-
Papirüs Üçlemesi
Sırp edebiyatının usta isimi Zoran Zivkoviç, edebiyatsever komiser Dejan Lukiç’in başrol oynadığı ve her birinde mucizevi güce sahip olağanüstü birer kitabın ele alındığı üç romanını Papirüs Üçlemesi’nde bir araya getiriyor. Her roman, gerçekleşmesi imkânsız görünen bir olayla başlıyor: Son Kitap, Papirüs Kitabevi’nin birkaç müşterisinin açıklanamayan ölümleriyle; Büyük Roman, ünlü yazar Jelena Jakovljeviç’in son romanının taslağıyla beraber içeriden kilitlenmiş bir odadan kaybolmasıyla; Ölüler Kataloğu, titizlikle korunan bir nadir kitap odasında, birdenbire, eşsiz olduğu bilinen bir inkunabulumun ikinci bir kopyasının ortaya çıkmasıyla…
559.30 ₺ -
Dün
20. yüzyıl Latin edebiyatına damgasını vuran Juan Emar, avangart romanı Dün’de, bir günde meydana gelen bir dizi olağandışı olayı bir araya getiriyor. Dün’ün zamanın içinde koşan anlatıcısı, gezintilerini tek başına değil, karısının ve birtakım enteresan karakterlerin eşliğinde gerçekleştiriyor. Binbir farklı tonuyla yeşil rengine âşık bir ressam, dünyanın tüm hikâyelerinde figüranlık yapan koca göbekli bir adam, zavallı bir ruh, anlatıcının, cesareti üzerine iddiaya giren ailesi ve Uruguay Konsolosu ile dişi aslanı yutan devekuşu, bu rengârenk geçit töreninde boy gösteriyor. Kendi zamanında anlaşılamamış olsa da bugün Şili’nin çılgın edebiyat dehası olarak görülen Juan Emar, parçalı, karmaşık ve tuhaf hikâyeleriyle okuyucuları hayrete düşürüyor. Absürt ve gerçekdışı, gündelik yaşamın büyük kısmına dağılırken yazar, küçük bir ana odaklanıp onu büyütüyor, ihtimalleri gözden geçiriyor ve incelikli açıklamalarıyla, çatallanan zamanın izini sürüyor. Zamanının çok ötesindeki Juan Emar, kuşkusuz ki gelecekteki okurlar için yazıyordu. Bu gelecekteki okurların, bizler; ölümünden on beş yirmi yıl sonra, onun bildiği dünyadan çok farklı ve birçok açıdan da daha kötü bir dünyada doğmuş olan bizler olduğunu düşünmek, ukalaca olduğu kadar heyecan da verici. Alejandro Zambra
160.30 ₺ -
Kurtların Gölgesinde
II. Dünya Savaşı'nın ardından Rus ordusu Doğu Prusya'ya doğru ilerlerken pek çok Alman yerinden edildi. Kadınlar tecavüze uğradı ve çocuklar açlıktan öldü. Erkeklerin çoğu, ölü ya da savaş esiri olarak kayıplara karıştı, artlarında kalanlar onlardan bir daha haber alamadı. Kıtlık ve sert kış koşulları baş gösterdiğinde bir grup çaresiz çocuk için hayatta kalma mücadelesi daha yeni başlıyordu. “Kurtçocuklar”, açlıktan ölmek üzere olan ailelerine götürmek üzere yiyecek aramak için gizlice Litvanya sınırını geçmeye çalıştılar. Savaşın yıkıcı etkisi günden güne kendini hissettirirken, kurtlar insan eti yemeye iyice alışmışken onların kaybedecek bir şeyi kalmamıştı. Kurtların Gölgesinde bir yıkım, dayanıklılık ve umut hikâyesi. Çağdaş Litvanya edebiyatının yetenekli ismi Alvydas Šlepikas’ın titiz araştırmasına dayanan ve ona birçok ödül kazandıran bu çarpıcı tarihî roman, yürek parçalayıcı bir gerçekliğin önündeki sessizlik perdesini aralıyor. Okura kaçacak bir yer bırakmayan, belgesel ve edebî anlatı arasında mükemmel bir denge kuran Šlepikas, çorak arazileri ve Litvanya ormanlarını bir masalın karanlık tonlarına boyuyor.
