-
Enfokrasi
Dijitalleşmenin bizi maruz bıraktığı enformasyon bombardımanı akıl almaz seviyelere ulaştı. Bizi adeta boğmakla tehdit eden bu çılgın iletişim deryası, sosyal yaşamın hemen her alanını ele geçirmiş vaziyette; siyaset de bu durumdan nasibini alıyor. Günümüzde seçim kampanyaları artık sosyal medyada, anonim hesaplar, botlar ve hatta troll ordularıyla enformasyon savaşları şeklinde yürütülüyor; demokrasi, enfokrasiye dönüşüyor. Çağımızın en önemli düşünürlerinden Byung-Chul Han, bu eserinde enfokrasinin çağdaş enformasyon kapitalizminin yeni yönetim şekli olduğunu savunuyor. Endüstriyel kapitalizmin rejimi zorlama ve baskıyla çalışırken, bu yeni enformasyon rejimi özgürlüğü bastırmak yerine onu sömürüyor. Bizler, özgürlüğü sadece hayal edebiliriz; özgür olduğumuzu varsaysak da tüm davranışlarımız, hatta tüm hayatımız “kontrol edilebilmesi” için kayıt altındadır. İnsanlar ise sürekli gözetlendiklerinin farkında olmadıkları için kendilerini özgür zannettiklerinden dolayı neoliberal enformasyon rejimi ayakta kalır. Enformasyon çağında siyasetin eleştirisini yapan bu eser, günümüzün demokrasi krizini kamusal alanın dijital yapısal değişimine odaklanarak anlatıyor.
209.30 ₺ -
Ayasofya Risaleleri
Bizans devrinde İstanbul’un en büyük kilisesi, fetihten sonra şehrin baş camii, Ayasofya… Her iki dönemde de ilâhî lütuflara mazhar bir mimârî dehânın neticesi olarak görülen bu mukaddes yapının etrafında teşekkül eden zengin menâkıb kültürü, asırlar boyunca aktarılagelmiştir. Bu inanışın bir sonucu olarak Ayasofya, Bizans devrinin halk inanış ve efsanelerinde büyük bir yer tuttuğu gibi Türk devrinde de bir kısmı Bizans’tan aktarılmış, bir kısmı ise yeniden doğmuş birçok rivayet ve efsanenin konusu olmuştur. Osmanlı döneminde Ayasofya’yla ilgili kaleme alınan bu tür eserler arasında kısaca Ayasofya Risaleleri diyebileceğimiz bir dizi risale mevcuttur. Genellikle aynı kaynaklara dayanan Ayasofya risaleleri, içerik bakımından birbirine çok benzer. Aralarındaki fark ise çoğu zaman, anlatılan olayların ayrıntılı yahut özet şeklinde ele alınması ya da anlatımın sade yahut sanatkarâne olması gibi hususlarla sınırlı kalır. Risalelerde başlangıçtan Justinus dönemine kadarki zaman diliminde Ayasofya’nın inşa edilişi ve etrafındaki olaylar bir menkıbe havası içinde anlatılır. Yine de ciddi bir süzgeçten geçirmek şartıyla bu menkıbevî anlatımın arkasında ciddi bir tarihî bilgi malzemesi olduğu söylenebilir.
419.30 ₺ -
Peygamber’in Evinde
İslâm tarihinin en etkileyici hikâyelerinden biri şüphesiz Hz. Peygamber’in sevgili kızı Hz. Zeynep ile damadı Hz. Ebu’l-Âs bin Rebi‘’nin hikâyesidir. Aralarındaki kuvvetli aşkın İslamiyet geldikten sonra bambaşka hâllere evrilişi; zor kararlar, dönemeçler ve türlü badirelerin onları getirdikleri kritik eşikler; Hz. Zeynep’in “sevgi ve iman” mücadelesi… Hz. Zeynep ilk Müslümanlardan olmasına rağmen Ebu’l-Âs uzun yıllar iman etmemiş, atalarının dinine inanmaya devam etmişti. Öyle ki, Kureyş ailesinden olan Ebu’l-Âs, müminler ile yapılan savaşa dahi girmişti. Ancak yıllar sonra o da İslâm’la şereflendi. Peygamber'in Evinde, İslâm tarihi izleğinde Hz. Peygamber’in beşerî yönlerine, özellikle aile hayatına dair çeşitli sahnelere tanık olacağınız, sevgi ve ahlak fenomenleri karşısındaki tutumuna şahitlik edeceğiniz, üzerinde çokça çalışılmış, çarpıcı bir roman.
174.30 ₺ -
Son İbn Siracın Başından Geçenler Ciltli
Son Granada hükümdarı Abdullah atalarının ülkesinden ayrılırken Padul dağının tepesinde durdu. Bu yüksek yerden deniz görünüyordu; bahtsız hükümdar Afrika'ya gitmek üzere oradan gemiye binecekti. Bulunduğu yerden Granada Vega ve kenarında Ferdinand ile İsabella'nın çadırlarının yükseldiği Genil ırmağı da fark ediliyordu. Abdullah bu güzel memlekete sonra da Müslüman mezarlıklarını gösteren servilere bakıp ağlamaya başladı. Saray ileri gelenleri ile bu sürgünde Abdullah'a eşlik eden annesi Ayşe Sultan oğluna şöyle dedi: "Erkek gibi savunmasını bilmediğin memleket için şimdi bir kadın gibi ağla!" Dağdan indiler; Granada gözlerinden ebediyen kayboldu.
