-
İki Dünyanın Ustası
Belleği, bizi biz yapan hikâyelerle dolu İki Dünyanın Ustası’nın. Bir yolculuğu anlatmak değil isteği. Kendisiyle yola çıkmanı, denizleri binbir zahmetle aşmanı, kuyularda dolaşmanı, yolun kalp atışlarını duymanı istiyor. Nice ölüye yurt olan ulu Kızıl Çınar’ın kovuğuna, oradan kum fırtınasını büyüten sonsuz çöle, kebikeçlerin ve kitapların evi Babil Kütüphanesi’ne ve bir türlü hatırlayamadığın rüyalara. Daha hikâyenin başında “Neden buradasın?” diye sorarak üzerine harflerden ve bakışlardan bir ordu salıyor. Bir rüya miktarı ne kadar sürerse hikâyeler de o kadar sürüyor. Babasından yaşlı oğul Kızıl Orman’da babasını arıyor, av ile avcı birbirine kavuşacağı günü bekliyor, Hasret Kuyusu sırlarını bir kez daha açıyor. Hikâyelerdeki insanlar dünyanın tüm zamanlarında yaşıyor, yürüyor, rüya görüyor, kayboluyor. Yol çatallanıyor, sular yükseliyor, çöl büyüyor, çöl büyüyor, “vay haline içinde çöller olanın!”
118.30 ₺ -
Bozdünya
Bozdünya kimin yurdu? Kara gözlerinde aydınlık taşıyan çocukların, enkaz altındaki insanların belki. Portakal bahçelerinin ve incir ağaçlarının, gagasında zeytin dalı taşıyan güvercinlerin belki de. Bozdünya kimin yurdu? Biri bitmeden diğeri başlayan rüyaların, uzayıp giden beyazlığın, unutulduklarında sükûn bulacak insanların… Sınırları belirsiz, kendisi gerçek Bozdünya kimin yurdu? Hüseyin Ahmet Çelik, dünyanın tüm dillerinde aynı anlama gelen kelimelerin peşinde önce savaş, sonra soluk bile almadan çocuk diyerek zor mu zor bir sorunun cevabını arıyor. Ümmü Gülsüm’ü yâd edercesine uzun bir ya leyl’de, boş bir tarlanın ortasında yan yatmış bir minibüsün penceresinde asılı kalmış gözlerde, başa sarıp sarıp dinlenen bir türkü kasetinde, sınırın öte yakasında patlayan bombaların ortasında hep aynı şeyi soruyor: Bozdünya kimin yurdu?
104.30 ₺ -
Tarihte Yaşanmamış Olaylar
Portekizliler, ateş saçan sopalarla yola çıkınca eski Mısır’ın piramitlerini aydınlatıyor güneş. Kızılderililer, büyüleyici düşler görürken Çin Seddi’nde uzun bir koşuya çıkıyor genç adamlar. İvan Rubinoviç çar olurken meşhur Sicilya güllerinin peşine düşüyor Romalılar. Ülkü Tamer, geçmişin gümüş perdesini aralıyor ve gözlerini uzaklarda, insanlığın şarkısını söylediği topraklarda dolaştırıyor. Karlı Geyik’in düşünde gökten çiçek yağınca, “bir gün ışığı ötede” köylerin birinde yaşayan Oogna Mbuti’nin adı unutulup gidince, Mayalar’ın ırmak yatağı çakıllı yola dönünce, Babilliler ve Mısırlılar karşı karşıya gelince, Shakespeare, “Desdemona’nın babasını getirdim!” diye bağırınca; insanlığın ve uygarlıkların binyıllardır gizli kalmış “tarihi” gün yüzüne çıkıyor. Tarihte Yaşanmamış Olaylar, bir taraftan geçmişin hikâyesini anlatırken diğer taraftan da tarihin -büyük- hikâyesini sorguluyor. “Karşılığında ne vereceksin?” diye sordu. “Aydınlık günlerimi,” dedi Ateş Salkımı. “Ben ölünceye kadar mı?” “Hayır. Sen benden önce ölürsün. Ben ölünceye kadar. “
143.50 ₺ -
Yeryüzü Genişlerdi
Yeryüzü Genişlerdi, yakılıp yıkılan bahçelerden, bereketli tarlalardan, kuyulardan, çergelerden ve ormanlardan geçerek insana dair en temel soruları getiriyor bize. Her sabah yeni kelimeler doğuran ebelerden yazgısına boyun eğen erlere, ifritleri diline dolamışlara kadar bütün ins ü cin, duyduğu bu soruları yaşam hikâyeleriyle cevaplıyor. Yatılı okullarda geçen zamanları, kısacık kestirilen saçları hatırlayan, dahası, annesinin ellerini, babasının gölgesini taşıyan çocuklar da susarak bir cevap buluyor kendine.
