-
Eğitimde Hz Muhammed (Sav) Modeli Suffe Okulu Bize Verdiği İlhamlar
GÖNÜLLERE TAHT KURAN VE HİÇ ŞİKÂYET ETMEYEN ÖĞRETMEN Suffe Okul kurucusu Hz. Muhammed (sav) bir kıta dolusu insanı kısa sürede eğitti; cahil insanları bilgeleştirdi, yanlıştan doğruya, çirkinden güzele, kötüden iyiye dönüştürdü. Medine’ye hicret edince ilk iş olarak cami ve okul açtı, ilim devrini başlattı. Hz. Muhammed (sav) şikâyet etmeyen bir öğretmendi, gönüllere girme sanatını biliyordu. Kur’an okuyarak zihinleri, Allah’ı sevdirerek gönülleri aydınlattı. Öğrencilerine önem verdi, kitle eğitiminin yanı sıra bire bir eğitim yaptı, yetenek keşfetti ve geliştirdi. Dünya ve ahirette mutlu olma sanatını öğretti; 23 senede yepyeni bir toplum inşa etti, en çok sevilen ve en başarılı öğretmen oldu. Öğretmen olarak gönderildim, buyuran Hz. Muhammed (sav); kitapla geldi, okuma yazma seferberliği başlattı; asırlarca takip edilecek bir yol açtı.
169.00 ₺ -
Başarıya Koşan Bilge Genç
BAŞARIYA KOŞAN BİLGE GENÇ MARİFET ZORU BAŞARMAK ERDEMLİ BİRİ OLMAK Problemli bir öğrenci olan Merhamet, ders dinlemiyor, dersleri sabote ediyor, sınıftaki çete ile öğretmenlerin anasından emdiğini burunlarından getiriyordu. Öğretmenler 8-D'ye giderken ayak sürüyorlardı. Merhamet disipline verilmiş, bir hafta uzaklaştırma cezası almıştı. Babası Nafi Bey, ne yapacağını şaşırmıştı. Bir öğretmen, tecrübeli bir eğitimciden yardım almasını tavsiye edince oğlunu yanına alarak tecrübeli yazarı evinde ziyaret etti, yetenek gelişimi, zekâyı geliştirme, hedef belirleme, verimli ve programlı çalışma, başarı ve erdemler üzerine sohbet ettiler, yazar bazı kitaplar tavsiye etti. Nafi Bey, Merhamet ve arkadaşlarına faydalı olması için yazarı okulda seminer vermeye davet etti. Seminercinin etkisiyle okulda sihirli bir dönüşüm süreci başladı. Yazardan aldıkları ilham ile okul müdürü, öğretmenler, veliler el ele ve kafa kafaya verip öğrencileri kazanma projesi başlattılar. Kendilerine değer verilen ve doğru bir yol haritası çizilen öğrenciler, LGS'de derece yapma sevdasına kapıldılar. Derslerde başarı arttıkça öğrencilerin davranışları düzeldi. Çete oluşturan öğrencilerin derece yapan kahramanlara dönüşmesinin hikâyesi... Başarı mutluluk verir. Ahlaklı, erdemli, yardımsever ve başarılı öğrenciler yetiştirme metotları... Kitap şu ana fikri işliyor: "Vazgeçebilecek çocuğumuz yok, onları kazanmalıyız.Yeteneksiz öğrenci yok, farklı yetenekleri keşfedip geliştirebilmeliyiz. Bir kişinin yaptığını, isterse ve bedelini ödemeye razı olursa başkası da yapabilir." Merhamet iyi bir örnek. Okulu bırakmayı düşünürken usta bir eğitimci ile sohbetten sonra karar verdi, erdemli ve başarılı bir öğrenci oldu, arkadaşlarının dönüşmesine yardımcı oldu.
162.50 ₺ -
17 Haziran
Vidar’ın hayatı, öğretmenlik yaptığı okulda karıştığı bir olay ve sonrasında gelen açığa alınma kararıyla altüst olmuştur. Ancak asıl sarsıntı, eski bir kolide ailesinin 1980’lerdeki yazlık evinin numarasını bulmasıyla başlar. Vidar numarayı çevirdiğinde, hattın ucunda geçmişten bir ses yankılanır: Uzun zaman önce ölen babasının sesi. 17 Haziran 1986. Bir yaz günü. Bir mutfak. Bir aile. Vidar her aramada aynı güne adım atar; çocukluğunun seslerini dinler, sekiz yaşındaki haline yaklaşmaya çalışır. Hakkında yürütülen polis soruşturması ve üzerindeki baskı artarken belleğin labirentlerinde ilerledikçe ilerler. Sorduğu sorular onu hem kendi karanlığıyla hem de ailesinin saklı kalmış yaralarıyla yüzleştirecektir. Romanlarıyla 30’u aşkın ülkede okurla buluşan Alex Schulman’dan, geçmişin hayaletleriyle bugünün gerçeklerini birbirine düğümleyen zamansız bir roman... “Sanki Alex Schulman’ın daha önce yazdığı her şey bu romanın yolunu açmak içinmiş.” –Kristian Ekenberg, Gefle Dagblad “Açgözlü bir okur gibi okuyorum; sonunun nasıl geleceğini bilmek istiyorum. 80’lerdeki o yaz gününde gerçekten ne oldu? Vidar’ın hatırlamaya dayanamadığı şey ne? Tıpkı Schulman’ın önceki romanı Malma İstasyonu’nda olduğu gibi, kurgu zekice inşa edilmiş; ipuçları ustalıkla yerleştiriliyor, yapı taşları tek tek ekleniyor.” – Oline Stig, Sydsvenskan “Alex Schulman her zamankinden daha derine, acının merkezine iniyor.” – Annina Rabe, Expressen
252.00 ₺ -
Çocuğun Pusulası Sınırlar
Kendini “çocuklara meftun bir pediatrist” olarak tanımlayan ve uyandırmak istediği duyarlılık geniş ebeveyn kitlelerinden karşılık bulan Dr. Handan Sarımehmet Kılınç Çocuğun Pusulası: Sınırlar’da bebek ruh sağlığı ve erken ilişki sağlığı dendiğinde en öncelikli gördüğü konuyu, yani sınırları çok boyutlu bir biçimde ele aldı. Peki sınırları bu kadar önemli kılan ne? Dr. Kılınç bu kitapta, büyük bir iştahla takip ettiği nörobilimin sunduğu bilgi birikiminden ve yıllara dayanan klinik tecrübesinden süzdükleriyle işte tam olarak bunu anlatıyor. Çocuğun sınırın verdiği öngörülebilirlik haline duyduğu ihtiyacı, sınır ve kuralların nörobiyolojisini, ‘katı’ ve ‘esnek’ olma durumlarını, sınır koymakta zorlanan ebeveyn ile empati yaparak ebeveynin duygularını nasıl düzenleyebileceğini, çocukların da sınırlarının ihlal edilmemesi konusunda geliştirilecek farkındalığı ve en temelde ebeveynin çocuğun duygu düzenlemesine nasıl rehberlik edebileceğini gerekçeleriyle aktarıyor. Sürekli taktik vermek yerine, ebeveyni olay bazında kendisinin ve çocuğunun hissettiklerini anlamaya ve kendi aile sistemlerinde neler olduğunu üzerine gerçek bir düşünme egzersizine davet ediyor.
