-
Müze Bekçisi
Çocuk yaşta anne ve babasını bir zeplin kazasında kaybeden uyumlu, tertipli, sessiz DeFoe; gösterişli ve güvenilmez amcası tarafından büyütülmüştür. DeFoe, kentin Yahudi mezarlığında çalışan melankolik ve güzel Imogen’le imkânsız bir ilişkiyi sürdürmektedir. Uzaklardan âdeta kıyameti haber veren gök gürültüleri, yani Hitler’in korkunç eylemleri ve Nazi tehdidi gitgide daha duyulur hale gelirken, Hollandalı bir ressama ait “Amsterdam’da Bir Sokakta Yahudi Kadın” tablosu müzeye gelir. Müze Bekçisi, insanlığın kararan dünyasını, gizemli bir tablonun büyüsüne kapılan huzursuz bir kadının sanrıları üzerinden anlatıyor. Yayımlandığı günden itibaren eleştirmenler ve okuyucular tarafından coşkuyla karşılanan bu roman; yabancılaşma, sanatın kimliğe etkisi, kendi kaderini tayin hakkı, duygusal kaos, gerçeklik yanılgısı, ulvileşme arzusu gibi temalarla hafızalara kazınacak türden bir edebî darbe. Roza Hakmen’in eşsiz çevirisiyle Türkçede…
237.30 ₺ -
Piramit
Kadare’nin nesrinde Gabriel Garcia Marquez’in büyülü gerçekçiliği ışıldıyor. The Los Angeles Times 2005 Man Booker International ödüllü, ismi defalarca Nobel Edebiyat Ödülü adayları arasında anılan Arnavut yazar İsmail Kadare, Piramit’te hipnotize edici bir mesel anlatır. Hem bir tarihî roman, hem de her çağda, her coğrafyada farklı yorumlarla okunabilecek karanlık bir hikâyedir anlattığı: Kendine piramit yaptırmak istemeyen bir Firavun! Güç, entrika, komplo, yönetim sanatı, toplum mühendisliği ve terde, kanda, gözyaşında ve üst üste konan devasa taşlarda vücut bulan hayat ve ölüm... “Dışarıda, rüzgârın havalandırdığı kum taneleri sonsuz sarmallar oluşturuyordu. Adamlar da döne döne yükseklere çıkan o sarmallara bakıyordu. Hiç konuşmuyorlardı ama boş boş bakan gözleri ‘Hükümdarımız hangi merdivenle yükselecek gökyüzüne? O gün geldiğinde diğer firavunlar gibi yıldızlar arasına nasıl ulaşacak? Nasıl ışık olacak?’ der gibiydi.”
114.10 ₺ -
Obasan
Güçlü ve tutkulu bir hikâyeye sahip ödüllü roman Obasan, II. Dünya Savaşı sırasında Japon asıllı Kanadalıların yaşadığı dokunaklı olayları bir çocuğun gözünden anlatıyor. Naomi, Pearl Harbor Saldırısı onun hayatını değiştirdiğinde korunaklı dünyasında sevgiyle büyütülen beş yaşında bir çocuktu. Annesinin kaybının ardından kendisinin ve ailesinin nasıl da “düşman uzaylılar” haline geldiğini, yaşadığı topraklarda ırkçı saldırılara uğradığını, hayalet kasabaya sürgüne zorlandığını, hor görüldüğünü ve parçalandığını şaşkınlıkla izledi. Hayatı akıl almaz zorluklarla ve acıyla sarılan Naomi için amcasının eşi Obasan’ın kararlılığı, dayanıklılığı ve çevresindekilerin sessizliği onu koruyan bir zırhtı. Ancak Naomi büyüdüğünde, kaderlerine musallat olan bu ürkütücü sessizlik perdesini aralamaya karar verdi. Kamplarda tutulan binlerce insandan biri olan yazar Joy Kogawa’nın kaleminden Obasan, günümüze dair rahatsız edici benzerlikler barındıran satırlarıyla, II. Dünya Savaşı’nın dramatik sonuçlarını Kanada’daki bir Japon göçmen ailesi üzerinden okuyabileceğiniz yürek burkan bir anlatı.
279.30 ₺ -
Bostanda Kırlangıçlar
Genç adam çocukluğunun geçtiği nar bahçesine döndüğünde dünyanın renkleri, meyvelerin tadı, güllerin kokusu ve vadinin manzarasıyla yeniden tanışır. Şimdi çok uzak bir geçmiş gibi görünen çocukluğunun imgelerini tek tek hatırlar, özellikle de ilk aşkın tatlı hatıraları ile babasıyla vakit geçirdiği bu nar bahçesi. İnsanın içine karanlık salan hapishane yılları, işkence, dayak ve sefaletin yerine, insanca kalabilmek için bu hatıralara, bir de sevdiği kıza tutunur. Ah, Saba. Peter Hobbs’un bu novellası daha ilk cümlesiyle okuru içine çekiyor. Poetik dili ve anlatıcının nahif tonuyla aksi hâlde bir karamsarlık manzumesi olabilecek bir hikâyeyi, umudun rengine büründürüyor. Kısa sürmüş bir aşkın hatırası, ruhunuz ve bedeninizdeki yaraları dindirebilir mi?