132.30 ₺ -
Hürriyet Gecesi
Ömer Seyfettin, öykücülüğümüzün kilometre taşlarından biri olarak kısa ömrüne yüz elliden fazla öykü sığdırmakla kalmaz, Türk edebiyatını halkın diliyle buluşturmanın mücadelesini de verir. Bilhassa Yeni Lisan manifestosundan sonra kaleme aldığı öykülerde, savunduğu fikirlerin doğrultusunda bir dil anlayışı göze çarpar. “Bahar ve Kelebekler ” bu öykülerin ilkidir. Ömer Seyfettin, döneminin tartışmalarını, çelişkilerini, yaşanan toplumsal değişimi ciddiye alır. Doğu ve Batı, alaturka ve alafranga, eski ve yeni çatışmasını kimi zaman Balkanlar’da bir askerin, kimi zaman İstanbul’da bir muharririn kimi zamansa taşrada bir memurun gözünden anlatır. Çocukluk, Balkan coğrafyasında yaşanan hadiseler, Türk kimliğinin inşası, kadın ve erkek münasebetleri, liyakatsiz tiplerin hicvedilmesi, taassup eleştirileri de Ömer Seyfettin öykülerinin izlekleri arasındadır.
139.30 ₺ -
Sokakta
Sokak, evin kapısını çalarken kendimizi bulduğumuz yerdir. Giderken de dönerken de gözlerdeki nemin sebebinin sorulmadığı uzun bir koridor, geçinmek için kitap satılan bir diyar, rastlantıların, karşılaşmaların, ibretlerin ve hatta hatırlamaların merkezi yine o sokaklardır. Dışarıdan çıkıp içeri girildiğinde akıl hâlâ sokaktadır, bu sebeple bedenin kısa bir süre yalnız kaldığı anlardaki tat kendine has niteliktedir. Zihnin sokakta topladığı kıymetli şeyler kapalı mekâna hemen giremez, gönüllere işlemesi için bir süre bedenin yalnız kalmasını bekler. İsmail Kılıçarslan şiirleri gibi fikirlerinin, yazılarının, meselelerinin ve hayatının özünü Sokakta yakalıyor. Olmayacak çocukluk aşklarından Huzur Kıraathanesindeki şiir muhabbetlerine, Aksa’nın Kırlangıçları’ndan radyoda çalan içli bir türküye her detayı şiirden bozdurup kısa öykülere çevirerek o eşsiz anları tatlı bir Türkçeyle okuyucusunun gönlüne işliyor
105.70 ₺ -
Gidilmemiş Yerlerin Türküsü
Necip Tosun, Gidilmemiş Yerlerin Türküsü’nde insan ruhunun gizlerine eğilerek, bireyin zihninde, yüreğinde akıp giden hayatları, duygu ve düşünceleri, oluşumları, birikimleri dışlaştırır. Ayrıntıları incelikle hikâye eder, yüreğe dokunan insanlık hâllerini öne çıkarır. Öykü kişileri hayatla yüzleşirken kalıcı bir deneyimi de aktarmış olurlar. Necip Tosun, dışsal olay ve eylemlerden çok, içsel serüvenlere eğilir. Yaşananların sonuçları, sevinçleri, acıları, düş kırıklıkları bu iç dünyaya yansır, birikir, kristalleşir. Yaşanamayanların özlemi, umudu, beklentileri ve muhayyilenin uçsuz bucaksız ufukları da burada yerini alır. Yoğun, şiir diline yakın, çağrışıma yaslanan bu öykülerde ister güncel sorunlar anlatılsın ister toplumsal sorunlar, estetik değerler hiçbir durumda göz ardı edilmez. Yönetmen, ressam, besteci, eleştirmen, fotoğrafçı, hikâye anlatıcıları gibi yazar ve sanatçıların üretme süreçleri, sanat tartışmaları öykülerin odağında yer alır. Öykülerde eserlerin oluşma anları, yazma temrinleri, sanatçı olma gayretleri hikâye edilir. Bu çevrenin insanlarının yaşadıkları problemler, hayat karşısındaki tavırları anlatılırken hayatı yorumlama peşindeki felsefeleri, anlayışları ve sanat-edebiyatın önerdiği çıkış yolları tartışılır. Öyküler, “müzik” ortak vurgusuyla birbirine bağlanır ve kitap sonuçta tematik bir bütünlüğe ulaşır.
