-
Fuzuliden Şeyh Galibe Aşkın Uzun Hikayesi
Necmettin Turinay, Fuzûli’den Şeyh Galib’e Aşkın Uzun Hikâyesi adlı incelemesinde, alışılagelenin aksine, şiir merkezli edebiyat tarihi anlayışından uzaklaşıyor ve klasik sanatkârların güçlü birer hikâyeci taraflarının bulunduğuna dikkat çekiyor. Bakışını bilhassa, Klasik edebiyatımızın zirve isimlerinden Fuzûli ve Şeyh Galib’e çeviren yazar, mesnevi tarzıyla kaleme alınan Leylâ vü Mecnûn, Hüsn ü Aşk gibi metinlerin klasik hikâye yahut roman olarak okunabileceğini ileri sürüyor. Sunduğu yeni perspektifle, güçlü şiirler yazmanın yanı sıra hikâye anlatma iştiyakı ile dolu olduklarına inandığı klasik sanatkârların, modern bir tür kabul edilen romana yaklaşan tavırları ile açtıkları yeni alana vurgu yapıyor. Roman türünün Türk edebiyatı ile ilişkisini ilgi çekici noktalardan ele alan Turinay, bu yaklaşımıyla onu yeni bir tarihsel düzleme yerleştiriyor. Turinay, Türk Edebiyatı’nın vazgeçilmezleri arasında yer alan Leylâ vü Mecnûn’a ve Hüsn ü Aşk’a dair yeni yorumlar üretiyor, edebiyatımızdaki sürekliliğe işaret ederek Divan Edebiyatı ile Modern Türk Edebiyatı arasında köprüler kuruyor. Böylelikle, eleştiri ile deneme arasında bir dil ile, aşkın uzun hikâyesine erişmemizi sağlayacak ipuçlarını çıkarıp gözler önüne seriyor.
167.30 ₺ -
Ali Şükrü Bey
- Niçin siyasi cinayete kurban gitsin? - Meclis’in en yaman muhaliflerindenmiş de... - Ali Şükrü Bey Meclis’te tek muhalif değil ki... Daha birçok muhalifler var. - Olabilir. Birinci piyango Ali Şükrü Bey’e isabet etmiş olabilir... Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923 günü evinden çıkmış ve bir daha geri dönmemişti. Üç gün sonra bulunan cesedi, büyük tartışmalara yol açmış ve ardında birçok soru işareti doğurmuştu. Öldürülen; Osmanlı Donanması’nda yüksek rütbelere ulaşmış, Mustafa Kemal Paşa’nın davetiyle Milli Mücadele’ye katılmış, başından itibaren İstiklal Harbi içinde yer almış, Birinci Meclis’in en cesur ve muhalif sesi olmuş bir isimdi. Dönemin gazetelerinde cesedinin bulunduğu yer hakkında çeşitli iddialar ortaya atılmıştı. Peki onun bu şüpheli ölümünün ardında yatan gerçek neydi? Bu âdi bir cinayet miydi, siyasî bir suikast miydi yoksa memleketi karıştırmak isteyen ecnebilerin nifak planı mıydı? Elinizdeki kitap, 39 yıllık kısa hayatını asker, muharrir ve mebus kimliğiyle dolu dolu geçiren Ali Şükrü Bey’in öldürülmesiyle ilgili tartışmaları ele almakla birlikte, onun entelektüel ve aksiyoner yönünü de ortaya koyuyor.
160.30 ₺ -
Müslümanın Diyeti
“Kontrol edilebilir ve yönetilebilir olan yeme-içme duygusu” fıtratımıza uygun bir amaç olması gerekirken bizler için bir haz aracı haline mi geldi? Batı kültürünün şatafatlı sofralarına meyleden Müslümanlar mutfaklarında İslam ölçüsünü göz ardı ederek beslenme kültüründe nasıl bir tahribata neden oluyor? Kur’ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Sünnet-i Seniyesi’nin belirlediği ölçünün dışına çıkan her lokma nefsimizi nasıl bir esarete mahkum ediyor? Müslümanlar alışveriş sepetlerini helal mi haram mı olduğuna aldırış etmeyerek sun’î ihtiyaçlarıyla doldururken sağlığını ve neslini koruyabileceğini düşünüyor mu? Resulullah’ın (s.a.v.) “Muhakkak ki bir kişilik yemek iki kişiye yeter, iki kişilik yemek de üç ve dört kişiye yeter. Dört kişilik yemek de beş-altı kişiye yeter.” hadîs-i şerîfindeki rızkın bereketine günümüz Müslümanları neden ulaşamıyor? İnsanın sınır bilmeyen zevkleri tabiattan kopuşuna neden olurken onu nasıl bi zehrin içine sürüklüyor? Günümüz insanları sözde bolluk içinde geçirdikleri yaşamlarında gerçek tokluğa erişebiliyor mu? Beslenme alışkanlıklarımızın bir gün bizleri getirdiği hastalık durumunda günümüz ilaç endüstrisine güvenebilir miyiz? Bize sunulan bu ilaçlar bizi güçlendiriyor mu, yoksa savunmasızlaştırıyor mu? Yusuf Has Hacib’in, “az adlı ilaçtan yiyin” sözüyle özellikle altını çizdiği “az” yemek, günümüz insanlarının korkusuyken aslında bir şifa (aracı) mı? Kemâl Özer, Müslüman’ın Diyeti kitabında tüm bu sorulara cevap verirken Müslümanların ve dahi gayrimüslimlerin sıhhatlerini koruyarak hayatlarını nasıl idâme ettireceklerini detaylıca açıklıyor. Açlık ve tokluk duygularının zamanla psikolojimiz ve birçok dış etken tarafından belirlendiğini vurgularken Müslümanların beslenme alışkanlıklarını Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîfler ışığında düzenlemesi için eşsiz bir eser ortaya koyuyor. Bizlere İslam’ın mutfağında israf ve şatafattan uzak, ‘’tayyib’’ ve ‘’tahir’’ gıdaları içeren ve kaynağını tabiattan alan bir beslenme biçiminin mümkün olduğunu gösteriyor.