118.30 ₺ -
Kediye Dikkat
Kedileri duyabilseydik ne yapardık? İngilizlerin ilk romanı olarak kabul edilen Kediye Dikkat’te William Baldwin, kedilerin konuşabilmesinin, düşünebilmesinin, mantık yürütebilmesinin mümkün olup olmadığına dair kışkırtıcı ve zekice sorular soruyor. Yüzyıllar boyunca yazarlar, kedilerin gizemli doğasına dair ilham verici pek çok şey yazdılar. Fakat bu eser, ilk olarak 1550’lerde, tanınmış erken modern dönem yazarların çoğu henüz ilk eserlerini vermeden önce yazıldı. Hayvanların konuşma yetenekleri olsaydı dünya hakkında neler söyleyebileceklerini hayal etmemizi sağlayan bu dikkat çekici eser; simya, efsaneler, dinî ve ahlaki hicivler ışığında, konuşan kedilerin hikâyesini eğlenceli bir dille anlatıyor. Kedilerin gizli dilini anlamaya çalışan bir rahibin ürkütücü simya deneylerine odaklanan hikâye, çağlar boyunca insanları düşündüren bir soru soruyor: Hayvanlar neden vardır?
111.30 ₺ -
Armağan Zamanlar
En çaresiz ânınızda, her şeyi değiştirebilme ve düzeltme imkânı karşılığında ne kadar büyük bir bedel öderdiniz? Ya bir ömür merak ettiğiniz, hayatınızı adadığınız sırrı çözmek için? Ya da olanı olmamış kılmak, mahkûm olduğunuzu düşündüğünüz mutsuzluktan kurtulmak için? 2003 Dünya Fantezi Roman ödüllü ünlü Sırp yazar Zoran Zivkoviç, Başka Zaman Kütüphaneleri’nden sonra bir başka mozaik romanla karşınızda! Engizisyon tarafından idam edilmek üzere sabahı bekleyen bir astronom, bilim camiasınca hiç ciddiye alınmamış bir bilim insanı ve hayatını mahveden olayı atlatamayan bir saatçi... Gizemli bir ziyaretçi, ortak noktaları zaman karşısındaki çaresizlikleri olan bu üç kişiye belirsiz bedeller karşılığında eşsiz birer zaman dilimi armağan eder. Ziyaretçinin kimliğiniyse yalnızca deli olduğu gerekçesiyle stüdyosuna kapatılan, kimsenin inanmadığı bir ressam bilmektedir...
167.30 ₺ -
Blucin Devrinin Çocukları
Blucin Devrinin Çocukları, Gürcistan’ın en meşhur yazarı David ‘Dato’ Turaşvili’nin on beşten fazla dile ve tiyatro eserine çevrilmiş romanı. Gerçek ve trajik bir olayı konu edinen roman, 1983’te, henüz genç ve yakışıklı bir aktör olan Gega Kobakhidze ve arkadaşlarının Tiflis’ten Leningrad’a giden bir uçağı kaçırma girişimlerini konu ediniyor. Sovyet rejiminden özgürlüğün ve kot pantolonun bol olduğunu düşündükleri Batı’ya kaçmak isteyen bu gençlerin başarısız uçak kaçırma girişimi, okuru huzurlu bir son umuduyla daima tetikte tutuyor. Diyalog merkezli bir anlatım tarzıyla Dato Turaşvili, gençlerin romantizmini de idealizmini de ifade etmeyi başarırken, rejimin memurlarının uyguladığı baskıyı da gözler önüne seriyor. Gerçekle kurgunun iç içe geçtiği Blucin Devrinin Çocukları, Gürcü gençliğinin başkaldırı hikâyesi…
188.30 ₺ -
İdrisilerin Evi
“Kaos bir evde birdenbire ortaya çıkmaz; ahşap oymalar, nevresim kıvrımları, panjurlar ve perde pileleri arasında usulca birikerek, kapıdan esip gelen bir rüzgârla savrulmayı bekleyen tozlar gibi pusuda bekler.” Kısacık ömrüne sığdırdığı geniş külliyatıyla çağdaş İran edebiyatının en önemli isimlerinden sayılan Gazale Alizade’nin eserleri ölümünün üstünden geçen neredeyse otuz yıla rağmen güncelliğini koruyor. Kurmacalarını gözlerini bağlayıp bir kitaptan okur gibi yardımcısına dikte ederek, trans metoduyla yazan Alizade’nin opus magnumu kurgusal “Aşk Şehri”nde geçen İdrisîlerin Evi’dir: Kanlı bir devrime sahne olan kentte bir yandan toplum büyük değişimlerden geçer; diğer yandan karakterlerimiz aşk, dostluk, düşmanlık, hırs, çaresizlik, cesaret ve erdemle yoğrularak yazgılarını arar. Keşmir vadilerinin kokusu bahçedeki sümbülteberlerin rayihasına karışır, azizelerin ve peri kızlarının resmedildiği sırça kubbeyi aile yadigârı piyanonun tınıları doldurur, şimdiye kadar ancak savaş için parlayan buz mavisi ihtiyar gözlerde sevda yeniden yeşerir ve biz okurlar efsanelerin, destanların ve masalların katı gerçekler ve gündelik olgularla tam da kendi hayatlarımızdaki gibi harmanlandığı eşsiz bir yolculuğa çıkarız. İlk kez Türkçeye kazandırılan İdrisîlerin Evi gerçek edebiyatla ve “büyük roman”larla ilgilenen herkesin kitaplığında bulunması gereken bir başyapıt.
