-
Yalnız Sahabi Ebu Zer
Ebû Zer evlenmiş ve mescidden ayrılarak kendi evine yerleşmişti. Evine gelip gidenler evde hiçbir şey göremeyince eşyaların nerede olduğunu soruyordu. – Eşyalarımızın güzel olanlarını gönderdiğimiz bir evimiz var, diye cevaplıyordu Ebû Zer. – Neden hemen o eve taşınmıyorsun öyleyse? – Çünkü evin sahibi bizi dâvet etmiyor. Ebû Zer adama bakıyor ve devam ediyordu. – Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, hanımlarınıza kulak verip evlerinizi eşya ile doldurmazdınız. Allah’tan hep beni meyvesinden istifade edilen bir ağaç olarak yaratmasını istedim. – Böyle olması senin dünyadan nasibini almana mâni mi? – Rasûlullah demiştir ki: “Ebediyyet yurduna inanan ama aldatıcı dünya için çalışıp çabalayan birine ne kadar şaşarım!” … – Ya Rasûlallah, yolda yalnız başına yürüyen bir adam var! Müslümanlardan biri gördü Ebû Zer’i. – Ebû Zer olmalı, dedi Rasûlullah. Yolcu kampa yaklaşıyordu. Gerçekten de Ebû Zer idi gelen. Rasûlullah: – Allah Ebû Zer’e merhamet etsin. Yalnız yürür, yalnız ölür ve yalnız haşr edilir, buyurdu.
120.00 ₺ -
Mısırlı Hacer
İbrahim, susuz ve ıssız bir çölde onu ve oğlunu bıraktığı gün, Hâcer’in söyledikleri kulaklarında çınladı: – Bunu sana Allah mı emretti, diye sordu. İbrahim: – Evet, dedi. Hâcer'in kalbi müsterih oldu. Eğer Allah, İbrahim'e Hâcer'i ve oğlunu bu vâdiye getirmesini emrettiyse onun ve oğlunun üstündeki nimetini tamamlamak istiyordur. Bunu duyunca güven içerisinde: – Öyleyse bizi ihmal etmeyecektir, dedi. Hâcer'in korkusu gitmişti. Başı dik olarak kulübeye döndü. Ne gözyaşı akıttı ne de korkudan tir tir titredi. Etrafını çevreleyen dağlar, yüksek ve ürperticiydi. İnsanda yabancılık hissi uyandırıyordu. Ancak Hâcer'in kalbine güven ve esenlik hisleri doğmuştu. Ey İsmail’in annesi, senin imanın dünyadaki tüm insanlara dağıtılsaydı, hepsine yeterdi!
165.00 ₺ -
İbrahim Milleti - İsmailoğulları
Bu roman, Hz. İbrahim’in Kâbe’nin temellerini atmasıyla başlayıp Hz. Peygamber’in onuncu dedesi Adnan’ın dönemine kadar olan süreyi (M.Ö. 1700 - 500) kapsayıp sunmaktadır. Muhtemelen bu özelliğiyle, alanında tek olma mazhariyeti vardır. Bölgede yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkan eser ve malzemelerde İsmailoğullarıyla ilgili bazı bilgileri ulaşılmıfltır. Elde edilen çivi yazılı levhalarda, İsmail diye sâdık bir peygamberin yaşadığı ve on iki oğlunun da bir kabilenin lideri oldukları yazmaktadır. Çalıflmalardan anlaşıldığı kadarıyla İsmailoğulları, Babil-Asur ve Mısır üçgeninde yaşamış, bölgede önemli bir rol oynamış ve Asur krallığına karşı sürekli başkaldıran, Asur düşmanlarına her zaman destek veren bir millet olmuştur. Asurlular İsmailoğulları ile aralarındaki savaşları, anlaşmazlıkları kayıt altına almışlardır. Romanımız, İsmailoğulları ekseninde onların sosyal, siyasî, ticarî ve askerî ilişkilerde bulundukları İsrailoğulları, Asurlular, Babilliler, Mısırlılar ve bölgenin irili ufaklı topluluklarını konu edinmektedir. Bunu yaparken, bazıları için soğuk ve sıkıcı gelen tarih anlatıcılığından tamamen uzak, geniş bir zaman aralığında, insanların gündelik hayatları, diyaloglarına kadar inerek bize yakın bir şâhitlik sunmaktadır.