212.80 ₺ -
İyi Gıda Kötü Gıda
Nefsinin, neslinin, ailesinin ve sevdiklerinin sıhhatini düşünen hemen herkesin derdi aynı: Tamam! Hepimiz gıdanın iyisini, temizini istiyoruz! Peki, iyiyi nasıl anlayacağız, kötüyü nasıl ayırt edeceğiz? Dahası iyi veya faydalı gıda ne demek, hangi kıstaslar gıdayı iyi/faydalı yapar? İyi gıdayı nereden bulacağız? Kemâl Özer tam da bu sorulara cevap veriyor. Gıda meselesini yalnızca kalori ve vitamin hesabıyla değil; iman, ahlâk ve medeniyet perspektifiyle ele alıyor. Modern endüstriyel üretimi sorguluyor; tohumdan sofraya uzanan süreçte gıdanın nerede nasıl kirletildiğini ve nasıl aldatıldığımızı gösteriyor. Hazcılıktan uzak bir mutfakta olması gereken temel gıdaların iyisini ve kötüsünü anlatıyor. Bunu yaparken öncelikli rehberi, bizi açık açık ikaz eden Kur’ân-ı Kerîm âyetleri ve Rasülullah’ın Sünnet-i Seniyyesi; sonra da gıdaların fıtratıyla oynanmadan yapılan geleneksel ziraatın o kadim güzelliği ve yıllardır edindiği engin tecrübe... İşte ekmekten ete, sütten kefire, tereyağından margarine, meyve-sebzelerden buğdaya, tavuktan mayaya ve tuzdan baharatlara uzanan tertemiz bir yolculuk. İşte Türkiye’nin ilk İyi Gıda-Kötü Gıda Kılavuzu!
244.30 ₺ -
X Malcolm
X, Malcolm X'in günlüklerinden, konuşmalarından ve en yakınları ile yapılan görüşmeler sonucunda kızı İlyasah Shabazz tarafından kaleme alınmış bir eser. Bu tanıklıklar Malcolm'un çocukluğuna, gençliğine ve X olma yolunda geçtiği tüm yollara ışık tutuyor. Ben Malcolm’ım. Malcolm Little’ım. Babamın oğluyum. Ama babamın oğlu olmak, her zaman peşimde olacakları anlamına geliyordu. Onlar her zaman peşimden gelecek ve ben her zaman yakalanacaktım. Malcolm Little’ın ailesi ona her zaman istediği şeyi başarabileceğini söylemiştir. Ama o bunların hepsinin yalan dolan olduğunu düşünür çünkü bu söylemlerine rağmen babası öldürülmüş, annesi ondan koparılmış ve avukat olma hayalleri, aşağılanarak okuldan soğuması sonucu suya düşmüştür. Çabalamanın anlamsız olduğu sonucuna varan Malcolm Boston ve New York’un gece hayatının büyüsüne kendisini kaptırıp şık kıyafetlerin, cazın, kızların ve esrarın dünyasına sığınmıştır. Ne var ki Malcolm geçmişini ardında bırakmaya çabaladıkça küçük üçkağıtlarla başlayıp kapıldığı tehlikeli girdaba daha hızlı bir dalış yapar. Halbuki kendisi de içten içe bunun sahte bir özgürlük olduğunu ve geçmişinden sonsuza dek kaçamayacağının farkındadır. X, Malcolm’ın çocukluk döneminden başlayarak yirmi yaşında hırsızlıktan hapse girip orada inancı bulmasıyla kendisine yeni bir yol seçişini ve söylemleri bugünlere dek ulaşan güçlü bir ses haline gelişini anlatır.
113.40 ₺ -
Hakikat Çağrısı
Elinizdeki eserde İslâm düşüncesi tarihinde bir dönüm noktası olan Gazzâlî’nin iki metni bir arada yer alıyor. Risalelerden ilki olan Ey Oğul / Eyyühe’l-Veled, Gazzâlî’nin talebelerinden birisinin sorduğu bazı sorulara cevap olarak kaleme alınmıştır. Soruları soran kişi, yıllar boyunca öğrendiği ilimlerden hangilerinin kendisine ahirette faydalı olacağını merak etmekte ve bununla ilgili meseleleri hocasının küçük bir risalede özlü ve derli toplu bir biçimde kaleme almasını rica etmektedir. Bu metin, ahiret yolunda yürüyen bir mü’mine kılavuzluk etmek üzere gerekli ilkeleri içeren ve yüzyıllar boyunca çok okunmuş olan bir risaledir. İkinci risale, tasavvuf ehlinin keşif ve ilham yoluyla elde ettikleri ledünnî ilmin imkânını ortaya koymak üzere kaleme alınmıştır. Dostlarından birisi ledünnî ilmi kabul etmeyen birinden bahseder, bu kişi ilimlerin ancak çalışılıp öğrenilerek elde edileceğini savunmaktadır. Dostu, Gazzâlî’den bu konuyu temellendiren bir metin yazmasını rica eder. Gazzâlî de bu istek üzerine bilgi teorisi ve psikolojiyle alakalı olan bu önemli metni kaleme alır.
82.60 ₺ -
Kendini Aldatan İnsan
Aldanışı, insanlığın trajik bir hakikati olarak sunan el-Keşf ve’t-Tebyîn fî Ğurûri’l-Halki Ecmaîn, gururun/aldanışın arkasındaki aldanma hikâyelerini çeşitli tasvirlerle ortaya koyuyor. Bu anlamda “Tüm İnsanların Aldanışının Keşif ve Beyanı” olan bu kitapta Gazzâlî; insanların, arzularını tatmin yönündeki tabii temayüllerine uymalarından çok, bunların üzerini örten bazı erdemler vasıtasıyla kendilerini kandırmalarıyla ilgileniyor. Bu yüzden de kitapta, aldanışın elinden neredeyse kimsenin kurtulamadığını görmek hiç şaşırtıcı değildir. Gazzâlî’nin asıl gündemi ise aldanmamış gibi görünen, toplumda itibar gören ve rol model kabul edilen sınıfların gizli aldanışıyla ilgilidir ki kitabın muhtevasının büyük kısmı buna ayrılmıştır. Gazzâlî’nin aldandıklarını iddia ettiği ve aldanış hikâyelerini geniş biçimde resmettiği, çeşitli gerekçelerle temellendirdiği gruplar, kitapta dört sınıfta toplanıyor: âlimler, âbidler, zenginler ve sûfîle Günümüzde dinî yönelişlerin özellikle sosyal organizasyonlar ölçeğindeki büyük tecrübesini göz önünde bulundurduğumuzda, kitabın hâlâ güncelliğini koruduğunu görmemek mümkün değildir.