146.30 ₺ -
Deniz Hasreti
Gerçeği, edilgen bir biçimde seyretmektense etken bir biçimde oluşturup birleştirerek gerçekçiliğe yeni kapılar aralayan Sadri Ertem, değindiği konuların farklı yönleriyle de Türk edebiyatının önemli öykücüleri arasında yer alır. Ertem, edebiyatımızda derinlemesine işlenen Doğu-Batı sorununu; önce toplumun sonra da bireyin içinde oluşan çatallanma, yarılma ve bölünmeler üzerinden ele alırken kendine özgü diliyle de dikkat çeker. Kaleme aldığı hikâyelerle kendisinden önceki öykücülerin aksine alabildiğine farklı kişiliklere, toplumlara, coğrafyalara ve durumlara eğilen Sadri Ertem, Deniz Hasreti’nde; hayatında ilk kez ayna gören bir eşkıyadan Kongo’daki demiryolu işçilerine, sadece telgraf yazışmalarından oluşan bir evlilik öyküsünden kıtlık zamanlarında denize karışamayan çamurdan köftelere yaşadığı dönemin yeni sosyal düzeni içindeki “tek insan”ın ortadan kalkış sürecini ortaya koyar. Yeni bir insan modeli olarak “kalabalık insan” ve “toplum insanı” tipini anlatan Ertem, yaşadığı çağın kriz anlarından çıkma çabasıyla aslında okuyucusuna yeni yollar göstermiş olur.
146.30 ₺ -
İns Ketebe
Her öyküsünde binbir yazgıyı, korkuyu ve sesi barındıran Cahit Zarifoğlu’nun düşlerden, yaşamdan ve kendi şiirinden yonttuğu İns, hurufatı okuyabilenler için sırrı dökülmüş bir ayna cismiyle var oluyor. Kimi zaman mekânı ve ânı bizzat müphemleştirirken kimi zaman da yaşamın ürpertici gerçekliğiyle yüzleştiriyor bizi. Şairin o kendine has bakışı ve dünyayı hikâye ediş biçimiyle karşılaştığımızda tutkulu okurları olarak sendeliyor ve bu görkemli sesin büyüsüne kapılmaktan kendimizi alamıyoruz. Telefon tellerine takılan çocuk uçurtmaları gibi vagonun penceresinden sarkan elini çek, ceketinin cebine sok, beni kabullen, kendini yanına al, gidelim.
126.00 ₺ -
Böyle Şeyler Filmlerde Olur
Beş yıl sonra kendimi edebiyat dergileri toplantılarında, sahaflarda, pijamalarımı çekmiş hâlde taksitlerini yeni bitirdiğim kanepede uzanırken, çekirdek çitlerken, bebek severken, halı sahada kalecilik yaparken, olmadık şutları çıkarırken, umulmadık goller peşindeyken, parlak imgeler peşinde depar atarken… Beş yıl sonra kendimi..
105.70 ₺ -
Ölümlünün Yaşam Fragmanları
Asil Çam, Ölümlünün Yaşam Fragmanları ile edebiyatımızın uzun yıllardır aradığı dolaysız, serinkanlı ama derinlikli bir gerçekçiliği öykü dünyamıza getiriyor. Huzurevleri, endüstriyel depolar, bakımsız iş hanları ya da icra dairelerinde geçen bu öykülerin anlatıcısı, yaşama çabasının tekdüzeliği ve bayalığı içinde kendi biricik varoluşunu yitirmemek için ironiye tutunuyor. Asil Çam ayrıca, edebiyatımızda çoğunlukla gözden kaçan “çalışma hayatı” gerçeğini yaratıcı bir bilinçle öyküye taşımasıyla yeni bir kapı da aralıyor. — Selçuk Orhan
97.30 ₺ -
Şimdi Karşıya Geçebilirsiniz
Dünyayı istila etmek isteyen uzaylıların satır aralarında özgürce dolaştığı, baba-oğul iki sineğin türlü maceralardan geçtiği, martıların işlerini güçlerini bırakıp hikâye anlattığı, dört harflilerin Red Kit’in atını aramak için güçlerini birleştirdiği bu öyküler esrarengiz bir kurgu evreninde buluşuyor. Hüseyin Kılıç, neşeli hikâye anlatıcıları vasıtasıyla okuru sayfalar arasında merakla kaybolacağı bir dünyaya davet ediyor. Buyurun; Şimdi Karşıya Geçebilirsiniz.
