir (23 Cemâziye’l-evvel 1338). Söz konusu talebinde “ahlâk ve tasavvuf kitaplarında hadis diye geçen rivayetlerin hadis olmadığı, aksine din büyüklerinin ve mutasavvıfların sözleri olduğu hükm-i umûmîsine nasıl ulaştığını ispat etmesini” istemiştir. Bu eser farklı alanlarda uzman iki Osmanlı aliminin birbirleri ile ilmî ve akademik tartışma yapmasının düzeyini gösteren bir örnektir.
195.00 ₺ -
Muvatta
Muvatta, İmam Malik'in en meşhur eseridir. Fıkıh konularıyla ilgili bir kısım hadisi, Medine halkının uygulamalarını, sahabe ve tabiûn fetvaları ile İmam Malik'in kendi içtihadlarını içine alır. Bu eserde, rivayette bulunduğu âsâra kıyasla, bazı meselelerde görüşlerini, rivayetlerine dair tefsir ve eğilimlerini, görüşlerden bazılarının diğerlerine tercih ediliş sebeplerini de anlatmıştır. Bu eseri için çok uğraşmış, fıkhın konularına göre düzenlemiştir. Kalabalık bir grup, İmam Malik'in sağlığında bu eseri kendisinden okumuştur. Abbasî halifeleri Mansur ile Harun Reşid, Muvatta'ı bütün ülkede uygulanacak bir kanunname olarak kabul etmek istemişlerse de, İmam Malik içtihad hürriyetini zedeleyeceği gerekçesiyle bu tekliflerini kabul etmemiştir. Muvatta'da 600'ü müsned, 222'si mürsel, 613'ü mevkuf, 285'i maktu 1720 kadar hadis vardır. Önce Hz. Peygamber'den gelen hadisleri, sonra Ashab'dan, daha sonra da tabiûndan gelen haberleri (âsâr) zikretmektedir. En sonunda da İmam Malik, kendi re'yini belirtmektedir.
520.00 ₺ -
İslam Son Dindir
“Allah katında din, İslam’dır. Kendilerine kitap verilmiş olanlar (Yahudiler ve Hristiyanlar) ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtirastan dolayı ihtilafa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, şüphesiz ki Allah, hesabı çok çabuk görendir.” (Âl-i İmran, 3/19) “Kim, İslam’dan başka bir din ararsa o din ondan asla kabul edilmeyecektir. O, âhirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” (Âl-i İmran, 3/85) HADİS-İ ŞERİFLER “Şüphesiz ki Resullük ve Nebîlik artık sona ermiştir. Benden sonra ne Resul ne de Nebî gelecektir.” (Tirmizi, Siyer, 5) “Muhammedin nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki bu ümmetten herhangi bir kimse, Yahudi ve Hristiyan da olsa beni duyduğu halde,bana gönderilene iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur.” (Müslim, İman, 240).
130.00 ₺ -
İslam Hak Dinidir
Bütün Haklar İlahîdir, Tanrısaldır. Âlemin esasını teşkil eden haklar, Allah tarafından tespit ve tayin edilmiştir. İnsanlar hak namına hiçbir şey ihdas edemezler (yaratamazlar). Bu alanda yaptıkları tek şey, güçlerinin yettiği kadarıyla, bu hakları sahiplerine vermeye çalışmaktan ibarettir. Onu da adalet anlayışıyla yaparlar. Çok kere de hak dağıtmaya çalışanlar, haksızlık yaparlar. Kanunları yaparken objektif olamazlar. Kendi haksız kazançlarını önde tutarlar. Tarafsız olan, adil-i mutlak olan Allah Teâlâ ise, asla haksızlık yapmaz. Bu sebeple adaleti sağlayıp hak sahiplerine haklarını vermek için onun emir ve kurallarına uymak gerekir. Aksi halde hiçbir suretle haksızlıkların önüne geçilemez. “Hâlık’ın nâ-mütenâhî adı var, en başı “Hakk” Kul için ne büyük şey, hakkı tutup kaldırmak.”