153.30 ₺ -
İslam Kültüründe Müzik Ses ve Mimari
İslam Kültüründe Müzik, Ses ve Mimari, İslam dünyasında, kültüründe ve sanatında bir tasarım ilkesi olarak sesin merkezi öneminin daha iyi kavranabilmesi için, şimdiye dek birbirleriyle ilişkilendirilmemiş disiplinleri ve düşünce pratiklerini bir araya getiriyor. Şiirden tasarıma, halk müziğinden peyzaj mimarisine, ritüellerden şehir planlamasına, ses performanslarından coğrafyaya uzanarak, İslam dünyasında ses ve mekân ilişkisinin çok yönlü bir tasvirini oluşturmayı amaçlayan eser, İslami çalışmaları etno-müzikoloji, antropoloji, sanat tarihi ve mimarlıkla bir araya getiren çarpıcı ve disiplinlerarası perspektifiyle, tarihsel ve çağdaş üretimlere yönelik yepyeni kapılar açıyor. Geçmişten günümüze ses ve mekân arasındaki etkileşimlerin, görsel ve işitsel imgelerin bir aradalığının onları üreten, deneyimleyen ve dönüştüren insanlar açısından taşıdıkları anlamları araştırıyor.
384.30 ₺ -
Bulgaristan Medreseleri
Bulgaristan’da XIV. yüzyıldan başlayıp XIX. yüzyılın sonuna kadar devam eden Osmanlı hâkimiyetinin en önemli kurumlarından biri medreseler olmuştur. Medreseler, Balkanlar’da İslamlaşmanın bir aracı oldular ve Osmanlı hâkimiyeti Balkanlarda en önemli dönüşümü medreseler aracılığıyla gerçekleştirdi. Bulgaristan’daki Osmanlı medreseleri, Balkanlar’ın bu önemli bölgesini fikir, düşünce ve zihniyet bakımından etkilemiş ve şekillendirmiş bir kurum olarak Osmanlı medeniyetinin güçlü kurumsal yapılarının başında gelmektedir. Sayıları üç yüzü bulan bu eğitim kurumları, Balkan coğrafyasının Müslüman toplumunun inşasında ve Osmanlı kimliğini kazanmasında şüphesiz çok önemli tarihi bir role sahipti. Bulgaristan’da kurulan ve yaklaşık beş asır boyunca faaliyetlerine devam eden medreselerin Osmanlı medrese sistemi içindeki yerini tespit etmek amacıyla hazırlanan bu çalışma, bölge medreselerinin tarihi gelişimini ele almakta, bunların Osmanlı medrese sistemi içerisindeki durumunu değerlendirmekte, eğitim ve şehir tarihi açısından durumunu sorgulamaktadır.
136.50 ₺ -
İslam Ahlak Düşüncesi Sözlüğü
Literatürde Menâhicü’l-ahlâki’s-seniyye fî mebâhici’l-ahlâki’s-sünniyye özgün adıyla bilinen İslâm Ahlâk Düşüncesi Sözlüğü, girişte ifade edildiğine göre, ahlâklanmaya yönelik gayreti en üst derecede ortaya çıkaran, Muhammedî ahlâkı ve sûfiyyenin büyüklerinin vasıflarını içeren, sünnete dair kitaplarda dağınık hâlde bulunan ahlâk delillerini toplayan ve böylece meseleyi bilen sağlam tabiatlı kimselerin ahlâklanmasını sağlayan bir eserdir. Muhammedî ahlâkın incilerini ve ilâhî ahlâkla ahlâklanmaya sevk eden sünnet-i seniyyeye dair eserlerin ve haberlerin nurlarını da ihtiva ettiğini bildiren bu eser, kendi güzelliğini “gerdanlığın ortasındaki mücevher”e benzetmekte, her iki dünyada kazanmak isteyenler için eşsiz faydaları barındırdığını da belirtmektedir. Tüm bu iddiasıyla birlikte eser, klasik yazarların görüşlerinin özünü, kendi dönemindeki fikirlerin hâsılasını, ayrıca ârif ve sûfî imamların tavsiyelerinin kaymağını ve pek çok muhakkik filozofun da hikmetlerini kapsadığını da ifade etmektedir.
699.30 ₺ -
Michel Foucaultnun Yazar Nediri
Filozof, fikir tarihçisi ve teorisyen Michel Foucault, yirminci yüzyıl düşüncesinin en etkili isimlerindendi. Onun 1969 tarihli konuşmasından aktarılan “Yazar Nedir?” makalesi; yazarın niyeti, metinlerin anlamı ve “yazarın ölümü” tezine dair bir dizi girift meseleyi ele alır ve okuyucuya çok sayıda “sömürülmemiş soru” sorar. Bir metnin anlamını tanımlayan veya oluşturan şey nedir? Yazarlar ne anlatmaya niyetlendiklerini biliyorlar mı? Peki ya niyetlenilmeyen ya da tarih boyunca değişen anlamlar? Eser gerçekten de yazarın varlığını gerektirir mi? “Kimin konuştuğunun ne önemi var?” Tim Smith-Laing bu kışkırtıcı tahlilde, “Yazar Nedir?”in yayımlandığı dönemde nasıl bir etki yarattığı, edebiyat teorisi mirasının önemli bir parçası olarak güncelliğini hâlâ nasıl koruduğu üzerine aydınlatıcı bir inceleme sunuyor. “Yazar Nedir?” edebiyat öğrencileri başta olmak üzere bu alanla ilgilenen herkes için hem edebî metinlerde yazar ve yazarın niyeti hakkında devam eden tartışmaları anlamanın bir aracı hem de Foucault’nun eserlerine giden yolda bir mihenk taşı. “Foucault’ya göre yazar, anlamın kaynağı değil, anlamın çoğalmasından korkma biçimimizi belirleyen ideolojik bir figürdür.”