160.30 ₺ -
Evrenin Yatışmaz Yapısı ve Diğer Öyküler
Evrenin Yatışmaz Yapısı’nda Aykut Ertuğrul, okurlarını yine metinlerarası bir şenliğe çağırıyor. Muzip bir başlangıcın neşesini ve beklenmedik bir vedanın kederini aynı anda içinde barındıran bu görkemli şenlik, aslında kim için düzenlendi? Yazarın mütemadiyen seslendiği sahici okurlar için mi? Selam vermekten bıkmadığı; cümlelerine, dizelerine hatta eser adlarına musallat olduğu büyük ustalar için mi? Eleştirmenler, akademisyenler ya da çağdaşları için mi? Yoksa bu tuhaf ve rahatsız edici şölenin, düzenleyeni de davetlisi de yalnızca yazarın kendisi mi? Maharetini geleneğin coşkulu ve sonsuz ırmağına, muhayyilenin müphemliğine ve şimdiki zamanın insanı hep şaşırtan tekinsiz oyunlarına bağlayan yazarın gerçek niyeti ne? Kim bilir? Belki hepsi, belki hiçbiri. Türk öyküsünde fantastik, mitoloji ve postmodernizme dair konularda 2000’li yılların başından beri, yazıları, hazırladığı kolektif kitaplar ve öyküleriyle hatrı sayılır çalışmaya imza atan Aykut Ertuğrul, yeni öykü kitabıyla okurun karşısında.
104.30 ₺ -
Bir Avuç Dünya Kutulu 2 Cilt
“Cemal Şakar, günümüz edebiyatının o bildik sığ akıntısının dışında, gürültüsüz, derinden akan bir öykünün peşinde. Böyle bir seçimin seyirci azlığı ve tezahürat yokluğuna uğraması, işin doğasından kaynaklanmakta. Ama unutmamak gerekir ki bu, yarınlara kalmanın ve kalıcılığın da bir gereği.” Necip Tosun “Cemal Şakar’ın öyküleri, simülatif göstergelerin dışındaki temalarıyla ve haksızlığa uğramış figürleriyle “kara gerçekliği” anlatır. Sıklıkla kara, karanlık kelimelerinin kullanımı, öfkeyi yansıtan ünlemler, içe çekilip büyütülen sessizlikler, uğranılan haksızlıkların dilidir. Onun öykü dünyası, geniş bir açıyla bu karanlıkla yüzleşmedir.” Ertan Örgen
699.30 ₺ -
Goncanın Üçüncü Günü
Yücel Balku, öykülerinde rüyalar, labirentler, efsaneler, gizemli semboller ve tılsımlarla dolu; tarihle şimdinin iç içe geçtiği alışılagelmiş zaman tasarılarının yıkıldığı esatirî bir evren inşa etti. Aynı zamanda geleneksel anlatılar ve modern metinlerle kurduğu sahici bağ, ona nadir rastlanan bir muhayyile gücü ile eskimeyen hikâyeler yazabilme yeteneğini bağışladı. Goncanın Üçüncü Günü’nde karşılaştığımız her kahramanda ve hikâyede keşfedilmeyi bekleyen bir gizem vardır. Okur, her öyküde heyecanla bu gizemin izini sürer. Yazarın tasarladığı mekânlar ve anlatılar keşfin gerçekleşmesi için oluşturulmuş yollardır. Öyküler okurun ancak sonsuz iç bağlantılar ve ipuçlarıyla çözebileceği açık uçlu bir evrende geçer: Bazen bir düşle, bazen haritalarla, bazen içinde hikâyemizin yazılı olduğu bir cevşenle, bazen uzaklardan gelen bir iğdenin kokusu ve bazen de kıvrılarak önümüzden geçen bir yılanın bıraktığı izle yolumuzu buluruz. Sükûtun en yaşlı hüneridir; çok derin susup dünyayı dışladığınıza inandığınız anda içinizdeki bir tohuma sessizce su verir. Yeşerirken ruhunuz bile duymaz.