130.00 ₺ -
İslam Dünya Düzenidir
“İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.” Mehmet Akif Ersoy Dünya ve ahiret hayatımız için Kur’an’ın ne ifade ettiğini en çarpıcı biçimde anlatan bu iki mısrayı hiç unutmamalıyız. İslam dini, bizim dünya hayatımızı düzene koymak, ebedi olan ahiret hayatımızı da teminat altına almak için gönderilmiştir. Bu sebeple, bütün güzellikler, bütün kolaylıklar onda mevcuttur. Bize düşen, onu iyi anlamak, emir ve yasak ve tavsiyelerine uymaktır. Bu takdirde en kestirme yoldan, en kolay şekilde hayatımızı düzene koymuş olacağız. Hem dünya hayatımızda güçlü olacağız, mutlu yaşayacağız hem de ebedi olan ahiret hayatımızı kazanmış olacağız. Peygamber Efendimizin tatbikatına, emir ve tavsiyelerine de uymak suretiyle Kur’an’ı ve hayatı anlamaya ve yaşamaya çalışmak asıl amacımız olmalıdır. Hidayet ve muvaffakiyet Allah’tandır.
130.00 ₺ -
İslam Barış Dinidir
İSLAM BARIŞ DİNİDİR Asıl amaç barış içinde yaşamaktır. Bütün imkan ve vasıtalar bunun için kullanılmalıdır. Ayet-i Kerimelerde buyuruluyor ki: “İnkâr eden ve bu konudaki inatları yüzünden zulmeden, başkalarının haklarını çiğneyen engelcileri ve barışı bozan inatçıları korkutmak ve kötü niyetlerinden caydırmak için; bütün imkanlarınızı kullanarak kuvvet hazırlayın.” Bu amaç tahakkuk ettiğinde, bu kesimler durumu görmüş, mesajı almış ve barışa yanaşma durumuna gelmişlerse siz de barışa yanaşın. Huzuru ve güvenliği sağlayın.
130.00 ₺ -
Dini Doğru Anlamak ve Doğru Yaşamak 2
Dinimiz İslâm’ın emirlerine karşı, itikatta ve ibadete samimi olmak zorundayız. Her ne yapıyorsak ve her nerede bulunuyorsak, Allah bizi görüyor zihnimizden geçenleri dahi biliyor. Bu gerçeğe bu şekilde iman eden hiçbir kimse yanlış yapamaz, ikili davranamaz. Sahih ve sağlam inanç böyle olur. Allah tealaya ihsan derecesinde ibadette bulunmalıyız. İhsan; Allah’ı görüyormuşcasına ona ibadette bulunmaktır. Biz onu görmesek de o bizi görüyor. Tüm iş ve işlemlerimizi bu kapsamda yapmak zorundayız. O işleri nasıl yapacağımızın kuralları da ortada ve apaçıktır. Bilgi ve belgeler elimizdedir. Uygulamalı ve tarihi geçmiş önümüzdedir. Bütün mesele onları uygulamaktadır.Aslında bu durumda dini yanlış anlama ve yanlış yapma olayı da mümkün değildir. Ancak bazı mihraklar onu yanlış anlatmakta ve müminler, yanlış yapmaya yönlendirilmektedir. Önemli olan, bunun farkında olmaktır. Mümin kişi kendi inanç ve değerlerini tartışma konusu yapanların oyununa gelmemek zorundadır. Bu hususta peygamber efendimiz buyuruyor ki; “Müminin ferasetinden (Bir bakışta olayın arka planını anlamasından) sakının. çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar ve görür.” (Tirmizi, Tefsir el-Kur’ân Sûre 15, HN. 3127) Dinimizi doğru anlamak ve doğru yaşamak temennisi ile.
130.00 ₺ -
Dini Doğru Anlamak ve Doğru Yaşamak 1
Dinimiz İslâm’ın emirlerine karşı, itikatta ve ibadete samimi olmak zorundayız. Her ne yapıyorsak ve her nerede bulunuyorsak, Allah bizi görüyor zihnimizden geçenleri dahi biliyor. Bu gerçeğe bu şekilde iman eden hiçbir kimse yanlış yapamaz, ikili davranamaz. Sahih ve sağlam inanç böyle olur. Allah tealaya ihsan derecesinde ibadette bulunmalıyız. İhsan; Allah’ı görüyormuşcasına ona ibadette bulunmaktır. Biz onu görmesek de o bizi görüyor. Tüm iş ve işlemlerimizi bu kapsamda yapmak zorundayız. O işleri nasıl yapacağımızın kuralları da ortada ve apaçıktır. Bilgi ve belgeler elimizdedir. Uygulamalı ve tarihi geçmiş önümüzdedir. Bütün mesele onları uygulamaktadır.Aslında bu durumda dini yanlış anlama ve yanlış yapma olayı da mümkün değildir. Ancak bazı mihraklar onu yanlış anlatmakta ve müminler, yanlış yapmaya yönlendirilmektedir. Önemli olan, bunun farkında olmaktır. Mümin kişi kendi inanç ve değerlerini tartışma konusu yapanların oyununa gelmemek zorundadır. Bu hususta peygamber efendimiz buyuruyor ki; “Müminin ferasetinden (Bir bakışta olayın arka planını anlamasından) sakının. çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar ve görür.” (Tirmizi, Tefsir el-Kur’ân Sûre 15, HN. 3127) Dinimizi doğru anlamak ve doğru yaşamak temennisi ile.
