-
Kadim Türkler
“Bilinen tarihin başlangıcından itibaren Türk kökenli topluluklar iki kıtaya yayılmışlar ve günümüze kadar bazen üç kıtada olmak üzere varlıklarını devam ettirmişlerdir. M.S. 10. yüzyıla kadar Moğolistan’ın doğusundaki Kerulen Irmağı’ndan Macaristan ovalarına uzanan geniş saha, Türk boylarına yurtluk yapmıştır.” -Ahmet Taşağıl ⦁ Batı Gök Türk Kağanlığı’nın devamı niteliğindeki olan, daha sonra Batı Oğuzlarına dönüşerek Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar uzanacak tarihi yolda çok önemli roller oynayan Türgişler kimlerdi? ⦁ Eski Türklerde iç güvenlik nasıl sağlanırdı? Börü Birliği (Fu-li) neydi? ⦁ Doğu Gök Türk Kağanlığı nasıl yıkıldı? Çinli ve Soğdlu vezirlerin bunda etkisi var mıydı? ⦁ Günümüze kadar kendilerini koruyan Kırgızlar bunu nasıl başardı? ⦁ Avrupa Hunları, Avrupa ve Karadeniz üst coğrafyasında ne tür etkiler bıraktı? ⦁ Hazarlar kimdir, Musevilik devlet yönetiminde ne kadar etkili olmuştu? ⦁ Sadece Türk tarihi için değil, dünya tarihi için de çok önemli sonuçlar doğuran Türk göçleri neden yapıldı? ⦁ Orta ve Doğu Avrupa’da 250 yıl varlıklarını koruyan Sâsânîlerle ittifak yaparak İstanbul’u kuşatan Avarlar kimdir? ⦁ Türk boy sistemi içinde yer alan Oğuzlar ve Oğuzluk kavramları nedir? ⦁ Ötüken nerededir, sınırları gerçekten belli midir? İslam Öncesi Türk Tarihi ve Orta Asya Tarihi alanlarının uzmanı Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’ın Kadim Türkler: Eski Dünyanın Hâkimleri kitabı Kore yarımadasından Macaristan ovasına kadar sonsuz genişliklerdeki alanlarda Türk kökenli halkların izlerini sürmek isteyen herkesin keyifle okuyacağı bir eser.
236.00 ₺ -
Son İmparatorluk Osmanlı Kronik
İlber Ortaylı Devlet-i Âliyye’yi yeniden keşfetmeye davet ediyor… “Osmanlı İmparatorluğu tarihin gerçek anlamdaki son üniversal, yani beynelmilel, cihanşümul imparatorluğudur. Akdeniz havzasındaki üç tarihî imparatorluktan birini kuranların torunları ve çocuklarıyız. Osmanlı’nın tarihini, kimliğini bilmek ve anlamak kolay değil; bütün etrafımızı, yani yeryüzünün en esaslı uygarlıklarını tanımamız, incelememiz, Osmanlı’nın kurumlarını, anlayışını, olaylara bakışını bilmemiz lazım. Osmanlı’yı tanıdıkça, araştırdıkça, okudukça kendimizi daha çok sevecek ve tarihimize daha çok ısınacağız. Şüphesiz elinizdeki bu kitap da bu konuda okura yardımcı olma ve Osmanlı’ya dair yeni ufuklar açma iddiasındadır.” İlber Ortaylı Geçmişten geleceğe tarihi gelişmelere ışık tutarken, tarihin bıraktığı izleri irdeleyen İlber Ortaylı sizleri Osmanlı dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor. Ortaylı, bu kitabında okuru Osmanlı’yı son imparatorluk yapan yönetim şekli, devletlerle olan ilişkileri, farklı kültürlere, dinlere yaklaşımı ve kurumlarıyla kısacası kendine özgü kimliğiyle keşfetmeye davet ediyor.
236.00 ₺ -
Ortaçağ Müslüman Dünyasında Günlük Hayat
“Lindsay, ortaçağ İslam dünyasına dair mükemmel bir genel bakış sunuyor. Meraklı okurlara yönelik bu kitap, İslamın başlangıcından, 1300 yılına kadar olan tarihine ve savaş, sosyal uygulamalar, eğlence ve coğrafya gibi çok çeşitli konulara dair kapsamlı bir giriş sunuyor. Metin boyunca çok sayıda harita, fotoğraf ve resim yer alıyor. Bu kitap tarih öğrencileri ve Müslümanların inanç ve uygulamaları hakkında bilgi edinmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir kaynak. Hararetle tavsiye edilir.” –Choice “Ortaçağ Müslüman Dünyasında Günlük Hayat, develerin rolü, barınma düzenlemeleri ve eğlence gibi günlük yaşamın daha kişisel ayrıntılarını açıklayarak önemli tarihi ve kültürel olayları gözden geçiriyor. Lindsay, okurun 3 boyutlu gerçek bir deneyim yaşaması için, birkaç ortaçağ İslam tarifi ve Hristiyan ve İslami takvimler arasında geçiş yapma kılavuzu bile veriyor.” –Middle East Journal
371.25 ₺ -
Kayıp Ülkenin İzinde
ANADOLUCU TEFEKKÜR ÜZERİNE DERİN BİR OKUMA Anadoluculuk üzerine çalışan araştırmacılar kadar Türk düşüncesine ilgi duyan her okurun da istifade edebileceği harika bir eser. “Elde kalan son vatan parçası”nı muhafaza etmeye yönelik bir yaklaşım olan Anadoluculuk, 20. yüzyıl Türk düşünce tarihinin en ilgi çekici fikir akımlarından birisidir. İlki Anadolu’nun antik devirlerine kadar uzanan bir referans hattı inşa eden “Mavi Anadoluculuk”, ikincisi ise 1071 yılında Selçuklular tarafından Bizanslılara karşı kazanılan Malazgirt Zaferi’ni tarihî bir milat olarak kabul eden gelenek esaslı “Anadoluculuk” olmak üzere iki başlıkta değerlendirilen bu tefekkür, siyasî bir arayışa karşılık gelen romantik bir teritoryal milliyetçilik olarak temayüz etmiştir. Hemen hepsi Türk yazın hayatının önemli ve bilinen isimlerinden Mükrimin Halil Yinanç, Mehmed Halid Bayri, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Hilmi Ziya Ülken, Remzi Oğuz Arık, Nurettin Topçu, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmed Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl Kısakürek, Mehmet Emin Erişirgil ve Refik Halit Karay üzerinden gerçekleştirilen bir Anadoluculuk okuması olan Kayıp Ülkenin İzinde okuyucuya bu tefekküre ilişkin bir perspektif kazandırıyor.
