-
Ergenekon’un Şifreleri
17 Mayıs günü Danıştay hâkimi Mustafa Yücel Özbilgin makamında güpegündüz, arkadaşlarının gözü önünde öldürülür, mesai arkadaşları yaralanır. Danıştay’daki kameralar, x-ray cihazları bozuktur, çalışmaz. Katilin yakalanmaması için her tedbir alınmıştır fakat polis katili enseler. Düğmeye basılmış, hükümeti alaşağı edecek bir süreç başlatılmıştır. Hâkimin cenaze töreninde katil hükümet sloganları atılır, bakanlar yuhalanır.Ümraniye’de bir gecekondunun çatısında 27 el bombası bulunur. Sonraki günlerde peş peşe cinayetler işlenir. Trabzon’da Rahip Santoro, İstanbul’da gazeteci Hrant Dink, Malatya’da Tilmann Geske, Necati Aydın ve Uğur Yüksel öldürülür. Malatya’da mahkemeye yağan ihbar mektupları, Zirve Yayınevi cinayetinin, jandarma bölüğünde organize edildiği ve azmettirenlerin Albay Mehmet Ülger ve Binbaşı Haydar Yeşil olduğunu ifşa eder. Albay Mehmet Ülger, Binbaşı Haydar Yeşil, Orgeneral Hasan Iğsız, Orgeneral Şener Eruygur, Orgeneral Hurşit Tolon, Tuğgeneral Veli Küçük, Yüzbaşı Muzaffer Tekin içeri atılır. Ülkede kaos çıkarıp darbe yapmak isteyen Ergenekon örgütü üyeleri seri cinayetlerin sanığı olarak tutuklanır...Türkiye tarihinin en karanlık cinayetlerini işleyen örgütün deşifresi. Hiçbir şey göründüğü gibi değil. Kaos üreterek darbe yapmak isteyen örgütün işlediği cinayetlerin esrarengiz ve nefes kesen hikâyesi… “Derin Çete Serisi”nin 5. kitabında yazar, faili meçhul ve malum cinayetlerin sır perdesini anlatıyor.
8.45 ₺ -
Cehennem Vadisi
“Derin Çete Serisi”nin 4. kitabı olan roman Türkiye’nin derin cinayetlerini anlatıyor. Diyarbakır’da bir öğretmen öldürülür, faili bulunamaz. Cinayet, seri cinayetlerinin habercisi gibidir. İstihbaratçı Yüzbaşı Hüseyin ve polis müfettişi Safa, katilin izini sürmek için Diyarbakır’a giderler. Cinayetin işlendiği sokağa geldiklerinde arabaları havaya uçurulur. Hüseyin ağır yaralanır, müfettiş hafif yaralarla kurtulur ve katili aramaya devam eder. O günlerde efsane Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, Sezai Karakoç Bulvarı’nda çapraz ateşe tutularak korumaları ile birlikte öldürülür. Katillerin peşine düşen müfettiş, pusuya düşürülür ve kaçırılır… Faili meçhul cinayetler, bombalamalar, adam kaçırmalar ve istihbaratçı savaşları… İç ve dış istihbarat örgütleri arasındaki kıyasıya kavga ve bu mücadeleye heyecan katan Hüseyin ve Ela’nın aşkı… Ülke gündemini işgal eden cinayetlerin ve olayların perde arkası… Terör olaylarıyla çalkalanan ülkemizin hazin öyküsünü anlatıyor Kavaklı.
9.10 ₺ -
Sabah Yakın Değil mi
Bir silah sesi ve... Başı yavaşça yere düştü Rüveyda'nın. Yeşil gözleri yarı açık. Gözleri gülümsüyor muydu ne? Bir değil bin aklın yetmeyeceği ne dramlara tanık olmuştu bu yemyeşil gözler. Neretva Nehri’ne benziyordu gözleri. O gözler ki Neretva gibi yeşil ve en az Bosna kadar sahipsiz bırakılmış, unutulmuş yaban diyarlarda.. Gülümsüyordu gözleri. Oysa neler gömüştü bu gözler... Babasının tabutuydu ilk gördüğü şey. Sırplar öylesine nefret ediyorlardı ki Müslümanlardan, sadece dirileri değil ölüleri bile kurşuna diziyorlar. Babasının kefeni kurşun iziyle delik deşik. Rüveyda’nın başı dik. Ölüm nedir ki bir mü’min için. Fatıma yengesini dumanların arasından hayal meyal seçebiliyordu; diri diri yakıldığı otobüsün içinden ve can havliyle cama tırmanan o minik bedenleri. Dünya sağır, dünya kör, dünya sessiz... Her gece Bosna’dan yükselen çığlıklara kulaklarını tıkar dünya. İslam’ın boynu büyük, Müslüman zelil ve dağlar Reyhan kokar. Kırlar zambak bahçesine dönerken gözleri gülümser Rüveyda’nın. Gelen ölüm değil müjdedir o kadınlara. Bu yüzden gülümser o gözler. Kendisinin sandığı ama aslında dünyanın günahı olan o büyük utançla yaşadığı onca acı dolu günün üstüne, müjde gelmiştir ötelerden. Kulağında çınlayan annesinin sesidir. Reyhan kokusu ve Hz. Fatıma Annemiz’dir onu çağıran; yanında iffet abidesi Hz. Meryem. Çamurdan karıldığını unutmayan Rüveyda’nın başı yerde, ruhu ise göklerdedir artık. Neretva, Bosna ve yeşil gözler... Modern dünyanın, karnında büyütüp Müslüman Bosna’nın yüreğine kustuğu vahşetin ve nefretin romanıdır bu. Yazması zordu elbette ama susmak daha zor. Bosna’dan yükselen bu ağıtın gelip yüreklerimizi titretmesi temennisiyle.