130.00 ₺ -
Namazlarımızı Bilinçaltında Kılabilmek
Zihnimizin %90’ını oluşturan bilinçaltımızda huşû içinde ve tam manasıyla namaz kılabilmek için namazı bütün kural ve yönleriyle bilinçaltımıza yerleştirmemiz oldukça önemlidir. Eğer bilinçaltımıza namazı hakkıyla kavratamazsak, namazı mükemmel bir şekilde kılamayız ve namazı kılma esnasında bilincimiz (düşünce) farklı şeylerle meşgul olmaya başlar. İnsanı tanımak ve namazda huşûyu yakalayabilmek için bilinçaltında kayıtlı bilgilerin önemi yadsınamaz. Bu yüzden kitabımızı, bilinçaltını dikkate alarak hazırlamaya çalıştık. Kitapta yer verdiğimiz örneklerin de güncel ve yaşanmış hikâyeler olmasına dikkat etmeye çalıştık. Yine konumuzla alâkalı ayet ve hadislere yer verdiğimiz gibi hadislerin de sahih hadislerden olmasına özen gösterdik. Bir Müslüman kardeşimizin bilinçaltında namazın huşû ve farkındalığını sağlamak amacıyla ele aldığımız bu eserimizi istifadenize sunuyoruz.
97.50 ₺ -
Mahmut Balcıya Vefa Kitabı
Bir anlamı da “sevgide süreklilik” olan vefa, önemli değerlerimizdendir. Vefa, hem bize hayatı bahşedene hem de bu dünyada münasebetimiz olan insanlara karşı gösterdiğimizde anlamlı olacaktır. Mahmut Balcı’ya Vefa Kitabı bu düşünceyle hazırlanmıştır. Mahmut Balcı kitapçı, yayıncı, eğitimci vasıflarıyla ömrünü dava şuuruyla yaşamaya gayret etmiştir. Bu, onu tanıyan insanların teslim ettiği bir özelliğidir. Onun Erzurum’da başlayan ve İstanbul’da devam eden kitap-yayın ve eğitim alanındaki gayretleri, kitaptaki yazılarda da görülecektir. Kitabın içeriği ağırlıklı olarak Mahmut Balcı’nın vefatından sonra onunla ilgili kaleme alınan yazılardan ve paylaşımlardan oluşmaktadır. Bu yazıların yanında, kendisi hayattayken hakkında yazılan ve yine onun vefa amaçlı daha önce kaleme aldığı yazılar da kitaba eklenmiştir. Aramızdan ayrılanların güzel yönlerinden söz etmek, onların değerini artırmaktan ziyade geride kalanlar için birer işaret taşı kıymetindedir. Güzel bir şahitlik düşüncesiyle hazırlanan elinizdeki kitabın Mahmut Balcı’nın hayırla anılmasına vesile olması ve iyi işler yapacak insanlar için de örnek oluşturması ümidiyle…
130.00 ₺ -
Safahat
İstiklâl Marşı şairi Mehmet Âkif Ersoy'un, ilk kitabı Safahat, bağımsız bir edebi kişiliğin ürünüdür. Fransız romantiklerinden Lamartine'i Fuzuli kadar, Alexandre Dumas Fils'i Sâdi kadar sevdiğini belirten şair, bütün bu sanatçıların uğraşı alanlarına giren "manzum hikâye" biçimini kendisi için en geçerli yazı olarak seçmiştir. Savunageldiği geleneksel edebiyat birikimi, onun yalınkat bir manzumeci değil, bilinçle işlenmiş ve gelişmeye açık bir şiir türünün öncüsü olmasını sağlamıştır. Mehmet Âkif'in düşünsel gelişiminde en belirleyici öğe, onun çağdaş bir İslamcı oluşudur. Toplumsal ve ideolojik konuları şiir ile ve şiir içinde tartışma ve sergileme yolunu seçmiştir. Bütün çıplaklığıyla gerçeği göstermekteki amacı okuyucusunu insanların sorunlarına yöneltmektir. Bu kaygıların sonucu olarak, yoksul insanların gerçek çehreleriyle yer aldığı şiirler, Türk edebiyatında ilk kez Mehmet Âkif tarafından yazılmıştır.