209.30 ₺ -
Küresel İhvan
Hasan el-Bennâ adında 22 yaşında bir öğretmen ve altı arkadaşı tarafından, 1928’de Mısır’ın İsmâiliyye şehrinde temelleri atılan Müslüman Kardeşler Teşkilâtı, kısa süre içinde ülke sınırlarını aşarak dünyanın dört bir yanına yayılmış ve küresel bir teşkilât hüviyetini almıştı. Kısaca “İhvân” olarak bilinen teşkilât, örgütlendiği ülkelerde siyasî, sosyal ve dinî bir ıslah vaat ediyor, özellikle baskıcı rejimlere karşı güçlü bir muhalif damar oluşturuyordu. Peki, İhvân nasıl bir öyküye sahipti? İdeolojik çerçevesi hangi esaslar üzerine oturuyordu? Vaat ettiği şeyleri uygulamaya geçirirken, nasıl hareket etmişti? Hangi ülke, İhvân’a nasıl reaksiyon göstermişti? Hareketin önde gelen düşünür ve eylem adamları kimlerdi? İhvân, Arap dünyasında hangi bağlama oturtulabilirdi? Dünden bugüne ve bugünden yarına, İhvân toplumlara hangi mesajı veriyordu? Bulunduğu ülkelerdeki rejimlerle nasıl ilişkiler yürütüyordu? Elinizde tuttuğunuz eser, tüm bu soruların cevabına dair kapsamlı bir manzara sunuyor. Müslüman Kardeşler hakkındaki akademik literatürde üzerinde yeterince durulmayan ve irdelenmeyen ulusötesi süreçleri detaylı ve mukayeseli olarak ortaya koyuyor. Bu kapsamda İhvân’ın 21 ayrı ülkedeki toplumsal ve siyasal örgütlenmesi, bulunduğu ülkelerdeki rejimlerle ve diğer ülkelerdeki İhvân teşkilâtlarıyla siyasal ve sosyal ilişkileri ile özellikle Batı Avrupa ve ABD’deki diasporik görünümü kayıt altına alınıyor. Satırlar arasında gezinirken, alanında uzman isimlerin yetkin değerlendirmeleriyle, yakın tarihin hiç şüphesiz en önemli siyasal yapılanmalarından birine çok daha yakından ve içeriden bakma imkânı bulacaksınız.
384.30 ₺ -
Anadolunun Fetih ve İslamlaşma Tarihi
FÜTUHAT: İLK İSLAM FETİHLERİNDEN OSMANLI’YA İSLAMLAŞMA: SELÇUKLU FETİHLERİNDEN CUMHURİYET’İN İLANINA İlk İslam fetihleriyle birlikte Anadolu’nun güneyinde (Sugūr/Avâsım) başlayan sınırlı bir İslamlaşma olmuşsa da akamete uğramıştır. Anadolu’nun İslamlaşması Türklerin fetih, iskân ve uzun soluklu politikalarıyla tamamlanmıştır. Çağrı Bey’in Pasinler Zaferi (1048) Bizans Devleti’nin gücünü sınamakla kalmamış, onu sarsmıştır. Alp Arslan 1064’te Ani Kalesi’nin Taç Kapısı’na Kızıl Elma mührünü vurmuş ve 1071’de kazandığı Malazgirt Zaferi’yle de Anadolu’nun kapılarını açmıştır. Melikşah’ın Anadolu’nun fethi görevini ve buranın yönetimini başta Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve komutanlarına bırakması, Anadolu’nun Türk yurdu olmasını ve dolayısıyla İslamlaşmasını kolaylaştırmıştır. Süleyman Şah, İznik’i başkent yapmak suretiyle Anadolu’da ilk Müslüman Türk Devleti’ni kurmuştur (1077). II. Kılıçarslan’ın 1176’da kazandığı Miryokefalon Zaferi’yle de Anadolu’nun tapusu, Hristiyan Rumlardan Müslüman Türklerin eline geçmiştir. Geçmişten günümüze Haçlı zihniyetinin Anadolu’yu geri alma teşebbüsleri olmuşsa da boşa çıkarılmıştır. Ahmed Yesevî ve talebelerinin nefesleri, Ahîlerin meslekî hamleleri, Mevlânâ’nın çağrısı ve Yunus’un deyişleriyle mayalanan Anadolu irfanı sayesinde nice büyük zorluklar aşılmıştır. Beylikler, birkaç asır boyunca İslam’ın mahallinde kökleşmesini sağlamıştır. Osmanlılar çağlar boyunca Anadolu’dan yükselen İslam’ı tüm dünyaya yaymıştır... Ve o Anadolu insanı, bütün imkânsızlıklara ve yoksulluğuna rağmen Kurtuluş Savaşı destanını yazmıştır.
328.00 ₺ -
Sultan Genç Osman ve Sultan IV. Murad
Dördüncü Murad, şöhretini askerî dehâsı kadar emsalsiz otoritesi ile yaptı. Yılmaz Öztuna, o emsalsiz üslûbuyla, IV. Murad'ın otoritesini niçin “devlet terörü derecesinde” kullandığını; otorite kullanmak yeteneğini nasıl kazandığını açıklamak için onun biyografisinin tek başına verilmesini yeterli görmemiştir. Sultan Murad'ı böyle bir politikaya sevk eden sebepleri, halkımızın Genç Osman dediği ağabeyi İkinci Osman'ın başına gelenleri hatırlamaksızın sergilemek, kavramak, kavradıktan sonra anlatabilmek mümkün değildir. Zira Sultan Murad, ağabeyi Sultan Osman'a karşı uygulanan teröre, devlet adına kullandığı otorite ile cevap vererek, bozulmuş düzeni yeniden kurmaya çalıştı. Genç Osman denen -o zaman kendisine yakıştırılan tabirle- gayretlü genç arslan, Türkiye tarihinde, Osmanlı cihan devletini radikal (kökten) reforma tâbi tutmak isteyen ilk şahsiyettir. Şeyhülislâm Hoca Sâdeddin Efendi gibi bu reformun öncüleri varsa da, tatbikata geçen ikinci Osman'dır. Ve maalesef başarılı olamamıştır. İkinci Osman'ın düşündüğü reformlar, imparatorluğu kendi iç dinamikleri ile ıslâh etmeye dayanır. 18., 19. ve 20. asırlar Osmanlı reformları gibi Batı'ya (Avrupa'ya) dönük değildir.
23.20 ₺ -
Çarpışma
“Romalılar, kararlı ve yolundan sapmaz bir duruş sergileyelim. Bir erkeğe yakışır ve asil bir duruş sergileyelim. Düşmana gücümüzü ve direncimizi gösterelim. Onlara kendilerinden daha güçlü adamlara saldırdıklarını, vurulmak yerine vuracak adamlarla karşı karşıya geldiklerini gösterelim. Onlar ne taştan, ne kırılmaz tunçtan yapılmıştır ne de kuvvetle alt edilemeyecek, hiçbir şey hissetmeyen demirden vücutları vardır.” Kilikya, Tarsus, Misis, Antakya, Kıbrıs ve Suriye’yi topraklarına katan Bizans ordusu, 10. yüzyılda Suriye bölgesini Müslüman Arapların elinden bütünüyle alarak gücüne güç kattı. Ancak Bizanslılar, zaferin sadece asker sayısına bağlı olmadığının farkındaydı. Başarı ancak ve ancak iyi düşünülüp titizce planlanan bir dizi taktik neticesinde elde edilebilirdi. 6. yüzyıl Bizans İmparatoru I. Justinianus döneminden “Strateji” ve 10. yüzyıl Bizans İmparatoru Nikephoros Phokas döneminden “Çarpışma” metinleri, İmparatorluğun kazandığı zaferlerin bir neticesi olarak, kaleme alınması emredilen metinlerdir. Bu iki metin, Bizans İmparatorluğu’nun hem askerî tecrübelerinin bir birikimi olarak hem de bu zaferlerin devamlılığını sağlama vizyonunu sergilemeleri bakımından oldukça önemlidir. Ordunun savaş sırasında nasıl hareket edeceği, nehir geçme taktikleri, askerlerin dizilimi, casusluk faaliyetleri, geçitlere pusu kurma yöntemleri, şehir kuşatma yöntemleri gibi pek çok konu ele alınmıştır. Yunanca el yazmaları ve İngilizcelerini kıyaslayarak tercüme edilip yayıma hazırlanan Çarpışma, kısa başlıklarla meramını net bir şekilde aktaran, böylece Bizans askerî başarılarının devamlılığını temenni eden dinamik bir kitap. Güneydoğu Anadolu ve Suriye bölgelerinin coğrafyası göz önünde bulundurularak yazılmış, her durum hesaba katılmış, dikkatle düşünülmüş, yüzyıllar öncesinden bir Bizans kaynak eseri.
