-
Cennetin Sesi
Bekleyeni kıstırır bela. Birilerini yerleştirmek gerek boşluklara. O birileri ki hep beklediğine benzer. Herkes dönen makaranın peşinde şevkle seğirtirken, bekleyenler bilir ki yollar tastamam ölüdür. Kelimeler krallığında inşa edilen bir mabede giriyoruz. Bir bekleme ustasının “Beklenen kimdi/neydi?” sorusuna aradığı cevap, zamanla harabeye dönen mabedin tozu toprağı arasında asıl muhatabını buluyor. Ve beklemenin sırrına eriyor. Cennetin Sesi, bekleyişini ferdî bir çığlığa hapsetmek yerine onu toplumsal dayatmaların, varoluş çabalarının, kuşak çatışmalarının atmosferine taşıyor. Bir yüreğin çırpınışı, bir zihnin bocalayışı karşısında kayıtsız kalanları; engelleri, olamamayı, milyonlarca insan arasında hâlâ yaşananları tek bir isme sığdırıyor. Ruhun rengini oluşturan kibrit-i ahmer gibi dünyasını cevhere dönüştürmesi beklenen bu isim, aynı zamanda düşülen kuyunun, sarkıtılan ipin, beklenilenin ve bekleme illetinin ismi oluyor. Zeynep Hicret’ten, beklemenin kıyısında bir ilk roman.
114.10 ₺ -
Duru Göğün Fısıltısı
Alkan Kılıç, Duru Göğün Fısıltısı’nı klâsik edebiyatımızın son büyük mesnevisi Hüsn-ü Aşk’tan yola çıkarak yazdı ve onu çağın idrakine yeni bir dil ve anlayışla sunuyor. A’mâk-ı Hayâl’e, Şehnâme’ye Binbir Gece Masalları’na dek uzanan bu roman; zaman kadar eski rüyalarımız, efsane ve mitlerimizle besleniyor. Böylece bizi; Diyar-ı Rum’dan Bağdat’a, zulmet kuyusundan Gam Harabeleri’ne, yedi iklime ve dört bucağa doğru binbir günden fazla sürecek bir yolculuğa çağırıyor.
139.30 ₺ -
Mehmeti Sakatlayan Serçe Parmağı
Tüm yolları düğümlemeye niyet edenlerden Mehmet; hayat da aldırmıyor, gözlerini kamaştırıyor durmadan. Babasından kalan birkaç satırla ne kadar dayanabilirse o kadar yürüyor yolları; Kumkapı’yı, Samatya’yı, Paşa’yı. Geçmişin, altı harfli bir sözcük olmadığını, şu anına rengini veren kelime olduğunu fark ederek, elini tutmak isteyen elleri naifçe iterek, dahası kendini başka eller tarafından cezalandırarak Lena’nın, yaşlı teyzesinin yanına varıyor her akşam. Şehrin, ıssızlığın ve kalabalığın, merhametin ve azabın kapılarına doğru ilerlerken buluyor kendini Çiğdem; hatırladıkça güç bulduğu insanların gölgelerinden, seslerinden, sözlerinden geçerek. Güray Süngü, Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı’nda; günlerin birbirine, geçmişin şimdiye, hikayenin gerçeğe dolaştığı düğümü; Mehmet’in göz göze geldiği kar tanesiyle, Çiğdem’in attığı adımlarla, Faruk’un şiirleriyle bir bir aydınlatıyor. Aydınlandıkça fark ediyoruz biz de: yağmurun açtığı yaraların kapanmadığını, çocuklarda.
139.30 ₺ -
Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten
Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten tarihî bir roman mı? Evet, ama tam değil. Polisiye mi? Evet, ama tam değil. Fantastik? Bilimkurgu? Evet evet, ama tam değil! Hem bunların hepsi, hem de çok daha fazlası! Serçelerin Ölümü ve Yeryüzü Blues’dan tanıdığımız Kadir Daniş, 20 yaşındayken yazdığı ve ilkin Panoptik Bela adıyla yayımlanmış olan Gözlerimiz Kamaşırdı Dehşetten’de okurlarını eski İstanbul’un eğri büğrü sokaklarında ve karanlık dehlizlerinde geçen, aklın ve gerçekliğin sorgulandığı dehşetli bir maceraya götürüyor. Delirmiş cadılar, aslından iyi kopya üreten kalpazanlar, bıyığıyla ağaç deviren dev yeniçeriler, günışığının ve gümüş mermilerin alt edemediği vampirler, antik şifreler, İmparatorluğu yıkmak isteyen gizli örgütler, çağını aşan genetik komplolar, uzay çağından fırlamış silahlar, Yıldız Sarayı’na kadar sızmış kan emici casuslar… Ve bütün bunların karşısında çakmak çakmak gözleriyle, dünyaca ünlü Osmanlı Dedektifi Yıldırım Âgâh! “Yalnızca hevesini kursağında bırakmayacağım, o kursağı bir de yumruğumla ezeceğim!”