377.30 ₺ -
Yumruk yahut Yürek
İzlanda’nın en canlı ve özgün kalemlerinden kabul edilen genç edebiyat yıldızı Kristín Eiríksdóttir’den ustaca örülmüş, katman katman açılan sürükleyici bir ödüllü roman… Yetmişli yaşlarının başındaki Elín Jónsdóttir, İzlanda’nın Reykjavík kentinde izole bir yaşam sürüyor. İskandinav filmleri ya da tiyatrolar için dekor hazırlıyor, maske yapıyor. Yalnız yaşıyor ve hayatıyla he-saplaşmaya hazır. Ellen Álfsdóttir ise hassas, duyarlı, genç bir oyun yazarı. Ünlü bir yazarın gayrimeşru kızı olması en büyük yarası. Peki bu iki kadının ortak noktası ne? İkisinin yolları daha önce korkunç koşullar altında kesişmiş; ancak biri hatırlamıyor, diğeri ise unutmak üzere. İzlanda Edebiyat Ödülü’ne layık görülen ve birçok dile çevrilen Yumruk yahut Yürek, iki kadının hikayesini iç içe geçirerek hayatın büyük travmalarını ve küçük sevinçlerini, yaşadığımız en önemli anları hatır-lamayı ve unutmayı, kaygıyı, köksüzlüğü, kanıksanmış adaletsizliği anlatıyor. “Kestikçe kesiyor kuru otları; sonra ömrünün baharında kendisi de ot gibi biçiliyor.”
216.30 ₺ -
Panenka
Aslında ismi Joseph’ti ama yıllar boyunca onu Panenka diye çağırdılar, bu isim onun hem hayat hikâyesi hem de hüznüydü. Bilirsiniz ki, futbol fena hâlde hayata benzer. Panenka’ya teknik direktörü, “Bu oyunun kilidini açacak olan,” demişti, “korkusunun ve kendisinin ötesine geçen oyuncudur.” Panenka kendisinin ötesine geçmeye çalıştığı ilk anda büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Belki de bu yüzden yıllarca bu sözle sınandı. O büyük yükü omzunda taşırken, hayatına devam etmezken, ailesini ve bütün geleceğini o bir tek ânın gölgesine esir etmişken hep kendinin ötesiyle ve ötekiyle savaşıyordu. Pişmanlıklar, parçalanmışlıklar ve başarısızlıklar arasında yürüyen Panenka, acaba geçmişini temize çekebilecek mi? Yoksa, yaşlandıkça geriye sadece tamir edilemeyen şeyler mi kalır?
209.30 ₺ -
Ortadoğunun En Uzun Günü
O gün insanlar, vicdanlarını öldürmek istediler. Onların bu isteği insanlığın en büyük musibetine ayna tutmuştur. Ortadoğu’nun En Uzun Günü, etkisi asırlarca sürecek bir vakanın başlangıç ânına götürüyor bizi. Golgota tepesine çıkan dikenli yolları, Hz. İsa’yı çarmıha götüren hükmün adımlarını, zulmün ve adaletsizliğin açtığı yara izlerini derinleştiriyor ve sorguluyor; günahı işleyen el kimin? Kararı alan mı, alınmasını sağlayan mı, çarmıhı inşa eden mi, ipi boyna geçiren mi, demiri döven el mi suçlu? Yoksa herkese bölüştürüldüğünde suçun sahibi ortadan kalkmış mı olur? Doğruyu söyleyebilme cesaretine sahip olmayan, vicdanının ışığı yolunu aydınlatmayan bir toplumda herkes o büyük suçun ortağı hâline gelir. Kolektif olarak işlenen suç ise kimsenin vicdanını rahatsız etmez. En büyük günahlar, böyle kolaylıkla işlenir. Muhammed Kâmil Hüseyin, Müslüman bir bakışla, Hz. İsa’nın göğe yükseltilişini ele alıyor ve bize, hep “o meşhur günün çağdaşı” olarak yaşayacağımızı hatırlatıyor. Çünkü o gün, haksız bir hüküm verildi ve kervan, zincirlere asılı iki kesik elle yürümeye devam etti.
167.30 ₺ -
Beş Katlı Apartmanın Altıncı Katı
Azerbaycan edebiyatının usta ismi Anar Ak Liman, Beş Katlı Apartmanın Altıncı Katı ve ilk kez bu edisyonda yer alan Tahmine’nin Son Sırrı ile okurunu selamlıyor. Elinizdeki bu başyapıtta Bakü’den İstanbul’a, Moskova’dan Afrika’ya başka başka mekânlara savrulan insanların coğrafyayla, gelenekle, aileyle ilişkisini berrakça görecek; 1960’lı yıllardaki Azeri toplumunun yaşamına tüm yönleriyle şahit olacaksınız. “Ben” ve “biz”in, insan ve toplumun, modernleşme ve geleneğin arasında kâh film yıldızlarıyla garsonlar hakkında konuşacak kâh İçerişehir’in fakir mahallelerinde dolaşacaksınız. Dönem atmosferini maharetle anlattığı kadar insan ruhuna da cesurca bakabilen Anar, Neşriyat Yayınevi adlı bir kurumda çalışan insanların hem birbirleriyle hem de de yaşamla kurduğu ilişkiyi yaşam kadar yakın ve derin bir açıdan izleme fırsatı sunuyor. Yer yer bir filmin içinde gibi hissettiren bu romanlarda Azeri türküleriyle, Fuzûlî beyitleriyle karşılaşmaksa okuru evdeymiş gibi hissettiriyor. Ulusal ve uluslararası edebiyat çevrelerinde eserleriyle dikkat çeken, sayısız ödüle layık görülen, romanları ve öyküleri otuzdan fazla dile çevrilen, filmlere uyarlanan, oyunları da onlarca sahnede sergilenen Anar, bu kitapta açıkça görüleceği gibi, yalnızca Azerbaycan’ın değil, kendi gerçekliğine özlem duyan her insanın yazarıdır.