104.30 ₺ -
Derviş Lokması
İslam medeniyetinin en önemli şubelerinden biri olan Türk kültürü geniş bir coğrafyaya tekke ve zâviyeler eliyle yayılmıştı. Tekke ve zâviyelerdeki tasavvuf terbiyesi ise hayatın her alanını kuşatıcı prensipler etrafında örülmüştü. Bu prensipler de âdâb ve erkân üzere yaşanmıştı. İşte sofra âdâbı, dervişlerin yemek kültürü özünü buradan almış, helâlin verdiği leziz koku bütün dünyaya yayılmıştı. Derviş lokmasını ve Osmanlı tekke mutfağını, İslâmî gastronomiye kapsamlı bir yaklaşım ve birleştirme şevkiyle -belki de iştahı demek daha uygundur- ele alma ve sofralarımızı unutulmakta olan bu lezzet dünyasıyla buluşturma arzusundaki bu kitap, sofralarımıza lezzet ve ruhumuza bir tasavvuf neşvesi olacaktır.
244.30 ₺ -
Fususul Hikem Şerhi
“Allah doğruyu kâmillerin diliyle söyler, yolunu Kendisine yönelenlere ve arayanlara gösterir.” Muhyiddîn İbn Arabî (ö. 638/1240), Şam’da iken gördüğü müjdeleyici bir rüyada Peygamber Efendimiz’in (sav) elinde bir kitapla kendisine şöyle dediğini nakletmiştir: “Bu Fusûsu’l-Hikem [Hikmetlerin Kaşları] kitabıdır. Onu al ve insanlara çıkar.” İbn Arabî için bu rüya nebevî bir emirdir ve bu emri lâyıkı ile yerine getirir. Fusûsu’l-Hikem, tasavvuf yolunu aydınlatmak üzere yazılmış, nice hikmetler ihtiva eden ve nebevî pınardan kaynayan kıymetli bir eser olarak İslam tasavvuf ve irfanının temel metinleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Kur’ân’da ve hadislerde adı geçen yirmi yedi peygambere birtakım “hikmetler” nispet eden ve onları açıklayan yirmi yedi fasstan/bölümden oluşan Fusûs, Hz. Âdem’in hikmetiyle başlar, Hz. Muhammed’in hikmetiyle sona erer. Eser, peygamber hayatlarıyla ilgili ayet ve hadislerin vahdet-i vücûdcu bir yorumu olarak okunabilir. İbn Arabî, tasavvuf geleneğinde hiç şüphesiz ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Füsûsu’l-Hikem de Ekberî gelenek içinde müstesna bir mevkidedir. Kayserî’nin telif ettiği bu şerh ise Fusûsu’l-Hikem şerhleri içinde muteber kabul edilmiştir. Eserin “Mukaddimeler”inde felsefî tasavvufun bütün meseleleri on iki bölümde incelenmiş, hatta şerhten ayrı olarak istinsah edilip ayrı bir risale şeklinde de neşredilmiştir. Kayserî’nin, İbn Arabî’nin (başta vahdet-i vücûd meselesi olmak üzere) düşüncesini çok iyi kavradığı açıkça görülmekte, yaptığı atıflarla diğer eserlerine olan derin vukûfiyeti de göze çarpmaktadır. Bütün bunların yanında, üslubundaki itidal, nezahet ve ciddiyet, zihni gibi kaleminin de güçlü bir eğitimden geçtiğini göstermekte; bu meziyetleriyle Kayserî, okuyanlarda derin bir hayranlık ve saygınlık hissi bırakmaktadır.
979.30 ₺ -
Hekatonla Son Tango
Hekatonkheires (Hekaton), Yunan mitolojisindeki titanlardan Gaia ile Uranüs’ün elli başlı, yüz kollu oğulları olan Kottos, Briareus ve Gyes’in bir temsilidir. Uranüs, Hekatonkheires’ten hem iğrenir hem de iktidarını ona kaptırmaktan korkar. Hâlbuki bu figür, çok başlı ve stabil olmayan yapısıyla hem katildir hem de maktuldür. “Son tango”nun Hekaton’u ise küresel çapta sürdürülen çeşitli propaganda ve eşik altı mesaj uygulamalarıyla “Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Proje Savaşı”nın bir temsilidir. Günümüzün Web 2.0 ve yeni medya dünyasında kadim terbiye sisteminin çökertilmesi, kadın hakları adı altında bir “erkek kadın” figürü yaratılması, baba otoritesinin kasıtlı olarak yıktırılması, her türlü cinsel sapkınlığın eş zamanlı olarak arttırılması ve “toplumsal cinsiyet” adı altında kadın ve erkek farkının ortadan kaldırılması gibi beş ana cephede süren bu savaşa ulusal ve global anlamda, ayağı yere basan çözüm önerileriyle dur demenin vakti gelmiştir.