111.30 ₺ -
Ötekini Kovmak
Kendini seyrettiği gölün başından ayrılamayan Narcissus bugün her yerde ; sokakta, otobüste veya dağ başında, kendini cep telefonu ekranından seyrediyor. İlla seyretmesine de gerek yok. Baktığı her şey, alışveriş merkezindeki her ürün, dinlediği her şarkı, okuduğu her tweet hatta bir başkasının yüzü bile ona kendi muhteşemliğini, eşsizliğini, biricikliğini yansıtıyor bugün. Fakat bu olumlamanın zehirli bir tarafı da var : gizlenmiş bir iktidar mantığı, zorun sapkın bir içselleşmesi. Aynının sonsuz yeniden üretiminde kişi, kendisine biçim verecek soruyu kaybetmiş durumda, ötekini. Ötekinin, başkanın, olumsuzun uzaklara sürüldüğü yerde, sınırın çekilebileceği nirengi noktası bulunamıyor. Geç-modernitenin performans öznesi için her yerden üzerine çullanan ve köpürdükçe köpüren bu mutlak aynılığın tek bir neticesi var: kendini tüketmek. Bu sefer yıkım dışarıdan değil içeriden, ani bir çöküş, depresyon veya burn-out biçiminde geliyor. Kaybolan olumsuzun düşünürü, Byung Chul-Han, acının, mahremiyetin, mesafenin kaybını bu sefer de ötekinin kaybı üzerinden düşünüyor. Pek çok düşünür arasında aydınlatıcı ve beklenmedik bağlantılar kurmakta mahir düşünme pratiği, bize bir yandan içinde yaşadığımız “aynının cehennemini” gösteriyor, öte yandan da şaşırtıcı bir felsefe tarihi gezintisi vaat ediyor: “Ötekinin varolduğu zamanlar sona erdi. Gizem olarak öteki, baştan çıkarma olarak öteki, Eros, arzu, cehennem ve acı olarak öteki ortadan kayboluyor. Bugün, ötekinin negatifliği, yerini aynının pozitifliğine bırakıyor. Aynının aşırı çoğalması, toplumsal gövdeyi etkileyen patolojik değişikliklere sebep oluyor. Bünyeyi hasta eden şey, mahrumiyet ve yasaklama değil, aşırı iletişim ve aşırı tüketim; bastırma ve olumsuzlama değil, her şeye izin verme ve her şeyi olumlamadır. Zamanımızın patolojik alameti bastırma değil, depresyondur. Yıkıcı baskı ötekiden değil, içten gelir.”
184.80 ₺ -
Küresel İhvan
Hasan el-Bennâ adında 22 yaşında bir öğretmen ve altı arkadaşı tarafından, 1928’de Mısır’ın İsmâiliyye şehrinde temelleri atılan Müslüman Kardeşler Teşkilâtı, kısa süre içinde ülke sınırlarını aşarak dünyanın dört bir yanına yayılmış ve küresel bir teşkilât hüviyetini almıştı. Kısaca “İhvân” olarak bilinen teşkilât, örgütlendiği ülkelerde siyasî, sosyal ve dinî bir ıslah vaat ediyor, özellikle baskıcı rejimlere karşı güçlü bir muhalif damar oluşturuyordu. Peki, İhvân nasıl bir öyküye sahipti? İdeolojik çerçevesi hangi esaslar üzerine oturuyordu? Vaat ettiği şeyleri uygulamaya geçirirken, nasıl hareket etmişti? Hangi ülke, İhvân’a nasıl reaksiyon göstermişti? Hareketin önde gelen düşünür ve eylem adamları kimlerdi? İhvân, Arap dünyasında hangi bağlama oturtulabilirdi? Dünden bugüne ve bugünden yarına, İhvân toplumlara hangi mesajı veriyordu? Bulunduğu ülkelerdeki rejimlerle nasıl ilişkiler yürütüyordu? Elinizde tuttuğunuz eser, tüm bu soruların cevabına dair kapsamlı bir manzara sunuyor. Müslüman Kardeşler hakkındaki akademik literatürde üzerinde yeterince durulmayan ve irdelenmeyen ulusötesi süreçleri detaylı ve mukayeseli olarak ortaya koyuyor. Bu kapsamda İhvân’ın 21 ayrı ülkedeki toplumsal ve siyasal örgütlenmesi, bulunduğu ülkelerdeki rejimlerle ve diğer ülkelerdeki İhvân teşkilâtlarıyla siyasal ve sosyal ilişkileri ile özellikle Batı Avrupa ve ABD’deki diasporik görünümü kayıt altına alınıyor. Satırlar arasında gezinirken, alanında uzman isimlerin yetkin değerlendirmeleriyle, yakın tarihin hiç şüphesiz en önemli siyasal yapılanmalarından birine çok daha yakından ve içeriden bakma imkânı bulacaksınız.
384.30 ₺ -
İslam Klasiklerini Yeniden Keşfetmek
Klasik İslâmi eser geleneği, varlığını el yazması eserlerle sürdürürken, 19. yüzyıla gelindiğinde matbaanın gelişimiyle birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. Müstensihlerin kısıtlı imkânlarla ve el yazısıyla uzun süren çalışmalar sonucu istinsah ettikleri eserler, matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte kısa zamanda çok sayıda neşredilerek daha fazla okura ulaşma imkânı bulmuştur. Matbaa teknolojisinin gelişimi yalnızca böyle bir imkân sunmakla kalmamış, aynı zamanda bir kültürel dönüşümü de beraberinde getirmiştir. Matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte hem devlet eliyle yönetilen matbaalarda hem de özel matbaalarda hangi el yazması eserlerin neşredileceği, hangilerinin göz ardı edilip tarihin tozlu raflarında unutulmaya terk edileceği ise bugünkü editörlerin karşılığı olarak görebileceğimiz muhakkiklerin inisiyatifinde olmuştur. Bu bağlamda tercihleri ile kanonu belirleyen muhakkikler bu entelektüel ve kültürel dönüşümün bir parçası hâline gelmiştir. Ahmed el-Shamsy, İslâm Klasiklerini Yeniden Keşfetmek’te işte bu meseleler üzerinden klasik Arap-İslâmi eser geleneğinin dönüşümü ve bu dönüşümün aktörlerine odaklanıyor. Avrupalı oryantalist koleksiyonerlerden Arap muhakkiklere, el yazması eserlerden matbu eserlere, devlet matbaalarından özel matbaalara, gelenekçilerden reformistlere Arap matbaa endüstrisi ve yayıncılığının doğuşu ve gelişimine bütüncül bir bakış getiriyor. Klasik ve klasik sonrası dönemlerde, özellikle Mısır, Levant ve Irak bölgelerindeki matbaa ve yayıncılık faaliyetlerine odaklanan Shamsy, yalnızca bu coğrafyaya dair bir analiz ortaya koymaktan öteye giderek matbaa geleneği ve yayıncılık sektörünün genel seyrine dair bir izlek de sunuyor.