210.00 ₺ -
Günlerim Böyle Geçti Hatıra ve Günlükler
Trabzon'un Of kazasının Dernekpazarı nahiyesine bağlı Taşcılar köyünde 17 Kasım 1932 yılında dünyaya gelmişim. Altı yaşıma kadar mahallemizin sıbyan mektebinin hocası Bozoğlu'ndan Elifba ve Kur'an-ı Kerim okudum. Bu yaşımdan itibaren annemin babası rahmetli dedem, Lekur Hoca diye tanınan Muhammed Hanefi'den hıfza başladım. Herhalde dokuz yaşında bitirdim. Ondan sonra yine kendisinden Emsile, Bina, Maksud'dan başlamak üzere Arapça, fıkıh, hadis, tefsir ve usul-i fıkıh okudum. On yedi yaşında icazet aldım. Bir yıl komşu köy Kalanas'ta (Calışanlar) dedeme vekaleten imamlık yaptım, ders okuttum. Sonra Trabzon'un Zankarya köyünde iki yıl imamlık yaptım. 1952-53 ders yılında dayım Mehmet Yahya Kutluoğlu'nun teşviki ve dedemin emriyle İstanbul İmam Hatip Okulu'na girdim. Yıllar geçtikçe, Türkiye realitesini ve dünya vakıasını yavaş yavaş öğrenmeye başladım. Bu şuurun bende uyanmasında -Allah şifalar versin- Mustafa Sabri Sözeri'nin büyük tesirleri olmuştur. Bir İslam ülkesi olan Türkiye'nin halini, diğer İslam memleketlerinin durumlarını, buna mukabil Hıristiyan Avrupa'yı görüp, işitip anlayınca bende bir şaşkınlık meydana gelmişti: Hakkın temsilcisi olan İslam aleminin hüsranı nedendi? Ehl-i batıl niçin muvaffaktı? Bu kadar samimi ve gayretli Müslümanın çabası neden başarıya ulaşamamıştı? Bilmiyorum, belki bizim hüsranımızı abartıyor, Batı'nın maddi zaferini gözümde büyütüyordum! Fakat her şeye rağmen ortada bir realite vardır. Ta çocukluğumdan beri İslam dinine ve onun nezih hayatına sıkı sıkıya bağlı bir aile çevresinde yetişmeseydim, dilimin döndüğü ve aklımın erdiği günden itibaren İslami ilimler ve mukaddes metinlerle meşgul olmasaydım belki söz konusu buhranlı devre beni çok kötü bir neticeye götürürdü.
450.00 ₺ -
İlmi İle Âmil Bir Âlim Prof. Dr. S. Kemal Sandıkçı’ya Vefa
Fânî dünya hayatının şüphe götürmez ve değişmez bir kuralı olarak yaratılmış her canlı muhakkak ölümü tadacak. Aslolan, gök kubbede hoş bir sadâ bırakabilmek. Yaşam süresinin, yaşarken sahip olunanların, erişilen makam ve mevkilerin hiçbir önemi yok. Bırakılan eserler, kazanılan gönüller ve alınan dualar her şeyin önünde. Bu kitap, işte böyle büyük eserler bırakmış, gönüllere girmeyi başarmış ve dua almaya devam eden Prof. Dr. Kemal Sandıkçı’ya vefâ için yazıldı. Okuyacağınız satırlarda, çok zor şartlarda, azim, kararlılık ve ihlâs ile mücadele vermiş, mütevazı ve fakat diklenmeden dik durabilmeyi başarabilmiş adam gibi bir adam’ın ibretler dolu hikâyesini bulacaksınız. Bu kitabı gözyaşı dökmeden okuyup bitirebilmek pek mümkün değil. Değerli okuyucu, bu kitapta samimiyetin ve vefanın en güzel örneklerine şahit olacak, hasret ve özlem duygularını tekrar tekrar tadacaktır.
195.00 ₺ -
Avâmil
Elinizdeki bu kıymetli eser İmam Birgivî’nin (1573) el-AVÂMİL adlı risalesi olup Osmanlı medreselerinde uzun yıllar okutulmuş hatta günümüzde de pek çok ilim meclislerinde tercih edilegelmiştir. Arapça’da sarf ilmine ait Emsile-Binâ kitaplarından sonra okutulan bu kadim eser altmış Âmil, otuz Ma’mûl ve on İ’râb olmak üzere yüz nahiv kuralını muhtasar olarak sunmaktadır. Bu çalışmada benzer tercümelerden farklı olarak konularla ilgili okuyucuya faydalı olacak ek bilgiler aktarmaya çalıştık. Şöyle ki Arapça metin kısmını tercümesiyle birlikte verdikten sonra metinde geçen önemli lafızları i’rap ve takdir yönünden izah etmeye çalıştık. Yine musannifin tek bir örnekle iktifa ettiği yerlerde örnek sayısını âyet veya hadislerle zenginleştirmeye gayret ettik. Mesela Musannif genelde harficerlerin birer manasıyla iktifa ederken biz diğer hakîkî ve mecâzî manalarını da örnekleriyle birlikte zenginleştirmeye çalıştık. İlim, amel ve ihlası hayatına düstur edinen İmam Birgivî, nahiv konularını örneklendirirken bu üç unsuru öğrencinin bilinçaltına yerleştirmeye gayret etmiş, amelsiz ve ihlassız bir ilmin sahibine fayda vermediği gibi başkalarına da fayda vermeyeceği gerçeğini her vesileyle hatırlatmaya çalışmıştır. Birgivî hazretlerini rahmetle yad eder. Mevlâ’dan şefaatini niyaz ederiz.