76.30 ₺ -
Sükut Ayyuka Çıkar
Türk yazınının anlatı ormanında yeşeren ve doğrudan ölümsüzlüğe yürüyen Sükût Ayyuka Çıkar; büyülü yılanlardan, ejder yüreklerden, haritalardan, oyunlardan, çeşmelerden, sulardan, rüyalardan, kadim dillerden doğan; hiç duyulmamış ancak tanıdık bir masal. Doğu’nun heybesindeki hikâyeleri gün yüzüne çıkaran Yücel Balku sisli dağ eteklerindeki kayıp manastırları, göllerin kalbindeki batık şehirleri, ak pürçekli ninelerin kadim ve kederli kelimelerle anlattığı eski masalları; su üstüne çizilmiş haritaları zamanı ve mekânı kendinden menkul bir âlemde buluşturuyor. Balku, büyük ve zor sorularını Sükût Ayyuka Çıkar ile sonsuzluğa bırakıyor. Asıl mesele Çerbetân, nargile tütüyor henüz. Duman neyi söyleyebilir ki kıvrıla kıvrana? Bal gibi biliyoruz aslında; bir aşk bitebilir, tütün tükenebilir, milyonlarca çocuğa babalık edebilir bir insan. Unutmak da mümkün belki ama hayat bitmese iyi olur değil mi, böyle kıvrıla kıvrana!
174.30 ₺ -
Göl İnsanları
“Edebiyatta bitaraf olan, yalnız kalem ve kağıttır. İnsanı sevmek, hiçbir mana ifade etmez. Döğüşen insanlardan bir tarafı seveceksin. ‘Sınıfların mücadelesi’ ve ‘insanın tabiatıyla mücadelesi’ diye iki büyük kavganın içindesin. Kurşun kalemde kemiklerim, stilomda kanım var.” Kemal Tahir, romanlarında olduğu gibi öykülerinde de tarih ve toplumun kültürel birikimine dayanan, “kurtarıcı unsur” olarak nitelediği, yerli ve çok yönlü bir gerçekçiliğin peşindedir. Onun için; marazlarıyla, erdemleriyle, alışkanlıklarıyla, âdetleriyle; özellikle de milletin dünya görüşü olarak tanımladığı diliyle Göl İnsanları’nı ve/veya Türk köylüsünü anlamak; Türkiye’yi anlamak demektir. Türk insanını çözümleme çabasının olağanüstü ürünleri olan bu öyküler, Kemal Tahir’in özellikle Çankırı, Çorum ve Kırşehir Cezaevlerinde Anadolu insanıyla karşılaşmalarının ilk sonuçlarıdır, denilebilir. Cezaevi deneyimi onu Anadolu’nun çıplak, yalınkat gerçeğiyle karşılaştırmış, böylece edebiyat onun “mücadele silahı” haline gelmeye başlamıştır. Göl İnsanları’nda “Çoban Ali”, “Kondurma Siyaseti”, “Arabacı”, “Nam Uğruna” gibi öyküleriyle Anadolu’daki farklı toplumsal kesimlerin hayata ve dünyaya bakışını hayranlık uyandıran bir isabet ve nesnellikle yansıtan Kemal Tahir, aslında edebiyattaki kavgasını ve yazılacak şaheserlerini de haber vermiş gibidir. Nitekim onun öykülerinin ilk okuru sayılan Nâzım Hikmet şöyle yazmaktan kendini alamamıştı: “Çok yüksek bir yere çıkıp haykırmak istiyorum: ‘Şu Göl İnsanları hikayelerini yazanı biliyor musunuz? O daha ne güzel şeyler yazacaktır.’”
419.30 ₺ -
Sağırdere
“Her sanatçı, içinden çıktığı toplumun insanlarını konu alır; onun için en büyük gerçek, kendi insanlarının gerçeğidir.” Kemal Tahir’in bir romancı olarak çıktığı uzun ve meşakkatli yolculuğunun ilk durağı ve ilk romanı olan Sağırdere, insanımızın yoksulluk ve gurbetle sınandığı, genç Cumhuriyet’in taşradaki sancılarına odaklanıyor. Türkiye’nin modernleşme meselesinin taşra-merkez arasındaki etkileşim üzerinden ele alındığı bu roman, insanlar arasındaki iktidar ilişkilerinin evrenselliği ile çeperini genişletiyor. Toplumu, hazır kalıplar; köyü, ütopik klişeler ile anlamaya çalışan bütün yaklaşımların tersine Kemal Tahir, kendi insanının gerçeğine odaklanarak deneyim ve gözlemin ışığında önemli çıktılar elde ediyor. Renkli üslubu ile okurlarının zihninde oluşturduğu son derece gerçekçi roman kahramanlarını toplumsal çözülmelerin içinde sınıyor. Sağırdere, onun benzersiz roman evreninin giriş kapılarından biri olarak her daim tazeliğini korumakta.