225.00 ₺ -
Rahmetin Gelişi – Hz. Peygamber’in doğumu
Âmine’yi uyku bastı. Uykusunda, bebeğin adını “Muhammed” koymasını söyleyen bir ses işitti. Uyandığında, o adı sanki yüreğine nakşedilmiş gibi hissetti. Bu işe çok şaşırdı. Çünkü Abdullah’ın ataları arasında Muhammed ismi yoktu. Bu, daha önce ne Zühreoğullarında ne de Abdümenâfoğullarında bilinen bir isimdi. Hatta bütün bir Mekke’de dahi duyulmamıştı. Bebek Âmine’den kopup geldi. Şifa onu elleriyle karşıladı. Abdullah’ın Habeşli cariyesi de onu yıkamasına ve kurulanıp sarılmasına yardım etti. ikisinin de kalpleri nur ve rahmete boğulmuştu. Derin bir sevgiyle uzun uzun bebeğe baktılar. Sessiz ve sâkindi. Ağlamalarıyla dünyayı ayağa kaldırmamıştı. Aksine o küçücük yüzünde gönülleri cezbeden ve iç ferahlatan bir nur parlıyordu. Bebek götürülüp Âmine’nin yanına kondu. Âmine, yüreği kıpır kıpır, şefkat ve heyecanla oğluna baktı. O an bütün varlığın nurla aydınlandığını hissetti. Sevgi duyguları coştu. Bebeği dikkatlice alıp yüreğine bastı. Ona doğru eğilerek yanağına bir öpücük kondurdu. Sanki bütün dünyayı öpmüş, bütün dünyayı kolları arasına almış gibi hissetti. Göz pınarlarından ince yaşlar süzüldü
187.50 ₺ -
Faraklit'i Beklerken –Kureyş
Meryem oğlu İsa geldi; Faraklit’i müjdeledi. Zerdüşt de takipçilerine, “kızıl devenin sahibi Arap ülkelerinden çıkıp gelinceye kadar” kendisinin öğretilerinden ayrılmamalarını tavsiye etmişti. İşte Faraklit, Paraklit veya Ahmed ismiyle müjdelenen o Peygamber, Evrensel Elçi Hz. Muhammed’di. İnsanlık, önceki peygamberlerin müjdelediği o evrensel rasûlün çıkışını bekliyordu. Hz. İsa onunla ilgili: “Ben gitmezsem, sizinle sonsuza dek birlikte olacak Faraklit size gelmez” demişti. Peki, Romalısı, İranlısı, Mısırlısı ve Arabıyla, kısaca o günkü insanlar Faraklit’i beklerken nasıl bir dünyada yaşıyordu? Sevinç ve kederleri, zorlukları ve umutlarıyla o dönemin hayatından kesitler sunan romanımız geniş bakış açısıyla bizleri bir ülkeden ve medeniyetten bir diğerine koşturacaktır.
187.50 ₺ -
O Bir Yetimdi –Hz. Peygamber’in Çocukluğu ve Gençliği
Annesinin yüzünün sararması, solgun bakışları, gözlerindeki parlaklığın gitmesi, nefeslerindeki tutukluk onu korkutuyor, merhamet ve şefkati, hüzün ve kederi aynı anda yaşıyordu. Annesinin göğüs kafesinde ruhunun çırpındığını görünce Muhammed’in yüreği parçalanıyordu. Âdeta güçlü bir el onu lime lime ediyordu. Gördükleri karşısında korkusu daha da arttı ve eğilerek annesine seslendi. Fakat annesi cevap vermedi. Son nefeslerini veriyordu. Başına gelecek felaketi anladığı an yüreğini dağlayan acıyı, içini saran yetimlik ateşini hissetmeye başlayan Muhammed hıçkırıklara boğuldu. Yine de annesine son demlerinde acı yaşatmamak için gözyaşlarına hâkim olmaya çalıştı. Âmine ruhunu teslim etti. Muhammed ve cariyesi Habeşli Bereket, annesi Âmine’nin vefatından sonra babası Abdullah’ın evinden büyük eve, dedesi Abdulmuttalib’in evine taşındı. Abdulmuttalib’in ölümünden sonra da bu yetimin himayesi amcası Ebû Talib’e geçti. … Yazar, “O, seni bir yetim iken seçip barındırmadı mı” âyetiyle vurgu yapılan Hz. Peygamber’in çocukluğu ve gençliğini bütün hissiyatı, metaneti ve sabrıyla roman örgüsü içinde vermeye çalışmaktadır.