209.30 ₺ -
Hz Peygamberin Hayatı
“Bu kitap, siyer kitaplarının en güzeli, güvenirlik açısından en üstünü, insanlar için en faydalısıdır. Siyer konusunda yazılmış en önemli kitaplardan biri olarak kabul edilir. Peygamberimizin (sav) doğumundan başlayarak refîk-i âlâya ulaşıncaya kadarki sîretini İbn Hişâm’ın kaleminden okuyabilirsiniz. Türkçeye tercümesini en elzem kitaplardan biri olarak gördüğüm bu eserin, kıymetli kardeşim Muhammed Yazıcı Hoca tarafından Türk okuruyla buluşturulmak üzere hazırlandığını öğrendiğimde çok mutlu oldum. İnanıyorum ki elinizdeki tercüme, sîret-i nebeviyyenin hoş kokusunu size ulaştıracaktır. O pîr ü pâk sîretin sahibine en içten selâmlar olsun!” - Muhammed Ali es-Sâbûnî “Sîretü İbn Hişâm, siyer kitaplarının en önemlilerinden ve aslî kaynaklarından sayılan İbn İshak’ın Sîret’inin düzenlenmiş halidir. Efendimizin (sav) hayatını akıcı bir şekilde okumak için bu güzel kitabın muhtasar haline nicedir ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu, bütün Müslümanları ilgilendiren bir durumdu. Bundan ötürü Sîretü İbn Hişâm’ın Türkçeye tercümesi, Asr-ı Saâdet hadiselerine aslî kaynaklarından vâkıf olmak isteyenlere ciddi katkı sağlayacaktır.” - Mücir el-Hatîb Siyer-i Nebî okumaları, başta tarih ve İslamî ilimler olmak üzere birçok sosyal bilim dalının ana unsurlarından olmakla birlikte bir Müslümanın, nebevî geleneğe vukufiyeti açısından, başlaması ve devam ettirmesi gereken en önemli amellerden biridir. Ne var ki günümüze ulaşmış birçok siyer çalışması, gerek tam metin gerek muhtasar olsun, özellikle gençlerin kendi istidadlarınca bir seçim yapmalarını zorlaştırabilmek - tedir zira sayı arttıkça güvenirlik azalabilmektedir. İşte bu noktada, Sîretü İbn Hişâm’ın Türkçe bir muhtasarı, onun bütün siyer literatürüne yön veren bir eser olması hasebiyle azâmî önem arz etmekteydi. Zira İbn Hişâm’ın, İbn İshak’ın siyer çalışmasına ve İbn Şihâb ez-Zührî’nin detaylı ve sahih rivayetlerine dayanırken öncüllerindeki malumatı âlimâne süzgecinden geçirerek hazırladığı bu eser, İslam’ın siyerle güçlenen geleneğini sistematik bir şekilde literatüre kazandırmıştır. Titiz bir tercüme, ihtisar ve hâşiye çalışmasıyla günümüz okuru için daha da anlaşılır bir şekilde muhtasar hale getirilen Sîretü İbn Hişam, hafızaları tazelemek, İslam’ın ana düsturlarını ayrıntıları ile birlikte pekiştirmek, Asr-ı Saâdet hadiselerini siyer kronolojisi dâhilinde hatırlamak, birçok âyetin nüzul sebeplerini de bu zincir içinde vazetmek üzere okuruyla buluşuyor.
454.30 ₺ -
İnsan Nasıl İnsan Oldu
İnsan, insan olduğundan beri, en temel meselesini oluşturan o soruyu sorar: “Ben kimim ve nasıl bu hâli aldım?” Yeryüzünde hiç kimse söz konusu soruya geride başka bir soru(n) kalmayacak şekilde net cevap vermez, veremez… Böylelikle insanın, bu esrarlı evrende bir sır olarak kalması, varoluşunun en temel dinamiğini oluşturur. Hayatın imtihan olması biraz da bu sırrın sır olarak kalmasına bağlı değil midir? el-Fusûl fi’l-Es’ile ve’l-Ecvibe’de Gazzâli, insan ruhu ve onun bedenle ilişkisi çerçevesinde kendisine yöneltilen yedi soruyu cevaplıyor. Soruların temelinde Kur’ân’da insanın yaratılış sürecine temas eden, “ruh” ve onun bedene yansıtılma şekli olan “nefh” ile ilgili âyetler bulunuyor. Gazzâli’nin Kelâm-ı Kadim’den hareketle getirdiği cevaplar, onun felsefî-kelâmî ve tasavvufî düşüncesini deklare etmesi açısından da ayrıca dikkat çekici.
97.30 ₺ -
Düşünmenin Doğru Ölçüsü
Gazzâlî’nin Ta’lîmiyye olarak da anılan Nizârî-İsmâilî Şiîlerine yönelik bir eleştiri olarak kaleme aldığı el-Kıstâsü’l-Müstakîm, din söz konusu olduğunda aklı kullanmaya karşı olan bir mezhebin sıkı takipçisine aklı kullanmanın ölçüsü ve gerekliliğini ustaca anlatmaktadır. Gazzâlî burada, özellikle felsefe ve dinin sık sık başvurduğu iki referans olarak mantık ilmi ve Kur’an üzerinde durur ve dahası, mantığı meşrulaştırmaktan öte Kur’an’ın, anlamın bir şartı olduğunu âdeta ilan etmiş olur. Kendisinin de belirttiği gibi, Müslümanlar için zorunlu saydığı akıl ve mantık bilgilerini bir söylem stratejisi olarak Kur’an terimleri ve Kur’an’dan örnekler yoluyla büyük bir incelikle muarızına sunar. Nihayetinde, Kur’an’ın emirleri ile mantık ilkelerinin uyumlu işleyişini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyarak muarızını reddedemeyeceği bir yöntemle ikna eder. Hem Gazzâlî’nin ve onun şahsında İslam düşünce tarihi mirasının bir parçası olması hem de Kur’an ve akıl yürütme arasında kurduğu ilişki biçimi bakımından dikkate şayan bir öneme sahip Düşünmenin Doğru Ölçüsü: el-Kıstâsü’l-Müstakîm, konuya ilgililerin yanı sıra geniş bir okur kitlesi için de çarpıcı bir çalışma niteliğinde.
83.30 ₺ -
İhtilaf Usulü
Gazzâlî’nin kendisine yöneltilen ithamlara karşı kaleme aldığı Faysalü’t-Tefrika beyne’l-İslâm ve’z-Zendeka, günümüzde de büyük bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkan tekfir meselesini ele almaktadır. Özellikle İhyâu Ulûmi’d-Dîn gibi eserlerinde, bağlı olduğu Eş‘arî gelenekten ayrıldığı bazı görüşlerinden bahseden Gazzâlî bu eserinde, kendisine gelen eleştirilere cevap verir. İslam’ı Eş‘arîliğe eşitleyen anlayışı eleştirerek, tekfir konusunun farklı boyutlarını tartışır. Gazzâlî kendisine gelen eleştirileri bertaraf etmeye çalışırken özellikle dinî metinlerin anlam ve yorumuyla ilgili olan tevil konusuna eğilir. Varlık ve anlam boyutlarıyla tevil arasında ilişki kuran Gazzâlî çeşitli inanç gruplarının tevil görüşlerine yer verir. İnancın belli önerme kalıplarına sığdırılamayacağını öne sürerek dinî metinlerin farklı yorumlarını son derece olağan bulsa da aşırı yorum tehlikesinin de altını çizer.