349.30 ₺ -
Belki de Yanlış Bir Leyla
Bu bir çöl masalı değildir. Zaten Leyla da bildiğiniz Leyla değil. Son dönem Türk edebiyatının dikkat çeken romancılarından Kadir Daniş, bu kez bir öykü kitabı ile karşımızda. Sosyal adaletsizliğin bireydeki tezahürlerini etkili bir toplumsal hicivle metinlerinde işleyen Daniş, Belki de Yanlış Bir Leyla’daki öykülerinde, kötülüğün derinliklerini ve aydınlığa çıkma olasılıklarını keşfediyor. Kâbusların, yanlış umutların, engellenen arzuların ve yıkılan hayallerin hikâyesini anlatıyor. Yazar, karakterlerinin çektikleri ıstıraptan, insan olmanın acziyetiyle dolu görkemli bir drama yaratıyor. Belki de Yanlış Bir Leyla, insan ruhunun ahlaki dayanıklılığına ve saygınlığına dair dokunaklı bir övgü; ahlaki alegorilerin, yozlaşmanın, saplantıların, trajedilerin ve ruhsal krizlerin sürükleyici bir portresi.
146.30 ₺ -
Yol Deriz Ona
Yol Deriz Ona’da; bir oğulun babasına, bir kulun tanrısına duyduğu, gitgide duaya dönüşen karanlık ve derin sevgi, kelimelere bürünüp sese dönüşüyor, şunun gibi: “Tanrım, ne zaman diye sormayı çok istiyorum, ama sana yalvarırken gözlerin gözlerime bakıyor mu, bilmiyorum.” Okurun rahatını bozan, onu irkilten, sarsan, şairlerden ödünç alınmış o zor sorular, yazarın sesine karışıyor, şunun gibi: “Hiçbir şeye bakmadığında nereye bakar insan?” Adaletsizliğe, zulme uğrayan her kadın adına ve her kadın için kökleri tarihin derinliklerinde bir direnç sese dönüşüyor Ava’nın ruhunda, şunun gibi: “Unutmak değil, hatırlamak değil, yalnızca yaşamaya devam etmek istiyorum. Ağaçları yeniden görmek istiyorum, kuşları yeniden. Yalnızca kelimelerimi geri istiyorum, yalnızca sesimi.” Sümbülefendi’de dolaşan rüzgârlar, ötüşüyle İstanbul’u susturan martıların sesi, babasıyla ve düşmanla aynı anda savaşan yiğit bir oğulun mırıltısına karışıyor, şunun gibi: “Sevgi, ölümden güçlüdür. Şimdi biliyoruz.” Şimdi biliyoruz. Gülşen Funda, ikinci kitabında pek çok sesin arasında kendi sesini arıyor, kendine ait, kendine has, kendi imgeleriyle örülü, kendi yolundan yürüyen o korkusuz ve görkemli sesi. Daha güzeli, onu buluyor da! Öyleyse şimdi sıra dinleyicide, okurda, sese muhatap kılınanlarda. Aykut Ertuğrul
109.20 ₺ -
Önce Biraz Ağladılar
Önce Biraz Ağladılar, gizli bir iple birbirine bağlanmış gibi görünen yedi öyküden oluşuyor. Geçmişte bir âna saplanıp kalmış, uzaklaşmaya çalışan ama eninde sonunda o âna geri dönen, iç dünyalarındaki çalkantılar adımlarını yavaşlatsa da yola devam etmenin çaresini arayan karakterlerin öyküleri bunlar. Gürdamur’un kişileri, kimi zaman yeryüzünden yana yaratıcısına dert yanacak kadar cüretkâr, kimi zaman kayıpları karşısında toparlanamayacak kadar hisli, kimi zamansa yoluna çıkan bir geyiğin gözlerinde, yaşamın aydınlık ve karanlık sınırlarını seyredecek kadar derin. Dördüncü öykü kitabında Gürdamur, artık iyice belirginleşen bir savunma hattına yerleşiyor güçlü kelimeleriyle. Hakikatle bir derdi olanların kendi benliğiyle mücadele ettiği, kendine karşı savaştığı; kendisiyle, zamanla, toplumla yüzleştiği o kaçınılmaz hatta… Böylece Dostoyevski’nin insanlık karşısındaki soylu karamsarlığı öyküler boyunca eşlik ediyor anlatıcılara ve okura: “Önce biraz ağladılar, sonra alıştılar. Aşağılık insanoğlu, her şeye alışır.”