187.50 ₺ -
Anayurt Mekke Adnaniler
İbrahim ve İsmail’in, tevhidin kalesi olarak temellerini attığı Kâbe kutsallığını korumaya devam ediyordu. İnsanlar sabah işlerine giderken ve akşam evlerine dönmeden önce onu tavaf ediyorlardı. Ticaret amacıyla veya göç gibi sebeplerle yeryüzünde dolaşmaya başlayınca, uğur getirmesi için yanlarına Kâbe’den bir taş alırlardı. Uzaklaşıp, Kâbe hasreti kendini hissettirince, Beytullah’tan aldıkları taşı çıkartıp ortaya koyarlar ve Kâbe’yi tavaf ettikleri gibi etrafında dönerlerdi. Zaman geçtikçe kalpler katılaştı. Nihayet ataları İbrahim, İsmail, İshak ve Yakub’un ibadet ettiği şeyi unutup, taşların bizzat kendisine ibadet edildiğini zannettiler. Ülkeleri dolaşırken, Mısır’ın sanat şaheseri heykellerini, Babil’deki İştar, Sîn ve Merduk putlarını gördüklerinde bu taşları, Mısır, Suriye ve Mezapotamya’dan getirdikleri heykellerle değiştirdiler ve bunlarla ilgili birtakım efsâneler uydurdular. Onların, Allah’a yaklaştıracağı ve şefaatlerinin umulacağı zannına kapıldılar. … Nadr, Adnan’ın soyundan olan gençlerin Kâbe’den ayrılarak, değişik ülkelere göçlerinden Mekke’nin ticaretinin etkilendiğini fark etti. Onları yeniden Mekke’ye döndürmeye ve Harem’de toplamaya çalıştı. Böylece şehirlerin anasını, anayurdu eski günlerine döndürerek gençleriyle buluşturacak ve onu hak ettiği yere getirecekti. … Yazar, bizleri dönemin kahramanları çevresinde birer tiyatro sahnesi sunumuyla senaryosuna dahil etmektedir. İskender-Darâ, Sezar-Kleopatra, Yahudi kralı Herod-Yahya Peygamber, Arap Nabat krallığı-Adnânîlerin Mekke yönetimi…
243.75 ₺ -
Azade 10 Numaradaki Sır
Birden “Bu, böyle olmak zorunda değil.” dedim kendi kendime. Hayatının baharında bir öğretmenin, Elvan’ın intiharı, genç gazeteci Azade’nin dikkatini çeker. Eldeki kanıtlar olayın “sıradan”lığına işaret ederken ve polis dosyayı rafa kaldırmışken Azade, hiçbir intiharın sıradan olamayacağı gerçeğinden hareketle olayın peşine düşer. “Araştırdıkça kafam karışıyordu, işin içinden çıkamıyordum… Elvan beni şaşırtmıştı. Tüm tanıdıklarıyla konuştum, odasını, eşyalarını inceledim. Kimse onun intihara eğilimli olduğuna inanmıyordu. Derken, ona ait defterlerden birindeki şu not dikkatimi çekti: İncisini Yitirmiş İstiridye...” Çıkar ilişkilerinin ve ihtirasların darmaduman ettiği bir toplumda inancın, cesaretin, adaletin, yardımseverliğin ve zekânın üstünlüğüne inanan bizden biri: Azade!
6.16 ₺ -
Beyaz Minare
Şehadet sevdalısı bir gencin Çeçenistan dağlarından Suriye cihadına doğru seyreden iman yüklü serüvenini Beyaz Minare’de bambaşka bir üslupla okuyacaksınız. İmanın aksiyon sahası ve “İslam’ın zirvesi” olmakla nitelendirilmiş cihadın tatlı çehresini burada soluklayacak ve İsa aleyhisselam’ın kıyamete yakın nüzul edeceği o Beyaz Minare’yi “Beyaz Minare” ile unutamayacaksınız…
75.00 ₺ -
Paradokya Adalet Yıldızı ve Kayıp Pusula
Bu kadar korktuğunu hatırlamıyor belki de bundan daha heyecanlısını yaşayacağını sanmıyorsun. Yanılıyorsun... Bu gece, geçmişin izlerini saklayan bilinçaltınla yüzleşmeye hazır mısın? Paradokslarla çevrilmiş rüyalar alemine hoş geldin. Gecenin gizemli oyunu senin için başlıyor!. Paradokya günümüzde gençlerin ilgilsini en çok çeken fantastik roman türünde sürükleyici bir örnek. İlgi çekici kurgusu, anlatım sadeliği sayesinde ilköğretim ikinci kademe ve lise seviyesindeki öğrencilerin ilgiyle takip edeceği bir eser. Paradokya'nın bir diğer önemli özelliği ise bizden, kültürümüzden beslenen bir hikayeye sahip olması. Tüm müspetleri macera ve eğlenceden ödün vermeden içinde barındıran bir ilk eser!..