419.30 ₺ -
Siluet Çalışmaları
Bir gün bacağımı kırdım, bu hayatımın en büyük macerasıydı… İyi okur, Kafka’nın defter ve günlüklerinde karşısına çıkan yapım aşamasındaki taslakları iyi bilir: bir ya da birkaç satırlık şifreli cümleler, kesintiye uğramış başlangıçlar, karalama girişimleri, nefesi kesilmiş paragraflar; öykü uçları, anlık fikirler, havada asılı kalmış düş kırıntıları… Son dönemin en özgün Fransız yazarları arasında yer alan, adı Vila-Matas, Luiselli, Gonçalo M. Tavares gibi isimlerin dahil olduğu “potansiyel edebiyat”çılarla anılan Pierre Senges, işte bu terk edilmiş fragmanları bir araya getiriyor; her birine birer devam yazıyor, Kafka’nın benzersiz üslubundan, dilinden, eşsiz takıntılarından, gecenin yarısında çiziktirip öylece bırakıverdiği bir cümlesinden el alıyor, boldla yazılmış harflerin ardına yerleştiriyor kendi sözcüklerini, Kafkaesk’i hayali bir işbirliğiyle kendisine mal ediyor. Sonuçta ortaya düşsel anlatılardan, kısa öykü, pastiş, parodi, çeşitleme ve mikro-kurgulardan oluşan deneysel bir eskiz koleksiyonu, nitelikli bir yazınsal dolandırıcılık örneği çıkıyor. Senges, yüz yıl önce yazılmış cümlelere büyüteçle bakarak oradan birtakım spekülasyonlar, mantık yürütmeler, çıkarımlar devşiriyor; çılgın monologlar, tersine çevrilmiş peri masalları icat ediyor ve okurdan bir kere başlamış olanın izini sürmesini, okumaya Kafka yazmışçasına devam etmesini istiyor.
118.30 ₺ -
Bambu Kitabı
Vladislav Bajac, birçok dile çevrilen ve büyük beğeni toplayan romanı Bambu Kitabı’nda, inşa ettiği masalsı atmosfer sayesinde okuruyla gerçek dünya arasına fantastik hikâyelerle örülü şeffaf bir perde geriyor. Ardından derin bir yeryüzü tecrübesi ve göz kamaştırıcı hikmet parıltıları ile dolu kahramanların kol gezdiği bir dünyada sersemletici, hayranlık uyandıran bir düşün içinde dolaştırıyor onları. İlhamını Prenses Kaguya Masalı ya da Bambu Kesicisinin Hikâyesi olarak bilinen kadim bir Japon halk masalından alan Bambu Kitabı’nda Bajac, modern dünyanın bilgisini, geleneksel Japon öğretileriyle; doğumdan ölüme pek çok ritüelde yer alan ve yaşamın her aşamasında insana eşlik etmesi bakımından bilgelik kaynağı olarak görülen bambu bitkisinin sıradışılığıyla birleştiriyor. Kralların, şogunların, keskin kılıçlı samurayların, manastır rahiplerinin sessizlik içindeki bilgece yaşayışları; hayal kırıklıkları, vicdan azapları ve ikilemlerle birleşiyor. Kahramanların, kimi zaman kaybedip kimi zaman buldukları hatta bazen düşmanlarına dönüştükleri esrarengiz çemberler, kâh bir kimlik arayışına kâh mistik bir bütünleşme hissine sebep oluyor. Eserleri pek çok dile çevrilen, şiir, öykü ve romanlar yazan Bajac, ülkemizde çok sevilen Hamam Balkaniya romanından sonra ikinci kez Türkçede.
139.30 ₺ -
Agatha Christienin Kutusu
Arnavut yazar Mira Meksi, Türkçeye çevrilen ilk romanı Agatha Christie’nin Kutusu’nda baş döndürücü bir gizem sarmalı oluşturuyor. Aşk, ihanet ve cinayetin sırt sırta yürüdüğü kanlı serüven, okuyucuyu, Miss Marple, Hercule Poirot ve Sherlock Holmes gibi yüksek gözlem gücüne sahip birer dedektife dönüştürüyor ve kendisini, sinsice içine çekildiği polisiye girdabından çıkaracak bir anahtar aramaya çıkarıyor. Arnavut diplomat Mithat Bey ile genç sanatçı Nineta’nın, rüyaya benzeyen fakat yok edici bir güç de taşıyan aşklarının perçinlediği romanda, arka planda Arnavutluk’un bir asırdır süregelen sorunları ve Balkan devletlerinin siyasi arenadaki çekişmeleri ele alınıyor. Arnavut halkının sesini duyurmak amacıyla tozlu arşivlerin derinliklerinde kalmış gizli antlaşma belgelerinin izini süren başarılı diplomat, “aşkı cömertçe armağan eden büyüleyici şehir” İstanbul’da, rüyalarının şehrini yaşamakla şehrin rüyasını yaşamak arasında gidip geliyor.