9.80 ₺ -
Esrarı Beka
Selçuklu Haşan Sabbah ve ruhunu ona satan Haşhaşiler dünyayı kara bir zindana çevirirken ona karşı koyabilen yalnızca Nizamülmülk’tür. Lâkin belanın havaya karıştığı yılan yuvasından, Alamut Kalesi'nden Nizamülmülk için kara bir ferman çıkmıştır. İhanetin en kesif hâlini yaşıyordu şimdi. Oğlum diyerek yıllarca göğsüne bastırdığı kişiden gelmiştir ihanet. Aşkın diyarında son nefesini verirken Koca Vezir, ardında tüm dünyanın hayran kalacağı bir teşkilat bırakıyordu. Osmanlı Yalnız bir padişahtı. 33 yıllık saltanatı boyunca kurtlarla çevrilmiş bir cihan devletini ayakta tutmak ancak onun gibi dirayetli birine nasip olabilirdi. Yaşadığı çağdan günümüze mesaj bırakan dahi Sultan... Zeki, vatanperver, imanlı, yalnız adam... Sultan II. Abdülhamid Han... Türkiye Şer şebekeleri hiç durmadan çalışıyordu. Düşmandan gelen ihanetlere alışkındık; ya içimizden gelenlere... Bizden sandığımız oysa koynunda hançer taşıyan hainlere mi kalacaktı meydan. Elbette hayır!. Nizamülmülk’ten Sultan Abdülhamid'e kalan miras elbette yine Sultan’ın dirayetiyle günümüze kadar yaşayacaktı. Üç Hilal Cemiyeti... Nâr, Alamut, Kinolis, Ceylan Gözlü Hayal... Ve bin yıllık büyük sır. Nizamülkmülk'ten Abdülhamid’e oradan Özal'a ve günümüze uzanan, insanın hayal dahi edemeyeceği müthiş bir sır yumağı. Herhangi bir kitapta birçok şey bulabilirsiniz ama ney nağmelerinden dökülen gözyaşlarını, Ceylan Gözlü Hayal olup içimize akan aşkın en katıksız hâlini bu kitapta bulacaksınız.
66.50 ₺ -
Gönül Doktoru
Şehirli bir çocuk olan Orhan yaz tatilinde akrabalarının yaşadığı köye gider, köyü ve köylüleri kısa zamanda çok sever. Kendi yöresel diliyle konuşan temiz kalpli köylüler, tarlalar, bahçeler, yeşillikler, hayvanlar, sürekli çalışmakla geçen bir hayat... Bütün bunlar Orhan’a bambaşka bir dünyayı tanıtmıştır. Orhan, arkadaşı Mıstık’la tarlalarda bahçelerde dolaşırlar, hayvanları otlatırlar. Köyün imamı Selim Hoca, her meseleyi Peygamber Efendimizin hayatından örnekler vererek çözer, yanlışları düzeltir. Selim Hoca ile tanışınca Orhan’ın dünyası değişir. Onun, tatlı diliyle Peygamberimizi anlatarak nice insanları etkileyip değiştirdiğini görür. Selim Hoca, tam anlamıyla bir Gönül Doktoru’dur. Bu romanı okurken, köy hayatını yaşayacak ve Gönül Doktoru olmanın güzelliğini hissedeceksiniz.