199.50 ₺ -
Beni Bir Annem Sevmiş
Benim adım Azat. Bu benim hikayem... Aşkın, ihanetin ve pişmanlığın öyküsü... Şaşırtıcı, ürpertici, kahredici... Henüz hayatımın baharında, yetim kalmış çaresiz bir gençken, hiç hayal etmediğim bir şekilde zengin bir mirasa kondum. Bu hazır bulmuşluğun şımarıklığıyla kendimi, tuzaklarla dolu baş döndüren coşkulu bir alemin kucağında buldum. Dur durak bilmeyen bir çılgınlık içinde, etrafımı saran sahte dünya melekleriyle günümü gün ediyordum. Hızla uçuruma yuvarlandığımı gören yüreği yaralı annemin, her gün önüme geçerek gözyaşları içinde yalvarışlarını hiç önemsemiyordum. Kalbini bin parçaya bölerek kırdığım bu şefkat kahramanının, üzüntüyle alev alev yandığı bir anda, hiç beklemediğim bir şekilde davetsiz bir misafir kapımı çaldı. Asi bir evlat olarak, bütün varlığımı kaybedip dostları tarafından terk edilmiş bir halde ölümle kalım arasında can çekişirken buldum, kendimi... Yürekler parçalayan kabuslar zinciri de o zaman başladı. Ve ardından gelen korkunç bir son... Her şeye rağmen beni bırakmayan yalnızca o vardı. Meğerki beni bir annem sevmiş… Dayanabilen evlatlara…
156.00 ₺ -
Üvey Anne
Bu roman, üvey annelere bir merhamet hissi gelir ümidiyle yazılmıştır. Kitabı okuyan üvey anneler arasında öksüzlerini kendi yavrusu gibi bağrına basabilecek fazilette hanımlar çıkarsa maksat hasıl olacaktır. Kanaatimiz şudur ki; bir tane iyi üvey annenin değeri on tane annenin değerinden daha az değildir. Her kadın bir anne olabilir fakat, her kadın iyi bir üvey anne olamaz.
162.50 ₺ -
Sevginin Dünyası Cep Boy
Tarihî romanlarıyla tanınan Ahmet Yılmaz Boyunağa, ilk defa duygu yüklü bir romanla genç okurlarının karşısında... Karamsarlık ile ümit arasındaki çizgi bazen çok incedir. Oysa sevgi emek ister. O sevgi ki nice tehlikelere sürükler insanı; acılara beklenmedik davetiyeler çıkardığı da olur... Ama en umulmadık anda gri tonlar renklenir, bahar olur dört bir yan. Sevgi'nin Dünyası, yirmili yaşlarında üniversiteden yeni mezun bir genç kızın hayata tutunma mücadelesini anlatıyor. Ailesini kaybettikten; akrabaları ve nişanlısı ona sırt çevirdikten sonra Sevgi'nin yapabileceği tek şey kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmektir. Sevgi'nin Dünyası: Bir genç kızın dokunaklı ama iyimser öyküsü...
18.20 ₺ -
İlm-i Aşk
“İnanmazsan anlatamam ki sana, zira aşk inanmakla başlıyor.” Aşk bahsine bir gül dalı ile giriverdim ben. Hiç sual etmedim, aşk dedim, inledim. Zahitlerin, dervişlerin kırk günde tamam ettiği çileyi, ben kırk senede tamam eyledim. Kırk senede kırk efsunlu kelime devşirdim de İlm-i Aşk düştü avuçlarıma. Sükûtu bildim, lakin susamadım. Sussaydım aşk beni terk eyleyecekti belki. Bu sebeple düştüm yollara ve dahi “Aşk yolda olmaktır” dedim, öyle bildim, öyle inandım. Sükût eylemek istedim, lakin kelimeler öyle güzeldiler ki, kıyamadım. İlm-i Aşk ömrümün hülasasıdır. Ezelden bedenime nakşedilmiş goncadır aşk. Dileğim odur ki aşkı bilenlerin elinde, aşkı terennüm edenlerin dilinde seneleri ân eylesin. Benim lisanımda, sükûtum dahi aşkı söylesin. Aşk onu işitecek kulak arıyor, aşk ismini söyleyecek dudak arıyor. Aşk seni arıyor, ama bilmiyorsun ey kâri. Aşk olsun...