97.50 ₺ -
Klasik ve Çağdaş Dönemde Kuran İlimlerindeki Tartışmalar
Kur’ân, Müslümanların ahlak modelini belirlemekte; maddî-manevî, genel-özel, siyasî-iktisadî meselelerine dair ilkeler koymakta; onlara dinî ve dünyevî bakımdan yol göstermektedir. Bununla beraber günümüzde Kur’ân’ı sağlıklı anlamaya ilişkin birçok modern ve kültürel engeller bulunmaktadır. Dolayısıyla usûl ile ilgili yapılan tartışmalarda Kur’ân’ı doğru anlamaktan ziyade modern zaman algısına kabul ettirme gayreti söz konusudur. Kimi zaman şimdiye dek oluşturulmuş usûl birikimi görmezden gelinmekte, tahkir edilmekte, dahası onun aleyhinde gerçeğe aykırı bilgi verilmektedir. Elbette Kur’ân’ı doğru anlamaya yönelik bir metot vardır. Sahih nüzul sebeplerine, Arapça dil kurallarına, belagat sanatlarına, bağlama vs. dikkat edilerek yapılacak yorumlar keyfilikten ekseriyetle çıkmaktadır. Bu yapılırken Kur’ân, asrın idrakine sunulmalıdır. Klasik literatürün anlaşılmaması, ihmal edilmesi veya saf dışı bırakılması Kur’ân ile İslâm toplumu arasındaki bağları koparmakta, bu da yanlışlara kapı aralamaktadır. “Klasik ve Çağdaş Dönemde Kur’ân İlimlerindeki Tartışmalar” adlı bu çalışmada Kur’ân ilimleri konularının tartışması ve değerlendirilmesini ele almamızın sebebi zihinleri karışmış, İslâm kültür medeniyetine güveni sarsılmış kişileri, yaptığımız açıklamalarla tekrar bu hazineyi -varsa yanlışları/eksiklerini de belirtmek sûretiyle- göstermektir. Böylelikle okuyucu sadece tartışmalı meselelerin çoğunu görecek, bakış açılarından tercih etme imkânı bulacaktır.
169.00 ₺ -
İlmi ve Akli Delillerle Tahkiki İman ve Namaz
Evrendeki düzen ve ahenk Allah’ın varlığını gösteren delillerdendir. Nasıl ki bir harf kâtipsiz, bir iğne ustasız değilse uçsuz bucaksız şu kâinat da sahipsiz değildir. Mükemmel sıfatları olan Allah Teâlâ bu evreni, cemâl ve kemâlini görmek ve göstermek için yokluktan varlık sahnesine çıkarmış, bilinçli varlıkların kendisini bilmesini, kendisine îmân ve itaat etmesini dilemiştir. Fakat iki asırdan fazla bir süredir materyalizm, pozitivizm, komünizm, evrim gibi felsefî akım ve düşünceler îmâna büyük bir zarar vermiştir. Bunun sonucu olarak ahlâkî bozulma baş göstermiş; siyasî, sosyal ve ekonomik bağımsızlık yitirilmiştir. Bundan kurtulmanın yegâne çaresi hakikî îmâna ve gerektirdiği hayat tarzına geri dönmek; böylece meydan okuma gücünü tekrar elde etmektir. Maalesef günümüz Müslümanlarının îmâna bakışları çarpık, anlayışları bulanık, onunla ilişkileri soğuk ve bağları kopuktur. Dolayısıyla Müslümanlar, îmânlarını Allah’ın irade ettiği gibi yaşamamaktadırlar. Böyleleri için îmân, soyut ve aklî bir bilgidir. Hâlbuki onlar, îmânın hayat tarzına dönüşmesi gerektiğini unutmaktadırlar. Diğer taraftan beşerî ideolojiler insanın ruhunu maddeye hapsetmiştir. Ruhsuzlaşan insan ölçü tanımaz hale gelmiştir. İşte, namaz insanın doyumsuz isteklerini frenlemekte; mü’mine bir kimlik edindirmekte; bu kimliği sürekli tahkim etmekte; kişiyi namaz vakitleri arasında kalan hayatında da Allah’a verdiği sözü tutup ahdine riayet eder hale getirmekte; vahiy ile inşa etmektedir. Kişi, namaz sayesinde insanileşmekte; kendisi gibi olana, nefse ve Şeytân’a kulluktan korunmaktadır. Namaz ona gerçek hürriyeti bahşetmektedir. Bu kitabın bize öğrettiği şudur: Îmân ve namazın biri olmadan diğerinin hayat bulması neredeyse mümkün görünmemektedir. Zira kalpte bulunan salt bilgiye îmân denilememektedir. Kalpte olduğu varsayılan îmân, kişinin namazı ikâmesi ile kuvvetlenmektedir. Îmân, namaz ikâme edilmeden kendi haline bırakılırsa zamanla zayıflayabilmekte hatta son raddede yok olabilmektedir.
97.50 ₺ -
Kuran’da Toplumsal Sınanma
İnsan hayatının mekânda tecessüm etmiş hali olarak medine/şehir, kendine özgü medeniyet tasavvurunu oluşturabilme yolunda kadim bilgi kaynaklarından devşirilen ve derin tefekkür aşamalarına tabi tutulan rafine bir zihniyete ihtiyaç duyar. Bu zihniyetin gerek insan tutum ve davranışlarında gerekse eşyaya ve olgulara sirayet etmiş müesses bir nizamda kendisini gösterebilmesi ancak sağlam bir iradeye ve müdrik bir şuura sahip insanla mümkün olur. Salt içgüdüsel davranışlarla yahut mekanik oluşumlarla kurulan şehirler de vardır; ancak bu teşekkülleri medeniyetin bir parçası saymak, kendi içinde müşterek gayelere sahip koloniler kuran hayvanlara da haksızlık olur. O halde şehrin ve şehirle özdeşleşen medeniyetin nîrengi noktasında insan vardır. Medeniliği belirleyen etken faktörler şehre hâkim olan ortak gayeler, inançlar, ahlâk ve zihniyet gibi insana özgü hasletlerdir. Medeniyetin başat unsurlarından insan ile şehir arasındaki ilişkinin Yaratan ve yaratılan arasındaki ilişkiyle de kopmaz bağları vardır. Diğer varlıklardan farklı olarak yeryüzünü medeniyetle buluşturma görevi yüklenen insan vazifesine sadakat konusunda elest bezminde Rabbiyle fıtrî bir sözleşmeye (mîsâk) imza atmıştır. Hak katında saygın kılınışının sebeb-i aslisi bu ‘mîsâk’ın tarafı olmasıdır. Söz, özünde çok güçlü bir iddiayı da içkindir. Bu iddia, bilkuvve var olan insanî meziyetlerin bireysel ve toplumsal anlamda bir sınanmayla bilfiil ortaya konulacağına dair adil bir imtihanda kulun başarı gösterecek olmasıdır. Sınanma zorunluluktur. Mekânı yeryüzü, muhatabı insan, zamanı ömür olan zorlu sınavın yegâne fâili ise Allah’tır.