118.30 ₺ -
Cenk Hikayeleri
Cenk Hikâyeleri, naraları tarihte yankılanan kahramanların destansı öykülerini günümüze taşıyor ve efsaneleştirerek yeniden canlandırıyor... Sunguroğlu’nun keskin kılıcı, Umur Bey’in dahiyane taktikleri ve Kulaksız Ömer’in sarsılmaz kararlılığı; kaleleri fethetmek, gölgeler içindeki casusları takip etmek ve imkânsız görevlerin üstesinden gelmek için yeterli olabilir mi? Coşku, heyecan ve intikam fırtınalarının estiği bu epik serüvenlerde, her sayfa yeni bir evrenin kapısını aralıyor. Hain planlarla cengâverlerimizi alt edebileceğini zanneden düşmanlarla dolu bu hikâyelerde, kahramanlarımızın cesareti ve kararlılığı, genç okurları olağanüstü bir yolculuğa çıkarıyor. Yavuz Bahadıroğlu’nun kaleminden çıkan bu seri, muhteşem anlatımı ve etkileyici çizimleriyle genç okurlarını soluksuz okunacak ve asla unutulmayacak bir maceraya davet ediyor.
2520.00 ₺ -
İns
Her öyküsünde binbir yazgıyı, korkuyu ve sesi barındıran Cahit Zarifoğlu’nun düşlerden, yaşamdan ve kendi şiirinden yonttuğu İns, hurufatı okuyabilenler için sırrı dökülmüş bir ayna cismiyle var oluyor. Kimi zaman mekânı ve ânı bizzat müphemleştirirken kimi zaman da yaşamın ürpertici gerçekliğiyle yüzleştiriyor bizi. Şairin o kendine has bakışı ve dünyayı hikâye ediş biçimiyle karşılaştığımızda tutkulu okurları olarak sendeliyor ve bu görkemli sesin büyüsüne kapılmaktan kendimizi alamıyoruz. Zarifoğlu’nun 1974 yılında yayımladığı İns’in 50. Yıl Özel Baskısı, eserin ilk baskı boyutu, tasarımı ve mizanpajı korunarak karşınızda! “Bütun büyük anlar yalnızlıktan yontuldu… Ve sonunda sonu gelmeyen yalnızlık yığınlarına bekçiler seçildi.”
349.30 ₺ -
Dersaadette Ramazan Akşamları
“Ramazan piyasası ilk akşamın teravihinden sonra başlardı. Galata Köprüsü’nden boşalan arabalar, muhteşem faytonlar, kupalar, landonlar, konak ve saray arabaları katar halinde Beyazıt’a çıkarlar, Mürekkepçiler önünden kıvrılarak Vezneciler’e girerler, Unkapanı Köprüsü’nden geçenler Zeyrek’ten Vefa’ya tırmanırlar, Şehzade Camii’nin yanından Direklerarası’na dökülürlerdi.” İlk terâvih namazıyla başlayan Ramazan coşkusu her devirde, her Müslüman coğrafyada müşterek bir duyguyu barındırıyor. Türkiye’de, Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana elbette değişen pek çok şey de var. Güçlü kalem erbabının eski Ramazanlara dair his ve düşüncelerini bir araya getiren Dursun Gürlek’in kültür dünyamıza eşsiz katkısı Dersaâdet’te Ramazan Akşamları’nda devrin edebiyatını, havasını bir nebze soluma imkânı buluyoruz. Refî Cevad Ulunay, Münir Süleyman Çapanoğlu, A. Ragıp Akyavaş, Ercüment Ekrem Talu, Safiye Ünüvar, Süheyl Ünver gibi İstanbul yazarlarının “eski İstanbul”da Ramazanların yaşanışına dair yazıları hem dönemin edebiyatına ışık tutuyor hem de okuyucuyu siyah beyaz bir fotoğrafın içinde bir fayton gezintisine davet ediyor.