140.00 ₺ -
Osmanlı Gerçekleri 3
KAYI serisi ile 7’den 70’e yüz binlerce okurun beğenisini kazanan Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, OSMANLI GERÇEKLERİ serisinin üçüncü kitabında Osmanlı’daki sosyal meselelerle ilgili akla takılan pek çok soruya temel kaynak referanslarıyla cevap veriyor. Şimşirgil bu çalışmasında kadınların Osmanlı’daki sosyal, kültürel ve politik konumlarını; kuruluş döneminden son döneme kadar Osmanlı donanmasının durumunu; tarikatların ve tasavvufun teşekkülünü; casusluk ve istihbaratı; iskân siyasetini ve Ermeni tehcirini detaylarıyla inceliyor. Osmanlı kadınlarının evlilikte ve boşanmada söz hakları var mıdır? Osmanlı’da taciz, tecavüz ve şiddete verilen cezalar nelerdir? Dünyada biyolojik silah kullanılarak yapılan ilk saldırı Osmanlılarda hangi padişah döneminde gerçekleşmiştir? Neden Batı’da Müslüman yerine Türk kelimesi kullanılmaktadır? II. Abdülhamid Han nasıl bir istihbarat ağı kurmuştur ve bu teşkilatın çalışma şekli nedir? Osmanlı elçilerinden hakarete uğrayanlar veya öldürülenler olmuş mudur? Şehir ve kasabalara sistemli iskânlar yapılmasının nedeni nedir? Barbaros Hayreddin Paşa korsan mıdır? Amerika kıtasını aslında kim keşfetmiştir? Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda ve yükselişinde tasavvufun rolü nedir? Osmanlı Gerçekleri - III Osmanlı Devleti’yle ilgili zihinleri kurcalayan daha pek çok soruya verdiği cevaplarla bütün okurların beğenisini kazanacak...
227.50 ₺ -
Kısa Hitler İmparatorluğu Tarihi
Yıl 1918. Tarihin en kanlı çarpışmalarına sahne olan Büyük Savaş nihayet bitmiştir. Kırk milyon insan ölmüş, ülkeler viran olmuş, haritalar değişmiştir. Galiplere tükenmişlikle karışık bir sevinç, mağluplaraysa korkuyla karışık bir keder hâkimdir. Ancak hem galiplerin bir kısmının hem de mağluplardan birinin paylaştığı ortak bir duygu daha vardır: Öfke! İngiltere ve Fransa öfkelidir zira zafer için ağır bir fatura ödemişlerdir. Cezalandırmak, dahası canına okumak için ağır şartlar içeren Versay Barış Antlaşması’yla Almanya’nın boğazına yapışırlar. Yenilginin şokuyla zaten ağır bir öfke nöbeti geçiren Almanlar, kendilerini açlığa ve ondan da büyük bir zillete mahkûm eden bu antlaşmayla iyice deliye dönmüştür. “Onlar büyük tarihi geçmişi olan şanlı bir ulustur; nasıl olur da yenilirlerdi, nasıl olur da elleri kolları böylesine acımasızca budanırdı? Dünyayı işgale kalkmışken, nasıl olur da ülkeleri işgal edilirdi? Yenilgi bir yana, nasıl olur da sokak hayvanlarını yiyecek kadar açlığa mahkûm edilirlerdi?” Aynaya bakmaksızın suçlu ararlar: Kim, hangi hainler onları bu duruma düşürmüştür? Açlık, çaresizlik ve yenilginin travmasıyla at başı giden utanç, milyonların üzerine kâbus gibi çökmüş; Almanya, çölde vaha ararcasına, makus talihini değiştirecek bir kahraman arayışına çıkmıştır. Çok geçmeden adaylardan biri aradan sıyrılır. Adı Adolf’tur. Kişiliği otoriteyle biçimlenmiş, hayata dair hayalleri yarım kalmış, türlü kompleksin esiri olmuş ve savaşın getirdiği yenilgiyi hazmedememiş bir savaş gazisidir. “Şanlı tarih” ile karnını doyurmakta, “askerlik” ile nefes almakta, ağzı da iyi laf yapmaktadır. Adeta o günün Almanya’sı, onun şahsında ete kemiğe bürünmüştür… “Düşün peşime, bizi bu duruma düşürenleri biliyorum, önce onların sonra da dünyanın canına okuyacağız; Büyük Almanya’yı kuracağız!” der Adolf. Ruhu, bedeni ve zihni yaralı bir ulusun, ruhu, bedeni ve zihni hastalıklı bir insanın liderliğinde dünyayı kasıp kavuracak utanç yürüyüşü, işte böyle başlar…
455.00 ₺ -
Kılıcın Efendileri 1 - Samuray
Erdal Küçükyalçın “Kılıcın Efendileri” adlı yeni bir seriyle okuyucusuyla buluşuyor. Bu serinin ilk kitabı Japon tarihini şekillendiren savaşçı sınıf samuraylar... Asya’da sömürgeleştirilememiş nadir bağımsız uluslardan biri olan Japonların sanayileşme ve modernleşme çabalarını nasıl başarıya ulaştırabildiği hep merak edilen bir husustur. 1853 yılında Amiral Matthew Perry komutasındaki Amerikan filosu Tokyo açıklarında belirerek hükümeti dışa açılmaya zorladığında Japonya katı bir şekilde kastlara ayrılmış, dünyadaki endüstriyel ve kültürel değişimlerden uzak, dış dünya ile ilişkisi Nagasaki yakınlarındaki Dejima adlı küçük bir adaya girişine izin verilen Hollandalı tüccar ve gemicilerden aldığı bilgilerle sınırlı bir devletti. Ancak Japonların “Kara Gemiler” dediği Amerikan gemilerinin tetiklediği değişim hareketi kısa süre içinde kurulu düzenin bozulmasına yol açacaktı. Yepyeni bir dinamizmle, hızla modernleşen Japonya, 1905 yılında, Rus-Japon Savaşı’nda koca Rus İmparatorluğu’nu dize getirerek Batılıların “Büyük Devletler” ligine kabul edilen bir devlete dönüşecekti. Bu bir “Japon mucizesi” miydi? Hayır, hiçbir sonuç sebepsiz olmayacağı gibi hiçbir başarı da nedensiz değildir. Bu başarının altında yatan unsur samuraylar ve onların dünya görüşünü şekillendiren “Buşido” yani “Savaşçının Yolu” düşüncesiydi... Küçükyalçın bu çalışmasında, öncelikle samuray sınıfının tarihî akış içerisindeki gelişim sürecini, devlet mekanizmasının oluşumunu ve samurayları doğuracak olan askerî teşkilat denemelerini ele alıyor. Bununla birlikte Japon devletinin merkeziyetten adem-i merkeziyete savruluşu ile yerel güç odakları olarak ortaya çıkan derebeyleri ve feodal düzeni inceliyor. Sonrasında ise Buşido düşüncesinin gelişimini ve “Yol” kavramını onu besleyen kaynaklar üzerinden ele alarak kavramın samurayların düşünce dünyalarıyla kültürel hayatlarına nasıl yansıdığını akıcı bir üslupla anlatıyor.