237.30 ₺ -
Dostun Evi
Yüzyıllardır yaşayan bir hikâye anlatıcısı, bizi bu romanda, Hz. Ali ve dostlarının zulüm karşısında verdikleri mücadeleyi dinlemeye davet ediyor. Bu mücadele, kimi zaman kalpleri kararmışlara, kimi zaman zalim bir padişaha, kimi zaman ise acayip ifritlere, merhametsiz cadılara, devlere ve şeytan perilere karşıdır. Hayat, birbiri üzerine dizilmiş taşlar gibidir. Biri yıkılırsa diğerleri de onun peşi sıra yıkılır. Yasemin Karahüseyin, bir dostu kaybetmenin gönülleri tıpkı bu taşlar gibi yerle bir ettiğini, dostları bulmak için çıkılan yolculukta karşılaşılan zorlukları ve ne olursa olsun dosta dönmenin özlemini anlatıyor Dostun Evi’nde. Bize; Arap, Fars ve Türk kültürünün ortak hazinesi olan Hz. Ali cenklerini, alışık olduğumuz o epik üslubuyla ama bu kez bir roman formatında sunuyor.
195.30 ₺ -
Rölyefteki Aslan
Dünyanın en iri ve güzel gözlerine sahip Enheduanna’nın gözlerini hatırlamayanlar, yazdıklarını da hatırlamaz. Halbuki o kadar güzeldir ki, Enheduanna’ya bakanlar onun kaderini merak eder. Ancak bu nasıl ölümsüzlüktür ki Enheduanna’nın adı hiçbir kitapta yoktur. Handan Acar Yıldız, Rölyefteki Aslan ile, üzerinde yaşadığımız topraklarda sonsuza dek yaşayacak kadınlarla, onların karanlık ve görkemli yazgılarıyla yüz yüze getirir bizi. İnsanlık tarihindeki ilk yazar kadının, hem prenses hem rahibe olan Enheduanna’nın hikâyesi birbirinden farklı kadınlarla düğümlenirken geçmiş şimdiyle, Enheduanna da Doğu’nun diğer kadınlarıyla karşılaşır. Kitabelerin yıkıldığı çağlardan kâğıtların buruşturulduğu zamana, çivi yazısındaki balıkların ilkel zıpkınlar tarafından bir bir avlandığı ana değin anlatmayı sürdürür hikâyesini. “Dört öbeğe ayırdı örgüde kullanacağı bitki saplarını. Kuzey, güney, doğu, batıyı temsil ediyordu her öbek. Her sepet, başlangıcındaki dört yönü içe kıvırarak daireye dönüştürürdü. Dört yön sepette mündemiçti artık. Çocuğun kaderi hangi yöne çekerse oraya doğru akacaktı sepet. Dicle, doğuramadığı bütün çocukların yerine rahibenin oğlunu sarıp sarmaladı.”
160.30 ₺ -
Savaş Ritimleri
Her savaşın kahramanları vardır. Bu kahramanlar bazen bir destana konu olacak büyüklükte ses getirirler; bazense sessizce ve kimseye görünmeden, cesaretle büyük bir zafere imza atarlar. Bir şairin kaleminden çıkan bu roman, şiirsel bir dille; doğup büyümeyi, bakıp görmeyi, inanıp sabretmeyi, vatanını ve inancını savunmayı anlatıyor. Cahit Zarifoğlu, bizi Lagman vilayetinin güney-batısındaki bir köye adım adım yaklaşan savaşın ve o savaşa hazırlanan sessiz kahramanların ayak seslerinin ritimlerini, korku ve ümitlerinin ahenkli yankısını dinlemeye çağırıyor. Her şeyin zaten bir cesaret olduğu yerde, cesaret nasıl bir şey, onu kim dışına alıp anlatabilir?
226.80 ₺ -
Az Kalan Gölge
Az Kalan Gölge’nin Osman’ı önce doğduğu yerde düşe kalka, sonra dünya üzerinde düşe kalka yaşadı durdu. Durdu ama öyle durmak değil. Yaşamaya yemin etmiş gibi debelendi durdu. Okullar okudu, askere gitti, darbeler gördü ve rüyalar, dünyaya baktı; hayatın yüzüne. Okyanuslar aştı, parklarda yattı, yürüdü hem de çok, biz de onunla beraber. Görmedi, etrafında pervaneler vardı. Sonra bir gün oturup kendine laf anlatmaya başladı Osman oğlu Osman; kendine laf dinletmeye. “Gönlün genişti senin, uçmak istedin, açmak istedin, kaçmak istedin.”
160.30 ₺ -
İbrahimin Kaybettiğini Bulmasıdır
İbrahim hayatını kaybettiği gün evinden çıkmak istedi. Hayatını kaybetti de öyle çıkmak istemedi, kaybettiğini evden çıktı da öyle öğrendi. Belki o günden de önce kaybetmişti. Evinden çıktıkça türlü duvarlara vurdu kendini. Bunu kendi mi istedi, başkası mı istedi, yahut kendi istedi de İbrahim mi bilmedi, bilinmez. Nihayetinde İbrahim neyi kaybettiğini bildi. Önce hiç kimse yoktu, sonra bazı insanlar gördü, sordu, hayatı Kayıp Hayatlar Bahçesi’ndeydi. Devam etti sormaya, tâ buluncaya dek. “Ben bir gün kendimle karşılaştım, ıstırabım böyle başladı.”