149.60 ₺ -
Kayıp Renk
Ayrı dünyalar ve ayrı hülyalar bir yerlerde kesişir; birbirine değer, birbirini ezer ya da yüceltir. Çok sevdiğimiz bir kokuyu bile hissetmeyiz bazen. Bazen de bir nargile dumanı, yeni ve sisli bir ufuk açar önümüze; şimdiki zaman geçmişle harmanlanır. Kendimizi rahatlatmak için kurduğumuz o müthiş soru iç dünyamızda çalkalanıp durur: "Eğer kararları biz vermiyorsak, yaptıklarımızdan nasıl sorumlu olabiliriz?" Şairin dediği gibi, bizi ‘yakıp yıkan bir nazar' ve ‘kaderin üstünde bir kader' mi vardır? Ak ile kara kadar farklıdır beklentilerimiz: O delikli kayanın ötesinde hazine varmış... Kredi almanın püf noktaları varmış... Bu memlekette güpegündüz adam kaçırılırmış... Bu işler telefonda konuşulmazmış... Çoğu zaman o içindeki enerjinin aslında kendisi olduğunu bilir insan. Kalbinde ona doğruları söyleyecek ikincil bir mekanizmayı arar durur.
11.70 ₺ -
Yandık Elhamdülillah
Rüya görür müsün ey kâri? Rüyalarla yaşar mısın bazı vakitler? Sonra yanaklarından kulaklarına doğru süzülen iki damla yaş ile uyanır mısın gecenin o en ıssız, en sessiz, en kimsesiz vaktinde? Dünyanın bir rüya âlemi olabileceğine inanır mısın? Gel bir başkasının rüyasına dalalım şimdi seninle. Hakikate uyanalım. Pervane olalım. Bedenimizi yakacak ateş arayalım. Evvela Şiraz'a çırpalım kara ipekten kanatlarımızı, ateşi bilen aşk erlerinin yanında konaklayalım. Aşk ateştir diyelim lisansız ve sessiz ve hatta harfsiz kelimelerle. Aşka yanalım, başka yanalım. Sonra Mevlana dergâhına düşürelim kara bedenlerimizi, bizi kavuracak bir şem arayalım. Aşk arayalım. Göğe yükseltelim feryadımızı. Aşka ağlayalım. Bir dağ başında dua eden Yunus'u bulalım sonra. Ona aşkı soralım dilersen, aşkına şahit olalım. Aşkı üç âşıktan dinleyelim biz. Biri; "Aşka uçarsan kanatların yanar" desin bize, diğeri "Aşka uçmazsan kanat neye yarar" diğeri temmet çeksin düşlerimize; "Aşka vardıktan sonra kanatları kim arar" desin, susalım. Açma sakın gözlerini, bu rüya âşıkların rüyasıdır. Uyanırsan rüyaları unutacaksın.
7.80 ₺ -
Paradokya Sırlar Geçidi
Gecenin gizemli oyunu devam ediyor! Kitabı eline aldığın an yolculuğun başladı. Kim bilir şimdi nerdesin. Tanımadığın insanlar beliriyor yanı başında. Bir an önce çıkmalısın bu rüyadan. Birbirine bağlanan şifreler, bulmacalar, oyunlar seni kurtuluşa mı götürecek yoksa tuzaklara mı kapılacaksın? Anahtara sahip olmak yeterli değil, doğru kapının kilidini açmalısın. Riske girmeye hazır mısın? Paradokslarla çevrili rüyalar âlemi, seni bu defa bambaşka zaman ve mekânlara götürecek. Paradokya, Sırlar Geçidi ile yeniden karşında!
175.00 ₺ -
Kabil
Aşk için ölmek kadar, öldürmenin de masum olduğu bir coğrafya… Aydınlıktan ümidini kesmiş, gözüne ölüm kaçan insanlar… Bursa’daki aşkın İstanbul’daki maktulleri… Şimdi gözlerini kapat ve en son ne zaman âşık olduğunu düşün! Ve ne zaman ölmek istediğini… Kabil’e kardeşini öldürten aşk, sence sana neler yaptırabilir? İçindeki Kabil’den kurtulmak için bir şansın var! Ama okuyacakların, gözünü korkutacaksa insanların arasına asla karışma! Bundan sonra öldürülen herkes, ondan sorulacak…
168.00 ₺ -
Aşk ile An Seyretmek
Bu toprağın manevi mimarlarından Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, ilim ile irfanı, akıl ile kalbi, zahir ile bâtını kendisinde birleştirmiş bir ulu kişidir. İki kanatlıdır; bu yüzden uçar, uruc eder, başka yerlerden haberler getirir. Maneviyat âleminde bir yıldızdır, şiirleri okuruna ruh üfler, Marifetname’si şaşırtıcı bir evrendir. Aşk ile An Seyretmek’te, Türk hikâyesinin önemli isimlerinden Melek Paşalı soruyor, Belkıs İbrahimhakkıoğlu, büyük dedesi Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’ni anlatıyor. Kitapta, sadece aile içinde kalmış anlatılara, kitaplara girmemiş menkıbelere değil, kuşaktan kuşağa geçen bir Hazret sevgisine de şahit olacaksınız.