227.50 ₺ -
Yalnızız
Peyami’nin kendisine has bir roman tekniği kullanarak cemiyet hakkındaki orijinal tasavvurlarını bir ütopya yazarı vasıtasıyla aksettirdiği romanıdır. Geride kalan yarım asırda kendisine en çok atıf yapılan edebî ütopya haline gelen “Simeranya” bu eserde ortaya konmuştur. Bir evin içerisinde yaşayan fakat yaşayışları arasında alaka kurulamayan fertler üzerinden toplumun bölünmüşlüğünün resmi… Ruhunu arayan bir duyarlılığın hikâyesi...
376.00 ₺ -
Medeniyetin Arka Sokakları
Kendisini insanlığın son noktası olarak tanımlayan ve bütün dünya için model olma iddiası taşıyan bir uygarlığın hegemonyasına maruz halde yaşıyoruz. Batı uygarlığı, küresel bir medeniyet olarak takdim ediyor kendisini. Vitrini niteliğindeki şehirleri ve ışıltılı bulvarlarıyla, bütün dünyanın gözleri onun üzerinde çünkü. Fakat arka sokaklarda biten bir ışıltı söz konusu olan... ‘Arka sokaklar’da manzara değişiyor. Uygarlık vitrini niteliğindeki şehirlerin arka sokaklarına, dünyanın ‘arka sokağı’ niteliğindeki ülkelere, insanın iç dünyasının kuytularında batı uygarlığının bıraktığı izlere bakıldığında, durum tamamen değişiyor. Medeniyetin Arka sokakları, bu olguyu merkeze alıyor. Ve “New York’a teslim olmuş bir akılla Medine’yi tekrar kurmak mümkün değildir” tespitinden hareketle, bizi sarsıcı bir sorgulamaya çağırıyor. Sadece dış dünyayı değil, iç dünyalarımızı da içine alan bir sorgulamaya hem de...
6.50 ₺ -
İbiş'in Rüyası
Tarık Buğra'nın bu eseri, onun dil, üslûp ve teknik özelliklerini en iyi belirten romanlarından birisidir. Eser, konu bakımından da tiyatro ve sinemanın ilgisin çekmiş, Devlet Tiyatroları'nda sahneye başarıyla uygulanmış, TRT tarafından da -yazarın söyleyişi ile- "akıl almaz şekilde yozlaştırılarak" dizi film yapılmıştır. Biz, romanı okuyanların, bu TV filmi konusunda yazara hak vereceklerine inanıyoruz.
256.00 ₺ -
Elveda Gülsarı
Gülsarı, cins ve ünlü bir yorga atın adıdır. Yazar, korkunç bir duygudaşlık yeteneğiyle bir yandan Gülsarı’nın doğumundan ölümüne kadar geçen fırtınalı hayat macerasını, diğer yandan onun biricik yetiştiricisi Tanabay’ın çilesini anlatır. Tanabay can çekişen sevgili atının başında geçmişiyle hesaplaşır. Kendini devrime, mutlu yarınlara adamış, ama siyasi rejim onun ömrünü mutsuzluklar ve sıkıntılar içinde geçirmesine sebep olmuştur. İçerisinde yaşadığı toplum değişim adı altında bütün değerlerini kaybetmiştir. Aytmatov, kendine özgü anlatım tarzı ve etkileyiciliği ile hikâyenin geçtiği tabiatı betimliyor, Kırgız - Kazak Türklerinin töre ve folklorunu ebedileştiriyor.
200.00 ₺ -
Nilin Melikesi
Seni suların içinden çekip çıkardı kalbim, Musa koydum ismini, Bir göz aydınlığısın benim için, Nil, bir kandil gibi astı seni içime. Musa koydum ismini, Seni sulardan çıkardım…” Güzellik, bereket, iyilik ve cömertlik onda toplanmıştı. Asiye alçakgönüllüydü, cesurdu. Kavgaları yatıştırıp anlaşmazlıkları çözen, başkalarının selameti için kendini feda eden, haksızlığa isyan edendi o. Bir sütun gibi, çatıyı kurup taşıyandı. Yürüyen bir nehir gibiydi Asiye. Sudan gelen ve suyun içinden yükselen hikmete kucak açan. Çöl/Deniz ve Siret-i Meryem kitaplarında, insanlık tarihinin emsalsiz kadınlarının hayatlarını kaleme alan Sibel Eraslan, bu defa Hz. Musa’ya annelik eden Nil’in Melikesi Hz. Asiye’yi konuk ediyor satırlarına.