349.30 ₺ -
Yunanistan Medreseleri
“Balkanlarda Osmanlı Medreseleri” serisinin ikincisini teşkil eden bu eser, Yunanistan coğrafyasında tesis edilmiş medreselerin beş asırlık envanterini ortaya çıkarmaktadır. Osmanlı coğrafyasında XIV. yüzyılın başlarından itibaren faaliyet gösteren medreseler, beş asır boyunca Osmanlı zihniyetini şekillendiren ve bütün Osmanlı şehirlerinde bilgiyi üreten ve toplumsallaştıran kurumlar olarak varlığını sürdürdü. İlk medresenin kurulduğu 1331 yılından itibaren Osmanlılar, başta Batı Anadolu’da, daha sonra da Balkanların fethi üzerine Rumeli’de yüzlerce medrese kurdu. Yunanistan’da XIV. yüzyıldan başlayıp XX. yüzyılın başlarına kadar kurulan 360 kadar medrese, Osmanlıların eğitim sistemini bütün Osmanlı coğrafyasına yayma siyasetinin açık kanıtıdır. Bu çalışmada, Dimetoka, Yenice-i Vardar, Yenişehir-i Fener, Gümülcine başta olmak üzere Osmanlı sultanlarının, uç beylerinin, kadı ve müderrislerin XV. Ve XVI. yüzyıllarda yaptırdıkları medreselerle Yunanistan coğrafyasının Osmanlı ilim ve kültür merkezlerine eklemlenmesi ve Osmanlı kültürüyle bütünleşmesi süreçleri incelenmekte ve XV. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar Yunanistan’da kurulan medreselerin sayısal analizi yapılarak medrese kurma faaliyetlerinin dönemsel değişimleri ve dinamikleri değerlendirilmektedir. Selanik ve Siroz’un en çok medrese kurulan iki şehir olarak öne çıkması, Osmanlıların bu şehirlere özel önem atfettiklerini ve kültür politikaları bağlamında bu şehirleri bilinçli olarak desteklediklerini de göstermektedir.
137.20 ₺ -
Teknoloji Felsefesi
Teknoloji, hayatlarımızda derinleştikçe çağdaş filozofların daha fazla ilgisini çekmeye başlamıştır ve yayıldığı geniş ağ dolayısıyla potansiyel olarak felsefi incelemenin konusudur. İnsan durmaksızın üretir, alet kullanır, inşa eder, mesken tutar ve düşünür ki bütün bu eylemlerimiz teknoloji ile yakından ilişkilidir. Teknoloji felsefesinin gelişimini takip etmek ve alanı şekillendiren düşünürlerin görüşleri arasındaki ilişkiyi anlamak isteyenler için yazar bu kitapta, Marx’tan Marcuse’a, Dewey’den Latour’a ve Heidegger’den Borgmann’a kadar pek çok düşünürün fikirlerine yeni bir bakış açısı sunuyor. Ayrıca eğitim felsefesi ve değerlere duyarlı tasarım alanında çalışanların da ilgisini çekecek bağlantılar sunuyor. “Nesne olmadan insan bir hiçtir... Fakat öznenin özünde zorunlu olarak ilişki kurduğu nesne, öznenin kendi nesnel doğasından başka bir şey değildir. Böylece kişi üzerine tefekkür ettiği nesne aracılığıyla kendini tanımaya başlar”
265.30 ₺ -
Savaş ve İlyada
Simone Weil, Rachel Bespaloff ve Hermann Broch’u bir araya getiren Savaş ve İlyada, edebiyat, din ve felsefe üzerinden ölüm ve yaşam meselelerini ele alan bir eser. Weil, Homeros’un destanını ayrıntısıyla inceler ve burada kâbusları andıran bir savaş makinesi teşhis eder. İlk kez 1939’da yani 2. Dünya Savaşı arifesinde yazılan bu makale pasifist bir manifesto olarak da okunabilir. Bespaloff makalesini 2. Dünya Savaşı ortasında kaleme alır, çalışmasına “savaşla başa çıkma yöntemim” der, ama bu makale aynı zamanda Weil’e cevap niteliğindedir. Ayrıca, Bespaloff'un Homeros destanını Kitâb-ı Mukaddes'le, şairleri de peygamberle ilişkilendirmesi başlı başına bir katkı olarak görülmektedir. Büyük Alman yazar Broch ise 1947 yılında yani savaş bittikten iki yıl sonra bir sonsöz yazarak bu tartışmaya nokta koyar. Bu sonsözde, yaşlılık üslubundan sanatta yeni mit arayışına, mitsel edebiyata yakın gördüğü Kafka’ya kadar edebiyat teorisiyle ilgili aydınlatıcı fikirler öne sürer. Bir yanda yaklaşık 2700 yıl önce yazılmış en trajik savaş destanı, diğer yanda 80 yıl önce dünyanın maruz kaldığı en büyük savaş… Çünkü en büyük derdimiz güncelliğini koruyor: İnsanlığımızı kaybetmemek.