182.50 ₺ -
İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası
Osmanlı Beyliği’nin kurucularının kimliği ve devlete adını veren ailenin menşei hakkında bugün doğrudan dönemin çağdaş kaynaklarına dayalı olarak çok az şey bilinmektedir. Bu durum haliyle bu konu üzerinde çalışan araştırmacılar için ciddi bir problem oluşturmuştur. İlk dönem Osmanlı tarihiyle ilgilenen tarihçilerin çoğu bu sağlam kaynaklara dayalı bilgi boşluklarını, teorik çıkarımlara kapatma yolunu tercih etmişlerdir. Bununla beraber mevcut kaynaklardan elde edilen menkıbevi bilgiler, bazı tarihçiler için gerçek bir bilgi gibi algılanıp bir ölçüde kurgulanmış bir tarih yazımına da yol açmıştır. O kadar ki bunlar bazen genel kabullerle benimsenerek iyice yerleşmiş, hatta ders kitaplarına kadar yansımıştır. Aslında bu kaynaklardan tarihi gerçekliğe tam anlamıyla erişmek pek de kolay görünmemektedir. Feridun M. Emecen • Moğol istilâsı Osmanoğulları’nın kaderini nasıl belirledi? • Anadolu’nun kuzeybatı ucunda ortaya çıkan Osmanoğulları’nın ataları kimlerdi? • Kayı boyuna mensubiyetleri sonradan uydurulmuş bir bilgiye mi dayanıyordu? • Osmanoğulları’nın coğrafî konumları, sınırlarını genişletip bir cihan devleti haline gelmelerinde nasıl bir rol oynadı? • Birçok Anadolu Beyliği arasında Osmanoğulları’nı öne çıkaran unsurlar neydi? • Osmanoğulları’nın küçük bir beylikten üç kıtaya hükmeden bir imparatorluğa dönüşmesinde gazâ/cihad ideolojisinin rolü var mıydı? 2012 yılına damgasını vuran Fetih ve Kıyamet 1453 kitabının yazarı, Osmanlı İmparatorluğu’nun Klasik Çağı alanında uzman Prof. Feridun M. Emecen, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası kitabıyla; Osmanlı Devleti’nin kaynakları itibariyle “karanlık/bilinmeyen çağı” olarak adlandırılan kuruluş dönemini aydınlatıyor ve zihinlerde oluşan bütün sorulara cevap veriyor.
19.45 ₺ -
Yesrib'de Bahar Müslümanlığın Doğuş Öyküsü
“O gece Zeyd, hayatındaki en mucizevi deneyimi yaşadı. Zeyd’in, her bir heceyi her bir vurguyu hafızasına kazıyabilmesi için Cebrail okuyor ve Hz. Muhammed(sav) tekrarlıyordu. Karanlık, yerini güneşin ilk ışıklarına terk edinceye kadar devam ettiler.” Okur, Zeyd’in rehberliğinde; İslam’ın ilk yıllarına, Medine’ye doğru bir yolculuğa çıkıyor. İslam’ın doğuşundan kısa bir süre sonra Medine(Yesrib)’de dünyaya gelen Zeyd, babasının Buas savaşında ölmesiyle yetim kalınca; annesi ve abisiyle hayatın zorluklarını aşmaya çalışıyor. İslam’la tanışması ve Hz. Peygamber’le karşılaşması ise hayatının tümüyle değişmesini sağlıyor. Hikayenin başında sekiz yaşında olan Zeyd, daha 12 yaşında iken vahiy katibi oluyor. Kur’an’ın en önde gelen koruyucularından ve yorumcularından biri olan bu çocuk, aklı ve hafızasıyla küçük yaşlarından itibaren herkesin hayranlığını kazanıyor. Kur’an’ın kitap haline gelmesi ve değişmeden çoğalmasında Zeyd’in rolü oldukça büyüktür. İtalya’nın en büyük Müslüman kültürü uzmanlarından biri olan Vincenzo, İslam’ın ilk yıllarını akıcı bir romanla okura sunuyor. Yazarın söylediği gibi “Batı romanının akıcılığını ve Doğu bilgeliğinin içeriğini haiz” bu eser Hz. Muhammed(sav)’in hayatından bir kesiti, vahiy katiblerinden Zeyd Bin Sâbit’in gözünden anlatıyor.
11.67 ₺ -
Sufi Bir Aşk Yolcusu
O ana kadar her şey sıradandı onun için...Bütün bir hayatı öylesine yaşıyor, dünya deyince sadece kendisini, kendi hazlarını ve tutkularını biliyordu.Ama bir gün, bir insan çıktı karşısına ve her şey değişti. Bir sûfî miydi acaba onu değiştiren, yoksa Rahmân’ın bir lütfu muydu onu gerçeklerle tanıştıran?Bilmiyordu...Bildiği tek şey, artık bambaşka bir insan olduğuydu.Gönül denizine bir yol açılmıştı artık nihayet.Dur yoktu, durak yoktu...İbrahim Baz’ın kaleminden Sûfî, işte bu yolculuğun öyküsünü anlatıyor...