244.30 ₺ -
Butimar
Butimar’ı okumaya başladığınızda, şehrin gürültüsüyle irkilip uyanan roman kahramanıyla beraber siz de önce bir uykudan uyanır gibi gözlerinizi bugüne açıyor, ardından yüz yıl öncesinde geçen bir aşk hikâyesini dinlemek için yeniden uykuya dalıyorsunuz. Kaan Murat Yanık, Butimar’da okurunu farklı zaman, mekân ve hikâyeler arasında, rüyalarla kurulmuş gizemli bir yolculuğa çıkarıyor. Günümüzde başlayan bu romanda, rüyalarını tasarlamaya çalışan bir psikiyatr, bir ziyaretçisi sayesinde edindiği mektuplarla geçmişe doğru, esrarengiz bir aşk hikâyesinin peşine düşüyor. Üstelik bu hikâyedeki kadın, psikiyatrın rüyasında görüp tutulduğu Butimar’dır. Bir düşün peşinde koşan iki karakterin Butimar’a duydukları aşk, zamanın döngüselliği ve kuşaklar arası aktarım ile bir kez daha varlık buluyor. Aşk, dostluk, savaş ve simyanın el ele dolaştığı Butimar’da; bugün geçmişe, geçmiş geleceğe bağlanıyor. Aksiyonu bol, gerilim ve merak unsurlarıyla örülü bu roman, sizi içinde olduğunuz andan koparıp hayal ile gerçeğin birbirine karıştığı büyülü gerçekçi bir evrene davet ediyor. “Kimi ruhlar evvelden aşinadır birbirine.”
209.30 ₺ -
Büyük Irmaklardan Bile
Küçük görünen başlangıçların yarattığı büyük sonları adım adım, ritmik bir dille anlatan Büyük Irmaklardan Bile Serinazman ırmağının kenarını yurt tutmuş küçük bir ada halkı için henüz her şeyin yeni bir düzenle altüst olmadığı günlerle başlar. Üç farklı zaman ve üç farklı hikâyenin birbirine bağlandığı çarpıcı kurgusuyla, her bir zamansal düzlem, tekerrür eden tarihin yansıması olarak kendi büyülü evreniyle karşımıza çıkar. Her şey, savaştan kaçıp bu adaya yerleşen yeni insanlar ve bunu fark eden Yüksek Ülke’nin adaya getirmeye çalıştığı, tüm dengeyi bozacak olan düzenin gelmesiyle tersine döner. Son dönem Türk edebiyatının önemli romancıları arasında gösterilen Güray Süngü, okurunu bu defa masalsı bir distopyaya çağırıyor. Enerjisini bu tuhaf kontrasttan alan Büyük Irmaklardan Bile, bakışımızı dünya tarihine çevirdiğimizde oldukça tanıdık gelecek bir hikâyeyle bizi karşılıyor. ''Bir varmış iki yokmuş. Sonra Rab bir daha yaratınca iki olmuş. İki olunca iki biri bilmez olmuş. Bu masal odur. Otur da dinle. Masal bitince sende ne kalırsa masalın anlattığı odur.''
244.30 ₺ -
Hep Peşinden
Zihnimizde bir başkasının hikâyesini duyarak yaşasaydık nasıl olurdu? Mustafa Aplay bu romanda, gerçeğin düşle, bugünün yarınla, hikâyemizin bir başkasının hikâyesiyle yoğrulduğu bir atmosfer sunuyor. Bu, içinde olduğumuz dünya ile bambaşka bir dünyanın, zamansız, şimdisiz ve sonrasız hikâyesi. Hep Peşinden, geleceğe gidiş ve şimdiye dönüşlerle oluşturulan döngüsel kurgusuyla, okuyucuyu şaşırtıcı bir deneyime çağırıyor. Yazar, 90 dakikalık bir maç anlatımına, biri 2018 diğeri ise 2118 yılında farklı mekânlarda geçen iki çarpıcı hikâyeyi sığdırıyor. Böylece okurun, “hep peşinden” koşacağı garip, distopik, çok katmanlı ve sorularla dolu bir anlatı evreni yaratıyor. Bir “kesinlik devrimi” gerçekleşmiştir ve hayata dair her şey önceden kesin olarak belirlenmektedir. Her şeyin kesin olduğu bu evrende kahramanımız Nadir, belirsizliği yeniden keşfedebilecek mi?