195.30 ₺ -
Muhteşem Hayalperest
İspanyol yazar Juan Jacinto Muñoz Rengel, tarihle fantastiğin, masallarla mitlerin, düşle gerçeğin iç içe geçtiği, çok renkli ve çoksesli romanı Muhteşem Hayalperest’te, şaheser yazmaya çalışırken kendi yaşamı bir şahesere dönüşen Nikolaos Popoulos’u merkeze alıyor. Muhteşem Hayalperest, okuyucuyu, 16. yüzyıl Atina’sında yaşayan, sınırsız hayal gücüne sahip bir kahramanın yolculuğuna ortak ediyor. Popoulos, sahip olduğu garip güçle bir başyapıt yazmak üzere çıktığı yolculukta, geniş bir coğrafyayı tecrübe edecek, Cervantes ile tanışacak, korsanlarla savaşacak, Vlad Tepeş, Elizabeth Báthory gibi fantastik kahramanlarla karşılaşacak, dünya edebiyatının çarpıcı metinleri arasında gezinecektir. Eşsiz bir maceraya atılan başkahraman, gördüğü şehirler arasında İstanbul’u ayrı tutacak ve Hezarfen gibi çatıların, minarelerin, sarayların, masmavi denizin üstünden aşarken kanatlarını tarihle mitolojinin, gotikle fantastiğin iç içe geçtiği bir masala açacaktır. Çok erken yaşta dünyanın bir labirent olduğunu öğrendi; yapması gerekenin onu kurtarabilecek bir ipliğin varlığına inanmaktan daha ileri olduğunu biliyordu: Popoulos o ipliği yaratmak için doğmuştu.
279.30 ₺ -
Türkistan Geceleri
Mısırlı yazar Necîb el-Kîlânî’nin epik romanı Türkistan Geceleri, bir sevgi ve kurtuluş hikâyesi. Çin ve Rusya’nın sömürgeleştirmeye çalıştığı topraklar, yok edilen aileler, esir kamplarındaki Müslümanlar, idam edilen âlimler, zorla Çinlilerle evlendirilen kadınlar… Öte yandan asimilasyon politikası uygulanan, dili ve kimliği unutturulmaya çalışılan bir halkın yalnız ama onurlu mücadelesi… Türkistan Geceleri, esareti değil özgürlüğü düşleyen insan portrelerini gün yüzüne çıkarıyor. İsyan ve direniş, tevekkül ve teslimiyet, hakikat ve ölüm gibi izlekler ete kemiğe bürünerek Hoca Niyaz, Osman Batur gibi tarihî şahsiyetlerin gözlerinden okuyucuya yansıyor. Öyle bir mücadele ki ölümü alelade kılıyor fakat yine de ısrarla hayata açılıyor: okuru küçük sevinçlerin, trajedilerin, yeniden başlamanın ve aşkın başka bir veçhesine tanık ediyor. Her şeye hazırım. Değil mi ki o dağlarda Türkistan geceleri yaşanıyor, o gecelerde özgür Türkistan türküleri besteleniyor...
202.30 ₺ -
Şarkın Serçesi
Sevdiği kız iki adım ötede dururken zamanını kafede düş kurarak geçiren Doğulu âşık, ah! Bahsettiği kadın Paris’te mi yaşıyor yoksa Binbir Gece Masalları’nda mı? Hakikat, düşler memleketinde geçer akçe değil! Peki itiraf etmek kolay mı? Ya inkâr etmek neye yarar? Mısır’ın ünlü edibi, çağdaş Arap edebiyatının etkileyici sesi Tevfîk el-Hakîm, 1938'de yayımlanan Şark’ın Serçesi’nde bir aşk hikâyesini, bir yüreğin çırpınışını, bir zihnin bocalayışını Doğu ve Batı karşıtlığı üzerinden anlatıyor. Okuru II. Dünya Savaşı öncesi Paris’ine götürerek kapitalizmin yükseldiği Fransız toplumuna, ekmeklerini ceplerinden çıkardıkları çakıyla kesen işçilere, sigaralarını banknotla yakan Amerikalılara, semayı keşfeden Doğululara ayna tutuyor. Satır aralarında Beethoven’ın senfonilerine rastlamak da mümkün Hâfız-ı Şîrâzî’nin beyitlerine de. Şark’ın Serçesi, insanı, içinde pusuda bekleyen ikilemlerle yüzleştiren bir sarkaç. Öyleyse neden aşk semasında kanat çırpıp ötmüyorsun?