188.30 ₺ -
Hayalet Kapısı
“Sanal paralar, Bitcoin, Deep Web - Derin Web ve yapay zekâ bugünün ve yakın geleceğimizin kaçınılmaz gerçekleri. Allah, ana bileşeni silisyum olan balçığa ruh üfleyerek insanı yarattı, insan da silisyum çipe akıl raptetti. Yüce yaratıcı bunun yapılmasına izin veriyorsa bu yeni zekâ türü yeni hayat tarzları oluşturacaktır. Buna din duygusu da dahildir. Kur’an’ın bir özelliği de çeşitli devir ve sosyolojik yapılara hitap edebilme gücüdür. Kur’an, kabileler ve imparatorluklara yol gösterebildiği gibi yapay zekâyı da etkileyecektir.” Korku, polisiye, bilim kurgu alanlarında yıllardır Türk edebiyatının en önemli eserlerini veren Sadık Yemni, “bilim kurgu polisiye” türündeki romanı Hayalet Kapısı’nda yepyeni bir bakış açısıyla zamanın ruhunu soluyarak, geleceği dikizlemeye, zekice kurgularla cüretkâr sorular sormaya devam ediyor.
93.10 ₺ -
Yorgun Savaşçı
“Memleketin en kötü günlerinde düşmanlar iyice içeri doldukları sırada, başından beri politikaya karışmamış, orta rütbede, dövüşken Türk subayının, ordusuz kalma dramını anlatmak istedim.” Yorgun Savaşçı, yenilgiden dönmenin ve tekrar mücadeleye atılmanın büyük anlatısıdır. Kemal Tahir’in, insanı bir an durup düşünmeye ve harekete geçmeye, geleceği ve geçmişi büyük bir şimdinin içinde kavramaya teşvik eden üslubu ile edebiyatımızın klasik olma vasfı kazanan en önemli romanlarından biri olan Yorgun Savaşçı, ilk kez yayımlandığı 1965 yılından beri okunmaya, tartışılmaya ve ilham vermeye devam etmektedir. Büyük sorular sormanın üstadı olarak Kemal Tahir, dağılan bir imparatorluğun her çatırtısına kulak kabartmış, kurulacak Cumhuriyet’in ve verilen istiklal mücadelesinin, karanlığın dibinden umudun zirvesine doğru gerçekleşen yolculuğunu, muhayyilemize hediye ettiği ölümsüz karakterlerle romanlaştırmayı bilmiştir. Cehennem Topçu Cemil’den Doktor Münir Bey’e, Patriyot Ömer’den Kör Şaban’a kadar bir milletin geleceğinin belirlendiği kısa bir zaman dilimini üzerlerinden okuduğumuz kült karakterleri inşa etmedeki ustalığını, onları başka eserlerinde de karşımıza çıkararak gösteren Kemal Tahir’in benzersiz roman evreni, bugün edebiyatımızın iftihar sebebidir.
279.30 ₺ -
Barut Top Ve Tüfek
Barutun keşfi ve ateşli silahların ortaya çıkışı devletlerin savaş uğraşında köklü değişimlere gitmesine yol açmıştır. Devletler ve yöneticiler, kendi silah sanayilerinin varlığının kaçınılmaz olduğunu acı tecrübeler ile de olsa anlamışlardır. Barutun keşfi ile başlayan bu yeni “barut çağı”nda Osmanlı İmparatorluğu’nun, Avrupa devletlerinin oluşturduğu Batılı komşularıyla ve doğu sınırlarında çarpıştığı Doğulu komşularıyla uzun yıllar başarılı şekilde baş edebilmesinin en önemli etkenlerinden biri de sahip olduğu başarılı lojistik sistem ve üstün askerî teknolojidir. Henüz 15. yüzyılda iki cepheden hasımları karşısında ateş gücü konusunda üstünlük sağlayan Osmanlı İmparatorluğu, hem devşirdiği bilgi ve insan gücü, hem de yüzyıllar boyu getirdiği yeniliklerle askerî teknolojiyi etkilemiştir. Gábor Ágoston, Barut, Top ve Tüfek adlı çalışmasında Avrupamerkezci yaklaşımlarla eleştirilen ve Batı’ya bağımlı gibi gösterilen Osmanlı silah sanayisini zengin arşiv kaynaklarının ışığında inceliyor; Osmanlı İmparatorluğu’nun gemi yapımı, top dökümü, güherçile ve barut imalatı, kaynak tedariki, bilgi aktarımı ve uzman istihdamı konusundaki gelişmişliğini gözler önüne sererek sözde “İslami tutuculuğun” yeni teknolojileri benimsemede bir engel teşkil ettiği, Osmanlıların teknik açıdan geri kaldığı ve silah üretim kapasitesinin düşük olduğu, silah ve mühimmatta Avrupa silahlarına bağımlı bulunduğunu ileri süren tezlerin yanlışlığını ortaya koyuyor. Sa‘adetlü padişahum, sefer-i humayunun rükn-i a‘zamı barutdur. Barut olmayınca asla bir vechile sefer olmağa mecal olmaduğı ma‘lum-ı humayunlarıdur ... barut sa‘ir nesne gibi değüldür. Vakti ile zemanı ile tedarük görülüp işletmeyince muzayaka mahallinde yüz bin altun verülse fa‘idesi olmaz. Barut olmayınca dünya dolusu altun akça olsa barutun yerini tutmaz; kal‘a saklamak ve ceng eylemek barut ile olur.