227.50 ₺ -
Barut Top Ve Tüfek
Barutun keşfi ve ateşli silahların ortaya çıkışı devletlerin savaş uğraşında köklü değişimlere gitmesine yol açmıştır. Devletler ve yöneticiler, kendi silah sanayilerinin varlığının kaçınılmaz olduğunu acı tecrübeler ile de olsa anlamışlardır. Barutun keşfi ile başlayan bu yeni “barut çağı”nda Osmanlı İmparatorluğu’nun, Avrupa devletlerinin oluşturduğu Batılı komşularıyla ve doğu sınırlarında çarpıştığı Doğulu komşularıyla uzun yıllar başarılı şekilde baş edebilmesinin en önemli etkenlerinden biri de sahip olduğu başarılı lojistik sistem ve üstün askerî teknolojidir. Henüz 15. yüzyılda iki cepheden hasımları karşısında ateş gücü konusunda üstünlük sağlayan Osmanlı İmparatorluğu, hem devşirdiği bilgi ve insan gücü, hem de yüzyıllar boyu getirdiği yeniliklerle askerî teknolojiyi etkilemiştir. Gábor Ágoston, Barut, Top ve Tüfek adlı çalışmasında Avrupamerkezci yaklaşımlarla eleştirilen ve Batı’ya bağımlı gibi gösterilen Osmanlı silah sanayisini zengin arşiv kaynaklarının ışığında inceliyor; Osmanlı İmparatorluğu’nun gemi yapımı, top dökümü, güherçile ve barut imalatı, kaynak tedariki, bilgi aktarımı ve uzman istihdamı konusundaki gelişmişliğini gözler önüne sererek sözde “İslami tutuculuğun” yeni teknolojileri benimsemede bir engel teşkil ettiği, Osmanlıların teknik açıdan geri kaldığı ve silah üretim kapasitesinin düşük olduğu, silah ve mühimmatta Avrupa silahlarına bağımlı bulunduğunu ileri süren tezlerin yanlışlığını ortaya koyuyor. Sa‘adetlü padişahum, sefer-i humayunun rükn-i a‘zamı barutdur. Barut olmayınca asla bir vechile sefer olmağa mecal olmaduğı ma‘lum-ı humayunlarıdur ... barut sa‘ir nesne gibi değüldür. Vakti ile zemanı ile tedarük görülüp işletmeyince muzayaka mahallinde yüz bin altun verülse fa‘idesi olmaz. Barut olmayınca dünya dolusu altun akça olsa barutun yerini tutmaz; kal‘a saklamak ve ceng eylemek barut ile olur.
335.30 ₺ -
Salerno Tıp Okulu
Avrupa’nın “karanlık” olarak nitelendirdiği Orta Çağ, İslam uygarlığı için aksine “aydınlık” bir devir olarak tarihte yerini almıştır. Bu çağda özellikle tıp bilimi alanında önemli gelişmeler kaydeden İslam medeniyeti, Müslüman hekimlerin ürettiği eserler ve tıp uygulamaları ile hem Doğu hem de Batı’da son derece etkili olmuştur. İtalya’da kurulan Salerno Tıp Okulu da bu dönemde, temellerini İslam tıbbının oluşturduğu ve İslam tıbbının engin bilgilerinin Batı’ya aktarılmasında aracı vazifesi gören bir tıp okulu olarak ön plana çıkmaktadır. Salerno Tıp Okulu: Orta Çağ’da İslam Tıbbının Batı Tıbbına Etkisi adlı bu çalışma da Salerno Tıp Okulu’nda eğitim veren ve eğitim alan tıp bilim adamları, bunların üretmiş oldukları bilimsel eserler ve klinik çalışmalar, okulun eğitim müfredatları gibi konular etrafında esasen İslam tıbbının bu oluşumdaki katkısını gözler önüne sermektedir. Burada Afrikalı Konstantin gibi Doğu kökenli çevirmenlerin özellikle İbn Sînâ gibi önemli Müslüman hekimlerin eserlerini Latinceye tercüme etmesi, İslam tıbbında uygulanan ileri klinik tedavi yöntemlerinin Salerno Tıp Okulu aracılığıyla Batı tıbbında da uygulanmasını sağlamıştır. Böylece İslam medeniyeti, tıp alanına yaptığı bu büyük katkılarla, Batı’nın karanlık Orta Çağ’ını da aydınlatmıştır.
146.30 ₺ -
Zırh ve Yemin
Güç, sadakat ve onur üzerine kurulan şövalyelik, kılıç şakırtıları, zırhların parıltısı ve turnuva meydanlarındaki düellolardan ibaret değildi. Güçlü bir ideolojiye, katı kurallara ve kendine özgü bir eğitim sistemine sahip bu kurum, yüzyıllar boyunca Avrupa toplumlarının askerî, siyasî, sosyal ve kültürel yapısını şekillendirdi. Zırh ve Yemin: Ortaçağ’da Şövalye Olmak, Ortaçağ boyunca şövalyeliğin nasıl şekillendiğini, eğitim süreçlerini ve savaş meydanlarında olduğu kadar edebî eserlerde nasıl idealize edildiğini ele alıyor. Feodal düzenin, dinî kurumların ve toplumsal hiyerarşinin şövalyelik üzerindeki etkisini titizlikle incelerken, tarihî gerçeklerle efsanelerin nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor. Şövalyeliği hem bir savaş kurumu hem de bir kültürel miras olarak ele alan bu çalışma, Ortaçağ tarihine, askerî stratejilere ve şövalyelik geleneğinin bıraktığı izlere ilgi duyanlar için kapsamlı bir kaynak niteliğinde. Elinizdeki kitap, Ortaçağ’ın sisi arasından yükselen şövalyelerin yolculuğuna eşlik etmek, onların savaş meydanlarından kalelerin taş avlularına, turnuva alanlarından büyük destanlara kadar uzanan serüvenine tanıklık etmek isteyenlere bir kapı aralıyor.