367.50 ₺ -
Cezaevinde Şah ve Sultanlar
Tutku… Güzellik… Aşk ve savaş. Sadece gönüllerin değil alınların, kemiklerin ve gözlerin alev alev yandığı savaş. Kahramanlarını, Yavuz Sultan Selim’i de Şah İsmail’i de tarihin merdivenlerinde bir basamak aşağı indiren bir basamak yukarı çıkaran savaş. Çaldıran... Şimdi Çaldıran ne 500 yıl geride ne 500 yıl ileride. Savaş tasında büyücünün gördüğü neydi? Kızılbaşlık! Sünnilik! İktidar hırsı. Aşkın bir çökelti gibi dondurduğu zaman! Korku? Ya o? Yazar biraz da korkuların üstüne gidendir. Tarih ileriye doğru çözüldükçe ağacın kökleri de görülecektir. Alevi de Sünni de bağlıdır o köke. Birdir o toprakta. Gölgeler büyümüşse ışığı değil korkuyu yenmek gerekir. Karanlık ve kör ışığın egemenliği boğmasın artık nesilleri. Ve işte bir kez daha aşk! Şiir kadar iktidar atında rüzgâra ve ateşe doğru yol alan iki hükümdar. Şah ve Sultan… Dünya incisi zarif ve asil kadınlar. Yeminlerine bağlı erkekler. Masal kadar gerçek. Büyüleyici olduğu kadar umut verici. Şah&Sultan her cümlesi aşkla okunacak bir kitap. İskender Pala’dan…
361.35 ₺ -
Prenses Maria Bizans İstanbul’unda Ölümsüz Bir Aşk
İstanbul âşığı Haldun Hürel'den Roma İstanbul'una uzanan bir aşk hikâyesi... Latin istilasını bertaraf eden İmparator Mikael, harap edilmiş şehrini tekrar imar etmeye çalışırken kızı Prenses Maria da her şeye rağmen hâlâ göz alıcı olan İstanbul'u gezmekte, kendine yeni arkadaşlar edinmektedir. İstanbul ve Galata surları, Maria ve sevgilisi Carlo arasına çekilmiş gibidir. Maria"nın Cenevizli bir Katolik olan Carlo'ya aşkı, iki katlı surların bile ardına uzanmaktadır! İmparator Mikael’in onaylamadığı bu aşk, Maria ve Carlo'yu, neredeyse kendileriyle aynı kaderi paylaşan arkadaşları Fani ve Andrea ile çeşitli planlar yapmaya iter. Bugün "Moğolların Meryem'i" olarak da bilinen Prenses Maria, farklı bir İstanbul deneyimi yaşamak isteyenlere hüzünlü hikâyesiyle Haldun Hürel’in kaleminden sesleniyor.
273.75 ₺ -
Yol Arkadaşım
Hayata birlikte yol alan iki kişi... İki yolcu... Kimi zaman birbirleriyle hemhal olan, kimi zaman zıtlaşan iki ayrı beden ve ruh. Hayat yolculuğuna birlikte çıkmaya karar vermiş bu iki insanın, yani eşlerin birbiri ile münasebetleri nasıl olmalı peki? Hayat bir yolculuksa ve bu yolculuk birlikte tamamlanacaksa, bu iki “yol arkadaşı” önlerine çıkan engelleri nasıl aşacak ve birbirine nasıl destek olacak? Elinizdeki kitap, bu sorular için gayet basit ve güzel çözüm yolları sunuyor. Eşlerin birbirine pek çok konuda nasıl yardım edeceği ve yaşanılan sorunların nasıl aşılıp çözüme kavuşturulacağı, “yol arkadaşlığı”nın nasıl olması gerektiği o kadar güzel anlatılıyor ki...
3.90 ₺ -
Hayyam
“Biz sarhoşken henüz üzüm yaratılmamıştı” “Biliyorum her şarap anıldığında, her şarap şişesine bakıldığında, her üzüm hasadı yapıldığında tuhaf bir biçimde ruhum ordaymışçasına beni anıyorlar. O şarabın etkisiyle sarhoş olmadım ben. O şarabı hiç ağzıma sürmedim. Onun tadını da bilmem. Kırmızı, beyaz, pembe, kızıl, eski, yeni, ne zaman ve nasıl yapılırsa yapılsın, nasıl içilirse içilsin hiçbir şarapta bir izim, bir gölgem yok. Yine de herkes beni anıyor şarap denince. Şarabı sarhoş edici bir içki olarak tatmamama rağmen sarhoşluğum hep arttı. Ve öyle bir an geldi ki ne kendimi ne gayr’ı bildim.” Evreni anlama çabasını şiirlerine gizlemiş bir şair… Sayılarla oynayan bir matematik dehası… Göğü izleyen bir astronom… Medrese arkadaşı Hasan Sabbah ve Nizam’ül Mülk’le ayrılan yolları… Rasathanede izlediği yıldızlar ve baktığı gökte yalnız onun gördüğü an’lar… Asırları aşan akıl yürütmeleri… Ve elbet, rubaileri… “Hiç” olma yolunda “şey”e varan bir yolcu… Adı yüzyıllardır hafızalardan, dillerden silinmeyen Hayyam… Sadık Yalsızuçanlar’ın güçlü kalemiyle bir kez daha hayat buluyor.