118.30 ₺ -
Asılsız Hikayeler
Tanrısal bakış açısının sessizliğiyle başlıyor Asılsız Hikâyeler, çocukluğun masum hevesleriyle şekillenen dualarla devam ediyor. Prospektüs’ü en sonunda saklı yirmi hikâyede; buzlu bir camın ardındaki belirsizliğe duyulan merak etme hissinden zarar görmeden koleksiyonuna geri dönmek isteyen pula geniş bir hayal gücünün evreni okurla buluşuyor. Naime Erkovan, Asılsız Hikâyeler’inin her birini farklı farklı türlerde kaleme alıyor. Böylelikle öykü türünün edebiyat içindeki gücünü ve sınırlarını zorluyor. Çerçeve anlatım, bilinç akışı, takvim hikâyeleri, diyalog, zaman daralması ve genişlemesi, tanrısal bakış, ben anlatıcısı, ikinci anlatıcı, parodi, ironi, kişileştirme ve medyalararası gibi tekniklere ve anlatıcılara yer veren Erkovan, edebiyat öğretmenlerinin, öykü konusunu anlatırken kullanabilecekleri kaynak bir esere imza atıyor.
174.30 ₺ -
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk’ta yazar, sizden, kurduğu zekice oyunun bir parçası olmanızı istiyor. Her bir öyküde, sanki biraz daha düşünsek tanıdığımız birini anımsatacak gibi görünen, eşine az rastlanır karakterlerin derinliklerine daldıkça, aslında kendi benliğimizin unuttuğumuz bir parçasının temsili olduklarını şaşkınlıkla keşfediyoruz. Biraz deli, biraz kusurlu, biraz eksantrik, hayatın kırık parçalarının arasında gariplikleriyle parıldayan tiplerin ilginç dünyasında hayretle dolaşırken bazen kendi normalimizin sallantıda olduğunu fark edecek, bazen de kendimizi biraz daha normal hissedecek hatta kendi tuhaflığımızı sevinçle kutlamak isteyeceğiz. Çağdaş Türk romanı ve öyküsünün önemli isimlerinden Güray Süngü̈, bu öykü kitabında, dile sihirli bir dokunuş yaparak, olağanın içinden çıkan olağanüstü̈ bir atmosfer kuruyor. Yazar, hayatın absürt detaylarına göndermeler yapıyor, yabancılaşmanın yarattığı boşluklara ve yalnızlığın karanlık yanına bakıyor. Aşk izleği, ince bir doku halinde kendini hissettirirken; sevginin ve nefretin çeşitli yüzleri birbirine dönüşerek okuru selamlıyor.
139.30 ₺ -
Vicdan Sızlar
Güray Süngü, Vicdan Sızlar’daki öykülerde sıradanı sıradışı kılan tuhaf karakterlerin ve olayların evrenine kapı aralıyor. Her bir öykü, varlığını bildiğimiz ama belki de sesini duyamadığımız hayatların çığlığını duymamızı sağlıyor ve bizi adım adım kendi gerçeğimize yaklaştırıyor. Güray Süngü’nün her metninde gördüğümüz tuhaf, absürt, yolunu kaybetmiş karakterler, her birimizi, üstünü örtmeye çalıştığımız yönlerimizle yüzleştiren karmaşık ve ironik bir yolculuğa çıkarıyor. Kendi dünyalarında kaybolmuş gibi görünen bu karakterler, okuyucuya beklemedikleri bir anda ayna tutuyor, tüm sıradanlıklarıyla orada duran gerçekliğin sınırlarını zorlayan birer kara mizah figürü gibi okurun karşısına dikiliyorlar. Vicdan Sızlar’da dil, yazarın hünerli ellerinde şaşırtıcı biçimlerle dönüp bükülüyor, kelimeler keskin bir ironiyle zihninizin anahtar deliğinden içeri süzülürken aynı zamanda kocaman bir gülümseme vadediyor.
132.30 ₺ -
Ben Alageyik
Arda Arel’in masalsı öyküleri büyülü, cümbüşlü bir dünyayı, bambaşka bir zaman ve mekânı mümkün kılıyor. Bir hikâye nasıl başlar, nasıl biter iyi bilen bir anlatıcının sözcükleri rüyalarla, yollarla, Dede Korkut’un duasıyla, yedişerden uç veren bir geyiğin boynuzuyla, nehrin kaynağına ulaşırsa ejderhaya dönüşecek koi balığıyla, yedi umman buharlaşsa ve yüce dağları aşıp aylarca sahraya yağsa susuzluğu dinmeyecek avcıyla kesişiyor. “Sağa baktım, sola baktım, kimseler yoktu. Ormana geldiğim gün gibi öksüz kaldım ve anladım; orman ehline orman, âdem ehline Yuva gerek.”