384.30 ₺ -
Hak Dini Kuran Dili 8 Cilt
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (1878-1942) Mutlakiyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet devirlerine tanıklık etmiş, bu devirlerden son ikisinde etkin olmuş çok yönlü bir şahsiyettir. Altı asırlık bir imparatorluğun yıkılıp yerine yeni bir ulus devletin kurulduğu çok zor ve sancılı zamanlarda yaşamış; ilim, fikir ve siyaset sahalarında etkili olmuş, gençliğinden itibaren mütefekkir bir âlim olarak saygın bir yer edinmiş, geriye önemli eserler bırakmıştır. Bu büyük âlimin meşhur çalışması Hak Dini Kur’an Dili’nin, Türkçe ilim ve düşünce literatüründe benzersiz bir yeri vardır. Hak Dini Kur’an Dili İslâmî ilimler birikimini Osmanlı’dan Cumhuriyet’e liyakatle aktaran eserlerin başında gelir. Elmalılı’nın kuşatıcı ilmî kimliği, İslâmî ilimlerin yanı sıra doğa bilimleriyle felsefî düşünceye yönelik derinlikli birikimi ve bütün bilgi alanlarının arasındaki irtibatı kurmaya yönelik çabası, bu çalışmada sahihliği ve özgünlüğü birleştiren bir terkip olarak kendini göstermektedir. Kur’ân-ı Kerîm’i doğru anlama gayretiyle İslâmî ilimler geleneğinin tamamından yararlanması, ilâhî hitabın rûhunu çağın insanına aktarabilme başarısı; zengin bilgi birikimi, tahlil ve terkip gücü ve mükemmel üslûbu ile yeri geldikçe pozitivist ve ateist akımlarla hesaplaşması dikkate alındığında Elmalılı’nın eseri günümüzde de aşılamamış bir tefsir olarak önümüzde durmaktadır. Ayrıca Hak Dini Kur’an Dili’nin, dilimizin estetiğini bütün incelikleriyle, tarihî ve bölgesel zenginliğiyle yansıtan abidevî bir çalışma olduğunu da vurgulamak gerekir. Hak Dini Kur’an Dili’nin bu neşri, eserin yazma nüshalarına dayanılarak müellifin kaleme aldığı şekilde, sahih ve özgün metnin en sağlıklı şekilde oluşturulmasına yönelik uzun bir çabanın ürünüdür. Anlama etki eden nüsha farklılıkları ile eserde atıf yapılan kaynakların künye bilgileri gibi bilgileri içeren 10 bin kadar dipnotun yanı sıra; ilim, fikir ve dil açılarından böylesine benzersiz bir eserden daha iyi bir şekilde istifade edilebilmesi için bu neşre 12 bin kadar yan not (derkenar) eklenerek eserin daha iyi anlaşılması amaçlanmıştır. Bu yan notlarda eserde geçen sarf, nahiv, belâgat, mantık, fıkıh, fıkıh usûlü, kelâm, hadis, tefsir, felsefe, doğa bilimleri gibi sahalara ait ilmî terimler açıklanmış, özel isim ve eser isimlerine dair bilgi verilmiş, anlaşılmasında zorluk olabileceği düşünülen pasajlar sade bir dille açıklanmış, kelime ve ibare açıklamaları yapılmış, metindeki Arapça ibareler tercüme edilmiş ve rivayet değerlendirmeleri yapılmıştır. Ayrıca her cildin sonuna lügatçe eklenerek istifadenin artırılması hedeflenmiştir. Ketebe Yayınları olarak, kaleme alınmaya başlanmasının 100. yılında, Hak Dini Kur’an Dili’nin 8 ciltlik bu özel baskısını okuru ile buluşturmakla iftihar ediyoruz.
4549.30 ₺ -
Din ve Cemiyet
“Dinimizin iki temel umdesi vardır. Biri iman, diğeri amel-i sâlihtir. İmansız amel nasıl hederse, amelsiz iman da meyvesiz bir ağaçtan ibarettir. Herkes, bu dünyada yaptığı işin karşılığını görecektir. Allah insanlardan bu dünyada mükâfat isteyene bu dünyada, âhiret sevabı isteyene orada, karşılığını verir.” Merhum muallim Mahir İz, bu kitapta İslâm’ın bütün zamanların fertleri ve cemiyetlerini dünya ve âhirette mutlu etmek için kendinde topladığı esasları nezih bir dille ortaya koyuyor. İslâm’ın bir cemiyet dini olduğunu ve Allah’ın insanlara buyurduğu vazifelerin en şahsi olanında bile, cemiyet hayatını düzenleyecek bir özellik bulunduğunu ortaya koyuyor. İmanın ve İslâm’ın şartları nedir; bunların bir Müslüman için gerekli kıldığı ahlâk nasıldır? Fikir, mal ve bedenle yapılacak ibadet ve davranışlar nelerdir? Dinimizin esasları, doğru ve günün şartlarına uygun olarak yapılıp, kişilere ve topluma faydalı olabilmesi için, nasıl anlaşılmalıdır? Din, insana ve cemiyete nasıl kazandırılır? Dindar insan nasıl olmalı; kendisine, ailesine ve içinde bulunduğu topluma karşı nasıl davranmalıdır? Din ve Cemiyet, bugünün sorularına cevap verirken insanların hâlini ve gönüllerin bin bir ahvâlini bilen, âlim, ârif ve kemâl sahibi, güngörmüş bir üstadın bilgi, duyuş ve görüşlerini bizlere aktarıyor.
230.30 ₺ -
Kanuni Devrinde Osmanlı Hayatı
Osmanlı toplumunun en yüksek hayat düzeyine ulaştığı Kanûnî Sultan Süleyman devri, sadece siyasi zaferlerle değil, gündelik yaşamın incelikleriyle de tarihin en merak edilen dönemlerinden biridir. M. Ertuğrul Düzdağ tarafından kaleme alınan Kanûnî Devrinde Osmanlı Hayatı, halkın en mahrem meselelerini ve en samimi sorularını aydın zümreye danıştığı “fetva” müessesesini merkeze alarak, bu devrin sosyal manzarasını eşsiz bir berraklıkla günümüze taşıyor. İslam esaslarına göre verilen bu cevaplar, sadece birer dinî hüküm değil; aynı zamanda dönemin hayat tarzını, giyim kuşamını, yeme-içme kültürünü ve tarihî hadiselerini içinde barındıran yaşayan birer sosyal belgedir. Eserin temelini, o devrin en kudretli ve meşhur şeyhülislâmı Ebussuud Efendi’nin yazma hâlindeki on binden fazla fetvası oluşturmaktadır. Bu muazzam arşiv içerisinden titizlikle seçilen bin bir adet fetva, tarih ve sosyoloji araştırmalarında ihmali mümkün olmayan bir kaynak niteliğindedir. Bir nevi “nazarî mahkeme kararı” olan bu metinler; ilahi menşeli bir hukuku temsil etmeleri ve hükümlerine uymanın bir ibadet sayılması sebebiyle, toplumun her türlü fikir ve davranışının tartıldığı en temel terazi görevini görmüştür. Ebussuud Efendi’nin kaleminden çıkan bu “yaşayan belgeler”, geçmişin tozlu sayfalarını günümüzün meraklı okuru için canlı birer tabloya dönüştürmektedir.