223.30 ₺ -
Haçlı Seferleri
Haçlı seferleri tarihine dair çalışmalarıyla tanınan İngiliz tarihçi Jonathan Riley-Smith’in (1938-2016) klasikleşmiş eseri Haçlı Seferleri, Susanna A. Throop’un katkılarıyla yepyeni ve güncel bir tartışma alanına davet ediyor okurunu. Ortaçağ’ın en önemli ve karmaşık olgularından birini ele alırken, vurucu bir soruyla başlıyoruz okumaya: “Haçlı seferleri ne zaman sona erdi?” Haçlı Seferleri, bu yerleşmiş geleneğin yalnızca Ortaçağ’daki etkilerini değil, 21. yüzyılda nasıl modern şiddet biçimlerinin temellerini attığını da analiz ederek, konuyu bugün hâlâ geçerli olan bir tartışma alanına dönüştüren, aynı zamanda akademik dünyada zaman içinde gelişen önemli bir araştırma alanının kapılarını aralayan bir başyapıt. Riley-Smith ve Throop’un bu eseri, Haçlı seferlerini kutsal savaşın ötesinde, tüm Avrupa’yı şekillendiren bir hareket olarak sunuyor. Seferlerin yalnızca askerî çatışmalarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda dinî, kültürel ve siyasi bir fenomen olarak dünya tarihindeki ve günümüzde devam eden etkisini de vurguluyor; tarih, toplumsal yapılar ve dinî şiddet arasındaki derin ilişkiyi inceliyor. Haçlı seferlerinin bir yandan “homojenleştirici”, diğer yandan “parçalayıcı” bir güç olarak dünya çapında nasıl etkiler yarattığını gözler önüne seriyor. Güncellenmiş terminolojisi, genişletilmiş bölümleri, pek çok harita, çeşitli kavramların ve kişilerin anlatımlarını ihtiva eden metin kutuları ve görsellerle dolu bu kitap hem öğrencilere ve araştırmacılara dönemin karmaşık tarihini daha anlaşılır kılmayı hedefliyor, hem de bin yıl önce başlayan bu savaşların tarihî ve ideolojik boyutlarını keşfederken, etkilerinin günümüze kadar sürdüğünü ve bir hareket olarak hiç durmadığını; farklı dönemlerde, farklı coğrafyalarda nasıl evrildiğini ve modern dünyada hâlâ nasıl kullanıldığını göstererek meseleye yeni bir açıdan bakma imkânı sunuyor. “Geç dönem Ortaçağ hümanistlerinin, Haçlı seferlerini medenî Avrupalılar ile barbar Osmanlılar arasındaki bir çatışma olarak gören anlayışı, zamanla dönüşerek, Haçlı Seferleri’nin aslında tüm taraflar için ‘medeniyetin ilerlemesine’ hizmet ettiği fikrine evrilmiştir.”
559.30 ₺ -
Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler
Eserin tarihte incelenmesi gereken pek çok konuya dikkat çekmesi ve araştırmacıları bu alanlara teşvik etmesi, yazarın tarihi tahlil etmedeki “üçüncü göz” yaklaşımı ve olayları değerlendirirken takındığı “tarihe doğru soruları sorma” tutumu elbetteki övgüyü hak ediyor. Üstelik Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler kendi alanında önemli bir boşluğu doldurduğu gibi şimdiden klasik bir eser niteliğinde. Tufan Gündüz, Virgül, 56- 1999 Bu esaslı ve zihin açıcı çalışma gösteriyor ki zındıklık ve mülhidlik ile itham olunan çok az kişi kendilerine yöneltilen suçlamalarla hayatlarından olmuşlardır. Yine de ortaçağ Hristiyan dünyasında ortadan kaldırılan heretiklerin veya engizisyon kurbanlarının sayısı ile karşılaştırıldığında ölüm miktarlarının ne kadar küçük olduğu dikkat çekicidir. Ocak, birçok açıdan imparatorluğun imajını sergileyen önemli bir kitap yazmıştır ve ümit ediyorum ki bu kitap, Osmanlı İslâmı alanında yeni çalışmalara ilham kaynağı olacaktır. Gottfried Hagen, (Archivum Ottomanicum 18- 2000) Yazar bir defa daha, orijinal araştırmalarla ve kitabın ekinde ilk defa yayınlanan veya tercüme edilen muhtelif anahtar belgelerle alana ciddi bir katkıda bulunmuştur. Her şeyden önce, Zındıklar ve Mülhidler, Ocak’ın çoğu zaman birbirleriyle ilişkisiz veya türdeş olmayan Osmanlıca, Arapça ve Farsça kaynaklar üzerindeki etkileyici hâkimiyetinin sağladığı avantajdan tam olarak faydalanmaktadır. Aynı şekilde eser, yazarın hem çağdaş Türklerin çalışmaları hem de oryantalist literatür ile kurduğu eleştirel ilişkiyi de sergilemektedir. Profesör Ocak, Osmanlı toplumunda herezinin sosyal tarihinin ustaca ve zihin açıcı bir sentezini ortaya koymaktadır ki yakın zamanda bu nitelikte bir çalışma görülmeyecektir. Stefan Winter, University of Chicago, (The Turkish Studies Association Bulletin, 242-2000)
525.00 ₺ -
Tarihin Seyrini Değiştiren Türkler
Yaptığı televizyon programlarıyla tarihi herkese sevdiren Uğur Korkmaz, alanında uzman akademisyenlerle Türkleri konuştu. •Türkler için Anadolu ne ifade ediyordu ve Türkler nasıl Müslüman oldular? Prof. Dr. Ahmet Taşağıl anlatıyor. •Asya Hunlarının siyasî ve sosyal yapısı nasıldı? Attila’ya neden “Tanrı’nın Kırbacı” deniliyordu? Dr. Başak Kuzakçı anlatıyor. •Cengiz Han’ı diğer boy beylerinden ayıran özellikler nelerdi? Timur, Osmanlı Devleti’ni nasıl mağlup etti? Prof. Dr. İlyas Kemaloğlu anlatıyor. •Malazgirt Zaferi’ne giden yolda neler yaşandı? Sultan Alp Arslan yönünü neden İstanbul’a çevirmedi? Prof. Dr. Cihan Piyadeoğlu anlatıyor. •İstanbul neden lanetlenmiş bir şehirdi? Çandarlı Halil Paşa hain miydi? Prof. Dr. Abdülkadir Özcan anlatıyor. •Yavuz Sultan Selim babası II. Bayezid’e darbe yaparak mı tahta oturdu? Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail hiç karşı karşıya geldi mi? Prof. Dr. Feridun M.Emecen anlatıyor. •Batı’da “Muhteşem Süleyman” diye bilinen Kanuni Sultan Süleyman’ın Avrupa siyaseti neydi? Sınırları üç kıtayı aşan Osmanlı Devleti’nin bu başarısında Pargalı İbrahim Paşa’nın politikaları ne kadar etkiliydi? Prof. Dr. Abdülkadir Özcan anlatıyor. •I. Dünya Savaşı öncesi ülke genelinde nasıl bir hava hâkimdi? Millî Mücadele dönemi nasıl başladı? Prof. Dr. Ali Satan anlatıyor. •Lozan Antlaşması’nın imzalanmasında İsmet İnönü ne kadar etkiliydi ve bu antlaşma bir başarı mı yoksa hezimet miydi? Prof. Dr. Vahdettin Engin anlatıyor.