209.30 ₺ -
Herkes Tek Başına Ölür
Korku ve ihanetin ortasında insan kalabilmenin tüyler ürpertici bir portresi... Herkes Tek Başına Ölür, insanlık tarihinin en yıkıcı hikâyelerinden birini anlatıyor. Gerçek bir olaydan ilham alan bu roman, yayımlandıktan sonra büyük yankı uyandırmıştır. Baskı rejimlerine karşı küçük ama kararlı bir başkaldırının manifestosunu yazan Hans Fallada’nın bu çarpıcı eseri, Nazi Almanyasının kasvetli sokaklarında başlayan bir direnişi konu alıyor. Otto ve Anna Quangel, savaşta oğullarını kaybettiklerinde, rejimin devasa “makinesi”ne karşı çıkmaya karar verirler. Ellerindeki tek silah, basit kelimelerle dolu birkaç kartpostal; hedefleri ise bir tiranlığı sarsmaktır. Ama koca bir rejime karşı, iki yalnız insan ne kadar dayanabilir? Führer’in dehşetli gücüne karşı kederlerinden ve birbirlerinden başka hiçbir şeyleri olmayan bu çift, kısa süre içinde peşlerinde; öfkeli bir Gestapo, onları ihbar etmeye hazır komşular ve alaycı muhbirlerden oluşan bir yığın insan bulur. Hans Fallada’nın başyapıtı olarak kabul edilen Herkes Tek Başına Ölür, kısaltılmamış haliyle ve Ahmet Arpad’ın titiz çevirisiyle Ketebe Yayınları’nda, yeniden sizlerle.
447.30 ₺ -
Düello
Çehov öykücülüğü, edebiyatın belki de en incelikli devrimlerinden biridir. Dünyada öykü türünün atalarından sayılan Çehov, kırk dört yıllık ömrüne beş yüzden fazla öykü sığdırmıştır. Düello ise bu öyküler arasında en geniş kapsamlı ahlaki ve felsefi sorgulamalar içeren öyküdür. Çehov, karakterlerini Rus toplumunun farklı yansımaları şeklinde kurgulayarak onların etik çatışmalarla ve zıtlıklarla yüzleşmelerini sağlar. Bireyin görev ile arzu, akıl ile tutku arasında verdiği mücadelenin katmanlarını ince ince işler. Kafkasya’nın bir kasabasını sahne olarak seçen bu psikolojik dram, entelektüel arayışlarının girdabında ahlaki bir çöküş yaşayan Layevski ile hayatı, bilimin keskin ve soğuk perspektifinden değerlendiren zoolog Von Koren’i karşı karşıya getirir. Layevski’nin hedonizme varan haz arayışı ile Von Koren’in katı ahlakçı dünya görüşü arasındaki gerilim, sadece bireysel bir düellonun değil, aynı zamanda rakip ideolojilerin çatışmasının ve insan doğasının kırılganlığının da bir sembolüdür. Bu zamansız eserde Çehov, varoluşun en temel sorularına dokunarak okuru, insan ruhunun sınırlarını zorlayan bir düşünsel yolculuğa sürükler. Çehov, bizi büyülemek için yüksek sesle bağırmaz; onun sessizliği daha güçlüdür. Onu dâhi kılan da budur zaten. Düello, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
78.40 ₺ -
Altıncı Koğuş
Bir taşra kasabasında geçen bu çarpıcı novellada, eğitimli bir adam olan İvan Dmitriç, kendisini her an tutuklanacağına dair bir paranoyanın kıskacında bulur. Bu saplantı, onu bir akıl hastanesinin altıncı koğuşuna sürükler. Bu koğuş, sadece fiziksel bir çöküşün temsili değil, aynı zamanda insani değerlerin de yok sayıldığı bir cehennemdir; karanlıktır, pistir ve umutsuzlukla doludur. İvan Dmitriç, Altıncı Koğuş’un bu insanlık dışı koşullarına karşı içsel bir isyan başlatırken hastanenin yeni başhekimi Doktor Ragin, tehlikeli bir kayıtsızlıkla yaşananları görmezden gelir fakat varoluşun ve insan olmanın özünü sorgulamaktan da geri durmaz. Deliliğin sınırlarının grileştiği bu evrende kader Ragin için trajik bir dönüş yapacaktır. Altıncı Koğuş, Çehov’un edebiyat dünyasında neden bu denli saygı gördüğünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Altıncı Koğuş, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
69.30 ₺ -
Bir Delinin Hatıra Defteri
Rusya’da aristokrasi, sefahatinin son demlerini yaşarken aşağıdaki küçük insanların birbirinin üstüne basarak var olmaya çalıştığı bir dönemin yazarıdır Gogol. Bir Delinin Hatıra Defteri, Palto ve Burun öyküleriyle hayaletlerin dolaştığı Rusya’da aslında buz gibi bir gerçekliğe yaslanarak seslenir okuruna. Bu gerçekçi tutumu, kendinden sonraki Rusya ve dünya için de bir başlangıç noktası oluşturur. Dolayısıyla bugün bile Gogol’e uğramadan “küçük insan”ın kim olduğunu anlamak mümkün değildir. Zira Gogol’den sonra Karl Marx, Komünist Manifesto’suna şöyle başlar: “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor.” Bir Delinin Hatıra Defteri, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