244.30 ₺ -
Efendimiz ve Yolu
Efendimiz Aleyhisselâm’ın (sav) hayatı, Müslümanlar için herhangi bir tarih anlatısı değildir. O’nun hayatı, siyer literatürü içinde de, her çağda diriliğini koruyan bir istikamettir şüphesiz. O’nun yolunu idrak etmek ise nübüvvetle taçlanan yüce şahsiyetini anlamakla mümkündür. Sahabe-i kirâmın davete olan tavrını ve sadakatini bilmek; yaşadıkları heyecanın, teslimiyetin ve dirayetin kalplerinde nasıl kök saldığını görmek bize ümmet olma noktasında sahici bir rota çizer. Mustafa Âsım Köksal Efendimiz (sav) ve Yolu’nda, ömrünü vakfettiği siyer ve İslâm tarihi çalışmalarından süzülmüş incileri okuyucuya sunuyor. Haniflik kavramından başlayarak tevhid akidesinin yayılışına, Asr-ı Saâdet’in canlı atmosferinden sünnetin mahiyetine kadar uzanan bu yazılarında, Resûlullah Aleyhisselâm’ın şahsiyetini, davasını ve yetiştirdiği nesli, okurunun aşina olduğu samimi ve ilmî dili ile bütünlüklü bir biçimde ele alıyor. Müellifin çeşitli mecralarda yayımlanmış makalelerinin bir araya getirildiği bu kitapta Peygamber Efendimiz’in cihanşumül daveti; bir inanç beyanı olarak ele alınmasının yanı sıra insanı baştan sona dönüştüren bir terbiye olarak işleniyor.
244.30 ₺ -
Sahihi Buhari Muhtasarı
Sahîh-i Buhârî Muhtasarı: Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, temel İslâm kültürünün dilimizde sahih bir biçimde ifade edilmesi projesinin bir parçası olarak, devrin en liyâkatli âlim ve düşünürlerinden Babanzâde’ye teklif edilen bir vazifenin ürünüdür. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın tefsiri Hak Dini Kur’ân Dili ile birlikte Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi, İslâmî ilimlere dair Osmanlı’dan günümüze intikal eden en kıymetli eserlerin başında gelir. Elinizdeki eser, Babanzâde Ahmed Naim’in ilmî âdâbını, titizliğini ve şahsiyetini en berrak biçimde yansıtan eserlerden biridir. Babanzâde bu çalışmasında, Sahîh-i Buhârî’nin Arapça hadis metninin mânâ derinliğini koruyarak Türkçenin imkânlarını büyük bir incelikle kullanır, ayrıntılı ve titiz notlarıyla birlikte eserini bir tercüme olmaktan çıkararak telif kıymeti taşıyan bir hüviyete kavuşturur. Hadis ilminin temel meseleleri, rivayet farklılıkları, fıkhî açıklamalar ve şahsiyet tahlilleri; metin boyunca açık, ölçülü ve sağlam bir üslûpla ele alınır. Bu neşir, Babanzâde’nin hazırladığı ilk üç cildi esas alır: Müellifin sağlığında Arap harfleriyle yayımlanan ilk iki cilt Latin harflerine aktarılmış, üçüncü cilt ise ilk baskısı temel alınarak yeniden dizilmiştir. Tercüme edilen hadislerin ve dipnotlardaki rivayetlerin kaynakları titizlikle gösterilmiş, ana hadislerin Sahîhayn’daki (Buhârî ve Müslim) yerleri, gerektiğinde Kütüb-i Sitte ve Kütüb-i Tis‘a gibi diğer muteber hadis kaynaklarıyla birlikte tespit edilmiştir. Metin boyunca referans gösterilen İslâmî ve Batılı kaynakların asılları, mümkün mertebe dipnotlarla sunulmuş; açıklayıcı notlarla, okuyucunun sağlıklı bir biçimde takip edebilmesi hedeflenmiştir. Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, ilmî ciddiyeti, dil hassasiyeti ve metodolojik bütünlüğüyle, klasik hadis mirasını Türkçede sahih ve güvenilir bir zeminde buluşturan temel eserlerden biridir. Bu baskı, hem metnin doğru okunmasını sağlamak hem de eserin referans değerini hatırlatmak amacıyla hazırlanmıştır. Ketebe Yayınları olarak Türkçe İslâmî ilimler literatürüne kalıcı bir katkı sunmayı amaçlayan bu neşri okuyucusuyla buluşturmakla iftihar ediyoruz.
1953.00 ₺ -
Bir Medreselinin Kaleminden Medrese
Bir Medreselinin Kaleminden Medrese, İslâm ilim geleneğinin tarihî seyri içinde medreselerin doğuşunu, gelişimini, inkırazını ve yeniden ihyasını kapsamlı, hatta yer yer duygusal bir biçimde ele alır. Hz. Peygamber’in (sav) Dâru’l-Erkam’daki ilk halkasından başlayan bu yolculuk; Bağdat Nizamiye Medreselerine, Osmanlı’nın ihtişamlı ilim merkezlerine, Karadeniz’in dağ köylerine, Doğu Anadolu’nun mütevazı ilim ocaklarına ve nihayet İstanbul’un yeniden canlanan medreselerine kadar uzanır. Kendisi de medresede yetişen Muhammed Karamustafaoğlu, adeta bir vefa borcu olarak kaleme aldığı bu çalışmasında medreselerin sadece bir eğitim kurumu değil; ruhu besleyen, ümmeti ayağa kaldıran ve ilmi nesilden nesile taşıyan bir hayat tarzı olduğunu vurgular. Çeşitli coğrafyalardan onlarca âlim, mürşid, müderris ve talebenin hikâyesine yer veren Karamustafaoğlu, 20. yüzyıldaki kırılmanın aksine 21. yüzyılda yeniden ayağa kalkan medrese geleneğini yalnızca tarihsel olarak ele almakla kalmaz, aynı zamanda bugüne ve yarına bırakılan bir miras olarak değerlendirdiği medreseler bağlamında bir irşad çağrısında bulunur. Medrese talebeleri için bir rehber, medrese hocaları için bir muhasebe, medrese dostları için bir minnet ifadesi ve medreselerden habersiz olanlar içinse bir farkındalık kapısı niteliğindeki bu çalışma, medrese çatısı altındaki tüm unsurların istifade edebileceği önemli bir başucu kaynağı olarak karşımıza çıkıyor.