132.30 ₺ -
Bozkırdaki Çekirdek
“Öyleyse insanın, bilhassa sanatçının, gerçekle ilintisindeki ödev; değişmez gerçekler aramaya çalışarak imkansıza yönelmesi değil, değişmekte olduğunu bildiği gerçeklerden, belli tarihsel şartlar içinde faydalı, ilerletici, insanı açıklayıcı, zenginleştirici sonuçlar alabilmeye çalışmasıdır.” Bozkırdaki Çekirdek ile Türk modernleşmesinin belki de kurumsal anlamda en ilginç ve tartışmalı konularından olan Köy Enstitüleri’ne gerçeğin safında, insan ve coğrafyanın sınırlarını resmederek kendine özgü bir yaklaşım getiriyor Kemal Tahir. Ne soru sormaktan ne de yanılmaktan korkarak Tek Parti iktidarının eğitim reformu ile rejim bekçiliği arasında bocalayan projesini roman sanatının imkanları ile yeniden düşünmeye çağırıyor bizi. Kemal Tahir, büyük bir ustalıkla kurguladığı “ölmez tiplerini” bir düşünce ve deneyim panayırında tartıştırıyor. Ülkü ile irade, ütopya ile gerçek, siyasal ile toplumsal arasında gergin bir ipin üzerinde yürüyen muhakeme becerisinin verimli sonuçlarını gözler önüne seriyor. Bozkırın bozkır, çekirdeğin çekirdek olarak kalmasındaki sır ne anlatır bize? Büyük romancımız, en temelinde işte bu sorunun peşine düşüyor bu kez.
384.30 ₺ -
Yol Ayrımı
“Bizden bir evveli nesil mağlubiyet ve inkırazı tanımıştı. Bizden sonrakiler de yeni devrin zorluklarıyla karşılaştılar. Arada bir avuç iyimser kaldı ve kazandı.” İnsanın fıtratı zorluklar karşısında mı ortaya çıkar yoksa zorluklar aşılıp da fırsatlar belirdiğinde mi? Eserlerinde toplumsal süreçler neticesinde insan fıtratına dair en mahrem detayları, en gizli yanları büyük bir cesaretle ortaya döken Kemal Tahir, “Esir Şehir” üçlemesinin son halkası olan Yol Ayrımı’nda bu sorunun peşine düşüyor. Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının akabinde 1930’lu yıllardaki Serbest Fırka deneyimini fon edinerek birbiriyle iktidar mücadelesi veren bürokrat ve aydın kadroların, eşiğine gelip durduğu yol ayrımından bakıyor dünyaya. Maskeleri düşüren, insanın fıtratını ortaya çıkaran bir yeni dünya ihtimalinde ve oynanan köşe kapmacada Kemal Tahir’in gerçek insanlarına düşen, belki de sadece hayal kırıklığıdır. Kemal Tahir’in hayattayken yayımlanan son romanı olan Yol Ayrımı bir yüzleşme daveti. Muharebelerin ardından barış gelir, cepheler terk edilir ve insan, yeni ve en güçlü düşmanı olan kendini karşısında bulur. Sert gerçekleri idrak etmek için cesur bir bakış gerekir. Cemil Meriç’in de değindiği gibi bu bakış, Kemal Tahir’de fazlasıyla vardır. “Kemal Tahir; bütün kepazelikleri, bütün rezillikleri görmüştür. Hapishaneyi, yapılan rezilliği, Batılılaşmayı çıplaklığıyla, acılarıyla yaşamış ve aşağı yukarı ilk defa olarak Türkiye’de nasıl bir oyuna geldiğimizi, nasıl bir açmaza girdiğimizi söylemiştir.”
272.30 ₺ -
Kurt Kanunu
“Kurtlukta düşeni yemek kanundur. Romanın konusu 1926 İzmir Suikastı gibi son derece buhranlı bir devrede geçiyor. Bunun için adını Kurt Kanunu koyduk. Kişiyi sosyal çevresi ve bunalımları içinde ele alıyorum. Gerçekten büyük tehlikeler içinde kıstırılmış insanların romanı bu.” Ömrünü savaş meydanlarında, pusularda, dağlarda ve şehirlerde yıkmakla yıkılmakla, kaçmakla kovalamakla kâh av kâh avcı olarak geçirmiş bir savaşçı; kavganın, iz sürmenin, yanık barut kokusunun, çeliğin ve kanın genzinde bıraktığı tadı unutabilir mi? Devleti, toplumu, milleti, en önemlisi de bütün iniş çıkışlarıyla insanı anlamaya hayatını hasreden Kemal Tahir, Kurt Kanunu’nda Kurtuluş Savaşı sonrasının en bunalımlı dönemini, İzmir Suikastı’nı ele alıyor. Kemal Tahir, romanında İttihat ve Terakki’nin meşhur “Küçük Efendi”si Kara Kemal’den Abdülkerim Bey’e, Gurbet Hala’dan Semra Hanım’a, Emin Bey’den Perihan’a; o kendine has karakter çeşitliliğiyle yeni Cumhuriyet’in, Türkiye’nin ruhunu arıyor. Bir sürek avına eşlik eden bu cesur arayış, elbette hesaplaşmalarla, muhasebelerle ve en önemlisi de tarihe romantik, nostaljik bir olgu olarak bakmaya meyilli olanlar için derin sarsıntılarla dolu. Kemal Tahir’i ölümsüz kılan, Türk düşüncesinin ve Türk romanının sarsılmaz yazarlarından biri haline getiren de zaten bu değil midir? “Kurt Kanunu’nda, ben, salt bazı kişileri tartaklamaya, tartaklayarak büsbütün sersem edip dehşete düşürmeye çalışmadım, ilk şaşkınlıklarıyla tekerleneceklerini kestirdiğim çukurdan kurtarmaya da uğraştım.”