162.50 ₺ -
Arap Edebiyatında Edebi Tenkit
İnsanoğlu, fıtrî olarak hoşlandığı şeyler hakkında güzel, iyi, hoş, zarif; hoşlanmadığı şeyler hakkında da kaba, kötü gibi bir takım değerlendirmeler yapmaktadır. Bu özellik her millettin mensuplarında sade ve basit bir şekilde var olmuştur. En genel anlamıyla tenkidin başlangıç tarihini, insanlığın yeryüzünde sahne alış zamanından itibaren başlatmak mümkündür. Edebî tenkidin tarihini ise, duygu ve düşüncelerin birer ifâde biçimi olarak şiir ve nesrin her millette var olduğunu düşünürsek çok gerilere götürebiliriz. İnsanların bu edebî eserler karşısında beğenme veya beğenmeme gibi düşüncelerini belirtmeleri ile edebî tenkidin başladığı görülür. Edebî tenkidin başlangıç tarihini tam olarak tespit etmek mümkün olmamakla birlikte, elimizdeki bilgilerden hareketle, Eski Yunan döneminde hareketlendiğini ve Aristoteles gibi yetişmiş bir tenkitçinin mevcut olduğu söylenebilir. Daha önceki milletlerde de edebî tenkitle ilgili çalışmaların yapıldığı hatta Yunanlıların onların bilgilerini sentez ve nakil yaptığını söylememiz mümkündür. Çalışmamızda, modern anlamda edebî tenkit ve tenkidin anlam alanını, klasik dönem edebi tenkidiyle karşılaştırmalı olarak ele aldık. Ayrıca edebî tenkit tarihini ve öncülerini h. V asır Kayrevân’ın ünlü edebiyat tenkitçisi İbn Reşîk el-Kayrevânî’nin (ö.h.463/m.1071) yaşadığı döneme kadar karşılaştırmalı olarak inceledik. Daha sonra İbn Reşîk el-Kayrevânî’nin edebî tenkitçiliğini, hem Bağdat merkezli hem de Endülüs Dolayısıyla h.V/m.XI asra kadar edebî tenkidin durumunu ortaya koymaya çalıştık.
169.00 ₺ -
313 Soru 313 Cevap
"Elinizdeki kitabın yazarı dayım M. Yahya Kutluoğlu, din ilimleri ve hizmetleri alanında büyük hizmetler sarf etmiş bir ocağa mensuptur. Dedem Mehmet Hanefi, Kur'an hıfzı ve din ilimleri seviyesinde icazetler vermiş, çeşitli dinî görevler ifa etmiş, ilim ve hâl ehlinin seçkin şahsiyetlerinden biriydi. Büyük dayım Mehmet Emin, dinî ilimlerin tahsilinin yanı sıra Kur'ân hıfzı, aşare ve takrib konusunda yüksek seviyelere erişmiş, bunların eğitim ve öğretimi ile meşgul olmuş, ehl-i hâl ve ehl-i irşâda mensuptu. Küçük dayım Mehmet Yahya, özgeçmişinde görüleceği üzere, böyle bir ocakta yetişip Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nın çeşitli kademelerinde görev ifa etmiş, hizmet vermiştir. Onun zengin birikimi, yakın ve uzak çevresindeki gözlemleri ve yarım asırdan fazla olan tecrübelerinin ürünü olan bu kitabın, değerli okuyuculara faydalı olacağı muhakkaktır. Benim yetişmemde büyük himmet ve gayretleri bulunan dedem ve büyük dayımı rahmetle anarken, küçük dayım M. Yahya Kutluoğlu'nun da dinî ve ilmî şahsiyetimin oluşmasında önemli katkıları olduğunu şükranla anar, kendisine sağlık ve afiyet içinde ömürler diler, eserlerinin devamını Cenab-ı Hak'tan niyaz ederim."