192.50 ₺ -
İslam Dünyasında Kitap Kütüphane ve Verraklar
Kültür ve edebiyat tarihi alanında yaptığı çalışmalarla tanınan Prof. Dr. İsmail E. Erünsal kaleme aldığı İslâm Dünyasında Kitap, Kütüphâne ve Verrâklar adlı bu eserle, Orta Çağ İslâm dünyasında “kitab”ın tarihine yolculuk yapmamızı sağlıyor. İslâm kültürünün en önemli halkalarından birini oluşturan yazma kitap dünyasını her safhasıyla tanımamızı sağlayacak olan bu eser, kitabın ortaya çıkması için gerekli kâğıt, kamış, mürekkep gibi maddi şartların yanı sıra kitabın telif süreçlerindeki temel basamakları da dönemin kaynaklarından alınan birbirinden çarpıcı anekdotlarla anlatıyor. Kitap aynı zamanda, medrese derslerinde ya da camilerdeki halkalarda okutulan eserlerin mukabele, semâ‘, kıraât gibi nihai hallerini alma süreçlerinin yanı sıra imlâ, icâzet, münâvele, vicâde, mükâtebe gibi teknik terimlerle birlikte tenkidli metin neşrinin inceliklerini de öğrenmemizi sağlıyor. Kitap üretim süreçlerinin yürütücüsü olan hoca-talebe, müellif-müstemlî, verrâk-müstensih gibi bu dünyanın gizemli figürlerini görünür kılıyor. Kitapların üzerindeki vakıf, temellük, ferağ ve istinsah kayıtları üzerinden kitaplara dair bilinmeyen bir dünyada nasıl yolculuk yapılabileceğinin anahtarlarını sunuyor. İlmin merkezi olmaları hasebiyle kütüphaneler, medreseler ve kitap çarşıları sayesinde yazma kitaplara ev sahipliği yapan Şam, Kahire, Bağdat, Buhara, Semerkant, Kûfe, Bursa ve Mekke gibi İslâm coğrafyasının merkezlerini hatırlatıyor… Elinizdeki kitabın Orta Çağ İslam Dünyasında Kitap ve Kütüphane isimli daha önceki baskılarında ele alınan bu meseleler, kaynakların yeniden değerlendirilmesi ve yeni araştırmalar neticesinde ilave edilen bölümlerle geliştirilmiş, bu durum ise eserin muhtevasını yansıtan yeni bir isimlendirmeye muhtaç olduğunu göstermiştir. Bu nedenle İslâm Dünyasında Kitap, Kütüphâne ve Verrâklar ismiyle yeni bir edisyon olarak okurlara sunulan bu eserin, daha önceki baskılarda olduğu gibi orijinal tespit ve bulgularıyla alanındaki yeni çalışmalara rehberlik edeceği ve kitap tarihi çalışmalarında kült bir eser olarak yer edineceği şüphesizdir. Yazarın Diğer Kitapları
875.00 ₺ -
İstanbullu Üç Osmanlı Ailesi
YAHYÂ EFENDİ, ŞAİR NİGÂR HANIM, AHMED MİDHAT EFENDİ AİLELERİNDEN GÜNÜMÜZE, DOLU DOLU BİR AİLE TARİHİ… Bir tarafta Beşiktaşlı Yahyâ Efendi’nin; bir tarafta Şair Nigâr Hanım’ın; bir tarafta Ahmed Midhat Efendi’nin soyağaçları… Arka fonda 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarındaki büyüleyici Boğaziçi: Bebek-Kayalar (Aşiyan), Rumelihisarı ve Beykoz… Bebek semtinin en köklü ailelerinden Nigâr Nigâr Alemdar, Boğaz’ın havasıyla, İstanbul’un kültürüyle, İmparatorluğun asaletiyle harmanlanmış bu üç aileyi bizzat ailelerin torunu olarak anlatıyor. Yadigâr eşyalar, fotoğraf albümleri, resmî belgeler, hayatta olan akrabalarından bilgiler, röportajlar, hayatta olmayan meşhur isimler, Ahmed Midhat Efendi ailesine dair bilinmeyenler, Şair Nigâr Hanım ile Ahmed Midhat Efendi arasındaki ilişki, Ahmed Midhat Efendi ile Sultan II. Abdülhamid’in iletişim şekli, Şair Nigâr Hanım’ın aile hayatı, Bebek’teki köşkün mimari çizimi, ailenin Tevfik Fikret ile komşulukları, o dönemki günlük hayat… Okurken Türk edebiyatına, Osmanlı tarihine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne dair paha biçilmez detaylar yakalayacak, Osmanlı’dan günümüze sosyal bir tarih anlatısının içinde kaybolacaksınız.
420.00 ₺ -
Feryadım
“Koskoca devlet binası ve İslâm âleminin gözünü kendisine çevirdiği yüce hilâfet makamı ortadan kalktı ve târumar oldu, biçare vatan ve millet nice belalara uğradı. Böyle büyük bir genel musibetten bahsederken şahsımla binlere varan yakın ve uzak akrabamın uğradığı zarar ve hasarı ağza almak küçüklük olur. İşte Feryadım, bu acı olayları anlatan ve Osmanlı Devleti’nin elem verici sonuna ağlayan mensur bir mersiye hükmündedir.” Ahmet İzzet Paşa Son dönem Osmanlı Devleti’ni anlatan en önemli hatırat olarak bilinen Ahmet İzzet Paşa’nın Feryadım kitabı uzun bir süre sonra tekrar yayımlanıyor… Ahmet İzzet Paşa Osmanlı Devleti’nin son dönemini, Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliği (Genelkurmay Başkanlığı), Âyan Meclisi Üyeliği, Harbiye, Dâhiliye ve Hariciye Nâzırlıkları ve devletin en yüksek makamı olan Sadrazamlık mevkiinde geçiren, devletin esenliği için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan, üstlendiği bütün görevlerde olağanüstü başarılar gösteren önemli bir devlet adamıdır. Tarihimizin en karanlık ve acılı bu dönemine şahitlik etmiş ve tüm yaşadıklarını Feryadım adını verdiği hatıratında toplamıştır. Bu eser aynı zamanda çöküşe doğru uzanan yolda Osmanlı Devleti’nin kaderine ağlayan bir büyük asker ve devlet adamının feryadıdır. Ahmet İzzet Paşa’nın hatıratında, Meşrutiyet dönemini, Balkan Savaşlarını, I. Dünya Savaşı’nı, Ermeni, Irak ve Suriye olaylarını, Arap meselesini, İttihat ve Terakki Hükümeti’nin tüm bilinmezlerini, Tevfik Paşa, Ferit Paşa, Ali Rıza Paşa ve Salih Paşa kabinelerini, Lozan ve Sevr Antlaşmalarının perde arkasını, mütareke dönemi İstanbul’unu, İtilâf Devletlerinin sürekli değişen siyasetlerini ve İstiklâl Harbi’nin gerçeklerini bulacaksınız…