279.30 ₺ -
Devlet Ana
“Büyük romanlar, büyük ırmaklar gibi akarlar. Yatakları hem geniştir hem derin. Irmaklar, yataklarını ancak denizlere kavuşurken derinleştirip genişletebilirler. Böylece, her büyük roman, zaman içinde okyanuslara kavuşan bir ana yoldur.” Devlet Ana, bütün eserleriyle edebiyatımızda ırmaklar gibi çağlayan Kemal Tahir’in belki de okyanusa kavuştuğu eserinin adıdır. “Köy-şehir-halk, maksat Türk insanının cevherini bulmaktır.” diyen Tahir’in, bir imparatorluğun kuruluş dinamiklerini keşfe çıkarken insanımızın bu coğrafyada tutunmasını sağlayan tabiatını da gerek tarihî kişilikler gerek kurmaca karakterlerle yansıtması, edebiyatımızın en özel romanlarından birini ortaya çıkarır. 1968 yılında Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’ne değer görülen Devlet Ana, Türkçenin çok katmanlı yapısına yaslanırken tarihsel deneyimi zengin bir dilin roman sanatı içinde hangi irtifalara çıkabileceğinin de en önemli örneklerinden biri olmuştur. Kemal Tahir; yarına dair umudu, kuruluş tecrübesinde dirilterek nesiller boyu ilham alınan bir eseri dilimize hediye etmiştir. “Yıllardır konuşuyoruz; görüyorum ki, hâlâ Osmanlı’yı hafife alanlarımız var. Dünyada kurulmuş imparatorluklar -en kabadayı- yüz elli iki yüz yılda paramparça olduğu halde, Osmanlı İmparatorluğu’nun neden altı yüz yıl sürdüğünü hiç düşündünüz mü? Bütün imparatorluklardan gereken tarih dersini almış ve buna göre bir çekirdek model kurmuştur da ondan!”
349.30 ₺ -
Esir Şehrin İnsanları
“Çöküntü devrinde iki çeşit insan tipi ortaya çıkıyor: Namussuzlarla namuslular... Hele, önce ‘vatandaş’ sonra ‘insan’ olunması gereken dehşetli sıralarda felaketle alçaklığın boğuşması kadar korkunç muharebe yok. Muharebede düşman karşıdadır, üniformalıdır. Az da olsa, çok da olsa bir zaman sonra önemi kalmaz. Kaçarsın, kovalarsın... Anında ölenler, yaralananlar olur. Ama hep ileriye bakmanın bir rahatlığı vardır. Oysa esir bir şehirde, dost kim, düşman kim bilinmez!” Bir mücadele nerede başlar? Hürriyet duygusu ne zaman kan ve kemik kadar kati bir gerçek halini alır? Kemal Tahir, esir düşmüş payitahtın insanlarını işte bu çetrefil ve kaçınılmaz sorunun karşısındaki tutumlarına göre tasnif ediyor, tanımlıyor. Kaosun hüküm sürdüğü mütareke İstanbulu’na yönelttiği keskin bakışlarıyla şehrin sokaklarını tararken ne berduşları, aylakları, işbirlikçileri ne vatanseverleri ve kendisinden kahramanlık umulmayan kahramanları gözden kaçırıyor. Gönülden köleler ve aldırmazlar arasından bir çıkış yolu arıyor. Esir Şehrin İnsanları, yazarının “yürekli bir yalnızlığı göze alarak” yakın tarihin en önemli olaylarını çok yönlü bir bakışla, tarihsel gerçekliği içinde ele aldığı ilk “şehir romanı”dır. “Esir Şehir” üçlemesinin ilk kitabı olan bu roman, dağılan imparatorluğun ve insanlarının eş zamanlı çözülmesini derin ve sarsıcı yüzleşmelerle okura sunuyor.
279.30 ₺ -
Vassaf Bey
Cumhuriyet Ankara’sını farklı yönleriyle eserlerine taşıyan Memduh Şevket Esendal, tahkiye yeteneği ve berrak Türkçesiyle yaşadığı devrin kendine özgü isimlerindendir. Eserlerinde ağırlıklı olarak yaşadığı devrin meseleleriyle yakından ilgilenmiş, Vassaf Bey’de ise “insan ilişkileri”, “evlilik” gibi birçok meseleyi tartışmaya açmıştır. Esendal’ın birbirinden renkli olduğu kadar esrarengiz karakterler de inşa ederek toplumun hem kültürel hem de sosyal yapısını gözler önüne serdiği Vassaf Bey çoğunlukla kadınlar arasında geçer. Kültürel değişimlerin topluma ve bireye etkilerini incelikle işleyerek romanında bir araya getiren Esendal’ın, insan ruhunu tanımadaki maharetiyle bugünün okurlarına söyleyecek hâlâ pek çok sözü var.