335.30 ₺ -
Bir Mülkiyet Kalesi
“Biz Türk sanatçıları üç şeye şiddetle muhtacız: Kültüre, sağlam bir dünya görüşüne, bu görüşün ışığında Türkiye’yi ve Türk insanını -Osmanlılıktan bugüne kadar- kendimizce anlamaya, tanımaya...” Toplumu tanımak için önce kendine, memleketi anlamak için önce evine döner insan. Kemal Tahir’in, kişisel tarihini doğduğu evin hikayesi üzerinden naklettiği bu otobiyografik roman, bize aynı zamanda imparatorluğun çatırtılarından milletin varlık mücadelesine uzanan çalkantılı yılları anlatıyor. İnsanın, kendisinden daha uzun ömürlü olan mülkiyet ile kurduğu ontolojik ilişkinin, mekanın poetik anlamlarını da gözeten taraflarıyla bir tür zaman nehrine dönüştüğü Bir Mülkiyet Kalesi, büyük romancımızı daha yakından tanımak için bir referans niteliğinde.
419.30 ₺ -
Felatun Bey ile Rakım Efendi Ketebe
Felâtun Bey ile Râkım Efendi’yi Tahsin Yıldırım’ın özenli çalışmasıyla size sunuyoruz. Modern anlamda Türk edebiyatının ilk örneklerini veren Ahmet Mithat Efendi, eserlerinde modernleşme, doğu-batı çatışması ve toplum meselelerine yoğunlaşır. Varlıklı ve züppe Felâtun Bey ile yoksulluk içinde büyümüş, çalışkan Râkım Efendi tipleriyle Osmanlı’da değişen insan tipleri ve yanlış Batılılılaşmayı ele almakla kalmaz, aynı zamanda okurlara modernleşmeye dair doğruları ve yanlışları da anlatır. Yazar, otobiyografik öğeler de içeren Felâtun Bey ile Râkım Efendi romanında toplumsal meseleleri zıtlıklar üzerine kurar. “Bu romanı ilginç saymamın iki nedeni var. Birincisi, Batılılaşma sorununu alafranga züppe tipini sergileyerek ele alırken, Türk romanında uzun yıllar kullanılan bu tipi ilk işleyen roman olması. Felâtun Bey ile Râkım Efendi’yi ilginç bulmamın ikinci nedeni, Batılılaşma sorununun Türk romanının kişilerini, kuruluşunu belirlemekte nasıl bir rol oynadığına, aşırı da olsa (daha doğrusu aşırılığından ötürü) iyi bir örnek oluşturması.” —Berna Moran
76.30 ₺ -
Sufilerin El Kitabı Ketebe
Tam ismi Ahmed b. Acîbe el-Hasenî olan yazar, zâhirî ilimlerde edindiği kariyeri zirvedeyken İbn Atâullah el-İskenderî’nin Hikem adlı eserinden o denli müteessir olur ki tasavvufî yolculuğuna başlar. Tasavvufî eğitimi sırasında, şehir çarşısında ya da cami önünde dilenmek, sokaklardaki çöpleri süpürmek gibi hayli ağır vazifeleri yerine getirir ve yıllar süren zorlu seyahatlere çıkar. Bu seyahatlerinde İbn Acîbe, İbnü’l-Arabî, İbnü’l-Fâriz, Şüşterî gibi bazı sufilerin bir kısım eserlerine şerhler kaleme alır. Seyrü sülûkunu tamamlamış, kâmil bir şeyh olarak birçok müride yol gösteren İbn Acîbe 1809’da vefat eder. Yazmaya hiç ara vermemiş bir sufi olan İbn Acîbe, elinizdeki bu eserde tasavvuf terminolojisindeki, hâllere, makamlara ve bazı özel nitelikteki kullanımlara tahsis edilmiş yüz kırk üç terimi ele alıyor. Sufilerin kendi aralarında kullandıkları, eserlerinde çoğu kez açıklama ihtiyacı hissetmeden yer verdikleri terimleri, özlü, vurucu ve iç bütünlüğe sahip bir üslupla açıklıyor yazar. Bu eserin, kullanışlı, özlü ve özellikle hemen her terimde uyguladığı ve manevi mertebe açısından üç insan tipini (avam, havas, hâssatü’l-havas: sıradan mümin, manevi seçkin, seçkinlerin seçkinleri) kuşatan yaklaşımı nedeniyle özgün bir el kitabı olduğuna kuşku yok.
160.30 ₺ -
Kurucu Düşünürleri ve Meseleleriyle Kelam
Mezhepler konusunda klasik dönemde yapılan çalışmalarda göze çarpan en önemli unsur fırkaların tanıtımı ve görüşlerin aktarımındaki tarafgir tutumdur. Bu durumun birçok sebebi vardır; en önemlilerinden biri, müellifin bir mezhebe aidiyeti ve düşünce dünyasının oluşumunda mezhepsel unsurların etkili olmasıdır. Bu sebeple müellif kendi bulunduğu düzlemi esas kabul ederek diğer dinî yapıları eleştiriye tâbi tutar. Fahreddin Râzî’nin Türkçede ilk kez basılan er-Riyâzu’l-Mûnika fi Ârâi Ehli’l-İlm isimli eseri mezhepler hakkında yazılmasına rağmen tarafsız bir tutum sergilemektedir. Tahkik metodunun kullanıldığı bu eserde Râzî, mezhepler hakkındaki tarihî bilgileri ve mezhep teorisyenlerinin görüşlerini bazen salt aktarımla, bazen de kendinden önce yazılmış eserlerdeki yanlış anlaşılmaları düzelterek sunmaktadır. Günümüze eksik bir şekilde ulaşmış olmasına rağmen Râzî’nin bu eseri hem kelâm hem de mezhepler tarihi açısından önemli bilgileri ihtiva etmektedir.