22.75 ₺ -
Bir Delinin Sınav Günlüğü
Günlerden pazar, konumuz delilik… - Yıllar sonra üniversite sınavına mı gireceksin? - Evet! - Yahu sen deli misin?… Sizce bu adam deli mi? Ne yapmaya çalışıyor? Bu yaştan sonra sınava gireceği yetmezmiş gibi bir de gitmiş dershaneye yazılmış... Bu kitap bir delinin gözünden gençleri gerçekten delirmenin eşiğine getiren sınav sistemimizi ironik, mizahi bir dille, farklı bir bakış açısıyla masaya yatırıyor. Karnınıza ağrılar girecek kadar komik, bir o kadar ironik keskin bir sınav eleştirisi!
21.00 ₺ -
Kahramanım Olur musun?
Romanımızın kahramanı, hayatında bir kırılma anı yaşar. O an, aynı zamanda kendini ve yaşadıklarını da sorgulamaya başladığı andır. Bir anda her şeyi geride bırakarak bir yolcu-luğa çıkmaya karar verir. Kahramanımızın olgunlaşma süre-cini ifade eden bu yolculuğa yön veren ise yıllar öncesinden gelen mektuplardır. Çıkılan içsel yolculuk, bu yolculukta kazanılan farkındalık, alışık olmadık bir kurgu ve etkileyici bir son! Klasik kurgu anlayışının dışında, gerçeği ve hayali sürekli sorgulama ihtiyacı hissettirecek bir roman...
5.19 ₺ -
Babamdan Sonra
Eserleri yıllara meydan okuyan yazar Ahmed Günbay Yıldız’dan hayata dair yepyeni bir roman; Babamdan Sonra... Genç Muhsin, babasının ısrarı ile hiç aklında olmayan biriyle evlendirilir. Hayatı boyunca bunu bir haksızlık olarak gören Muhsin, askere gider ve bu yüzden bir daha eve dönmez. Ardında bıraktığı eşi ve çocuğuna karşı bir vicdan yükünün altında içten içe ezilirken, ikinci evliliğini gerçekleştirir. Eşler arasında din farklılığı olan bu evlilikte bir oğlu olur… Hayat artık Muhsin için kambur üstüne kamburdur… Muhsin ne gidebilmiş ne kalabilmiş ne de bir yere ait olabilmiştir… O, bir öfke uğruna hayatını sil baştan yaşamaya çalışmış, geçmişini reddetmiş ve tam da bu yüzden “kaybolmuş bir adamdır”… Baba oğul ilişkisinin birey üzerindeki hayati etkisini, farklı kültürlerden gelen kişilerin yapacağı evliliklerde çıkabilecek çatışmaları, ebeveynin farklı inançları arasında kalan çocukların düşebileceği çıkmazları, ani kararların beklenmedik sonuçlarını, sadakat ve vefa duygularından yoksun bir hayatın insanı sürükleyebileceği çıkmazları ve bu çıkmazlardan çıkış yollarını Ahmed Günbay Yıldız’ın güçlü kurgusu ve akıcı anlatımıyla bu kitapta göreceksiniz…
350.00 ₺ -
Matarama Kan Doldu
Cenneti canlarıyla satın alanların hayatı... Her şeyden vazgeçenlerin, geçebilenlerin imanları sayesinde kazandığı zafer. Birkaç dakika sonra rahmet-i Rahman’a ulaşacakları umuduyla, abdest alıp Kur’ân okuyarak düşman üzerine yürüyenlerin inanmışlık destanı. Nice ana kuzularının canlarına, cananlarına, memleketlerine doyamadan ötelere kanatlanışının hikâyesi. Çanakkale’nin neden geçilemediğini, Çanakkale’deki ruhun ne olduğunu anlamak isteyenlere bu romanın söyleyeceği çok şey var... Çanakkale Savaşı onurlu bir var oluşun mücadelesi... Bu mücadeleyi bizzat yaşayanların anılarından, hikâyelerinden okumak ise duygusal bir yolculuk yaptırıyor insana. Geçmişini ve yüklendiği mirası hatırlatıyor. Gelecek nesillere daha anlamlı şeyler bırakmak isteyenler için okunması gereken bir kitap Matarama Kan Doldu. Çünkü içinde bin destan saklayan bir savaşın yaşanmış öykülerini aktarıyor.