104.30 ₺ -
Ayaşlı İle Kiracıları
Memduh Şevket Esendal’ın ilk romanı Ayaşlı ile Kiracıları, aynı zamanda yazarın, üzerine en çok konuşulan eseridir. 1934 yılında yayımlanan roman, okura yeni Cumhuriyet’in başkentinden insan manzaraları, toplumsal durumlar ve ilham verici çeşitlilikte bir tipler galerisi sunar. Ayaşlı ile Kiracıları’nda farklı sosyal sınıflardan birçok kahraman, çeşitli zorluklardan ötürü Ayaşlı İbrahim Bey’in apartmanında bir araya gelir. Yerini yurdunu, ailesini, doğup büyüdüğü toprakları terk ederek Cumhuriyet başkentinde kendilerine yeni bir hayat arayan bu insanlar, önlerine çıkan tüm fırsatları değerlendirmek isterlerken savrulacak, ortaya giderek daha da çetrefil bir tablo çıkacaktır. Ayaşlı’nın apartmanında bir araya gelen kimi şoför kimi memur, kimi bankacı kimi kumarbaz bunca insan, bir yandan kendi gündelik hayatlarına devam ederken bir yandan çevrelerindekileri de değişmeye, kendileriyle birlikte farklılaşmaya çağıracaktır. Ayaşlı ile Kiracıları, tıpkı yazarın diğer metinlerinde olduğu gibi bireyden topluma doğru hareket eden, bu süre zarfında toplumun tüm kesimlerini işin içerisine dâhil eden bir eserdir.
111.30 ₺ -
Sular Üstünde Gökler Altında
Amerika, aşk ve saflık yeniden keşfedilebilir mi? Sular Üstünde Gökler Altında, okurunu bir zaman makinesi gibi alıp 15. yüzyılın son demlerine götürüyor. Bu sürükleyici macerada rengârenk kahramanlarla birlikte İstanbul’dan Kırım’a, İspanya’ya, oradan Güney Amerika’ya ve Kazablanka’ya doğru nefes kesen bir yolculuğa çıkarken kendinizi birbirinden esrarlı olayların içinde bulacaksınız. Hem aşk derdinden kaçmak hem de babasının hayallerini gerçekleştirerek esaslı bir kâşif olmak için yola çıkan Kalender, âlemden âleme, zamandan zamana, halden hale savrulurken kendini derin çatışmaların ortasında bulacaktır. Kader rüzgârı onu Kristof Kolomb ile buluşturacak ve bu ikili o güne kadar hiçbir denizcinin açılmaya cesaret edemediği karanlık okyanuslara yelken açacaktır. Bakir topraklar üzerinde yol alırken öte yandan da birbirlerinin karanlıklarını ve kuyularını göreceklerdir. Tam dünyayı avuçlarında tuttuklarını sanırlarken işler bambaşka bir hale evrilecek ve tabiri caizse kızılca kıyamet kopacaktır. Kaptanlar, korsanlar, papazlar, şövalyeler, haydutlar, ressamlar, deniz kızları, kurbanlar, gizemli yerliler ve daha nicesiyle dolu bu görkemli atmosfer, aynı zamanda dönemin ruhunu tüm çıplaklığıyla yansıtan şehirler, yapılar, şarkılar, kitaplar, haritalar, diller ve katmanlı psikoportrelerle baş döndürüyor. Son dönem Türk romanının dikkat çeken isimlerinden Kaan Murat Yanık, mitlerle bezediği büyülü gerçekçi olayların bir karnaval havası yarattığı romanında, okurunu masmavi okyanuslarda, kakao ve vanilya kokularının yükseldiği yemyeşil ormanlarda, ışıltılı kurbağaların zıpladığı düşlerde ve Doğu ile Batı'nın dikenli sınırlarında dolaşmaya, bu efsunlu serüvene katılmaya davet ediyor. “Umut etmeye ve masalların içinde kaybolmaya ihtiyacımız var. Hayat karşısında başka türlü direnemeyiz.”
244.30 ₺ -
Bin Hüseyin
Çizgileriyle, yazdıklarıyla, söyledikleriyle, duruşuyla çağının sanatkârane tanığı Hasan Aycın, Battal Gazi destanından yola çıkarak yazdığı Bin Hüseyin’de okurunu “muhatabını arayan bir hitap” ile başbaşa bırakıyor. İslam’ın zuhur döneminden başlayarak Bedir Savaşı’na kadarki zamana, ardından Hz. Hüseyin’in torunu Cafer Gazi’nin ve çevresindekilerin serüvenlerine ve tekâmül yürüyüşlerine odaklanan Hasan Aycın’a göre her bir yolculuk önce kalpte başlıyor, sonra Diyar-ı Rum’a, Şam dağlarına, Konstantiniye’ye, Melâtıye sahrasına, Diyâr- Hind’e, Kaf Dağı’na, yedi iklim dört bucağa doğru uzanıyor. Cafer Gazi, Aşkar’ın sırtında sahrâyı bir baştan bir başa katederken Teodora denizler aşmaktan, yeryüzünde savrulup durmaktan bitap düşüyor.