69.30 ₺ -
Beyaz Geceler
Yalnızlık içinde kaybolmuş bir adam, kendisi gibi bir “yalnız”a rastladığında yaşamının en derin yanılgısına da adım atar. St. Petersburg’un hiç kararmayan gecelerinde buluşan iki yalnız ruh, birlikte geçirdikleri dört beyaz gece boyunca dile dökmekten korktukları hislerini ve düşüncelerini açığa çıkarırlar. Onların hayal dünyası, gerçeğin soğuk ve sert yüzünden kaçış gibidir; zira bu dünya, onlar için nihai bir sığınak, bir arayıştır. Dostoyevski, Beyaz Geceler’de masumiyetin ve karanlığın derinliklerinde gizlenen melankolinin izini sürer. Başkasının Karısı, karısının sadakatine dair kuşkularının esiri olan İvan Andreyeviç’in nasıl bir deliliğe sürüklendiğini anlatır. Kuşkuları adım adım bir saplantıya dönüşen Andreyeviç, paranoyanın acımasız pençesinde yaşamaya başlar. Onun paranoyası, sadece bireysel bir trajedi değildir. Başkasının Karısı, hislerinin sultasında kalmış birinin bu sahte bilgiyi hayatına rehber edinmesinin trajikomik bir portresidir. Beyaz Geceler ve Başkasının Karısı, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
69.30 ₺ -
Ebedi Koca
Dostoyevski, Ebedi Koca’da alametifarikası haline gelen toplumsal ilişkiler ve içsel çatışma temalarını, evlilik kurumu üzerinden ele alıyor. İnsanların, anlayamadıkları niyetlerle savrulurken gerçeğin soğuk yüzüyle karşılaşmalarını ve bu karşılaşma sonucunda isyanın yerini umutsuzluğun aldığı bir belirsizlikler dünyası sunuyor okuruna. Bastırılmış korkunun ve nefretin gerilimi giderek tırmandırdığı eserde, ancak acımasız bir yüzleşmeyle toplumsal yapıların mevcut görünümlerine geri dönebileceğine şahit oluyoruz. Tüm hastalıklı ve ahlaki işkencelerin nihayetinde ise “insanlık durumu”nun hafifletilmesinin mümkün olmadığı gerçeği kalıyor geriye. Ebedi Koca, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
90.30 ₺ -
Öteki
Dostoyevski, Öteki’de “küçük insan”ın tekrarlayan düşüncelerinin ve asla dışa vuramadığı konuşmalarının peşinden gidiyor ve oluşturduğu hayalet ile karakterini varoluşsal karmaşanın dipsiz denizine atıyor. Hayatın çatlaklarına sızarak okuruna insanın gerçek benliğine dair sorular yöneltiyor. Böylece insan benliğinin koşulsuz bir ifade özgürlüğü ararken kendini yok eden bir deliliğe nasıl ulaştığına adım adım şahitlik ediyoruz. Öteki, parçalanmış bilincin ve bağlantısız benliklerin büyüleyici yönünü keşfeden tutkulu bir yazarın çığır açan bir psikolojik çalışması. Öteki, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
69.30 ₺ -
Kumarbaz
Dostoyevski olmasaydı, psikanaliz biraz beklemek zorunda kalacaktı, der Freud. Nietzsche ise onu “kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikolog” diye anar. Dünya romanının en büyük örneklerini kendini tüketircesine büyük bir coşkuyla yazan Dostoyevski, hayatından izler taşıyan Kumarbaz’da aynı zamanda kumar tutkusunun bir psikanalizini yapıyor denebilir. Her eserinde ruhunun farklı veçheleriyle hesaplaşan büyük romancı, en çetin hesaplaşmalarından birini Kumarbaz’da Aleksey İvanoviç karakteriyle yapmıştır. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen kumarbazların toplandığı Ruletenburg isimli kurgu bir şehirde geçen roman, söylenenlere göre, yazarın borcunu ödeyebilmesi için yirmi dokuz günde yazılmıştır. Aynı zamanda bir Rus gencinin Avrupa’da bir İngiliz ve bir Fransız soylusu ile bir kadın için giriştiği para ve aşk mücadelesini de anlatan roman, bu yönüyle Dostoyevski’nin vazgeçilmez temalarından birini de içerir: Rus-Avrupalı çatışması. Eleştirmenlerin söylediği gibi “Dostoyevski sadece Kumarbaz’ı yazsaydı bile yeter” miydi bilinemez ama şu kesinlikle söylenebilir ki Kumarbaz yazılmasaydı Dostoyevski’nin görkemli külliyatı eksik kalırdı. Kumarbaz, Nihal Yalaza Taluy’un titiz çevirisiyle Ketebe’de!