385.00 ₺ -
Karabekirin Kavgası
Ne Karabekir’in, ne de diğer paşaların hâtıratları, ‘resmî târih’in değiştirilmesi için yeterli görülmüştü. Söylenebilecek tek şey; onların anılarının ‘resmî târih’te önemli bir gedik açtığıdır. Belki de onlar, bu gediği daha o zamandan görmüşlerdi ve tartışmayı târihe ve geleceğe bırakmışlardı. Gelecekte târihi yazacak olanlara! Cemil Koçak Kâzım Karabekir, 1926 yılında İzmir’de Atatürk’e suikast dâvâsından dolayı yargılandığı Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde beraat ettiğinden beri, İstanbul’da hâlen müze olan Erenköy’deki köşkünde polis gözetiminde yaşıyordu. 1927 yılında Nutuk’ta çok sert şekilde eleştirilmişti. Karabekir’e karşı kamuoyu nezdinde yeni bir polemik, 1933 yılının Mart ayında bir yazı dizisiyle Siirt milletvekili Mahmut Soydan’ın sâhibi ve başyazarı olduğu Milliyet gazetesinde başlatılmıştı. Bu, iktidârın Karabekir’e ve onunla birlikte daha sonra gözden düşmüş olan Millî Mücâdele’nin önder kadrosuna karşı siyâsî saldırısı anlamına geliyordu. Tefrikanın kimin tarafından kaleme alındığı belirsizdi. Konu, bir süre sonra Millî Mücâdele yıllarında Karabekir’in ve daha sonra onunla siyâsî işbirliği yapacak olan arkadaşlarının rolüne de gelmişti. Dizi, bu rolü yeniden tartışma konusu yapıyordu. Karabekir de, dizide anlatılanlara aynı gazetede yayınlanan mektuplarıyla yanıt vermeye başlamış; polemik diğer gazetelere de sıçramıştı. Türkiye’de yakın târih denilince ilk akla gelen isimlerden Cemil Koçak, Karabekir’in Kavgası adlı bu çalışmasında; Kâzım Karabekir’in 1933 yılında Nutuk’ta ortaya konulan Millî Mücâdele’nin resmî târihine karşı verdiği “kavga”yı tüm cepheleriyle ve belgeleriyle anlatıyor. Bu kitapta; Karabekir’in hâtırâtının yasaklanması anlatılırken; ardından onun Başbakan İsmet İnönü ile mektuplaşmaları da ilk kez belgeleriyle yayınlanıyor.
385.00 ₺ -
İstanbulun İktisadi ve İçtimai Tarihi II
İstanbul’un İktisâdî ve İçtimâî Tarihi – II; bilinmeyeni sonsuz, hafızası sayısız olağanüstülüklerle dolu İstanbul’un 2600 yıllık tarihini iktisâdî ve içtimâî açıdan derinlemesine ele alıyor. Şehrin Yunan, Roma ve Türk dönemlerini titizlikle inceleyerek tarihî süreci günümüze taşıyor. Yoğunlaşma ise özellikle Türk-Osmanlı döneminde gerçekleşiyor. Bu çalışma, İstanbul tarihi araştırmaları için adeta bir rehber niteliği taşıyor. Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu, “İstanbul’un İktisâdî ve İçtimâî Tarihi” adlı eserinin bu ikinci cildinde Osmanlı Dönemi İstanbul’unu, Der-sa’âdet (Suriçi/Fatih-Eminönü) ile Bilâd-ı Selâse’yi (Eyüp, Galata ve Üsküdar) kültür, iktisat ve tarihi içinde bütüncül bir yaklaşımla ele alıyor. “Her türlü canlılığın üstünde canlı bir şehir” olan ve İstanbuliyat veya İstanbuloji’den bahsedilecek yani başlı başına bir bilim oluşturacak kadar çeşitli yönleri olan İstanbul’un Osmanlı dönemindeki içtimâî yapılarını, kültür müesseselerini, vakıflarını, esnafını, ticarî hayatını; maddî ve manevî atmosferiyle birlikte bütün zenginliğiyle yeniden canlandırıyor. Bu çalışma, bir tarih anlatısı olmakla beraber unutulmuş nice eserin ve müessesenin de hatırasını günümüzle buluşturan bir köprü niteliği taşıyor.
699.30 ₺ -
Gelenekten Modernliğe Osmanlı
“Tarih felsefesi açısından gelenek-modernlik bağlamında Osmanlı’yı daha iyi çözümleyen bir eser yazılmadı.” İbrahim Orhun Kaplan Modern dünya, yaşadığı derin krizden çıkmak için dünyanın en uzun ömürlü adalet devleti olan Osmanlı’yı anlamaya muhtaç. İslâm’da Modernleşme, 1839–1939 adlı kitabıyla İslâm modernleşmesi incelemeleri alanında çığır açan Bedri Gencer, “geleneksel Osmanlı anlaşılmadan modern Osmanlı anlaşılamaz” mantığıyla Osmanlı tecrübesini bir bütün olarak ele aldığı bu kitabında Osmanlı incelemelerine yeni bir boyut getirmektedir. Osmanlı, nasıl kuruldu, zayıfladı, direndi ve çöktü? Gelenekten Modernliğe Osmanlı, bu dört soruya cevap olarak kadim ve modern, tarihî ve kurumsal, fikrî ve sosyal boyutlarıyla bir bütün olarak Osmanlı tecrübesini anlatan, Osmanlı hakkında hem kapsamlı bir tasvir, hem derinlikli bir tahlil sunan yegâne bir eserdir. Osmanlı, herhangi bir siyasî sistemin ötesinde kadim (Doğulu-İslâmî) medeniyetin kıvamını ve zirvesini temsil eden bir imparatorluktu. Bu yüzden okur, ilk kez bu kitapta, Osmanlı’nın gelenekten modernliğe geçiş sürecinde Doğu ile Batı medeniyetlerinin tarihî karşılaşmasının derin mantığını da keşfedecektir. Gelenekten Modernliğe Osmanlı, akıcı bir Türkçeyle kadim ve modern Osmanlı hakkında kapsamlı bir tasvir ve derinlikli bir tahlil sunmanın ötesinde, nazarî ve fikrî değeriyle temayüz etmektedir. Gencer, “vusûl için usûl” kaidesince özelde modernleşme, genelde Osmanlı modernleşmesi incelemesi için esaslı bir teorik çerçeve çiziyor, dahası temel kavramların izini sürerek, ilim-amel, sebat-değişme ayırımlarına dayalı meşrûiyet mücadelesi olarak dinin tarihî tecrübesine dair eşsiz bir entelektüel anlatı sunuyor.