251.30 ₺ -
Uzakların Şarkısı
Masumiyetin bir rengi var mıdır? Ya ruhların? Peki papağanlar bize ne fısıldar? Uzakların Şarkısı, karlı bir kış sabahı, Kars’a giden Doğu Ekspresi treni ile başlayıp 18. yüzyıl İstanbul’una uzanan ve turuncu bir yağmurla ışıldayan bir Kaan Murat Yanık romanı. Başına gelen felaketleri unutmak ve hayalini kurduğu kitabı yazmak umuduyla Kars’a göçen Bünyamin, bu şehrin ücra bir köşesinde Besti Nine ile tanışacak ve bir müddet sonra bu kadının canı pahasına sakladığı yüzlerce yıllık sırrın peşine düşecektir. Bu yakıcı sırrın kanatları, Bünyamin’i evvela Hindistan’daki düş sarayına, oradan İstanbul’un efsanevi günlerine; Galata Kulesi’nin altındaki dehlizlere, güzellerin salındığı bahçelere, ruhların alınıp satıldığı evlere, bilinçaltı sularına, isyan planlarına, saray entrikalarına ve aşkın manasının yeniden keşfedildiği sonsuz anlara savuracaktır. Gülbadem, Zencefil, Fülfül, İpek Böceği, Ruhsar, Sunullah Efendi, Fıstıkçı Şahap, Feylesof ve daha niceleri… Uzakların Şarkısı, büyülü gerçeklik rüzgârının her şeyi uçuşturduğu, zihnin sınırlarını zorlayan modern bir Tutiname. Yayımlandığı günden beri büyük beğeni toplayan eser, farklı âlemleri birbirine düğümleyerek okuru çok uzaklara, efsunlu zamanlara sürüklemeyi vaat ediyor.
244.30 ₺ -
Sahipkıran
Kaleminin her dokunuşuyla manevi bir coşkuyu, bir derinliği inşa eden Hasan Aycın; kadim metinlerden beslenen zengin muhayyile gücünü roman türünde de ortaya koyuyor. Geleneksel anlatıları modern türlerle maharetle bir araya getiren yazar, bu romanında bizi Hamzanâme’nin epik kurgusuyla buluşturuyor; Sâhipkırân adıyla yankılanan, İslam kültürünün büyük kahraman anlatılarından Hz. Hamza hikâyelerine yeni bir soluk getiriyor. Sâhipkırân, sadece kılıcıyla değil; sözleri ve bilgeliği, inancı ve cesaretiyle savaşan bir kahramanın soluksuz takip edeceğiniz serüvenlerini anlatıyor. Tarih sayfalarında iz bırakan padişah Nûşirevân ile Sâhipkırân arasındaki dostlukla başlayan ama zamanla bitmek bilmeyen çekişmelere dönüşen bu destansı anlatı; aynı zamanda dostluğun, aşkın ve mücadelenin de özdeşleştiği bir atmosferde okuyucuyu, kusursuz bir aksiyonun ve duygusal yükselişlerin içine çekiyor. Hasan Aycın, efsaneler ve gerçekler arasında köprüler kurarak, tarihin ve hayal gücünün o muazzam kucaklaşmasını okuru için resmediyor.
154.00 ₺ -
Kimse Kalmadığında Bunu Hatırla
Bu bir yüzyıl hikâyesi. Orta Anadolu’nun ıssız ve çetin topraklarında, zamanın ince iplikleriyle örülen bu hikâyede; aşka, nesillerin birbirleriyle olan bağına, bir dede ve torunun sıcak dostluğuna tanık olacaksınız. Kimse Kalmadığında Bunu Hatırla, köklerini arayan insanın, yaşadığı topraklarla var olma ve bütünleşme mücadelesini anlatan epik ve güçlü bir hikâyeyi işliyor. İç içe geçmiş hikâyelerin sürüp gittiği bir yüzyılın sayfaları arasında dolaşıyor, sıradan gibi görünen hayatların derinliklerine iniyor, farklı iki dönemi harmanlıyor ve Türkiye’nin hızla değişen tarihini çarpıcı bir şekilde yansıtıyor. Cumhuriyetin başlangıcından günümüze uzanan bu romanda; karşıtlıklar, savaşlar, kişisel ve toplumsal çatışmalar dikkat çekiyor. Silvan Alpoğuz, bir yeri yurt tutmanın, o yeri varlığıyla anlamlandırmanın ve değişen dünyada ayakta kalmanın zorluğunu, kendine has üslubuyla ve ustalıkla anlatıyor. “Şefkat ya da sevgi yoksunluğu kendini unutturabilir ama bir kök ihtiyacı insanın daimi yarasıdır.” %35 indirimli 174,85 TL 269,00 TL Sepete Ekle Kargo Bilgisi: 1-3 iş günü içinde kargoda. 1500 TL ve üzeri siparişlerinizde kargo bedava! Fiyat Alarmı Alışveriş Listeme Ekle
188.30 ₺ -
Mai ve Siyah
Halid Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah ile ustalık dönemine giriş yaparken Türk edebiyatına zirve bir eser kazandırmıştır. Yazar, romanında zamanın değişimini; bireyin, bu değişim içinde kendi mevcudiyetini yaşayış biçimini, hayal kırıklığını ve umudu okurlar için anlaşılabilir ve idrak edilebilir kılıyor. Mai ve Siyah’ta, babasının ölümü ile birlikte Ahmet Cemil’in kişiliğinde yaşadığı değişimler, aslında bize bir neslin içinde bulunduğu sıkıntı ve kederi, edebi şöhret arzusunu gösterirken, onun kendini gerçekleştirme sürecini de ele alıyor. Halid Ziya’nın toplumda yaşanan bu hakikati sanatkârane bir üslupla ele alması sayesinde bizler de dönemin edebiyat, sanat ve entelektüel ortamını tanıma fırsatı buluyoruz. Cevdet Kudret’in Türk edebiyatında ve Halid Ziya’nın kendi sanatında bir dönüm noktası olarak işaretlediği Mai ve Siyah, Tahsin Yıldırım’ın titiz edisyonuyla yeniden okurlarıyla buluşuyor.