69.30 ₺ -
Bir Fırsat Bulsam
Bu kitap, kelimelerle dünyayı yeniden inşa eden dil mimarı Anar’ın; Bir Fırsat Bulsam, Dante'nin Jübilesi ve Otel Odası adlı eserlerini bir araya getiriyor. “Büyük kaygıları, küçük sevinçleri”yle insanı ve yaşamı anlamak için çıktığı yolculukta sıradan insanların sıradışı hikâyelerinin peşinden gidiyor ve insanlığın ortak sorunlarını zarafetle işliyor. Anar, yalnızlıkları, varoluşsal arayışları ve kırık dökük dünyalarıyla resmettiği karakterlerine zamanı, hakikati ve vicdanı sorgulatırken hayatın karmaşasına dair eşsiz bir bakış açısı sunuyor. Azerbaycan toplumunun 20. yüzyılda geçirdiği büyük dönüşümlere ayna tutan, Sovyet ve bilhassa Stalin döneminin zorluklarına, Glastnost ve Perestroyka politikalarına, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine hassasiyetle eğilen Anar, oluşturduğu derinlikli tarihsel arka planın yanı sıra çözülmeye başlayan ahlaki yapıyla beraber, kaybolan değerlerin ve insan ruhunun dolambaçlı ve karanlık taraflarının bir haritasını da oluşturuyor.
252.00 ₺ -
Çayla Boyanmış Manzara
Hazar Sözlüğü’nden, Eşsiz Parça / Mavi Kitap ve Rus Tazısı’ndan tanıdığımız Sırp deli-dâhi Milorad Paviç, bu sefer de bulmaca şeklinde bir romanla karşımızda! Bu bulmacayı Paviç’in kendine has büyülü gerçekçiliğiyle ve kendisinden başka hiçbir yazarda muhtemelen bulunmayan “rüya malzemeleri”yle kaleme aldığı bölümleri kullanarak bizzat okur çözmek zorunda! Yoksa Belgrad’dan İstanbul’a, Aynaroz keşişlerinden Osmanlı padişahlarına, Bizans imparatorlarından zavallı profesörlere, Nazilerden Sovyetlere, mimariden savaşa ve aşktan tarihe uzanan bu maceradan mahrum kalır… Çayla Boyanmış Manzara okuru gerçek dünyaya, rüyayla gerçeğin arasındaki o muğlak âleme, tam anlamıyla o gizemli bulmacaya davet ediyor.
314.30 ₺ -
Kalk Son Gününe Veda Et
Ölüm, bir yok-oluş mu, yoksa farklı bir var-oluş biçimi mi? “Kalk ve son gününe veda et!” Bu ses, Doktor Musa Askerî’yi bir bilinmezliğe çağıran ve hayatının son gününe uyandığını ima eden esrarengiz bir uyarıdır. Bir gece yarısı yaşadığı bu beklenmedik olay, onun yaşamını ve geçmişini sorgulamasına neden olur. Doktor Musa, duyduğu sesin kaynağını ve anlamını çözmeye çalışırken, ölümün kaçınılmazlığıyla yüzleşir. Geride bıraktığı hayatını gözden geçirir; onu terk eden eşi, engelli oğlu Hişam, akademik kariyeri, bitirilmemiş işleri, yazdığı çalışma, üniversitedeki meslektaşları ve öğrencileri birer birer aklına gelir. Hayatında yaptığı ve yapmadığı her şeyin bir muhasebesini yaparken, ölümün getireceği kaçınılmaz sonu anlamaya çalışır. Kalk Son Gününe Veda Et, insanın ölümle olan kaçınılmaz mücadelesini merkeze alıyor. Mihail Nuayme, ölüm ve varoluş temasını Doğu ve Batı gelenekleriyle harmanlayarak, insanın kendini ve hayatı sorgulamasını sağlayan güçlü bir eser ortaya koymuştur.