26.00 ₺ -
Küller
Halide Nusret Zorlutuna’nın 19 yaşında kaleme aldığı ilk romanı ‘Küller ‘ naif bir aşk hikayesinin ailenin genç kuşak fertlerinden birine mektuplar aracılığıyla anlatılmasından oluşuyor. Büyük bir aşkın film tadındaki hikayesi olan ‘Küller’ sizi yer yer şaşırtacak, bir sevda hikayesinin ne demlerden geçtiğine tanıklık edeceksiniz. Kıskançlık duygusunun aşkla iç içe geçmesi romanı besleyen yegane durumlardan, pişmanlık ise tüm bunların sonucu... naif aşklara yelken açmak, masum aşkların zamanına doğru nostalji yapmak isteyenler için nadide bir roman‘Küller’.
6.48 ₺ -
Sırat Köprüsünde Heyecan
Kıldan ince çok inceyim, Günahla neşelenene,Kılıç gibi keskinceyim,İsyanla ömür sürene,,,,, İnsanların heyecanı yüzlerinden, bakışlarından, duruşlarından okunuyor. Ne olacak hâlimiz? Nasıl geçeceğiz, bu kıldan ince kılıçtan keskince köprüyü, diye benim üzerimden geçmeyi düşünüyorlar. Haksız da değiller hani. Üzerimden ayakları kaydığında, ağzını açıp beklemekte olan hararetli ateşin tam içine düşecekler. Ölüm kurtuluştur, bende yanmaya göre. Ben, sizin de tahmin ettiğiniz gibi Sırat Köprüsüyüm. Kimine göre kıldan ince kılıçtan keskinim. Daraltırım tüm benliğini, çekerim ateşin dehşet saçan gözlerine. Allah’a imansızlığı bir yaşam tarzı olarak benimseyenler, şimdi korku dolu bir bekleyişin içindeler. Hayatı haram-helal demeden genişletenlere daraldıkça daralmaktayım. Ve öyle dehşetli engelleyicilerim vardır ki, sizi nereden nasıl ateşe çekeceğini bilemezsiniz. Bazen demir bir çengel ansızın saldırır, Sırattaki ayaklarınızdan çekiverir. Bazen koca bir diken saplanır bedenlerinize. Bazen ateş topları isabet eder başlarınıza ve yuvarlayıverir cehennemin en dibine. Sırat Köprüsünde umut, Allah sevgisiyle Sıratı şimşek hızıyla geçmektir. Allah’ın affına mazhar olan gönül erleri, Sıratın üstünden geçerken cehennem seslenir: “Çabuk geçin nurunuz ateşimi söndürmekte.” Elinizdeki bu kitap; metafizik bir kurgu roman olarak alanında ilk telif kitap olma özelliğine sahip “Kabirde İlk Gece”nin devamı niteliğinde, Sırat Köprüsünden geçiş için tefekküre, nefsi tezkiyeye ve muhabbetullaha vesile olacak özelliktedir.
11.20 ₺ -
Düşte Kördüğüm
Rektörün ancak kendine yetecek kadar yayınları vardı. Fakat çevresinde bülbül gibi şakıyan, kalabalık “Sayın”ları vardı. Hepsi birden fark edilmese de üniversitenin kadrosu epeyce kalabalıktı. Uzağındakiler. Yakınındakiler. Göze girenler. Gözden düşenler. Katılanlar. Atılanlar. Satılanlar. O yıllarda üniversite gerçek hüviyetini yitirdiği için bunlar adeta anabilim dalları vazifesini görüyordu.
3.90 ₺ -
Hünkâr Yolu
Tarihin gördüğü en büyük yürüyüşten biriydi onlarınki. Orta Asya’dan başladı, Anadolu içlerine, hatta Ege kıyılarına kadar varıp dayandı. Bu yolculuk, ülkeler, beldeler arasında bir yürüyüş değildi yalnızca. Bilakis, hem sosyolojik, hem manevî düzlemde bir büyük dönüşümün ifadesiydi. Selçuklular, asırlar süren bu büyük yürüyüşleri esnasında, İslâm’ın diriltici nefesiyle bir ‘aşiret’ten ‘devlet’ ve ‘devlet’ten de ‘medeniyet’ çıkardılar. Onların Maveraünnehr’den Anadolu’ya uzanan yolculuğu, bu açıdan eserleri ve hatırası bugün bile taptaze duran İslâmî bir ‘medeniyet’e yolculuk niteliğindeydi aynı zamanda… Hünkâr Yolu, insanlık tarihinin en çarpıcı ‘yolculuk’larından birini, Selçukluların büyük yürüyüşünü anlatan, sürükleyici bir roman. Tarihî gerçeklere dayalı kurgusuyla da, ‘aşiret’ten ‘medeniyet’e bu büyük yürüyüşün dinamiklerini başarıyla ortaya koyuyor…
26.00 ₺ -
Sultan Bir Kanuni Romanı
Sultanlar sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, Anadolu’dan Rumeli’ye kara ve denizlerin yegâne hâkimi Kanuni Sultan Süleyman Han yedi cihana nam salmaya devam ediyor! Devir Muhteşem Süleyman devridir. Düşmanları bir korkudur sarar. Vehimi çıkar her köşe başından; yamandır, aman vermez. Pargalı ise her vezire benzemez, zekâsıyla savaşır da olmazları oldurur. Hürrem’in tek bir sözüyle kayıplara karışır kimi, kiminin hayatı huzur bulur. Ancak başta Cihan Padişahı vardır ki sefer eyler Bağdat’a, Estergon’a; şanıyla Viyana kapılarına ulaşır. Ne Şarlken tanır ne Ferdinand. Denizler ise Barbaros’tan sorulur. Preveze’den gelen kahramanlık haberleri Kutsal Roma ile Safeviler arasındaki ittifakı körüklerken acaba bu güç savaşında kim galebe çalacaktır? Tarihi romanların vazgeçilmez ismi Okay Tiryakioğlu, Kanuni üçlemesinin ikinci kitabı Sultan’da tarihin en ihtişamlı dönemini soluk soluğa bir anlatımla bugüne taşıyor.