169.00 ₺ -
Kısa İslam Tarihi Başlangıcından Osmanlılara Kadar
Yüzyıllara damga vuran İslam Tarihi’ni bir de böyle okuyun… Ahmet N. Özdal, bu çalışmasında İslam Tarihi’yle alakalı öteden beri söylenmekte olanları tekrarlamaktan olabildiğince kaçınarak sadece yeni bilgilerle, yorumların ya da farklı bakış açılarının sunulmasına gayret ediyor. Hz. Muhammed ve Dört Halife dönemlerini, giriş konuları olarak ele alıp kısa tutarak Sâmânîler, Fâtımîler, Harezmşahlar, Selçuklular gibi devlet ve hanedanlıklarla alakalı bilinmeyen birçok detayı anlatıyor. Özdal; Sâmânî ile Sâsânî kelimelerini birbirine karıştırabilen, Büveyhî lafzını duyduğunda aklında sadece “Şii Büveyhoğulları” canlanan, Murâbıtlar Devleti hakkında belki hiçbir şey duymamış olan ya da Eyyûbîler konusu geçtiğinde, sohbeti “Selahaddîn Eyyûbî Kürt müydü?” tartışmasının ötesine götüren özgün bilgiler sunuyor. Aynı zamanda siyaset, ekonomi ve ticaret olgularının yanında önemli liderlerin, politik ya da dinî figürlerin, bazı şairlerin ve bilim adamlarının karakter özelliklerine yoğunlaşarak bütüncül bir bakış akışı üzerinden İslam Tarihi’ni anlatıyor. Bu kitap, başlangıcından Osmanlılara kadar ana hatlarıyla, öne çıkan karakterleriyle, ekonomisiyle, siyasetiyle, sosyal yaşamıyla İslam’ın tarihî serüvenini merak eden herkese alternatif bir tarih okuması sunuyor…
175.00 ₺ -
Tarihi Değiştiren Olaylar
MAGNA CARTA ile despot hükümdara “Dur!” diyen insanlık, RÖNESANS ile zihnin önündeki engelleri kaldırdı, kendini keşfetti. FRANSIZ DEVRİMİ ile monarşileri alaşağı edip “Ben de varım!” dedi. AYDINLANMA ile aklı keşfedip SANAYİ DEVRİMİ’nin kapısını açtı. 1917’de bu kez bu devrimin yarattığı sınıf sömürüsüne EKİM DEVRİMİ ile “Dur!” dedi. Bilim ve teknoloji ile kalkınıp zenginleşti; ancak iki dünya savaşı ve onların arasına sıkıştırdığı BÜYÜK EKONOMİK KRİZ’le kendini sıfırladı. Bu sıfırlanıştan doğan HİTLER gibi bir canavarı NORMANDİYA ÇIKARMASI ile yere serdi. Sadece onu sermekle kalmadı; suç ortağını pes ettirmek için kullandığı benzersiz bir silahla ATOM ÇAĞI’nı da başlattı. Tüm bunlara paralel gerçekleşen YAHUDİ SOYKIRIMI, alnına kara bir leke olarak kazındı, vicdanı öldü. Ölmeyen aklıyla SOĞUK SAVAŞ’ı başlatıp ortasında AVRUPA BİRLİĞİ’nin yükseldiği iki kutuplu yeni bir düzen kurdu. Soğuk Savaş’ı kazanmak için Dünya’yı tıka basa nükleer silahlarla doldururken UZAY YARIŞI ile kainatı keşfetti. Dünya’nın sınırlarını terk ederken BERLİN DUVARI ile aynı dili konuşanları birbirine hasret bıraktı. Gün geldi SOVYETLER BİRLİĞİ’nin çöküşüne şahitlik etti. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle hızlanan tarih başını döndürürken 11 EYLÜL SALDIRILARI ile sarsıldı; yeni ve belirsiz bir düzene adım attı. Ama ne olursa olsun Fransız Devrimi’nde yüksek sesle haykırdığı özgürlük, eşitlik ve kardeşliğe olan iştahı hiç dinmedi…
315.00 ₺ -
Osmanlı Devletinin Kısa Sosyal Tarihi