118.30 ₺ -
Gölge Yontusu
Gölge Yontusu, tarihin ara ve çıkmaz sokaklarında keşfedilmeyi bekleyen belli belirsiz izlere odaklanıyor. İnsanoğlunun çağlar değişse de hiç değişmeyen netameli taraflarına çeviriyor bakışlarını. Böylece yüzyıllar öncesinden günümüze uzanan ışıltılı bir dehliz açılıyor önümüzde. İyilerin yanında yeryüzünün lanetlilerini de öykü evrenine dahil eden Alkan Kılıç, okuyucularını düşsel bir yolculuğa çıkarıyor. Kimler yok ki bu bitimsiz galeride? Gılgamış, Kazıklı Voyvoda, Marcus Aurelius, Hermas, Lâgarî Hasan Çelebi, İbn Battûta, Karacakız, İmruü’l Kays, Devadatta, Paracelsus, Abraham İbn Ezra ve daha niceleri... “Gölgem olmadan nasıl cevherim olur? Karanlık olan da benim bütünlüğüme aittir ve ben gölgemin bilincine vararak herkes gibi benim de bir insan olduğumu hatırlarım.” Carl Gustav Jung “Gölge, sadece görmezden gelindiğinde veya yanlış anlaşıldığında düşman haline gelir.” Marie-Louise von Franz
132.30 ₺ -
Tuhaf Olan Onlar
İyi yazarların ayırıcı vasıflarından biri de şüphesiz bu dünyaya dair bir bakış geliştirmeleridir. Üslup, bu bakışla oluşur; bir yazarın farklı zamanlarda kaleme aldığı metinler arasındaki tematik yakınlaşmanın sebebi çoğu zaman budur. Dahası iyi eseri, pek çok alanda olduğu gibi edebiyatta da hüküm süren vasat olandan ayıran da başka niteliklerinin yanı sıra bakış açısıdır. İyi bir yazar, onu hikâye ederken dünyaya, zaman içinde geliştirdiği o kendin has bakışıyla bakar ve yorumlar; hangi “biçim”de ne yazıyor olursa olsun metne imzasını da böyle atar. Murat k. Murat’ın ilk öyküsünden beri başardığı ve anılması gereken vasfı budur işte. Önce ilk kitabı Bir Zamanlar Dünyada’da, ayrıntıları seven, hep görünenin ötesine yönelen, dünya içinde başka dünyalar, hikâye içinde başka hikâyeler arayan keskin gözleriyle dikkatleri üzerine çekti. Şimdi artık ustalığa adım atan bir hikâye anlatıcısının cüretiyle okura değil, eleştirmenlere değil, başka yazarlara bile değil, sanki sadece inşa ededurduğu kurmaca dünyasına aşina olanlara hatta belki kitabındaki karakterlerine şöyle fısıldıyor: “Merak etmeyin, Tuhaf Olan Onlar.” Kabul edelim ki bu, güçlü ve karşı konulamaz bir fısıltı. Aykut Ertuğrul
132.30 ₺ -
Cumhurun Ölüm İlanı
Öykü serüvenine Cumhur’un Ölüm İlanı ile kaldığı yerden devam eden Ali Yağan, her öyküsünde ölümün farklı bir veçhesine yakından bakıyor. Titizlikle çalışılmış kurgularla, hikâye içinde hikâye anlattığı “sonsuz” öykülerle okuru ölümün çemberinde dolaştırıyor. Ölmeden önce ölen, kendi mezarını kazan, ölümün uzaktan duyulan sesiyle yolculuğa çıkan kahramanlar, yazarın hünerli kalemiyle unutulmaz karakterlere dönüşüyor. Ezel ile ebed arasındaki mesafeyi kelimelerle kat eden ve bu uçurumda öyküsünün hem anlatıcısı hem kahramanı olan Yağan, en çok da insanın kendi hikâyesini anla(t)madaki acizliğine dikkat çeker: “Artık insan kendi aleyhinde bir şahit ve bir delildir.” Onun öykülerinde hikâyesini anlatma sorumluluğu sırtına yüklenen insan, sanki biri ona “yıkıp yeniden var ettiğimizi hikâye et.” diye fısıldamış gibi ölümün ve dirimin kıyısında cesaretle dolaşır. Bütün hikâyeler gibi; yazan, dinleyen ya da okuyan her zaman bir son bekler, oysa hikâyelerin, bu birbirine girmiş anlatıların sonu yoktur. Karlı günler gelir geçer, fırtına diner, mevsim bahara, yaza döner ama anlatılanlar tükenmez. Yüzyıllar sonra da anlatılacak olanlar aynıdır
132.30 ₺