195.00 ₺ -
Akrabalık İlişkilerinin Geliştirilmesinde Hadislerin Rolü
Günümüzde aile yapısı ve akrabalık ilişkileri, hızla değişen dünya şartları ve modern yaşam tarzlarından etkilenerek dönüşüme uğramaktadır. Teknolojinin hızlı gelişimi, küreselleşme ve şehirleşme gibi faktörler, aile birimini zayıflatmakta ve akrabalık ilişkilerini azaltmaktadır. Bu durumun sonucunda, insanlar arasında yaşanan bağların zayıflaması, toplumun sosyal dokusunu da etkileyerek birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Akrabalık ilişkileri, toplumların temel yapı taşlarından biridir ve insanların psikolojik, sosyal ve ekonomik gelişiminde büyük bir öneme sahiptir. Aile bireyleri arasındaki sevgi, saygı ve dayanışma gibi duygusal bağlar, akrabalık ilişkilerinin temelini oluşturur. Ayrıca, bu ilişkiler, insanların kimliklerini oluşturma sürecinde de büyük bir rol oynar. İslâm dini, akrabalık ilişkilerine büyük önem veren ve bu ilişkileri güçlendirmeyi teşvik eden bir dindir. Bu açıdan çalışmamızda yer verdiğimiz Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerde akrabalık ilişkilerine dair pek çok öğüt ve tavsiye yer almaktadır. Bu öğüt ver tavsiyeler ışığında aile ilişkilerini nasıl geliştireceğimiz enine boyuna ele alınmıştır. İdeal bir toplum, fertlerin, akrabalarıyla sağlıklı iletişimi neticesinde gerçekleşecektir.
97.50 ₺ -
Celâleddin Harezmşah - Önderlerimiz 13
Tarihe adını altın harflerle yazdıranlar genellikle büyük başarılar elde eden, ülkesinin sınırlarını genişleten, düşmanı topraklarından kovmayı ve halkını korumayı başaranlar olsa da daha farklı yönleriyle unutulmayan isimler de vardır. Zira başarı sadece hedefe ulaşmak değildir. İnsanların amaçları uğruna gösterdikleri çaba da takdire şayandır. İşte Celâleddin Harezmşah gayretiyle, her türlü zorluğa ve kayba rağmen direnmesiyle, insanların adını duyduklarında korkudan titredikleri Moğollar karşısındaki duruşuyla unutulmayan ve asla unutulmayacak isimlerden biridir. O, Moğollar tarafından tarumar edilen ülkesini yeniden ihya etmek, Müslüman şehirlerini istilâlardan korumak için on bir yıllık saltanatı süresince hiç durmadan cepheden cepheye koşturan, Moğollara batı seferlerinde ilk yenilgileri yaşatan isimdir. Onun bu başarıları, cesaret ve kararlılıkla hareket edildiği takdirde Moğollar gibi güçlü ordulara sahip grupların bile mağlup edilebileceğini gösterdi. Celâleddin’in cesareti, en büyük düşmanı Moğol Sultanı Cengiz Han’ın bile ona hayranlık duymasına ve “Böyle bir oğula sahip olan babaya ne mutlu.” demesine sebep oldu. Ayrıca o, ölümünden sonra bile adı geçtiğinde Moğolların korkuya kapıldıkları bir isim haline geldi. Sonuç olarak Celâleddin Harezmşah, bilhassa kahramanlığıyla ve cesaretiyle, Müslümanlara zulmeden gruplarla mücadelesi nedeniyle asırlardır adının saygıyla anılmasını sağladı. Bugünün insanının onun hayatından öğreneceği pek çok şey bulunmaktadır. Elinizdeki bu kitap Celâleddin Harezmşah’ı okumanız, anlamanız ve tarihteki en önemli liderlerden biri olarak tecrübelerinden yararlanmanız amacıyla siz kıymetli okuyucular için hazırlandı. İstifade etmeniz temennisiyle.
78.00 ₺ -
Osman Gazi - Önderlerimiz 41
Osman Gazi tarihte kurulmuş en güçlü siyasi yapılardan birisinin, Osmanlı Devleti’nin temellerini atmış büyük bir siyasi ve askeri dehadır. O, politik zekâsı, askeri mahareti ve bütün bunları anlamlı kılan cesareti ile çok sayıda rakip oluşum tarafından çevrelenmiş küçük bir beyliği zaferden zafere taşımış, takip ettiği kurumsallaşma faaliyetleriyle bu askeri başarıları bir devletin ilk adımları kılmıştır. Osman Gazi’nin kurucusu olduğu bu devlet Türk tarihinin en etkili kurumsal yapılarından birisi olmuş, onun soyundan gelen pâdişahların öncülük ettiği politikalar dünya tarihinin gidişatını değiştirmiştir. Bir bütün olarak değerlendirildiğinde Osmanlı’nın bir devlet olarak kazandığı başarıların arka planında gelenekselleşmiş ve inceden inceye işlenmiş bir dizi siyasi ve askeri stratejinin yattığı kolaylıkla farkedilecektir. Küçük bir beyliği cihana nizam veren bir devlete dönüştüren bu politikaların ilk nüvelerini Osman Gazi’nin hayat hikâyesinde bulmak mümkündür. Bir lider olarak onun en çok öne çıkan özelliği, çevresel şartları doğru bir şekilde okuyabilme kabiliyetidir. Bu yeteneği sayesinde yeri geldiğinde ihtiyatlı adımlar atabilmiş, yeri geldiğinde de son derece cesur politikalar benimsemekte tereddüt etmemiştir. Osman Gazi’nin bilinçli hamlelerinin, küçük bir beyliğe, bir dünya gücü olma ufku verdiği kuşkusuzdur. Elinizdeki kitap İslâm dünyasının yetiştirdiği bu büyük liderin hayat hikayesine odaklanmayı ve onun üzerinden bir devleti mümkün kılan ufku anlamaya bir kapı aralamayı vadetmektedir.