Sosyal tarih denildiği zaman akla gelen önemli tarihçilerden G. M. Trevelyan klasikleşmiş olan English Social History adlı eserinde sosyal tarihi siyasi tarihin hariç bıraktığı ya da unuttuğu insanların tarihi olarak tanımlar. Bunu yaparken, insanları siyasetten bağımsız düşünmenin zor olduğunu ve hele İngiltere insanı için bunun daha zor olduğunu belirtir. Sosyal tarih olmaksızın iktisadi ve siyasi tarihin anlaşılamayacağını savunur. Bu sözleri Osmanlı tarihi ve insanına uyarlamamız mümkündür. Nitekim XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Charles Issawi, Roger Owen, Halil İnalcık, Donald Quataert, Nikolai Todorov gibi tarihçi ve sosyal bilimciler “Osmanlı sosyal ve ekonomik tarihinin” farklı dönemlerine ve bölgelerine ışık tutmaya çalıştılar. Bu çalışmaların hiçbirisi “devlet”i konu dışında bırakmamıştır. Bu çalışmalarda birinci ve ikinci elden nicel ve nitel veriler kullanılarak Osmanlı toplumunun bürokrasiden başka diğer unsurları da incelenmiştir. Elinizdeki bu kitap, merhum Kemal Karpat’ın vefatından kısa bir süre önce arşivini düzenlediği sırada, ayırıp yayınevinin mutfağına gönderdiği, bir yönüyle yukarıda ismi verilen sosyal bilimcilerin takip ettiği metot ve verileri kullanmak suretiyle oluşturulmuş bir sosyal tarih çalışmasıdır. Osmanlı Devleti’nin devraldığı tarihsel miras ve coğrafya üzerine kurduğu özgün sosyo-politik, ekonomik, kültürel ve askerî yapılanmasının bilhassa XVI. yüzyılın sonundan itibaren yaşadığı dönüşümün sebepleri mukayeseli bir bakış açısıyla tahlil edilmektedir. Karpat, kendisine has üslubu ve metodolojisiyle Osmanlı siyasası ve toplumsal yapısı üzerindeki temel dinamiklerin paradoksal değişimini genel yönleriyle tahlil ederken çok ilginç ayrıntılara değinmek suretiyle hem bir bütün halinde Osmanlı tarihini incelemiş hem de birtakım ayrıntıları da ihmal etmediğini göstermiştir. Merhum Kemal Karpat’ın 35 yıl önce hazırladığı bu kitabı neşretmekle hüzünlü bir sevinç yaşamaktayız.
227.50 ₺ -
Ben Türk
Resmî kaynaklara göre Kore Savaşı süresince Kuzey Kore ve Çin kuvvetleri tarafından esir edilen 7,190 Amerikan askerinin yaklaşık %38’i, 1,148 İngiliz askerinin ise %15’i esir kamplarında öldü. Yine, Amerikalı esirlerin %15’i ve İngiliz esirlerin %12’si düşmanla iş birliği yaparken, savaş sonunda 21 Amerikalı ve 1 İngiliz asker düşmana iltica etti. Buna karşın, aynı esir kamplarında yaşayan 244 Türk esir arasında kampta ölen ya da savaş sonunda düşmana iltica eden olmadı. 244 Türk esirin bu başarısı Batı dünyasında büyük yankı uyandırmıştı. ABD Ordusu Kore’deki Türk esaret deneyimi üzerine bir akademik araştırma yaptırmış, bu araştırmadan elde edilen bulgular ABD Ordusu’nun bugün halen kullandığı muharebe ve esarete yönelik davranış ilkeleri rehberinin oluşturmasında emsal teşkil etti. Ne var ki, Kore Savaşı’nın ardından Batı’da yayınlanan çok sayıda kitap ve makale ABD Ordusu’nun Türk esirler hakkındaki bulgularını tahrif etmiştir. Türk esirler hakkında İngilizce yapılan yayınlar Kore’de tutsak olan 244 Türk askerinin gösterdikleri üstün esaret performansını onların “profesyonel” ve “elit” askerler oldukları gibi mesnetsiz bir iddia ile açıklamaya çalışmışlardır. Bu görüş, günümüze kadar, Kore’deki esirler ile ilgili literatüre hâkim olmuştur. Askerî antropolog Aynur Onur Çifci Ben Türk adını verdiği bu çalışmasında Türk, Amerikan ve İngiliz arşivlerinden elde ettiği askerî belgelere, esir olan Türk askerlerle yaptığı mülakatlara ve ailelerinden temin ettiği şimdiye değin yayınlanmamış notlara dayanarak Kore’deki 244 Türk esirini ve onların esaret hayatları hakkındaki gerçekleri ele almakta, kamplarda nasıl hayata tutunduklarını ve düşmanın komünist propagandasına nasıl mukavemet gösterdiklerini ilk defa bu kadar detaylı gün yüzüne çıkarmaktadır.