349.30 ₺ -
Çocuklara Eşlik Etme Sanatı
Ebeveynin mükemmeli mi yoksa yeterlisi mi makbuldür? Ya da şöyle soralım: Mükemmel ebeveyn diye bir şey var mıdır yoksa sadece efsaneleşmiş bir kavram mıdır? Doğru bir iletişimin temelinde ne yatar? Çocuklara karşı sorumluluklarımız nelerdir? Onlara, sosyal düzen ve sınır, mahremiyet ve özgüven algısını nasıl kazandırabiliriz? Hilal Çorbacıoğlu’nun çocuklarla ve ebeveynlerle yaptığı terapilerden ve kendi annelik yolculuğunda edindiği tecrübelerden yola çıkarak kaleme aldığı Çocuklara Eşlik Etme Sanatı, okurun kendi biricik yolculuğuna kapıyı aralıyor. Çocukluk anıları durağında, cesur bir şekilde okurunu gerçek hisleriyle yüzleştirerek derin bir empatinin ve güçlü bir iletişimin önünü açıyor. Temel ihtiyaçlar, hisler ve yeterlilik üzerine tekrar düşündüren bu kitap, yeterli ebeveynliğin sunduğu rahatlığı deneyimlemek için doğru bir rehber. Unutmayalım ki; “Hayatına eşlik ettiğiniz çocuk; çocukluğunuzdaki yaraları iyileştirmek, yeniden kalemi elinize alıp hikâyeyi yazmak için size bir ikramdır.”
167.30 ₺ -
Anlatının Krizi
“Bugün herkesin ağzında bir ‘anlatı’ lafıdır gidiyor. Oysa anlatı enflasyonu paradoksal olarak bir anlatı krizine işaret ediyor. Tüm bu storytelling yaygarasının ortasında, kendini anlam ve istikamet eksikliğiyle açığa vuran bir anlatı boşluğu hüküm sürüyor.” Anlatılar bizi birbirimize kenetleyen bağları üretir; topluluk oluşturur, olumsallığı ortadan kaldırır ve bizi varlığa demirler. Ancak her şeyin keyfi ve gelişigüzel hale geldiği çağdaş enformasyon toplumunda, hikâye anlatıcılığı hikâye satıcılığına dönüşmekte ve anlatılar bağlayıcı güçlerini yitirmektedir. Hikâye anlatıcılığı, anlatı ortaklıklarının aksine, sadece geçici bir topluluk ortaya çıkarır, bu da olsa olsa tüketiciler topluluğudur. Hiçbir storytelling, birbirimize hikâyeler anlatmak için etrafında toplandığımız ateşi yeniden alevlendiremez. O ateş çoktan söndü. Onun yerine artık dijital ekranlar var ama o da insanları birleştirmekten ziyade ayırıyor. Hikâye anlatıcılığı yoluyla kapitalizm anlatıya el koyar: Hikâyeleri satar. Böylece anlatılar paylaşılan bir deneyim olmaktan çıkıp çağımızın patolojik bir fenomenine dönüşürler. Çağdaş toplumun en tanınmış kültür kuramcılarından biri olan Byung-Chul Han, bu dönüşümü keskin bir kavrayış ve ustalıkla inceliyor.
209.30 ₺ -
Evrene Hoş Geldin
Günümüzün önde gelen üç astrofizikçisi Neil deGrasse Tyson, Michael A. Strauss ve J. Richard Gott’un Princeton’da birlikte verdikleri meşhur Astronomiye Giriş dersinden esinlenen bu kitap, size üç rehber eşliğinde eşsiz bir astrofizik yolculuğu vadediyor. Gezegenler, yıldızlar ve galaksilerden karadeliklere, solucan deliklerine ve zamanda yolculuğa kadar her şeyi kuşatan nefes kesen bir yolculuk bu... Astrofizikteki son gelişme ve keşifleri açıklayan bilgilendirici ve bir o kadar da keyifli anlatımı, sizi güneş sistemimizden alıp uzayın en ücra sınırlarına götürüyor. Yıldızlar nasıl doğar ve ölür? Plüton gezegen statüsünü niçin kaybetti? Evrenin başka yerlerinde zeki yaşam olasılıkları nelerdir? Dahası, evren nasıl bir başlangıca sahip, neden genişliyor ve genişlemesi neden giderek artıyor? Evrenimiz tek başına mı yoksa sonsuz bir çoklu evrenin parçası mı? Bu ve daha pek çok soruya yanıt veren yazarlar, evrenin işleyişine dair bilgilerle gözlerinizi adeta kozmosun harikalarına açıyor. Geniş kapsamı ve çarpıcı renkli resimleriyle Evrene Hoş Geldin: Bir Astrofizik Yolculuğu, öğrenci, öğretmen, sıradan bir vatandaş, bilim insanı ya da bilim meraklısı olsun evrenimizi en iyi şekilde tanımaya hevesli ve tıpkı bir astrofizikçi gibi düşünmeyi öğrenmek isteyen herkes için ideal bir kitap. “Kitabın kapsamı muazzam. Temel bilgilerle (evrenin büyüklüğü ve ölçeği) başlıyor ve Einstein, genel görelilik ve evrenin akıbeti üzerine bir tartışmayla sona eriyor… En güçlü yanıysa yazarların böyle bir konuyu sohbet havasında yazma becerileri.” —Air & Space Magazine “Okurlar bu canlı ve eğlenceli kitapta büyük fikirlerin tadına varacaklar.” —Robert P. Kirshner, The Extravagant Universe kitabının yazarı
538.30 ₺ -
Gazzedeki Işık
“Filistinlinin gözleri yok mu? Bir Filistinlinin elleri, organları, duyuları, duyguları yok mu? Bize iğne batırsanız kanımız akmaz mı? Bizi gıdıklarsanız gülmez miyiz? Bizi zehirlerseniz ölmez miyiz?” “Dünyanın en büyük açık hava hapishanesi” Gazze, yıllardır İsrail’in kuşatması ve zulmü altında. İki yüz bin mültecinin evlerinden sürülüp dar bir şeride sıkıştırılmasıyla iki milyondan fazla Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi ise dünyanın en yoğun nüfuslu bölgelerinden. Filistinli yazarlar ile akademisyenlerin kendi yaşam hikâyelerinden, denemelerinden, şiirlerinden ve makalelerinden oluşan Gazze’deki Işık, İsrail’in işgali ve zulmü altında yaşayan Filistinlilerin nasıl katledildiklerini, kendilerinin ve evlerinin nasıl hedef alınarak bombalandığını gözler önüne seriyor. Gazze’deki Işık, İsrail’in yıllarca Filistinlilere yaşattığı zulme; mülteci kamplarında, cezaevlerinde yaptığı işkencelere, hapishanelerdeki dayanılmaz koşullara değinerek geçmişte ve günümüzde yaşanan siyasi gelişmelere, tarihi anlaşmalara ve diğer ülkelerin Filistin sorununa nasıl baktığına şahitliklerle ışık tutarken Nekbe, Birinci İntifada ve İkinci İntifada gibi birçok önemli kilometre taşını okuyucuya sunuyor. Bunu yaparken de boğazda büyük bir yumru oluşturan o soruyu tekrar düşündürüyor: “Dünyanın hayatlarımızı önemsemesi için daha kaç Filistinlinin katledilmesi gerekiyor?”