419.30 ₺ -
Otağ 4 Gazneli Mahmud
“Ya İlahi! İslâm dinine yardım etmek, İslâm’ın düşmanlarını söküp atmak maksadıyla her yıl gaza için Hindistan’a gitmeyi kendime farz kılıyorum. Beni mansur ve muzaffer eyle. Niyetimi halis eyle!” Gazneli Sultan Mahmud Türk tarihinde vazgeçilmez bir yere sahip olan, çok uluslu yapısıyla imparatorluk hüviyeti taşıyan, Orta Doğu’da Ehl-i Sünnet inancını tahkim eden Gazne Devleti’nin efsanevi hükümdarı Gazneli Mahmud (971-1030); kazandığı zaferlerle, kişiliğiyle ve dönemindeki sanat anlayışıyla okuyucunun karşısına çıkıyor! Osmanlı Devleti’nin tüm safhalarını KAYI serisi ile yüz binlere ulaştıran Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, şimdi ise İslâm dünyasına yön veren Türk devletlerinin, liderlerinin ve örnek şahsiyetlerinin tarihini anlatmaya OTAĞ serisinin 4. eseri ile devam ediyor. · Gazneli Mahmud’un babasından aldığı tarihî miras ve zaferlerine etkisi… · 17 Hint seferi ve İslâm’ı Hint topraklarında tanıtıp yayması… · İran’da Şii Büveyhoğulları ile mücadelesi ve ehl-i sünneti hâkim kılma gayreti… · Tarihî ve siyasi yönünün yanı sıra mücadeleci ruhu… · Gazneli Mahmud ile Selçuklu taht varisi Arslan Yabgu arasında geçen tarihî diyalog… · Horasan’dan Mekke’ye uzanan hac yolunun güvenliği için gösterdiği çaba… · Eğitime, şairlere, adalete ve tasavvufa verdiği önem… · Devletin ekonomisi için yaptıkları ve imar faaliyetleri… · Hayatı ve vefatındaki ibretlik dersler… OTAĞ IV – Hindistan Fatihi: Gazneli Mahmud, isimli eserde, zorluklarla dolu bir başlangıçtan koca bir imparatorluğa dönüşen Gaznelilerin sürükleyici, merak uyandırıcı, akılda kalıcı tarihi yanında “Seyfüddevle/Devletin kılıcı” lakabını taşıyan bu büyük hakanın soluksuz okuyacağınız destansı hayatı sizleri bekliyor…
203.00 ₺ -
Kafkas Kartalı Şeyh Şamil
Ahulgoh Savunması... Mahşerin provası... "O gün adeta kıyamet gününe benziyordu. Kızgınlıktan hiddetten deliye dönmüşler yere akmakta olan kanın çokluğundan baygınlık geçirenler ölümden korkmaksızın onun yüzüne bakarak ileri atılıyorlardı. Anneler henüz süt emen çocuklarını bir kenara bırakarak ellerine geçirdikleri silahlarla saldırıyorlardı. Bir kadın ile kocası arasındaki şu diyalog imanın kahramanlığın asaletin diğerkamlığın zirvesinde olan bu halkın fedakarlığını gözler önüne seriyor: Kadın: - Küçük çocuğumuzu ne yapayım? Kocası: - Bugün çocuğu düşüneceğimiz gün değil bizler her birimiz ruhlarımıza acımadan bu savaşta yer almak gayret etmek durumundayız. Bu cevap üzerine hiçbir itirazda bulunmadan çocuğunu eşarbıyla kundaklayıp dağın bir köşesine bırakıp silahını eline alıp kocasının yanı başında savaşa katıldı. Fazla zaman geçmeden delik deşik bir halde yere yığılarak şehit oldular.
87.50 ₺ -
Denizlerin Padişahı Barbaros
Bu kitap ile sadece tarihin en büyük denizcisi olan Barbaros Hayrettin Paşa ve kardeşlerinin sarsıcı hikayesine şahit olmayacak aynı zamanda korsanlık hakkında da bir çok ilginç bilgiye ulaşacaksınız. Bir yandan Barbaros kardeşlerin hikayesine dahil olurken, bir yandan da korsanların savaş taktiklerinden, ölülerine nasıl bir cenaze töreni yaptıkları ve kullandıkları bayrakların anlamları nelerdi gibi, daha bir çok bilginin içinde bulacaksınız kendinizi. Akıcı üslubu ile “Barbaros ve Korsanlar” kitabıyla beraber tam anlamıyla denizciliğin legal ve illegal dünyasının içinden çıkamayacaksınız.
187.60 ₺ -
Barbaros Hayreddin Paşa
Barbaros Hayreddin Hızır Reis, Cezayir’in sultanı idi. Kanuni Sultan Süleyman’ın bir işareti üzerine sultanlığın tapusunu padişahın önüne koydu. Birlik ve beraberliğin sembol ismi oldu. Osmanlı armadasının başında Akdeniz’e açılan Barbaros Hayreddin Paşa, 1538’te Avrupalı devletlerin bir araya getirdiği en büyük Haçlı donanmasını Preveze’de ağır bir hezimete uğrattı. Akdeniz, bir Türk gölüne dönüşürken, Avrupalılar Akdeniz’de tahta parçası yüzdüremez hâle geldiler. Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Türk denizcilik tarihinin bu en önemli simasının neslini, ağabeyi Oruç ve mücahid yoldaşlarıyla hem korsan gemilerine hem İspanyollara karşı verdiği akıl almaz mücadeleyi, Cezayir’e hâkim olarak idare ve siyaset alanında gösterdiği başarıyı, Endülüs Müslümanları için çektiği çileleri, İspanyolların Mağrip’te yerleşmelerinin önünü kesen efsanevi kahramanlığını ve nihayet Osmanlı kaptan-ı deryası olduktan sonraki serüvenini kitapta çarpıcı detaylarıyla anlatıyor. Tarihi Sevdiren Adam, bu eseriyle Türk denizciliğinin yüz akı olan Barbaros Hayreddin Paşa’nın destansı hayatını okuyucuların gözleri önüne seriyor.
203.00 ₺ -
Fatih Sultan Mehmedin İlim Ordusu
Fatih Sultan Mehmed Han’ın siyasi faaliyetlerini inceleyenler, onun at sırtından hiç inmediği, kültür faaliyetlerini tetkik edenler de, harp sahasına hiç gitmediği fikrine kapılır. Zira hadiselere tek taraflı bakmayan padişah, ordusunu devrin en yeni ve modern silahlarıyla teçhiz ettiği gibi, askerlerini dua ordusuyla muhafaza altına almaktan geri durmadı. Tahsil ettiği ilimler ve sahip olduğu meziyetler sebebiyle hem Leşker-i Gaza (Gaza ordusu), hem de Leşker-i Dua’ya (Dua ordusu) serdar oldu. Tophâne-i Âmire’de gözlerin daha önce emsalini görmediği silahlar üretilirken medreselerde de tefsir, hadis-i şerif, fıkıh, astronomi, matematik, tıp, mühendislik, tarih, coğrafya sahalarında yapılan çalışmalar, dünya devletleri nezdinde en ileri seviyedeydi. Şakâiku’n-Nu’maniye’de, sadece Fatih Sultan Mehmed Han devrinde yaşamış doksandan fazla âlimden bahsedilir. Ekserisi İstanbul’un fethi sabahı, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) müjdesine mazhar olmuş ordu ile padişahın sancağı gölgesinde surlardan içeri girdiler. Tesis ettikleri vakıflarla İstanbul’un çehresini şekillendirdiler. Okuttukları talebeler ve telif ettikleri kitaplarla, Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat itikadının bu topraklarda yeşermesi için var güçleriyle çalıştılar. Bu mütevazı çalışmamızda, İstanbul’un fethine tekabül eden 29 Mayıs tarihini esas alarak yirmi dokuz âlimi, kaynaklar ışığında araştırmayı ve okurlarımıza tanıtmayı maksat edindik. Eserimize de “Fatih Sultan Mehmed’in İlim Ordusu” adını verdik.
263.25 ₺