244.30 ₺ -
Kurye
Peter Mendelsund Kurye’de göç, umut, aşk, emek ve dille ilgili bir eser, daha doğrusu bir “dünya” ortaya koyuyor. Bu kitapta savaşla alt üst olan ülkesinden kaçan çocuk yaşta bir delikanlının fiilen kölelik ettiği depodan yeni ve özgür bir hayata uzanan macerasını okuyoruz. Pedallar çevrilip teker-ler döndükçe, teslimatlar yapılıp puanlar kazanıldıkça isimsiz ve lisansız kurye kendini ortasında bulduğu yeni dünyayı ve bu dünyanın dilini peyderpey öğreniyor. Gerçi Kurye’de hiçbir şeyin, kişinin ve yerin ismi yok. Kuryenin terk ettiği memleket, umutlarla geldiği ülke, sevdiği kız, hatta kendisi de isimsiz; ama o tanıdığımız biri. Tanıdık yerlerde, tanıdık bir hayat yaşıyor.
195.30 ₺ -
Gün Olur Asra Bedel Cengiz Hana Küsen Bulut
Sarı-Özek’in bozkırında bir gün gelir, trenler geçer; demiryolu bir yanda kalır, insanlar bir yanda... Her şey gelip geçer; ne ölüm, ne acı, ne de mutluluk kalır burada. Bu topraklar, bu uçsuz bucaksız bozkır, Nayman Ana’nın acıklı hikâyesinde olduğu gibi, insanın direncini ve onurunu sınayan binlerce hikâyeye tanıklık eder. Sarı-Özek, insanın dünyayla ve kendisiyle hesaplaştığı bir aynadır; göğü delen uzay gemileriyle geleceğe, bozkırın sessizliğinde kaybolan hayatlarla geçmişe götürür. Trenlerin kesintisiz yolculuğu, yaşamın değişmeyen döngüsünü simgelerken, Yedigey gibi insanlar bu devasa diyarın hem tanıkları hem de unutulmaya yüz tutmuş kahramanlarına dönüşürler. Geçmişten geleceğe yankılanan bir haykırış, okuyanı büyüleyen bir başyapıt Gün Olur Asra Bedel. Okuru zamanın ötesine, asra bedel bir yolculuğa çıkarır. Cengiz Han’a Küsen Bulut’ta Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel’in kahramanlarından öğretmen Kuttıbayev’in nasıl öldüğünü anlatıyor. Bu uzun öykü, Sovyet rejiminin birey ve toplum üzerindeki baskısından kültürel bir direnişin ve acıklı bir aşkın epik anlatısına kadar geniş bir yelpazeyi kucaklıyor. Efsanelerin, ritüellerin ve coğrafyanın insan yaşamındaki derin anlamını güçlü bir şekilde resmediyor. Gün Olur Asra Bedel ile onun bir parçası olarak yazılmış Cengiz Han’a Küsen Bulut’u, bu özel edisyonda okuruyla buluşturuyoruz.
174.30 ₺ -
Vietnama Sevgiler
İsveç asıllı ABD’li yazar ve aktivist Edita Morris’in birçok dile çevrilen ve tüm dünyada yankı uyandıran eseri Vietnam’a Sevgiler, Nagasaki’ye atılan atom bombasıyla yanan genç bir adamın, Vietnam Savaşı’nda napalm bombasıyla yanan genç bir kıza yazdığı mektuplarla başlıyor. ABD barbarlığının birer “ölüm laboratuvarı”na dönüştürdüğü insanlar, teselliyi bazen kiraz ağacında, bazen ay ışığında buluyor. Başka bir deyişle ölümden kurtulan kavrulmuş tenler, hayatta kalmanın yollarını arıyor. “Göğüslerinde birer yürek taşıyan herkes”i sessizlik perdesini aralamaya çağıran Vietnam’a Sevgiler, bir çağdaş edebiyat ağıdı. Ülkü Tamer’in eşsiz çevirisiyle…
188.30 ₺ -
Hiroşimanın Çiçekleri ve Tohumları
6 Ağustos 1945 tarihi, Hiroşima ve dünyanın geri kalanı için bir dönüm noktasıydı. Amerika Birleşik Devletleri tarafından İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, Japonya’nın Hiroşima kentine atılan atom bombası, savaşın seyrini değiştirmekle kalmayıp etkisi yıllarca sürecek korkunç bir yıkım yarattı. Hiroşima’da patlayan bomba, on binlerce insanın hayatına mal oldu; radyasyondan etkilenen binlerce kişi yıllarca sağlık sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Dahası, gelecek nesiller de bu felaketten payını aldı. İsveç asıllı ABD’li yazar Edita Morris, Hiroşima’nın Çiçekleri ve Tohumları’nda atom bombasının ardından şehrin ve sivil halkın yaşadığı travmaların izlerini sürerken insanlık tarihinin en karanlık anlarından birini aydınlatmaya çalışıyor. Bombanın şehirde, coğrafyada ve insan ruhunda yol açtığı tahribatı; konuşmaktan kaçınılan bu zor konuları özenle seçtiği kelimelerle ele alıyor. Morris, facianın üzerinden 14 yıl geçtikten sonra Hiroşima’ya gelip Yuka ile kız kardeşi Ohatsu’nun misafiri olan bir Amerikalının gözünden, geride kalanların acı dolu yaşamlarını aksettiriyor ve can kayıplarını yalnızca birer sayı olmaktan çıkarıp gerçek hikâyelere dönüştürüyor. Morris’in incitmeyen dili ve hüzünlü sesi, yeniden doğuş, iyileşme ve yaşamın inşa edilişi temalarına dair ayrıntılı bir hafıza oluşturuyor.