294.00 ₺ -
Çağdaş Fizik Düşüncesi
0. yüzyılın ilk yarısı fizik tarihindeki en hararetli tartışmalara sahne olmuştu; fizikçilerin bir araya gelip çarpışan yeni teorileri tartıştıkları mecralar elbette vardı ancak bu mecralar arasında Fransız Felsefe Cemiyeti öne çıkıyordu, çünkü bu cemiyetin toplantılarına sadece fizikçiler ve matematikçiler değil, dönemin önde gelen filozofları ve hatta şairler bile katılabiliyordu. Dolayısıyla fizikçi, matematikçi, filozof ve şair aynı masa etrafında yeni sunulan bir teoriyi tartışabiliyordu. Bu teorilerin etkisi günümüze kadar devam ettiyse belki de en önemli etken böyle bir tartışma ortamı bulabilmiş olmalarıydı. Görelilik Kuramı ve Kuantum Mekaniği gibi dünyamızı kökten değiştiren meselelerin tartışıldığı bu toplantılar, son yüzyılın bilim ve teknolojisini anlamak için kritik bir öneme sahip.
149.80 ₺ -
Salerno Tıp Okulu
Avrupa’nın “karanlık” olarak nitelendirdiği Orta Çağ, İslam uygarlığı için aksine “aydınlık” bir devir olarak tarihte yerini almıştır. Bu çağda özellikle tıp bilimi alanında önemli gelişmeler kaydeden İslam medeniyeti, Müslüman hekimlerin ürettiği eserler ve tıp uygulamaları ile hem Doğu hem de Batı’da son derece etkili olmuştur. İtalya’da kurulan Salerno Tıp Okulu da bu dönemde, temellerini İslam tıbbının oluşturduğu ve İslam tıbbının engin bilgilerinin Batı’ya aktarılmasında aracı vazifesi gören bir tıp okulu olarak ön plana çıkmaktadır. Salerno Tıp Okulu: Orta Çağ’da İslam Tıbbının Batı Tıbbına Etkisi adlı bu çalışma da Salerno Tıp Okulu’nda eğitim veren ve eğitim alan tıp bilim adamları, bunların üretmiş oldukları bilimsel eserler ve klinik çalışmalar, okulun eğitim müfredatları gibi konular etrafında esasen İslam tıbbının bu oluşumdaki katkısını gözler önüne sermektedir. Burada Afrikalı Konstantin gibi Doğu kökenli çevirmenlerin özellikle İbn Sînâ gibi önemli Müslüman hekimlerin eserlerini Latinceye tercüme etmesi, İslam tıbbında uygulanan ileri klinik tedavi yöntemlerinin Salerno Tıp Okulu aracılığıyla Batı tıbbında da uygulanmasını sağlamıştır. Böylece İslam medeniyeti, tıp alanına yaptığı bu büyük katkılarla, Batı’nın karanlık Orta Çağ’ını da aydınlatmıştır.
146.30 ₺ -
Zırh ve Yemin
Güç, sadakat ve onur üzerine kurulan şövalyelik, kılıç şakırtıları, zırhların parıltısı ve turnuva meydanlarındaki düellolardan ibaret değildi. Güçlü bir ideolojiye, katı kurallara ve kendine özgü bir eğitim sistemine sahip bu kurum, yüzyıllar boyunca Avrupa toplumlarının askerî, siyasî, sosyal ve kültürel yapısını şekillendirdi. Zırh ve Yemin: Ortaçağ’da Şövalye Olmak, Ortaçağ boyunca şövalyeliğin nasıl şekillendiğini, eğitim süreçlerini ve savaş meydanlarında olduğu kadar edebî eserlerde nasıl idealize edildiğini ele alıyor. Feodal düzenin, dinî kurumların ve toplumsal hiyerarşinin şövalyelik üzerindeki etkisini titizlikle incelerken, tarihî gerçeklerle efsanelerin nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor. Şövalyeliği hem bir savaş kurumu hem de bir kültürel miras olarak ele alan bu çalışma, Ortaçağ tarihine, askerî stratejilere ve şövalyelik geleneğinin bıraktığı izlere ilgi duyanlar için kapsamlı bir kaynak niteliğinde. Elinizdeki kitap, Ortaçağ’ın sisi arasından yükselen şövalyelerin yolculuğuna eşlik etmek, onların savaş meydanlarından kalelerin taş avlularına, turnuva alanlarından büyük destanlara kadar uzanan serüvenine tanıklık etmek isteyenlere bir kapı aralıyor.
223.30 ₺