132.30 ₺ -
Sınır Bölgeleri
Gerald Murnane’in son kurgu eseri olarak görülen Sınır Bölgeleri, anlatıcı-kahramanın, uzun yıllar yaşamını sürdüğü başkentten ayrılarak son yıllarını geçirmeyi planladığı sınır bölgesinde bir kasabaya taşınmasıyla başlıyor. Yazılarında otobiyografik ögelere sıklıkla yer verdiği için Murnane’in kendisi olduğunu iddia edebileceğimiz kahraman, yalnız kalarak ve yaşamının getirdiği tüm tecrübelere, görüntülere, renklere ve değişime uzaktan bakarak bir dizi anekdotu zihinsel imgeleriyle bir araya getiriyor. Murnane, kendisine 2018 yılında Avustralya’da Prime Minister’s Edebiyat Ödülü’nü kazandıran eseri Sınır Bölgeleri’nde hafızanın köşe ve kıvrımlarının hayal gücünün parlak renkleriyle iç içe geçtiği bir kurgunun peşine düşüyor. Hafıza, manzara ve imgeden yola çıkan yazar, hatırlamanın işleyiş biçimi üzerine eğilerek belleğini harekete geçiriyor. Sanki kendisine sık sık neyi, neden ve nasıl hatırladığını soruyor. Çocukluğuna, gençliğine, yetişkin hayatına dair umulmadık ayrıntıları bulup hafıza denen hazine sandığından çıkarıyor Bir elinde mutlaka ışığı, diğerinde karanlığı tutarak ikisinin kımıldanışlarının ortaya çıkardığı renkleri seyrediyor. Zihnin, mekâna, zamana, insana dair izlerden bazılarını seçerek sildiği, gerçeği bulanıklaştırarak değiştirdiği, an’ın ayrıntılarını yoğunlaştırdığı imge yumaklarını çözüyor ve birbirine bağlıyor. Murnane, tecrübelerimizi görkemli bir haritaya dönüştüren imgelerle, kavramların zihnimizde belirme yollarını araştırıyor.
174.30 ₺ -
Yabana Dönüş
Tutkulu Eustacia Vye, Egdon Fundalığının küçük topluluğundan kaçma hayaliyle günlerini geçirmektedir. Clym Yeobright’ın Paris’ten döneceğini duyunca, onunla evlenmeyi kafasına koyar ve bu sayede kırsal yaşamı terk edip başka bir yerde tatmin bulabileceğine inanır. Ancak hayal kırıklığına uğrayacaktır, çünkü Clym’in kendi hayalleri vardır ve bu hayaller Eustacia'nınkilerle çok az ortak noktaya sahiptir. Mutsuz evlilikleri, başta Eustacia’nın eski sevgilisi Damon Wildeve, Clym’in annesi ve kuzeni Thomasin olmak üzere yakınlarının hayatında yıkıma neden olur. Yabana Dönüş, romantik yanılsamanın trajediye yol açan potansiyelini ve kahramanlarının kendi kaderlerini tayin etme fırsatlarını nasıl teptiklerini gösterir.
300.30 ₺ -
Walden-İki
Walden-İki, ismini, filozof H. D. Thoreau'nun inzivaya çekilerek Massachusetts yakınlarındaki Walden Gölü kıyısında kendine kulübe inşa edip doğayla iç içe, sade, özgür bir yaşam deneyimini paylaştığı meşhur Walden kitabından alır. B. F. Skinner ise Walden-İki adını verdiği deneysel topluluk üzerine modern bir ütopya kurgular. Skinner’ın topluluğu mutlu, üretken, yaratıcı, hoş bir kırsal atmosferin tadını çıkaran, günde sadece birkaç saat çalışan, yaklaşık bin kişilik bir topluluktur. Çocuklar uzmanlar tarafından bakılır ve eğitilir. Yemekler güzel, sağlık hizmetleri kusursuzdur. Bol miktarda boş zaman vardır. Sanat, müzik, edebiyat gelişir ve bilimsel araştırmalar teşvik edilir. İlk kez 1948'de yayımlanan ve pek çok dile çevrilen bu polemik eser; aile krizi, özgürlük sorunu, demokrasinin yaşayabilirliği ve daha pek çok hayati meseleyi irdeliyor. Psikoloji profesörü B. F. Skinner okuru, sorunların bilimsel bir insan davranışı teknolojisiyle çözüldüğü bir toplumda gezintiye çıkarıyor. Bir varış noktasını değil, fakat başlangıç noktasını hedefleyen bir yolculuk…
300.30 ₺ -
Gizli Defterler
Savaşın ve yıkımın ortasında savrulup duran yüzlere bakın. Kim, kimin acısını gerçekten görebilir ve bir insanın neden gözyaşı döktüğünü hakkıyla kim bilebilir? Gizli Defterler, Sebastian Barry’e Costa Yılın Kitabı ve James Tait Black Anma ödüllerini kazandırmasının ve pek çok farklı dile çevrilmesinin yanı sıra, orijinal adıyla, Jim Sheridan yönetmenliğinde beyaz perdeye de uyarlanmış, çarpıcı bir roman. Çok ödüllü yazarın bu eseri, yüzüncü yaşını Roscommon Akıl Hastanesinde kucaklamaya yaklaşan Roseanne’in, uzun ve dayanılmaz acılarla dolu yaşamından arta kalanların “epik bir trajedisini” sunuyor. Roseanne’in döşemenin altına gizlediği defterler, Doktor Grene’in, hastasına ilişkin notlarıyla bir araya geliyor ve pırıltılıları kaybolmuş anılardan yapılma bu yapboz parçaları, bütün bir yaşam serüveninin can alıcı noktalarını ortaya çıkarıyor. Yirminci yüzyıl ortalarının İrlanda’sında yaşanan çatışmalar, savaşın yarattığı dehşet duygusu, toplumu kuşatan çaresizlik ve ikiyüzlülükle bir yandan kaotik İrlanda portresi resmedilirken bir yandan da vaktiyle, hayranlık uyandıran güzelliğini herkesin kıskançlıkla seyrettiği bir kadının hayatını tepetaklak eden atmosfer okuyucuya ustalıkla aktarılıyor. Sebastian Barry’nin bilincin gelgit oyunlarıyla anlattığı hüzünlü hikâye, nerede çözüleceğini bilmediğimiz bir düğümle bizi baş başa bırakıyor.