279.30 ₺ -
Coğrafyamızı Adımlarken Hatırda Kalanlar
Coğrafyamızı Adımlarken Hatırda Kalanlar, okuyucuları yerlerinden kalkmaya ve seyahate teşvik etmek, meraklarını uyandırmak, yollara düşmelerini sağlamak ve aslında bunun ne kadar kolay olduğunu göstermek için hazırlandı. ‘Coğrafyamız’daki iyelik vurgusu da, tarih içinde Müslümanların herhangi bir şekilde iz bıraktıkları her yerin, aslında “bizim” olduğunu hatırlatmaya matuf bir seçim.
244.30 ₺ -
Gölgelerin Peşinde 50 Portre
Her insan, ayrı bir hikâyedir. Ve her hikâyeden alınacak büyük dersler ve ibretler vardır. İnsanların gölgelerini dikkatle takip ettiğinizde, atılan her adım ve bırakılan her iz, size yeni bir şey öğretir. Gölgelerin Peşinde, Mağrib’den Doğu Türkistan’a kadar, İslâm coğrafyasının farklı ülkelerinden, bambaşka serüvenlere sahip 50 şahsiyetin ayrıntılı portresini içeriyor. Siyasetçiler, askerler, sanatçılar, lider eşleri, iş adamları, kanaat önderleri, akademisyenler… Aralarında çok ünlüler de var, belki ismini hiç duymadıklarınız da. Taha Kılınç, hepsinin birbirinden dikkat çekici hayat hikâyelerini anlatırken, ait oldukları bölgenin yakın ve uzak tarihindeki kırılma noktalarına da atıflarda bulunuyor. Böylece her bir isim, kendi ülkesinin ve döneminin tanığına dönüşüyor. Her bölümün sonuna eklenen “ileri okumalar” başlıklı kitap tavsiyeleri ise, merakını uzun soluklu araştırmalara dönüştürmek isteyen okurları, İslâm dünyasının dününde ve bugününde keyifli bir yolculuğa davet ediyor.
223.30 ₺ -
Dil ve İşgal
Geçtiğimiz yüzyılın başına kadar arkaik bir ibadet ve yazı dili konumunda bulunan İbranice, Yahudiler arasında konuşma ve günlük iletişim diline dönüşmesini, Eliezer Ben-Yehuda adlı Belarus doğumlu bir dilbilimcinin çabalarına borçludur. Ben-Yehuda, 1881’de yerleştiği Kudüs’te başladığı çalışmalarını, 1922’deki ölümüne kadar yoğun biçimde sürdürmüş, arkasında binlerce makale ve 17 ciltlik dev bir İbranice sözlük bırakmıştır. Dil ve İşgal: Eliezer Ben-Yehuda ve Modern İbranicenin Doğuşu, bir yandan Ben-Yehuda’nın hayat hikâyesine ve İbraniceyi yeniden konuşma dili hâline getirme sürecindeki öncü rolüne odaklanırken, bir yandan da İbranicenin modern hayatta tekrar sahneye çıkmasının Filistin topraklarının Siyonistler tarafından işgalinde hayatî bir etki yaptığını vurguluyor. Yahudilerin ortak bir konuşma ve iletişim diline kavuşmasının işgali sistematik hâle getirdiğine ve hızlandırdığına işaret eden kitap, İsrail’in kuruluşuna giden sürecin kültürel ve duygusal altyapısının nasıl hazırlandığını gözler önüne seriyor. Dil ve İşgal: Eliezer Ben-Yehuda ve Modern İbranicenin Doğuşu, günümüzde İslâm dünyasını adeta kilitleyen Filistin meselesinin çözümü için nasıl bir ciddiyetle ve disiplinle çalışılması gerektiğini gösteren rehber bir metin.Kapat
156.80 ₺ -
İslam Şehirleri Atlası
Taha Kılınç’ın kaleminden İslâm Şehirleri Atlası, okurlarını en batıda Rabat’tan en doğuda Kaşgar’a kadar keyifli, öğretici ve şaşırtıcı bir yolculuğa davet ediyor... Kuruluş öykülerinden isimlere, oralarda yetişen meşhur şahsiyetlerden bugün ne durumda olduklarına kadar, 45 İslâm şehrinin hikâyesini zevkle ve merakla okuyacaksınız. Kitabı niçin 45 şehirle sınırladık? Bunu yaparken, en önemlilerini öne çıkarmayı amaçladık. Serüvenin devamını getirmeyi de siz kıymetli okurlarımıza bıraktık.
699.30 ₺ -
Dört Suikast
Ortadoğu’nun geçtiğimiz yüzyılında, hepsi de doğrudan doğruya Filistin ve Kudüs’le bağlantılı, dört önemli suikast gerçekleştirildi. Ürdün’ün ilk kralı Abdullah bin Hüseyin 20 Temmuz 1951’de, Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdulaziz 25 Mart 1975’te, Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Enver Sedat 6 Ekim 1981’de ve İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin 4 Kasım 1995’te öldürüldüler. Katillerin kimlikleri ve dünya görüşleri birbirinden tamamen farklı olsa da, bütün bu suikastların ortak bir noktası vardı: Hepsinde de maktuller, Filistin ve Kudüs’le ilgili attıkları adımlar nedeniyle cezalandırılmıştı. Bölgenin dört karizmatik ve etkili liderinin sahneden çekilmesiyle sonuçlanan bu suikastlar, Filistin meselesinin bütün taraflarını, farklı amaç ve şekillerde politikalarını gözden geçirmeye ve hatta değiştirmeye zorladı. Etkileri ve artçı sarsıntıları günümüzde hâlâ bütün sıcaklığıyla hissedilen bu hadiseler, Filistin ve Kudüs konusunda Arapların da Yahudilerin de attığı ve at(a)madığı bütün adımları büyük ölçüde açıklamaktadır. Geniş bir tarihî arka plan eşliğinde Kral Abdullah, Kral Faysal, Enver Sedat ve Yitzhak Rabin’in akıbetlerine odaklanan Dört Suikast –Filistin’i Sarsan Kurşunlar, aynı zamanda Filistin direniş tarihinin satır başlarını, Ortadoğu ülkelerinin Filistin politikalarını, Arap-İsrail savaşlarını, barış süreçlerini ve bölgenin yakın tarihindeki önemli dönüm noktalarını anlatan belgesel bir metin.
181.30 ₺