7.13 ₺ -
Aşk- ı Pervane
Mürşitleri, üç pervaneye ateşi öğretmekteymiş. Birinci pervaneye hitaben demiş ki: "Hadi uç ateşe doğru. Git ve tez vakitte geri dön. Bakalım bize ne haberler getireceksin?" Heyecanla uçmuş birinci pervane ateşe. Çok geçmeden, gidişinin bin misli heyecanla geri dönmüş. "Efendim!" demiş mürşidine. "Ateş öyle bir şey ki, görünce gözlerim kamaştı. Karanlık dünyam ışıdı! Çok muazzam bir şey bu ateş dedikleri!" "Bu gördü!" demiş mürşit. İkinci pervaneyi göndermiş ateşi öğrenmeye. Hayli gecikme ile geri dönmüş ikinci pervane. Birinci pervaneyi aşkın bir heyecan ve sersemlik, sarhoşluk içinde anlatmış: "Efendim! Ateşe o kadar yaklaştım ki! Işığı gözlerimi kamaştırmakla kalmadı, sıcaklığı yüzümü yaladı. Bu sıcaklıktan adeta sarhoş oldum, kendimden geçtim. Toparlanmam uzun sürdüğü için dönmekte geciktim." "Bu bildi!" demiş pervanelerin mürşidi. Son pervaneyi uçurmuş ateşe. Beklemişler, beklemişler, beklemişler... Geri dönen olmamış. "Bu da yaşadı!" diye mırıldanmış mürşit. Ateşi merak eden pervanelerin öyküsüydü bu. Ateşe uçan, ateşi gören, ateşi bilen, yaşayan... Ateşin aşkına yanıp kül olan... Ateşi yutan pervane görülmüş müdür? İçindeki ateş dışındakine denk olan? Yandıkça ateşe hasreti artan? Kalbindeki ateşin ışığından gözleri kamaşarak, dışındaki ateşi görmeden dalan?
8.40 ₺ -
Salkım Söğüt
Kimnus böceğiyle ölüm olmayan bir ormanda tanıştım. Aslında başlangıçta ne ormanın ölümsüzlüğünden ne de tanıştırıldığım böceğin adının Kimnus olduğundan haberim vardı. Sevgili kız kardeşimle el ele ormanda gezerken kendimden habersiz ormanın büyüsüne kapılmışım. Abarttığımı sanmıyorum, yaşadığım şeye ancak büyü denilebilir. Şefkatli ve ısrarcı kollarıyla beni kuytularına çeken ormanda, o güne kadar hiç duymadığım bir musikiyi dinliyor, hiç görmediğim renklerle allak bullak oluyordum. Damarlarım duyarlı bir kemanın telleri gibi titreşirken, dinlediğim lezzetine doyulmaz musikinin bir parçası olmuştum sanki. Ormanın kuytularına çekilirken kaybolma korkusuyla kız kardeşimin elini hiç bırakmıyorum. O ormanı iyi biliyor, dili döndüğünce bana anlatıyor. Ellerimi çok sesli müzik gibi tutan, roman gibi konuşan kız kardeşim, kâh bin yıllık bir kocakarı, kâh dam başlarında çatal iğneli pantolonuyla gökyüzüne mektup salan uçarı bir genç kız oluyordu. Ama eli hep elimde.
21.00 ₺ -
Örgütlü Ölüler
Örgütlü Ölüler; gündelik hayatta her zaman karşılaşacağınız olaylarla örülü. Gazeteler tuhaf haberler olarak sürekli dikkat çekerler. Mega makinanın insan merkezli olmayışını, şehirlerin ölümden ibret almayan duygusuzluğunu anlatan bir roman. Sistem, güvenliği için ölülerin bile örgütlendiği vehmine kapılabilir. Sistemin kuruntuları insanlara hayatı zehir eden uygulamalar içine girebilir. Yine de gülümseyen bir ironi ile yaklaşmak hayatı güzelleştirir. Zor zamanlarda, sıkıntılı anlardaki tercihlerimiz bizi insan yapar; ölümü munisleştirir, iptilaları izzetle karşılamanızı sağlar. Örgütlü ölüler, yalın, sade kurgusuyla, ötelerin bilinmezliğini elle dokunur hale getiriyor. Herkesin başına her an gelme ihtimali yüksek bir macerayı mizah diliyle anlatıyor. Sizin öykünüze içerden bir bakış sağlıyor. Şehirlerde dışlanan ölümün kendini nasıl hatırlattığını anlatıyor.