139.30 ₺ -
Siyah Kalem
“Kara Kalem” yahut Siyah Kalem kimdi? 15. yüzyılın sonlarında, Orta Asya bozkırlarının göçebelerinden etkilenen bu esrarengiz ressam, zamanının estetik kurallarına aykırı çizimler bıraktı geriye. Gerçekçi üslubu İslam sanatı tarihçilerinin her zaman ilgisini çekti. Topkapı Müzesi'nde korunan eserlerinden oluşan bir albüm onun sırrını hâlâ saklar. Bu albümde, bir yaz vakti günlük işlerini yapan kadın ve erkeklerin yanı sıra şeytanlar ve kötü yaratıklarla dolu gizli törenlerin tasvirleri de yer alır. Peki Tebriz sarayından gelen bu sanatçı neden unutulmaya mahkûm bu halklara dair bu kadar çok kanıt bıraktı? Bir serginin salonlarında dolaşırken aniden başka bir zamandan, başka bir kıtadan gelen bir sesin içine çekilen bu romanın kahramanı Suzanne dışında hiç kimse bu büyülü çizimlerin gizemini çözebilecek durumda değildir. Gezgin bir ruh, Kara Kalem'in kızı Aygül'ün ruhu, ona yetenekli bir ressam olan ve zamanının değişimlerine yenik düşen babasının eşsiz hikayesini anlatır. Yüzyıllar boyunca, babaları için aynı imkânsız yası paylaşan bu iki kadının kaderleri arasında sonunda güçlü bir bağ kurulur.
146.30 ₺ -
Çamur Gezegeni
Ya bacaklarınıza söz geçiremeseydiniz ve içinizde hiç durmadan yürümek, yürümek, yalnızca yürümek isteyen karşı konulmaz bir güç taşısaydınız?.. PEN ödüllü yazar Samar Yazbek’in çeşitli dillere çevrilen romanı Çamur Gezegeni, Suriye halkına büyük ıstıraplar yaşatan iç savaşın etkilerini, bütün istediği özgürce yürüyebilmek olan Rima’nın mücadelesinde gözler önüne seriyor. Tüm yaşamını kolundan uzanan iple annesine, abisine, arkadaşına, odaya, yatağına bağlı halde geçiren Rima, savaş sürerken ve etrafında bombalar patlarken, hayallerinde inşa ettiği rengârenk dünyalara, gizli gezegenlere sığınmaktadır. Küçük Prens, Alice Harikalar Diyarında ve ezbere okuduğu Kuran rehberliğinde kendi âleminde hayali yolculuklara çıkar. Neredeyse hiç konuşmadığı için deli olduğu düşünülen bu genç kız, çevresinde olup bitenlerin farkındadır. Üstelik en başından beri ve tüm gerçekliğiyle! Çamur Gezegeni’nde, kurşunla, zehirle, açlıkla neden tek başına mücadele etmek zorunda kaldığını anlamaya çalışan kahramanın bilinç akışı ile dünyaya yönelttiği zor sorular suratımıza çarpıyor.
224.00 ₺ -
Greenwich Meridyeni
1979 yılında yayımlanan Greenwich Meridyeni, kendi kuşağının romancıları arasında en iyi hikâye anlatıcılarından biri olarak tanınan Jean Echenoz’un ilk romanıdır. Pasifik’te kaybolmuş ve ortasından ünlü Greenwich meridyeninin geçtiği; günün aniden ertesi güne dönüştüğü ıssız bir adada geçen romanda, dedektiflik türünün tüm klişeleri -roman ya da film- seferber edilir. Tüm kahramanların katıldığı çifte aldatmaca, bir dizi olayı tetikler: kiralık katiller, ajanlar, gizli cemiyetler, entrikalar, ihanetler ve sonu gelmeyen yüzleşmeler... Roman, aynı zamanda Amerikan dedektif hikâyelerinin ve filmlerinin büyük bir parodisi gibidir. Eğer kimin, kime çalıştığından ve ne yaptığından asla emin olamadığınız dedektif hikâyelerinden hoşlanıyorsanız, bu çok katmanlı, kafa karıştırıcı ama son derece keyifli kurguya bayılacaksınız. Oldukça muğlak ve gizemli görünen hikâye, sinematografik bir görüşle; mantık, ölçek ve perspektif değişiklikleriyle sunuluyor. Sürükleyici olduğu kadar dil bakımından da zarif olan bu roman, noir türünün unsurlarını da etkili bir şekilde kullanıyor ve kader ile şansı birleştirerek, herkesi baş döndürücü bir kasırgaya sürüklüyor. Herkes bilir ki, hayali bir çizgiyle uzatılan Greenwich meridyeninin her iki yanında o gün ve bir sonraki gün vardır. “Bu bir skandal,” diyor Caine, “zaman ve mekânı uzlaştırmayı asla başaramadığımızın kanıtı.”