280.00 ₺ -
Osmanlı Hanedanının Kayıt Defteri
Osmanlı Devleti, altı asır boyunca üç kıtada hüküm süren büyük bir devletti. Bu süre boyunca Osmanoğulları Hanedanı tarafından yönetildi. Bu kadar uzun süre, bu kadar geniş bir coğrafyaya hükmetmeyi başarmış olan bu hanedanın üyeleri ve mensupları her zaman büyük bir merak uyandırdı. Sultan V. Murad’ın torunu Osman Selaheddin Osmanoğlu’nun yazdığı ve adını Osmanlı Hanedanı’nın Kayıt Defteri koyduğu bu çalışma, içeriden bir bakış açısıyla Osmanlı Hanedanı’nın, özellikle, 19. ve 20. yüzyıllardaki üye ve mensupları hakkında bilinmeyen pek çok ayrıntıyı istatistik ilmiyle yoğurarak okuyucuların dikkatine sunmaktadır. Bu eserde, ilk olarak Osmanlı Hanedanı’nın tarihî geçmişine değinilmiştir. Burada hilafetin tarihçesi, Osmanlı fetihleri, Osmanlı armasının tarihçesi, Osmanlı Hanedanı’nın üyeleri ve mensuplarının kimler olduğu gibi konularda ayrıntılı bilgilere yer verilmiştir. Daha sonra, padişahların doğum tarihleri ve burçları, sünnet düğünleri, kılıç kuşanmaları, lakap ve mahlasları, bağlı oldukları tarikatlar, eş ve çocuk sayıları, saltanat süreleri ve vefat nedenleri gibi okuyucuların ilgisini çekecek konulara değinilmiştir. Son bölümde ise Mart 1924’te çıkarılan kanun gereği sürgüne gönderilen ve halen yaşamakta olan Osmanlı Hanedan üyeleri ve mensupları hakkında birçok malumat bulunmaktadır. Osmanlı Hanedanı’nı saltanat devrinde, sürgün senelerinde ve günümüzde sayılarla ifade eden bu çalışma konuya meraklı tarih okurlarının başucu eseri niteliğindedir.
189.00 ₺ -
Kısa İkinci Dünya Savaşı Tarihi
Birinci Dünya Savaşı sonunda yapılan antlaşmalar, o an için silahları susturmuş, ama gerçek bir barış ortamı tesis edememişti. Örneğin Almanya ile Fransa arasında, 1918 yılının 11. ayının 11. günü, saat 11’de yürürlüğe giren ateşkes antlaşması, Compiègne ormanındaki Rethondes İstasyonu’nda bir tren vagonunda imzalanmıştı. Aynı vagon, çok değil, 22 sene sonra bir antlaşmaya daha şahit olacaktı. Bu kez teslim alınan Fransa, teslim alansa Adolf Hitler’di. İkinci Dünya Savaşı dünya tarihinin bilançosu en ağır savaşıdır. Bu savaşta cephe ve cephe gerisi ayrımı anlamını yitirmiş, şehirler ve siviller bombalanmış, yıkılmaz denilen hatlar, aşılmaz denilen barikatlar düşmüş, istihbarat ve teknoloji savaşları çatışmaların gidişatını derinden etkilemiş, insanlık Nazi vahşeti ve soykırım kavramı ile tanışmış ve savaşı neticelendiren de yine sivilleri hedef alan atom bombaları olmuştur. 1945 sonrası dünyayı şekillendiren Soğuk Savaş da İkinci Dünya Savaşı’nın bir sonucudur. Kısa Birinci Dünya Savaşı Tarihi kitabıyla savaş tarihi anlatımına farklı bir perspektif getiren İlkin Başar Özal, bu defa İkinci Dünya Savaşı’nı masaya yatırıyor. İki dünya savaşı arası dönemi ve bu savaşa yol açan zemini ayrıntılı biçimde inceledikten sonra Doğu cephesinden Batı cephesine, Afrika’dan Pasifik’e, Atlantik’ten Balkanlar’a kadar savaşın tüm cephelerini ayrı ayrı ele alıyor. Savaşın gidişatını belirleyen teknoloji mücadelesini, istihbarat savaşlarını, taktik ve strateji oyunlarını da akıcı bir dille metne yediriyor. İkinci Dünya Savaşı’nı başından sonuna tüm cepheleri ve ayrıntıları ile ele alan kitap salt bir kronoloji düzeni içinde akmak yerine karşılıklı bağlantıları kurarak her cepheyi açık ve anlaşılır biçimde analiz ediyor.