132.30 ₺ -
Şebek Romanı
Anlam kaybına uğramış, şiddet dolu ultra-modern bir ortamda, gelenek, kendine özgü huzur ve dinginliğe hangi biçimde yol bulur? İnsanlığa, en karanlık, en çetin şartlarda yaşama gücü veren, ne türden bir derinliktir? Bir bilimkurgu parodisi olan "Şebek Romanı" bilimkurgu, mizah, tasavvuf gibi üç öğeyi bir araya getiren bir uzun öykü. Ayşe Şasa’nın kurguladığı bu 2075 yılının Viyana’sında, yeni adıyla XB21’de yaşanan olaylar bizleri insanlığın geleceği üzerine bir kere daha düşünmeye davet ediyor.
174.30 ₺ -
Eylül
Mehmet Rauf’un en önemli eseri olarak kabul edilen ve ona yaygın bir şöhret kazandıran Eylül, Servet-i Fünûn döneminin de en parlak romanlarından biridir. Psikolojik romanın ilk izlerini gördüğümüz bu eser, insanın kendi tabiatı ve çevresiyle yaşadığı ruhsal çatışmaları anlatırken, kahramanların iç dünyalarını da okura bütün yönleriyle sunuyor. Suat, Necip ve Süreyya’dan oluşan aşk üçgeninde Suat, içinde bulunduğu sakin aile hayatına rağmen, aşkı tadamamış bir kadın olarak kurgulanır. Necip de hareketli Beyoğlu yaşantısında aradığını bulamamıştır. Suat ve Necip ikilisi arasında böylece bir benzerlik kurulur. İkili birbirini tanıdıkça yakınlaşmaya başlar. Aralarındaki çekim onları imkânsız bir aşka sürükler. Buluşmalar, kavuşmalar bu aşkı görünür kılmaya başlarken, aslında onları nasıl bir son beklemektedir? Mehmet Rauf, havanın değişimini, yaprakların sararıp yere düştüğünü ve çiğnendiklerini görünce bir hayli duygulanır ve kendi hayatını “Eylül”e benzetir. Eylül, eserin hâkim duygusunu açıklayan ve sembolize eden bir kelimedir ve yaz mevsiminde başlayan bir aşkın bitişini, hüznünü anlatır. Hayallerden sıyrılmanın, hakikatle yüzleşmenin, ölüm-doğum döngüsünün göstergesidir.
174.30 ₺ -
Efruz Bey
II. Meşrutiyet dönemindeki aydın tipine odaklanan, özellikle toplumun geçirdiği çeşitli değişimleri gözler önüne seren Efruz Bey, yazarın sağlığında yayımladığı son kitaptır ve Ömer Seyfettin külliyatı içinde çok özel bir yerde durmaktadır. Romanda Efruz Bey tipinden hareketle, toplumsal hayatın yozlaşan yanları ince fırça darbeleriyle çizilir. İçtimai yönü ağır basan ve “fantastik” bir roman olarak tasarlanan Efruz Bey’in tefrikası Vakit gazetesinde okurlara şu cümlelerle duyurulur: “Yeni Tefrikamız: Efruz Bey-Fantezi Roman, Muharriri: Ömer Seyfettin. Çarşamba gününden itibaren Ömer Seyfettin Bey’in Efruz Bey unvanlı romanını tefrika etmeye başlıyoruz. Efruz Bey, memleketimize ait bazı tiplerin ve bazı meyil ve itiyatların, sanatkârane bir mübalağa ile çizilmiş bir karikatürü hükmündedir...” Ömer Seyfettin, bu romanıyla edebiyatımıza hem büyük bir eser hem de özel bir karakter armağan ediyor. Yazarın kendi deyişiyle hepimiz değilse bile hepimizden bir parça taşıyan Efruz Bey; Pertev Naili Boratav’ın ifadesiyle Türk edebiyatının Don Kişot’u olarak önemini korumaya devam ediyor. Efruz Bey, Necati Tonga’nın titiz çalışmasıyla yeniden okuruyla buluşuyor.
156.80 ₺