78.00 ₺ -
Nasır Li-dinillâh - Önderlerimiz 25
Nasır li-Dinillâh 575-622/1180-1225 yılları arasında yaklaşık 46 yıllık süreyle en uzun müddet hilafet makamında kalan Abbâsî halifesidir. Halifelerin siyasî güçlerini yitirip, sadece dinî bir lider olarak varlıklarını devam ettirdikleri bir dönemde halife olan Nâsır li-Dinillâh, Abbâsî hilafetine yeniden dünyevî otorite kazandırmak istemiş, bu amaçla askerî, siyasî, fikrî, içtimaî reformlar gerçekleştirmiştir. Aktif bir dış politika izleyen Nâsır li-Dinillâh yaklaşık iki asır sonra Abbâsî hilafetini bağımsızlığa kavuşmuştur. Sünnî dünyanın lideri olan Nâsır li-Dinillâh, Irak nüfusunun yarısına yakınını oluşturan Şiîleri devletin üst makamlarında görevlendirerek, Şiileri devlet yönetimiyle barıştırtmıştır. Nâsır li-Dinillâh toplumda mezhepsel farklılıklardan kaynaklanan gerilimi azaltmak maksadıyla, her kesimden insanın dâhil olabileceği, bir üst kimlik olmak üzere fütüvvet teşkilatını yeniden tanzim ettirmiştir. Başına buyruk hareket eden, çoğu zaman iktidarla çatışma halindeki fütüvvet birliklerini kontrol altına alan Nâsır li-Dinillâh, güçlü toplumsal alt yapıya sahip fütüvvet birliklerinin desteği ile hilafetin gücünü artırmıştır. Müslümanları fütüvvet ruhu etrafında birleştirmek isteyen Halife, İslâm dünyasına hâkim sultan ve hükümdarlara fütüvvet libası giydirerek kendisini önder ve lider olarak kabul ettirmiştir. Nâsır li-Dinillâh’ın yeniden tanzim ettirdiği fütüvvet, Anadolu’da Ahilik teşkilatı olarak yapılanmış, yüzyıllarca varlığını ve etkisini sürdürmüştür. 622/1225 yılında vefat eden Nâsır li-Dinillâh hilafeti boyunca İslâm dünyasını Abbâsî hilafeti etrafına birleştirmeye çalışmış bir liderdir. Nâsır li-Dinillâh’ın çabaları sonucu Abbâsî hilafeti yeniden bir güç haline gelse de siyasî ortam Abbâsî hilafetinin varlığına müsaade etmemiş, Halife Nâsır li-Dinillâh’ın vefatından kısa bir süre sonra 656/1258 yılında Abbâsî Devleti Moğollar tarafından yıkılmıştır.
78.00 ₺ -
Kuran Hıfzı Geleneği Ve Günümüzdeki Uygulama Biçimleri
Kur’ân-ı Kerîm’in korunması ve muhafazası” konusunda -Allah’ın vadi çerçevesinde- en fazla aracı olan uygulamalardan birisi “hıfz” geleneğidir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) önderliğinde başlayan Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinin ezberlenmesi, kendisinin sağlığında devam ederken kendisinden sonra onun yokluğunun Kur’ân-ı Kerîm’in muhafazasına zarar vereceği endişesiyle son derece hız kazanmıştır. Tarihî süreçte Allah rızası için Kur’ân-ı Kerîm’in korunması adına ve sorumluluk bilinci bağlamında hiç sekteye uğramadan devam eden “hafızlık” uygulaması zamanla kırâat ilminin alt başlığı olarak müesseseleşmiştir. Günümüzde de hem ülkemizde hem de ister ülkenin resmî dini İslâm olsun ister olmasın dünya ülkelerinde Müslümanlar tarafından Kur’ân-ı Kerîm hıfzı devam etmektedir. Öyle ki bazı ülkelerde aynı anda yaşayan hafız sayısı birkaç milyonu bulmaktadır. Tarihî evreleri ve günümüz hıfzı şeklinde iki ana konuyu işleyen bu kitapta söz konusu aşamalar kısmen aktarılmaktadır.
162.50 ₺ -
İslam Hukuk Sosyolojisi
Geçmişte fukahâ, toplumla yüzleşmeye dayalı din dilini fıkha uyarlayarak dinin idealleri ile toplumun gerçekleri arasında bir denge kurmayı büyük ölçüde başarmıştır. Asırlarca Müslüman toplumların “mihver sosyal kurumu” olan fıkıh, zamanla teorik bir hüviyet kazanmış ve son yüzyılda yaşanan Batılılaşmayla birlikte bu kurumsal kimliğinden daha da uzaklaşmıştır. Günümüzde Müslüman toplumsal gerçeklik ile dinin idealleri arasındaki mesafenin tarihte hiç olmadığı kadar açılmış olması, bunun bir göstergesidir. “Fıkhın hukuksallaşması” olarak ifade ettiğimiz bu durum, fıkhın karakterinde aslî bir unsur olarak var olan hukuksal ögelerin, zaman içinde itikadî ve ahlakî diğer unsurlara baskın hale gelmesine ve samimiyete dayalı din-toplum arası ilişkilerin hukuksal bir mahiyet kazanmasına tekabül etmektedir. Bu çalışma, varlık gerekçesini “hukukun toplumsal gerçeklikten uzaklaşması” olarak takdim eden hukuk sosyolojisinin sunduğu perspektiften, fıkıh alanında yararlanılmasının imkân ve sınırlarına dair bir deneme mahiyetindedir. Eserde, sosyolojinin handikaplı yönlerinin aşılabileceği kabulünden hareketle, İslam hukuku çalışmalarında zaman zaman eksikliği görülen bütünlükçü bakışın oluşturulmasında hukuk sosyolojisinin önemli bir rol oynayabileceği üzerinde durulmaktadır. Müstakil bir alt disiplin olma potansiyeline sahip olduğu öngörülen İslam Hukuk Sosyolojisi, fıkıh üretme faaliyetine yeni bir boyut kazandıracak; fıkhî hükümlerin meşruiyeti için gerekli olan “Şâri’in hitabına dayanma” ve “metodolojik tutarlılık” çabalarına, “hükümlerin toplumsal çıktılarını” da dahil ederek günümüz toplumları için daha gerçekçi yaklaşım ve çözümler üretilebilmesine katkı sunacaktır.
130.00 ₺ -
Güncel Fıkhi Fetvalar
İslâm dini iman, ibâdet, günlük hayat ve ahlakî boyutlarıyla bir bütünlük arz eden mükemmel bir din olarak gönderilmiş, insanın dünyevî ve uhrevî huzurunu sağlayacak temel prensipleri teklif etmiştir. İnsanoğlunun karakteristik yapısı değişmese de zamanla teknolojiyle birlikte yaşam tarzları farklılaşmakta dolayısı ile yeni meseleler ortaya çıkabilmektedir.Asrı saadette Müslümanlar gündelik hayatlarında karşılaştıkları problemleri doğrudan Hz. Peygamber’e veya onun tayin ettiği sahâbîlere sorarak çözümlemişlerdir. Fıkhın teşekkül dönemi olarak bilinen ilk asırlarda ise İslâm âlimleri Kur’ân ve Sünnet ışığında bazı içtihatlarda bulunarak dönemlerinin problemlerine çözüm üretmişlerdir. Müteahhir dönem fakihler ise selef âlimlerin içtihatlarında cevap bulamadıkları konularda münferit içtihatlarda bulunarak katkı sağlamaya çalışmışlardır. Günümüze gelindiğinde ise fıkıhçılar kendilerine intikal eden bu eşsiz fıkhî mirası da göz önünde bulundurarak dinî-içtimaî güncel soru ve sorunlara pratik çözümler üretmeye çalışmaktadırlar. Elinizdeki “Güncel Fıkhî Fetvalar” adlı çalışma ise tüm bu müktesebata okyanustan bir katre misali mütevazı bir katkı sunmayı hedeflemektedir.