147.00 ₺ -
Kaf Muamması
“Kaf Muamması” Arap Şiirine adanmış bir roman. Üstelik beklentilerin çok ötesinde.. Ülkesi Brezilya’nın en çok ödül almış yazarlarından biri olan Alberto Mussa, Kaf Muamması ile ilk defa Türkçede! Afrika dillerinden, Arap diline, oradan Portekiz yerlilerine, Brezilya’da yaşanan hayatlara ve daha fazlasına gözlerini çeviren, merak eden, araştıran bir romancı Mussa. Türkçe bilen okur, onu “tanıdık” sayacaktır, sebepsiz olmayacaktır bu tanıdıklık üstelik. Kaf Muamması, Arap alfabesinden bir harf olan “kaf” ile “Kaf Dağı” arasında bağlantılar kurup yapısını birçok ara hikâyeyle besliyor. 28 harfin gizemi, “arasöz”lere, “parametre”ler, hikâyenin bütününe ustaca ulanıyor. Kurgunun yetkinliğinin yanında, Eski Arap Şiiri’ne, Cahiliye Devri’ne, “Yedi Askı Şairleri”ne dair birçok bilgiyi eserinin içinde bilgece sunuyor okuyucuya Mussa. “Üst kurmaca”nın parlak örneklerinden biri olan bu metin, birden çok okumayla genişleyecek ve her daim canlı kalacak bir kitap olarak Türkçede yerini alıyor.
164.25 ₺ -
Jerusalem
Bizi Belirleyen, Belki de Çocukluk Ülkemizdir Markar Esayan’ın Timaş Yayınlarından tam da bugünlerde çıkan romanı Jerusalem bunu düşündürüyor okura. “Eylül 1977 / Babamın beni almaya geldiği günü dünmüş gibi hatırlıyorum. Eve ürküntü veren bir gerginlik hâkimdi o akşamüstü” diye başlıyor Jerusalem. Esayan, bir solukta okunan romanında İstanbullu bir Ermeni ailenin öyküsünü anlatıyor. Kendi çocukluk yılları zorluklarla geçen baba, sekiz yaşındaki oğlunu iyi bir eğitim alması için Kudüs’e göndermek ister. Henüz “bu dünyada olma” haline bile alışamayan kahramanımız bir anda annesinden, şehrinden, yuvasından ayrılmak zorunda kalır. Yatılı okulun soğuk ve nemli odaları, “Evden gönderilen, neden kardeşlerim değil de ben?” sorgulamaları, manastırın nispeten sakin havası, ama duvarların hemen ötesinde bir yurdu paylaşmaya çalışan iki halkın mücadelesi, varlıklı ve nüfuzlu bir aileden geliyor olmaktan kaynaklanan “hanım evladı” görüntüsünü alt etmek için girişilen onlarca macera… Ve daima varlığı hissedilen ve onunla teselli bulunan Hz. İsa imgesi… Jerusalem böylesine zor bir konuda tam bir samimiyet ve kıvam örneği sunuyor. Kahramanlarının hiçbirini kayırmadan ve hiçbirini ihmal etmeden bütün isimlere hayat veriyor. Kudüs’ü anlatıyor, İstanbul’u anlatıyor, “gerçek bir acıyı” yaşarken üzüntü ve kederi kendi tekeline alma halini, Hz. İsa’nın çileli yolculuğunu, Filistinli Ekrem’i, yaşından çok önce olgunlaşan Vasken’i, haylaz Maksut’u anlatıyor. Üstelik tüm bunlar tam bir kıvam ile yapıyor. Adeta sinematografik bir anlatımı var: sürükleyici ve ilginç. Öte yandan bir edebiyat metni olduğunu hissettiren detaylar da yerli yerinde; kişiler arası ilişkiler ve insanlık durumları ustalıkla işlenmiş. Esayan’ın kurguladığı karakterler, duygular ve olaylar oyunbaz hamlelere gerek bırakmayacak kadar sahici.
9.80 ₺