315.00 ₺ -
Sürgün Sultan
“Hamidiye Camii’nin şerefesinde yavaşça dolanan bir müezzin salâ veriyordu. Süvari ve piyadeler cami avlusunda saf tutup Padişahı beklemeye başlamışlardı. Her hafta Padişahı görmek için İstanbul’un değişik yerlerinden gelen insanlar yine gelmişti ve oldukça kalabalıktılar. Namaz saatine yakın kalabalığın içinde fısıltılar dolaşmaya başladı: – Cuma selamlığı olmayacakmış. – Padişah gitmiş. – Vahdettin İngilizlere sığınmış. – Padişah yaban illere gitmiş. Ezan okundu, cemaat sessizce camiye girip namaza durdu. Cuma selamlığı için dışarıda bekleyen görevliler ne yapacaklarını bilmez bir vaziyette öylece kala kaldılar. Abdülmecid Han oğlu Sultan VI. Mehmet Vahdettin artık yoktu! Bulutlar son Osmanlı Padişahının kara bahtına gözyaşı döküyordu.”
6.50 ₺ -
Cydonıa
Beyrut’ta büyük bir sanat galerisinin güvenlik şefi Rafik… Güvenlik kameralarında yakaladığı bir görüntüyle kendisi ve yakın arkadaşları bir anda heyecan dolu bir maceranın ortasına düşüyorlar. Hayalet gerçek mi? Stian, genç bir kayakçı iken geçirdiği kaza ile tüm bedeni felç olan bir Norveçli… Yıllar sonra beklenmedik bir ses dostu oluyor. Stian dost sandığı bu kişinin, kendisini silah olarak savaş planlarında kullanacağını anlayacak mı? Sean, NASA'da çalışan, Mars yüzeyinde keşfedilen bir delikle başlayan dev proje Cydonia için seçilmiş iki astronottan biri… Mars’ta neler oluyor? Kara deliğin arkasındaki sırrı kim çözecek? İsrail’in üçüncü dünya savaşı için akıl almaz planlarının Mars ile ilgisi ne? Beyrutlu Rafik, Norveçli Stian ve Amerikalı Sean’ın yollarının kesiştiği Cydonia’da, soluk soluğa bir macera ve müthiş son…
14.00 ₺ -
Hüdai
İbretli Bir Hayatın Hikâyesi… Yaşlı bir derviş son nefesini vermek üzereymiş. Genç derviş, hayatın gerçeğini bilse bilse ancak o bilir, diyerek yanına gitmiş. “Derviş baba hayat neydi,” diye sormuş. Bunun üzerine yaşlı derviş gülümsemiş: “Bir an’dı oğul” demiş. “Sadece bir an’dı.” Genç derviş haklıydı; hayatın gerçeğini sadece “an”ı yaşayanlar bilir. Sorulacaksa onlara sorulmalı, yaşamak sanatı öğreniliyorsa onlardan öğrenilmeli. Allah dostlarının hayat hikâyeleri yazılmalı ve okunmalıdır. Çünkü onlar bize sadece sözleriyle değil, yaşayış biçimleriyle de rehberlik eder, örnek olurlar. Geçmişte yaşamış Allah dostlarının, evliyaların hayatı çağdaşları tarafından kayıt altına alınmış olmasaydı, yeni nesil onları tanımayacak, ibret dolu hayat hikâyelerinden haberdar olmayacaktı. Eli kalem tutanlar, kendi çağında yaşayan Allah dostlarının hayat hikâyelerini yazmakla, kayıt altına almakla bir anlamda sorumludur. Elinizdeki kitap, bu sorumluluk duygusu ile kaleme alınmış ibretli bir hayatın hikâyesidir
6.30 ₺ -
Lacivert Taşı
Lacivert Taşı; öyküsü her ne kadar 20. yüzyılın ilk yıllarında başlıyor gibi görünse de aslında özelde güneydoğu, genelde ise tüm Anadolu coğrafyasının melalini potasında eriten bir kitap. İpekyolu ticaretinin son temsilcilerinden, güneydoğulu çerçi bir ailenin hikâyesi bu. Koca bir imparatorluktan arta kalan bir avuç toprakta, Arap ya da Ermeni, Türk ya da Kürt olmayı önemsemeden insan olmayı, insan kalmayı başarabilmiş bir azınlığın hikâyesi. Bir zamanların bilimle, sanatla ama illa ki incelikle yoğrulmuş bitek topraklarının nasıl çoraklaştığının hikâyesi. Kardeşlik coğrafyasındaki düşmanlığın hikâyesi. Yüz yıl önce kaybettiğimiz günden beri döne döne arayıp da bir türlü bulamadığımız "lacivert taşı"nın hikâyesi... Yollara baktım; gece fenerlerinde aradım, akıp giden sularda, uçuşan yapraklarda aradım. Saadet ve acı her yerdeydi, hem iç içe... Dalgalı, damarlı bir taş gibi. Mavisi, firuzesi, grisi, laciverdi iç içe... Can çekişen bir kertenkelede, ağlara takılmış bir kelebekte... Sordum, çağırdım. Şunu anladım ki, oğlum Tutku'nun dediği gibi, "Her şey ve evren bir bütündür!"