209.30 ₺ -
Biruni Ebür Reyhanın Simaları
Büyük keşifleriyle bilim dünyasına ışık tutan; matematik, trigonometri, astronomi, fizik, tıp, tarih, coğrafya, jeodezi, din, filoloji gibi alanlarda onlarca eser veren ve “evrensel deha” olarak anılan Biruni, Türk İslam coğrafyasının yetiştirdiği en kıymetli âlimlerden biridir. Çağdaş Özbek edebiyatının öne çıkan isimlerinden İsacan Sultan, Ebü’r-Reyhân el-Biruni’nin buluşlar, kaybedişler, seferler, göçler, yükseliş ve yıkılışlar arasında, ilim peşinde geçen hayatını; usta bir hikâye anlatıcısının kalemiyle anlatıyor. Biruni’nin tecrübelerinden taşıp zafer ve seferlerle zaman ve mekân bakımından genişleyen, Sultan Gazneli Mahmut ile yeni katmanlar kazanan, 10. ve 11. yüzyıllarda yaşamış, Biruni ile yolu kesişmiş ünlü âlimlere uzanan, Harezm’den Cürcan’a, Rey’e, Horasan’a ve Hindistan’ın ücralarına varan anlatı, şehirler, şairler ve savaşlar aşıp uçsuz bucaksız bir masal-ülkeye dönüşüyor. “Âlime hürmet eden âdem, peygambere de hürmet etmiş gibi olur.” hadisişerifini şiar edinerek ilmin, âlimin, ulemanın kıymetini gözler önüne seren bu göz alıcı zenginlikteki roman, bugüne sesleniyor ve şöyle soruyor: Yolumuzu aydınlatacak ilim sahibi rehberlere ne zaman kulak kesileceğiz?
293.30 ₺ -
Küçük Bir Ölüm
Hayatı ve düşünceleri hem Doğu’da hem de Batı’da her kesimden pek çok kişiyi etkileyen büyük sufi İbnü’l-Arabî, 12. yüzyılda Endülüs’te doğdu. Binlerce kilometre yol katederek Azerbaycan, Fas, Mısır, Hicaz, Suriye, Irak ve Türkiye’den geçerek hem fiziksel hem de ruhsal bir keşif yolculuğuna çıktı. Zira mümin her zaman seyahat eder, bütün varoluş bir yolculuktur. Çağının güzelliklerine ve zalimliklerine tanıklık etti, dört imparatorluğun siyasi yönetimine maruz kaldı. İçsel çalkantılarla mücadele etti, nihayetinde “ben”ine karşı hiçbir arzusu kalmadı. Muhammed Hasan Alvân’ın ödüllü romanı Küçük Bir Ölüm, ete kemiğe bürünmüş bir insan olarak İbnü’l-Arabî’nin hayatının izini sürüyor. Onu ana rahminden çekip alan elin, kalbini işaret ederek, “Bunu temizle,” öğüdünün peşinde bir hayat… Kitabın adı ise ilahi emrin kutbu, zamanın gavsı, Hakk’ın aynası, feyzin kıstası İbnü’l-Arabî’nin bir sözüne atıf yapıyor: Aşk, küçük bir ölümdür.
293.30 ₺ -
Samurayın Kızı
Etsu Inagaki Sugimoto, Samurayın Kızı romanında, Japonya’nın feodal döneminin sonlarında dünyaya gelen cesur bir kız çocuğunun ruhunun derinliklerine iniyor. Etsu’nun özyaşamöyküsünü ele aldığı eser, Japon modernleşme sürecine ayna tutarken, kaybolan bir yaşam tarzının son temsillerini de dile getiriyor. Geleneksel Japon ailelerinin doğum, düğün, ölüm gibi yaşamın büyük anlarına dair alışkanlık ve âdetleri, bir zamanlar ihtişamla mütevazılığın mükemmel bir birleşimini oluşturan samuray sınıfının düşüşü ve köklerinden kopmak üzere olan bir yaşama biçiminin ortaya çıkışı incelikle gösteriliyor. Japon yazı sanatından mimariye, yemek kültüründen eğitime, kadın-erkek ilişkilerinden yaşlılara karşı tutuma kadar pek çok meseleyi ele alış biçimiyle yazar, âdeta bir dönemin kültür ansiklopedisini oluşturuyor. Uzun kışları ve kar kalkmaz topraklarıyla bilinen Echigo’da başlayan hikâye, Etsu’nun evlenerek Amerika’ya taşınması ile yepyeni bir dünyaya açılıyor. “…geçmişin tüm sessiz zevkleri ve resmedilmeye değer hayatı, ucuz, çirkin görünümlü bir şimdiki zamana karışarak kaybolmuştu.”