420.00 ₺ -
Selçuklular Osmanlılar Ve İslam Ciltli
Müslüman Türk devlet ve toplum geleneğinde değişik boyutlarıyla İslam’ın yeri ve işlevi konusu, belki ilk bakışta Kristof Kolomb’un yumurtası gibi basit görünebilir. Ama temelde bu, Türk devletlerinin iç ve dış politikalarını, toplumlarının yapısını doğru ve gerçekçi olarak anlamamız ve analiz etmemiz konusunda önemli ve karmaşık rolü olan bir problemdir. Bu itibarla yüzyıllara yayılan uzun soluklu bir tarih sorunsalı olarak zihniyet, kullanılan araçlar, uygulanan yöntemler ve elde edilen sonuçlar olarak ciddi bir şekilde tartışılmayı hak ediyor. İşte günümüz tarihçilerinden Ahmet Yaşar Ocak, Selçuklular, Osmanlılar ve İslam / Tespitler, Problemler, Öneriler adlı kitabında bu sorunsalın siyasal, kurumsal, toplumsal, tasavvufi ve itikadi boyutlarını, Mehdîlik ve Mehdîci hareketler gibi toplumsal ve mistik ağırlıklı halk hareketlerine yansıyan yönlerini irdeliyor. Devlet, toplum ve İslam ilişkisi probleminin muhtelif yönlerini tarihsel gelişimi ve yansımaları bağlamında kendine özgü yaklaşımıyla sergilemeye çalışıyor.
455.00 ₺ -
Kısa Birinci Dünya Savaşı Tarihi
28 Haziran 1914… Avusturya-Macaristan Veliahdı Franz Ferdinand ile eşi Sophie’nin Saraybosna gezisi sırasında uğradıkları suikast sonucu hayata veda ettikleri gün… Suikastın, Avusturya-Macaristan’ın egemenliği altında bulunan Bosna-Hersek’in kendisine bırakılmasını isteyen Sırbistan'ın yönlendirdiği bir grup milliyetçi genç tarafından gerçekleştirildiği bilinmektedir. 29 Haziran’da başlayan karşılıklı tepkiler sonucunda bir dünya savaşına neden olan bu olay, hiç de basit bir gerekçeye sahip değildi. Franz Ferdinand ile eşi Sophie’yi öldüren Gavrilo Princip, sadece bir figürandı. Veliahdı öldüren silah, 16. yüzyılda imal edildi, 17. yüzyılda çekildi, tetiğine 18. yüzyılda basıldı ve namludan çıkan mermi 19. yüzyılı baştan sona geçerek 1914 yılında Ferdinand’a saplandı. İlkin Başar Özal, Kısa I. Dünya Savaşı Tarihi isimli kitapta farklı bir anlatım tekniği deniyor. On beşinci yüzyıldan başlayarak Büyük Savaş’a giden sürecin ayrıntılarını gözler önüne seriyor ve sadece bir kronolojik akış vermenin ötesine geçerek her cepheyi ayrı ayrı ele alıyor. Batı ve Doğu Cephelerinin gölgesinde kalan çatışmaları; Osmanlı’nın kuvvetli bir direniş gösterdiği Çanakkale’yi, hep hüzünle hatırladığımız Sarıkamış’ı ve devamında Kafkas İslam Ordusu’nun ilerleyişini, Mısır’da Kanal’a yapılan taarruzu, İngilizlere karşı kazanılan Kutü’l-Amare Zaferi’ni, Fahrettin Paşa’nın efsanevi Medine Müdafaası’nı, Balkanlarda, İtalya’da, Afrika’da, Uzakdoğu ve Pasifik’te yaşanan çatışmaları, ayrıca hava ve deniz savaşlarını da canlı tasvirlerle, son derece akıcı bir biçimde anlatıyor.
315.00 ₺