156.00 ₺ -
Yıldırım Bayezid - Önderlerimiz 43
Anadolu’da bir beylik olarak ortaya çıkan Osmanlı Devleti, altı asrı aşan ömrüyle Türk İslam devletleri arasında en uzun ömürlü İslam Devleti olma özeliğine sahiptir. Üç kıtaya hükmeden bir imparatorluk haline gelmesinde ve bu kadar uzun ömürlü bir devlet olmasında “Kuruluş Dönemi” (1299-1453) olarak adlandırılan dönemin sultanlarından Yıldırım lakabıyla anılan I. Bayezid’in idarî, siyasî ve askerî faaliyetlerinin büyük etkisi olmuştur. Yaklaşık on dört yıl hükümdarlık yapan Yıldırım Bayezid’in (1389-1403) siyasî birliği sağlama konusunda gösterdiği çabalar sayesinde Anadolu’da beyliklere son verilerek merkezi otorite sağlanmıştır. Balkanlar’da gerçekleştirdiği gaza ve fetihlerle de devletin sınırlarını genişletmiş, adaleti, merhametiyle halkın gönlünde taht kurmuştur. Buna karşılık, iktidarlarını kaybettikleri için Türkleri Balkanlar’dan atmak isteyen Hristiyanların oluşturduğu Haçlı ordusu karşısında Niğbolu’da (1396) büyük bir zafer kazanarak, Türklerin Balkanlar’da kalıcı olduklarını zihinlere âdeta kazımıştır. Diğer taraftan İstanbul’u alarak Bizans Devleti’ne son vermek isteyen Yıldırım Bayezid, şehri dâima kontrol altında tutmuş ve fethetmek için dört defa kuşatmıştır. Dördüncü kuşatmada Bizanslıların teslim olmaktan başka çaresi kalmamışken Timur meselesinin ortaya çıkması bu fethi elli sene geciktirmiştir. Adaleti, cesareti, merhameti, cömertliği ve hayırseverliği ile tanınan Bayezid, başta Bursa Ulu Camii olmak üzere değişik şehirlerde birçok hayır eseri yaptırmıştır. Devlet adamlığı, komutanlığı ve diğer yönleriyle örnek bir şahsiyet olan Yıldırım Bayezid’in hayatının ortaya konulması, milletimiz, özellikle de gençlerimiz için önemli bir hizmettir.
78.00 ₺ -
Gençlerde Din Dışı Yönelimler ve Din Eğitimi
Din, hem bireyin psikolojik iyi oluşunu destekleyen hem de toplumsal hayatta huzuru sağlayan temel bir unsurdur. Dinî inançlar, özellikle gençlerin kişilik gelişiminde, ruh sağlığını korumada ve değerlerini muhafaza etmelerinde kritik bir rol oynar. Bu doğrultuda, gençlerin dinî kimliklerinin güçlendirilmesi, bireysel ve toplumsal refah açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu kitapta, son zamanlarda gençler arasında yayıldığı ileri sürülen ateizm ve deizm gibi din dışı yönelimlerin gerçekten yaygın olup olmadığı ele alınmakta, aynı zamanda bu eğilimlerin yaygınlık düzeyi ve nedenleri ortaya konmaktadır. Ayrıca, aile, okul ve diğer din eğitimi kurumlarında alınan din eğitiminin, gençlerin dinî yönelimlerini nasıl etkilediği incelenmiş ve din eğitiminin bu süreçteki rolü üzerinde durulmuştur. Araştırma bulguları, gençlerde din dışı yönelimlerin toplumdaki algıya kıyasla sınırlı olduğunu; ancak bu tür eğilimlerin oluşumunda bireysel ve çevresel etkenlerin önemli bir yere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, gençlerin dinden uzaklaşmasında gelişimsel dönem özellikleri, dinî bilgi eksikliği, sosyal medya ve kitle iletişim araçlarının olumsuz etkileri, dinin bazı kişiler tarafından çıkar amaçlı kullanılması, dinî temsildeki eksiklikler, din adına yapılan haksızlıklar, otoriteye isyan, yetersiz din eğitimi, ebeveyn ve eğitimcilerle sağlıklı iletişim kurulamaması, dinin yanlış temsil edilmesi ve popüler kültürün etkileri gibi çeşitli nedenler etkili olmaktadır.
130.00 ₺ -
İbn Sa'd - Önderlerimiz 28
Hocası Vâkıdî’ye (ö. 207/823) olan uzun süreli mülazemeti dolayısıyla “Kâtibü’l-Vâkıdî” diye bilinen İbn Sa‘d (ö. 230/845) siyer, hadis ve nesep ilimlerinde önemli bir birikime sahipti. O, İslâm ilim geleneğinde tabakât türünün en eski örneklerinden biri olan Kitâbü’t-Tabakâti’l-kebîr’in müellifidir. Kitabın ilk kısmı Hz. Peygamber’in (s.a.s.) siyerini ele almaktadır. Diğer bölümler sahâbeden başlayarak İbn Sa‘d’ın vefat tarihine kadar yaşamış olan ilim erbabının biyografilerini içermektedir. Müellif, nesep ilmine olan hâkimiyetini kitabına yansıtmış; özellikle verdiği uzun listeler bu hususu desteklemektedir. İbn Sa‘d, muhaddis olması sebebiyle kitabındaki rivayetleri isnadlı bir şekilde vermiştir. Bunun yanında sayısı çok olmamakla birlikte cerh-tadile dair görüşlerini de zikretmiştir. Dolayısıyla İbn Sa‘d’ın eseri sadece bir siyer-tabakât kitabı değil; hadis, nesep, tefsir ve fıkıh ilimlerine dair önemli bilgiler içeren kıymetli bir teliftir. İbn Sa‘d’ın eserinin bir diğer özelliği, ele aldığı dönemin sosyal ve toplumsal yapısına dair de önemli bilgiler içermesidir. Bu durum tabakât, ricâl veya tarih kitabı denilen ve râvilerin biyografilerine tahsis edilmiş eserlerin yazıldıkları dönemin yapısını anlamak için çok önemli kaynaklar olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle isnadın satır aralarına serpiştirilmiş olan bilgilerin tahlil edilerek bağlamına yerleştirilmesi İslâmî ilimler tarihini anlamak açısından önemli bir boşluğu dolduracaktır. Dolayısıyla başta çalışmamızın konusu olan İbn Sa‘d’ın Kitâbü’t-Tabakâti’l-kebîr adlı eseri olmak üzere diğer eserlerin bu açıdan ele alınması önem arz etmektedir.