202.30 ₺ -
Aşk ve Başka Şeyler
ağdaş Fars edebiyatının güçlü sesi Mustafa Mestur, Aşk ve Başka Şeyler romanında, fizik eğitiminin ardından Tahran’da kalmaya karar veren Hânî Yadigâri’nin Perestu’ya duyduğu sarsıcı aşkı merkezine alıyor. Hânî’nin delicesine aşkı, onu bir kadının peşinden sürüklemekle kalmıyor; kimlik, geçim, kader, tarih ve ölüm gibi hayati meselelerle de karşı karşıya getiriyor. Gerilimini sonuna dek sürdüren bu sürükleyici anlatı, modern Tahran’ın çelişkili ruh halini ve İran toplumunun bilinçaltını da görünür kılıyor. Mestur, romanında aşkın metafiziği ve bireysel varoluş üzerine bir tartışma sunuyor ve soruyor: Acaba aşk her şeye yeter mi? Yoksa onu yok oluşun önünden almak için başka şeyler de mi gerekir?
209.30 ₺ -
Bahar Seli
Turgenyev’in eşsiz kaleminden doğan ve insana dair en derin duyguları keşfe çıkan bu roman, gençliğin masumiyetinden saplantılı tutkuların karanlığına uzanan sarsıcı bir hikâye anlatıyor. Dimitry Sanin, İtalya’daki bir turdan dönüş yolunda Frankfurt’ta durur ve burada hayatını değiştirecek biriyle karşılaşır: Gemma Roselli. Ailesinin pastanesinde çalışan bu genç kadının güzelliği ve zarafeti, Dimitry’yi hiç tatmadığı bir sevdaya sürükler. İlk kez derinden ve çılgınca âşık olur. Nişanlısıyla birlikte hayalini kurduğu yeni bir yaşamın hayaliyle Rusya’daki mülklerini satmaya karar verir. Ancak bu plan, ilgi çekici ve gizemli Madam Polozov ile yollarının kesişmesiyle bambaşka bir yola sapar. Tutkunun masumiyeti yok ettiği, arzuların insan ruhunu sınadığı bu roman, bir erkeğin sevme biçimini sorgularken, okuyucuyu insan doğasının karmaşık katmanlarında dolaştırır. Psikolojik ve felsefi derinliğiyle Bahar Seli, yalnızca bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda gençliğin saflığı, hayatın geçiciliği ve insanın kendi gölgeleriyle yüzleşmesinin incelikli bir portresidir. İlkbaharın seller gibi coşkun tutkulara dönüşmesini izlerken, siz de bu unutulmaz romanın etkisinden uzun süre çıkamayacaksınız.
174.30 ₺ -
Kumandan Üç El Ateş Etti
Dritëro Agolli, işgal altındaki Arnavutluk’ta geçen bu çarpıcı romanda, bir komiserin inancı silah olarak kullanarak verdiği mücadeleyi merkeze alıyor. Kumandan Üç El Ateş Etti, bir savaş romanı olmanın ötesinde; vicdanın, kardeşliğin, cesaretin ve insanî zayıflıkların ciddi bir portresini sunuyor. Komiser Memo, kardeşi Rüstem ve yoldaşlarıyla birlikte köy köy dolaşarak halkı Alman birliklerine karşı örgütlemeye çalışırken, aynı zamanda kendi halkının zaafları ve ihanetleriyle de yüzleşmek zorunda kalıyor. Korkuyla, sorumlulukla, vicdanla ve toplumla kurulan bağları sorgulatan bu eser, siyasi baskı altında insan kalabilmenin, dik durabilmenin ve halkla birlikte direnmenin hem şiirsel hem sarsıcı bir anlatımı.