310.25 ₺ -
Ey Ateş Serin Ol Peygamberler Atası İbrahim
Odunlar dağ gibi yığıldıktan sonra her tarafından ateşe verildi, kızgın alevler göklere yükseldi. Büyük ateşte her taraf kavruluyordu. Bu cehennemî görünümün üzerinden kuşlar geçemiyor, çevresine kimse yaklaşamıyordu. Şimdi insanlar, kendilerine zarar vermeden İbrahim’i ateşe nasıl atacaklarını tartışıyorlardı. Sonunda onu mancınıkla atmaya karar verdiler… İbrahim mancınığa konup ateşin ortasına fırlatıldı. Kalabalıktan sevinç çığlıkları yükseldi. O tezahüratın arasında İtmali, Azer, Sâre ve Lut’un acı dolu feryatları duyulmadı bile. Saatler geçti. Alevler hâlâ dansediyordu. Sonra yavaş yavaş ateş sönmeye yüz tuttu. Birisi yaklaşıp baktı ve dehşet içinde bağırdı: – İbrahim ateşin içinde, hâlâ yaşıyor! Hâlâ yaşıyor! Adamın bağrışması, samanlara sıçrayan ateşin yayılması gibi, kalabalıklar arasında hızla yayıldı. Herkes birbirine haberi ulaştırıyordu. Nihayet olan biten Nemrut’un kulağına gitti. Sâre sevinçle Lut’u bağrına bastı. Lut mutluluktan titriyordu: – Bu bir mucize. İbrahim’in rabbinin mucizesi!
187.50 ₺ -
Siyah İnci Bilal-i Habeşi
Rasûlullah’ın vefatı Bilâl’in ruhunda derin yaralar açmıştı. Baktığı her yer, dağ taş O’nu hatırlatıyordu. Artık kendinde Medine’de kalacak gücü bulamıyordu. Hz. Ebu Bekir’in bütün ısrarlarına rağmen oradan ayrılıp Şam’a gitti. İki yıl sonra gördüğü bir rüya Bilâl’i yine Medine’ye sevkedecekti. Rasûlullah ona uyku âleminde “Beni ziyaret etmeyecek misin?” demişti. Uyanır uyanmaz yola çıkmaya hazırlandı. Medine’de Ravza-i mutahharanın yanında Hz. Peygamber ile geçirdiği günleri düşünerek gözyaşları akıtıyordu. Kendisini Hz. Hasan ile Hüseyin gördü. Hâtıraları daha bir tazelendi. Fecir vakti ondan ezan okumasını rica ettiler. Medine’de Rasûlullah’tan sonra hiç ezan okumamıştı. Rasûlullah’ın “Kalk Bilâl, ezan oku” emrini almaya öylesine alışmıştı ki, ondan sonra ezan okumaya yüreği dayanamıyordu. Son olarak Medine’de ezan okumaya karar verdi. Sabah ezanı için Mescid’in damına çıktı. Etrafa bakındı. Gördükleri ,yine o günleri bütün canlılığıyla gözünün önüne getirdi. Onun tekbirlerini duyan Medineliler yerlerinden fırlamış, ezanı dinlemeye başlamışlardı. Dağ taş âdeta Rasûlullah’ın hasretiyle tutuşmuştu. Birinci şehadetten sonra, insanlar kadın erkek, genç ihtiyar, “Rasûlullah mı geldi?” diyerek hasretle sokaklara dökülmüşlerdi.
120.00 ₺