279.30 ₺ -
Mevsimler
Kimin hikâyesi bu? Kieninger’in mi Studer’in mi, evli ve çocuklu anlatıcının mı, yoksa Peter Bichsel’in mi? Mevsimler’de domates rengi duvarları, dökülen boyaları, eskimiş tesisatları ve pek de sıradışı görünmeyen alelade sakinleriyle yaklaşık 40 yıllık ömre sahip üç katlı bir bina tasvir ediliyor. Apartman, farklı hikâyeleri bir arada tutan tutkal göreviyle metnin odağında yer alıyor. Üçüncü katta oturan anlatıcı/yazar, zemin katta yaşadığını tasarladığı, üstelik kendisiyle benzer yanları bulunan Kieninger’in hikâyesini yazmaya koyuluyor; eser bu noktada yazarla yazdığı hikâyenin birbirine karıştığı bir gelgite dönüşüyor. İsviçreli yazar Peter Bichsel, tasarladığı yeni yazma teorisiyle Mevsimler’de bir bakıma anlatmanın kendisini anlatıyor, hikâyenin yazılış sürecini, olasılıkları paylaşıyor ve oldukça sıradan durumları bir araya getiriyor. Kurguya müdahale eden, kahramanı Kieninger’in hayatını keyfine göre şekillendiren, yazdığı metne dahil olan yazar portresiyle, yazma eyleminin kendisine, yazarın zihninin yazma esnasındaki görüntüsüne işaret ediyor. Bichsel, kurgudan olay örgüsünü söküp alıyor; yerine parçalar, kopuk yazılar, kesik kesik diyaloglar, mantıksız durumlar koyarak metni bütün bir bilinç akışı sunuşuna dönüştürüyor. Öyle ki roman, hikâye yazan bir zihinden, kâğıda aktarılacakken dökülenlerin toplamı haline geliyor. Bu bir hikâye, tek bir cümle.
146.30 ₺ -
Mürted Julianus
Büyük Konstantin’in yeğeni Roma imparatoru Julianus, iki yıllık kısa ama sansayonel hükümranlığında, ölmekte olan pagan dinini yeniden canlandırmaya yönelik umutsuz bir girişimde bulunur. Hıristiyanlığa karşı bu hamlesi, tarihe “Mürted” olarak geçmesine neden olur. Orta Çağ geleneğinde “ölümcül bir kötü adam” veya “Hıristiyanlığın azılı bir düşmanı” olarak görülse de Aydınlanma ile birlikte “ilk özgür düşünür” olarak anılmış; 19. yüzyılın romantik edebiyatında ise bir tür “Don Kişot”, “Sezarların tahtında bir romantik” olarak nitelendirilmiştir. Mürted Julianus, tam dokuz kez Nobel ödülüne aday gösterilen büyük Rus yazar Dimitri Merejkovski’nin 1895 yılında yayımlamaya başladığı “Mesih ve Deccal” üçlemesinin ilk romanıdır. IV. yüzyıl Roma İmparatorluğu’nun felsefi, dini ve sosyal hayatını ele alan bu tarihi roman; imparatorluğun aydınlık ve karanlık yüzlerini, pagan tanrılarının diriliş çabasını, Hıristiyanlığın yükselişini ve bu iki inanış arasındaki çatışmayı ustalıkla anlatıyor. Julianus’un hikâyesi, tarihin tozlu sayfalarında kalmış bir devrimin yankısıdır.
314.30 ₺ -
Kendini Arayan Adam
Modern Arap edebiyatının en önemli isimlerinden Lübnanlı yazar Mihail Nuayme, birçok dile çevrilen ve sevilen romanı Kendini Arayan Adam’da okura metafizik bir karşılaşma vadediyor. İnsan ruhunun derinliklerine, varoluşun özüne dair sırrı konuşarak değil, susarak keşfetmeye çalışan Arkaş’ın yaşamı, insanı kendi içine bakmaya mecbur ediyor. Arkaş, insanlarla nadiren konuşur. Yalnızdır ya da öyle hisseder. Çözülmesi ve anlaşılması gereken davranışlara sahip garip bir insan. New York’taki bir Arap kahvehanesinde her gün sayısız insana hizmet eder; onlarla iç içe, fakat sessiz ve onlardan uzak. Karanlık ve küçük bir odada yaşar, fakat kendisinden de uzak. Düşünce ve ufku, yaratma gücü oldukça geniştir. İç içe yaşadığı halde uzak olduğu insanları tahlil eder. “Hürriyet” ve “ölüm” gibi bazı kavramlar onun için büyük değer taşır. Onun istediği bilinmeyeni bilmek, bildiğini de unutmaktır. Okur, bu satırlarda iki Arkaş’la karşı karşıya kalıyor. Biri, ilahi âlemle irtibat kurup orada yaşamak için ısrarla sessizliği istiyor, diğeri insan kalabalıklarına dönmek için perdeyi yırtmaya çalışıyor. Tam birini anlamak üzereyken öteki canlanıyor ve sonra ikisi birden kayboluyor. Fakat Arkaş, sonunda bu bilmeceyi çözüyor ve okuyucuyu meraktan kurtarıyor.
174.30 ₺