315.00 ₺ -
Martin Eden
Jack London, Martin Eden’da bireyin kendi elleriyle yazgısını şekillendirmeye çalıştığı çetin bir mücadeleyi, Amerikan rüyasının yanılsamalarıyla örülü bir zeminde anlatıyor. Kendi sınıfından uzaklaşarak entelektüel bir dünyaya ulaşma hayaline kapılan genç bir adamın öyküsü̈, yalnızca bir yükselişin değil, aynı zamanda bir yabancılaşmanın da hikâyesine dönüşüyor. London, yarı otobiyografik bu eserinde hem insanın sınırlarını hem de toplumun görünmez duvarlarını ustalıkla sorguluyor. Martin Eden, bireysel azmin, kültürel eşitsizliklerin ve içsel dönüşümün romanı. Bu eser, kendine bir kimlik kurmaya çalışan insanın, sonunda bulduğu kimliği neden reddettiğini sormamıza neden oluyor. London, bireyin içsel savaşını sınıf, aşk ve anlam arayışı gibi katmanlarla derinleştirirken, okurunu bir idealin peşinden sürükleyip onun yıkımıyla baş başa bırakıyor.
224.00 ₺ -
William Geldiğinde
Uluslararası edebiyat kamusunda öyküleriyle bilinen Saki, öykü formunun dışına çıkarak kaleme aldığı sıradışı politik romanı William Geldiğinde’de I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, İngiltere’nin Almanya tarafından işgal edildiği alternatif bir geleceği kurguluyor. 1913’te yayımlanan bu distopik eser, siyasi alt metinleri ve satır aralarında gizli ironileriyle yazarın keskin zekâsını ve toplumsal gözlem yeteneğini gözler önüne sererken, dönemin İngiliz toplumunun siyasi kayıtsızlığına ve sinmişliğine eleştirel bir bakış sunuyor. William Geldiğinde, çöküşe sürüklenen ve bir tür nostaljik sadakatle bağlı olduğu geçmişten kopmak üzere olan bir imparatorluğun iç yüzünü gösteren ironik bir ayna. Güncelliğini bugün de koruyan çarpıcı eser, İngiliz edebiyatının büyük ustası Saki’nin politik bilincinin yansımalarını taşıyor.
209.30 ₺ -
Buddenbrooklar
Kuzey Almanya’nın saygın ve varlıklı burjuva ailesi Buddenbrooklar için dışarıdan bakıldığında her şey kusursuzdur: ihtişamlı ziyafetler, sarsılmaz bir itibar, kuşaklar boyu aktarılan ticari bir deha... Ancak bu parıltılı vitrinin arkasında, modernleşen dünyanın çarkları arasında ezilen değerler, çözülen aile bağları ve sessizce büyüyen ruhsal bir tükeniş gizlidir. Thomas Mann, dört kuşağın hikâyesini anlatırken katı disiplin ile sanatsal duyarlılık, görev bilinci ile bireysel mutluluk arasındaki amansız çatışmayı gözler önüne seriyor. Modern klasiğin en güçlü aile destanlarından biri sayılan ve “burjuvazinin çöküş şarkısı” olarak nitelendirilen bu dev roman, bir soyadının ağırlığı altında ufalanan hayatları ustalıkla betimliyor. Eleştirmenlerin “Alman usulü bir trajedi” şeklinde tanımladığı ve Thomas Mann’a 1929 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıran Buddenbrooklar, görkemli ve sarsıcı bir başyapıt.
419.30 ₺ -
Sis
Nabokov, Borges ve Calvino gibi ustaların eserlerine öncülük etmiş, Miguel de Unamuno’nun magnum opus’u Sis, on dokuzuncu yüzyıl hikâye anlatım geleneklerine ciddi bir başkaldırıdır. Hikâyenin merkezinde, hayatın sisleri arasında amaçsızca dolaşan ve sokakta tesadüfen gördüğü Eugenia’ya tutulan Augusto Pérez yer alır. Augusto’nun bu absürt aşkı, etrafındaki karakterlerin felsefî mülahazaları için karşı konulmaz bir zemin hazırlar. Eugenia’nın ‘teorik anarşist’ amcasından, çığır açan yeni bir kurgu türü Nivola’yı Augusto’ya tanıtan yazar arkadaşı Victor’a kadar herkes bu sisin bir parçasıdır. Yüzyılı aşkın bir süre sonra bile Unamuno’nun bu klasiği bizleri etkilemeye, güldürmeye, edebiyat, ilişkiler ve ölüm hakkındaki kabullerimizi düşündürmeye devam ediyor. Ketebe Yayınları olarak yeni serimiz Nivola’ya da ismini bahşeden Sis, Unamuno’nun, bu romanı yazma serüvenini de anlattığı ek bir metinle…
181.30 ₺