78.00 ₺ -
Harun Reşid - Önderlerimiz 8
Harun Reşîd, İslâm tarihi boyunca iktidara gelen isimler arasında kapasitesi, donanımı, siyaset becerisi ile müstesna bir yere sahiptir. Abbasi Devleti’nin en parlak yıllarını, kendisinin iktidarında yaşamış olması, Halife’nin bu yönlerine çok şey borçludur. Yalnız iç ve dış siyasette değil, ilim ve sanatta da Harun dönemi zirveye ulaşmıştır. Abbasi hazinesinin gücü ve refahın tabana yayılması, Harun Reşîd’in başarılı bir devlet adamı olmasının diğer tezahürleridir. Harun dönemi, Abbasîlerin zirvesi olarak görülmüş ve “arus/düğün günleri” olarak nitelendirilmiştir. Bu da Halife’yi, sadece tarih değil, belki ondan daha yoğun olarak edebi literatürün önemli bir figürü haline getirmiştir. Harun Reşîd, pek çok zihin tarafından Bin Bir Gece Masallarının fantastik kahramanı olarak bilinmekte, özellikle kimi Batı kökenli çalışmalarda mitik bir şahsiyet olarak yansıtılmaktadır. Halife, bazı Müslüman çevreler tarafından ideolojik ve mezhebi etkenlerle karalanmakta böylelikle iki uç algı arasında hakikatten uzak bir portreyle gidip gelmektedir. Kendisinin meşhur bir isim, döneminin ise Abbasilerin en müreffeh zaman dilimi olması, hem şahsiyeti hem dönemi ile alakalı aslı olmayan, tahminlere dayalı, zenginlik ve şaşaa üzerine kurgulanmış haberlerin üretilmesine yol açmıştır. Bu kitap, Harun Reşîd’in biyografisini klasik İslâm tarihi kaynaklarını temel alarak ve bilimsel yol takip ederek ortaya koymaya ve kendisinin gerçek tarihî kimliğini gözler önüne sermeye çalışmaktadır.
78.00 ₺ -
İslam Hukukunda Dilencilik
Fıkıh, Müslümanların ferdî ve içtimaî hayatlarını tanzim eden bir sistemdir. Dolayısıyla hayattaki hemen her olay ve mesele fıkhın konusudur. Dilencilik de bunlardan biridir. Nitekim dilencilik, tarih boyunca sosyal bir olgu olarak gerek İslam toplumlarında gerekse diğer toplumlarda çeşitli şekillerde tezahür etmiştir. Günümüzde ise dilenciliğin, bireysel ve örgütsel dilencilik olmak üzere iki yönü ön plana çıkan çok boyutlu bir soruna dönüştüğü gözlemlenmektedir. Bu da beraberinde haksızlıklar, mağduriyetler, kriminal suçlar gibi daha karmaşık sorunları beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada, günümüzde farklı bir boyut kazandığı görülen dilencilik yeniden tanımlanabilir mi? Dilencilik meşru bir meslek olarak kabul edilebilir mi? Dilencilere yardım etmenin veya etmemenin sevabı veya vebali var mıdır? Yöneticilerin konuya ilişkin dini ve/veya sosyal sorumlulukları nelerdir? Allah, Kur’ân ve Peygamber adını anarak veya mescitler gibi kutsal mekânları mesken tutarak dilenmenin hükmü nedir? Örgütsel dilenciliğin önlenmesine yönelik tavsiye ve öneriler neler olmalıdır? gibi sorulara cevap aranmaya çalışılmıştır. Sosyal, kültürel, siyasi, ekonomik ve dinî açıdan çok yönlü toplumsal bir sorun olan dilencilik Kur’ân ve Sünnet perspektifinde fıkhî boyutuyla ele alınmıştır.
130.00 ₺ -
Nureddin Zengi - Önderlerimiz 15
Bölünmüş, parçalanmış, İslâm’ın en kutsal üç beldesinden birisi olan Kudüs’ü Haçlılara kaptırmış Müslümanların yeniden şahlanışa geçtikleri isimdir Nureddin Zengî… Bir tarihçi onu dört Râşid Halife ve Ömer b. Abdülaziz’den sonra en çok kendisinden etkilendiği kişi olarak tarif ederken hiç de mübalağa etmemektedir. Ona övgüler düzen sadece tarihçiler ve şâirler değildir; halk arasında da kendisinin kırk evliyadan birisi olduğu söyleniyor ve dilden dile kerametleri ve menkıbeleri anlatılıyordu. Babasının mirasından devraldığı Halep’e kısa sürede Urfa Haçlı Kontluğu ve onun bakiyelerini eklemiş, babasına ve Selçuklu meliklerine nasip olmayan Suriye’yi birleştirmek gibi zor bir görevi de yerine getirmişti. Ele geçirdiği ve Halep zindanına attığı pek çok Haçlı soylusu yanında Franklara yeri gelince gösterdiği merhamet ile de adını ölümsüzleştiren Nureddin, hâkimiyet süresi içerisinde elli kadar kale ve şehri de Haçlılar’dan almayı başarmıştı. 1174 yılında Dımaşk’ta mütevazi bir odada hayata gözlerini yumduğunda geride birleştirilmiş bir Suriye, Suriye ile bütünleşmiş bir Mısır, Antakya Haçlı Prinkepsliği’nden ayrılmış bir Kilikya ve birbirlerinden ayrı hareket etmeye başlayan Haçlı devletçikleri bırakmıştı. Dahası Kudüs’ü yeniden fethedecek Selahaddin Eyyûbî gibi bir lider bırakmıştı. O sadece muzaffer bir hükümdar değil, aynı zamanda ıslahatçı bir sultan, ilmin ve adaletin hâkim olması için durmadan çalışan bir kişi idi. Sadece Suriye ve Mısır’a değil, Anadolu ve Azerbaycan’a da kısmen hükmedebilen bu müstesnâ şahsiyet, Doğu’nun güneşi, İslâm’ın en aziz kahramanı idi.
78.00 ₺ -
Baybars - Önderlerimiz 39
XIII. yüzyıl ortalarında Eyyûbîler, Yedinci Haçlı Seferi ve yaklaşan Moğol istilası nedeniyle derin yaralar alarak yıkılmaya yüz tutuyor, onların boş bıraktığı bu alanı da Memlükler ve onların büyük lideri Baybars dolduruyordu. Nureddin Zengî Bakîa’da, Selahaddin Remle’de Haçlılara mağlup olup canlarını zor kurtarırken, namağlup Baybars, hem Moğollar hem de Haçlılara karşı büyük zaferler kazanıyordu. Selahaddin’in dahi Hıttîn sonrası ele geçiremediği kaleleri fetheden Baybars, Fırat Nehri’ni geçen Moğollar’ı sadece Mısır’dan çıkarak kaçırabiliyordu. Tarihte kendi topraklarından uzaklarda mücadele eden pek çok sultan ve kral büyük mağlubiyetler yaşarken, Baybars, Kilikya Ermenilerine ait sarp geçitler ve tuzaklarla dolu bir coğrafyadan başarı ile ordusunu geçirip, Elbistan Ovası’nda büyük bir zafer kazanabiliyordu. Mısır’daki sarayında Altın Orda hanlarının elçilerinden Bizans delegelerine, Sicilya’da hüküm süren Manfred ve ardılı Charles de Anjou’dan Gürcü heyetlerine kadar pek çok elçilik heyetini ağırlayan Baybars, bu konuda da ne kadar maharetli olduğunu ortaya koyuyordu. Bu başarılı dış politika sayesinde Sekizinci Haçlı Seferi’nin yönünü Tunus’a çevirebiliyor, Nûbe topraklarında, Berkâ çöllerinde dahi saygı ile kendisine tabi olunuyordu. Sivas esir pazarında satılıp Mısır’a getirilen bu müstesna şahsiyet, tarihin akışını değiştirip İslâm âleminin geniş bir nefes almasına, kazandığı zaferlerle tüm Müslümanların bayram yapmasına vesile oluyordu. Baybars, 1268’de son verdiği Antakya Haçlı Prinkepsliği ile Urfa’yı 1144’te ele geçiren İmâdüddin Zengî’ye, Suriye ile Mısır’ı birleştirirken Nureddin’e ve kazandığı zaferler yanında, bazı düşmanlarına karşı dahi gösterdiği alicenaplıkla da Selahaddin’e benziyordu. Köle kökenli olmasına rağmen O, İslâm’ın en muzaffer kılıçlarından birisi ve en yetenekli liderlerinden idi.
78.00 ₺ -
İslamın İstikbaline İnanmak
“Ancak Müslümanlar olarak ölünüz” sırrı ne çetin bir sırmış Rabbim, her yerde karşımıza çıkıyor. Hem kendimiz açısından hem de ehlimiz, evladımız açısından; İslam’ın istikbaline inanmak gerek. İmanı keyfiyetli yaşayan insanların adedinin çoğalacağına inanmak gerek. Bunun için de önce kendi öz müesseselerimize güvenmek gerek. Bu müesseselerdeki eksikliklerin mutlaka giderileceğine ve çileli bir mücadeleden sonra kemale çok yaklaşacağına inanmak gerek. İslam’ın istikbaline her geçen gün daha fazla inandıkça önümüze bambaşka ufuklar, güzellikler, bereketler çıkıyor, çıkmaya da devam edecek. Allah vaadinden hiç dönmedi, bundan sonra da dönmeyecek. İslam’ın istikbali Allah’ın vaadidir. Son gülen iyi gülecek, istikbal müminlerin, müttekilerin olacaktır. Ve’l-âkibetü li’l-müttekîn.
130.00 ₺ -
Nüzûl Döneminden Modern Döneme Te’vil Kavramı
Elinizdeki bu çalışma: arka planında siyasal, sosyal ve kültürel sebeplerin yattığı bu tartışmaların; bir taraftan aşırı yorum olarak tanımlanan böyle bir anlam savruluşu diğer taraftan her disiplinin, mezhebin, mektebin hatta siyasal ve entelektüel çevrelerin kendi te’vîlini oluşturduğu ve birbiriyle olan düşünsel mücadelelerini bu sözcük üzerinden sürdürdüğü tarihsel seyrine ışık tutmaktadır. Bu aynı zamanda te’vîl bağlamında “ortak bir kelime” ye ulaşmanın yolu açılabilir mi sorusuna bir cevap arayışının ilk adımıdır. Te’vîl konusuna dair ulaşabildiğim ve ulaşamadığım çok kıymetli araştırmalar elbette mevcuttur. Ancak her yüzyıldan bir veya birkaç müfessirin görüşüne müracaat etmek bu dönemlerdeki te’vîl sözcüğüyle alakalı olarak tefsir külliyatının bütünü hakkında bir fikir verebilir düşüncesiyle ortaya konulan bu çalışma farklılık arz etmektedir. Bu sebeple çalışmamız, Kur’ân’da 17 kez zikredilen te’vîl sözcüğüne nüzûl/Peygamber döneminden başlayıp hicrî on dördüncü/yirminci yüzyılın orta dönemine kadar Elmalı’lı Muhammed Hamdi Yazır’la sınırlandırılmıştır. Te’vîl sözcüğünün anlam itibariyle geçirdiği üç önemli döneminin öncüleri olan Matûrîdî, İbni Teymiyye, Abduh ve Reşit Rızâ’nın görüşlerine tabii olarak daha geniş yer verilmiştir. Her yüzyıldan en az bir en fazla dört müfessir olmak üzere toplamda otuz yedi müellifin bu ayetler bağlamında te’vîl sözcüğü ile ilgili görüşlerine baş vurduğumuz bu çalışma, yukarıda zikredilen soruya cevabın imkanına yönelik mütevazı bir katkı sağlayabilirse kendimizi bahtiyar hissederiz.
97.50 ₺ -
Arap Kültüründe Bilginin İntikâl Süreci
İsnâd, klasik bir bilginin sonraki nesillere aktarılmasında şüphesiz en çok ihtiyaç duyulan yöntemlerden biridir. Zira bir metin okunduğunda, söylendiği veya yazıldığı döneme ait sahne yaratmak isnâdın önemli gayelerinden biri olmuştur. Yani haberin güvenilirlik miyarı şeklinde algılanan bu sistemin işlevi sadece bir bilginin sağlam bir şekilde intikali değil aynı zamanda o bilgiye ait topyekûn duygu aktarımıdır. Bu nedenle de taşımacılığını yaptığı metne dair rivâyet formları dışında kalan ve klasik ilimler için satır arası önemli bilgiler olarak adlandırılabilecek, habercilerin birbirleriyle ilişkilerini, doğum ve vefat tarihlerini, râvîlerin yaşadıkları coğrafya veya metnin tedavül sahasına dair yer bilgilerini, intikal ettirilen nesil tarafından varlığından bile haberdar olunmayan bir kitabın sahife ve kokusunu, birçok ilke imza atmış bir ilim adamının tedrisata başladığı ilk günü… zihinlerde canlandırmaktadır. Halbuki dışarıdan bakıldığında karşımızda çoğu zaman kimin neyi söylediği bilgisinin dahi bulunmadığı, yedi sekiz ismin peş peşe sıralanmasından ibaret bir senedden başka bir şey yoktur. Bu nedenle klasik okuma, herkesin kârı olmayıp yıllar süren isnâd araştırmalarıyla elde edilebilecek bir mahareti kesb işidir. Bu çalışma cahiliyeden başlayarak Arap-İslâm kültürüne ait bilgi birikiminin günümüze intikalini sağlayan isnâd sisteminin kapsamlı bir analizini gerçekleştirmektir. Tevfîk Allah’tandır…
130.00 ₺