-
Okuyucularla
Bu kitap, Cahit Zarifoğlu’nun “Okuyucularla”, “Beşinci Sütun”, “Dokuzuncu Sütun”, “Yazışmalar” ve “İlk Adımlar” köşelerindeki verimlerinden oluşuyor. Nisan 1978’de başlayan “Okuyucularla”, Cahit Zarifoğlu’nun, Mavera dergisine genç yazarların gönderdiği şiir, hikâye veya inceleme yazıları-nı değerlendirdiği “okul” mahiyetinde bir sütun olmuştur. Zarifoğlu, “Saf şiiri aramaya koyulun”, “gelip geçiciye kapılmadan çalışmalar yapın”, “henüz işin çok başlarında olduğunuzu kabul ederseniz zamanla iyi bir şair olabilirsiniz” gibi önerilerle okurlarına yön göstermiş ve cesaret vermiştir. Bu sırada kendi poetikası hakkında da önemli ipuçları sunmuştur. Cahit Zarifoğlu, okuyucuların ürünleri kadar onların fikirlerine de büyük önem vermiş; ülkesinde ve Müslüman coğrafyalarda yaşanan gelişmeler hakkındaki görüşlerini aktarırken okuyucularından da fikirlerini sunmalarını talep etmiştir. 1984’te Yeni Devir’de “Yazışmalar” adlı sütunda okuyucularıyla olan iletişimini aynı heyecanla sürdürmüştür. Ardından çeşitli günlük gazetelerde “Beşinci Sütun” ve “Dokuzuncu Sütun” başlıkları altında, gelen mektuplara cevaplar yazmaya devam etmiştir. Son ola-rak Kadın ve Aile dergisindeki “gerçekten şair ya da hikâyeci adaylarının yetişeceği bir fidanlık olarak kullanmak istiyoruz” dediği “İlk Adımlar” bölümünde yazmıştır. Okuyucusuyla kurduğu bağı ömrü vefa ettikçe koparmayan Zarifoğlu, son günlerinde yazdığı cevapları Ahmet Bilgili’ye uzatıp şöyle demişti: “Bunları bu sayıda yayımlayalım Ahmet, ömrümüz yeterse devam ederiz, etmezse ne yapalım?''
349.30 ₺ -
Şehirde Köşe Bucak
Cahit Zarifoğlu’nun daha önce kitaplaştırılmamış yazılarının yer aldığı bu eser, onun ilk gençlik yıllarında, henüz on yedi, on sekiz yaşlarında Demokrasiye Hizmet, Gençlik ve Engizek gibi mahalli gazetelerde heyecanla yazdığı yazıların bir araya getirilmesiyle ortaya çıkıyor. Genç şair, okurlarını Maraş’ın sokaklarının, çocuklarının, gençlerinin, ihtiyarlarının, geleneklerinin arasından geçirerek şehrin damarlarında dolaştırıyor. Daha o yaşlarda şehrin ruhunun peşine düşen Zarifoğlu, Şehirde Köşe Bucak’ta, 1950’li yılların Maraş’ının sosyal ve kültürel meselelerine eğiliyor, çocuk ve gençlerin ilgilerini sorguluyor, şehrin meydanına yapılan çiçek tarhlarının güzelliğine dikkat çekiyor, tarihi dokusunun yitip gitmesini üzüntüyle karşılıyor ve belki de böylece onu ileride Türk şiirinin yıldızları arasına yerleştirecek o kendine has imgeler evrenini de kurmaya başlıyor. Şehir uyuyor, şair uyumuyor, yürüyor, görüyor ve yazıyor: Bu katarlar durmaksızın gider. Yollar, -insanların alnındaki gibi- iki kara çizik. Uğurlayanı olmayanlardan biri, uyur uyanır, bunları düşünür.
121.80 ₺ -
Güneşte Bir Gece
Güneşte Bir Gece, Cahit Zarifoğlu’nun; inanç ve değerler dünyasına, sosyo-kültürel tarihe, Müslüman coğrafyaya, siyasi ve gündelik meselelere dair düşünce ve yorumlarını kapsıyor. Sahicilik, adanmışlık duygusu ve dipdiri bir inançla kaleme aldığı bu denemelerde Zarifoğlu’nun Müslümanca düşünme pratiklerini, doğudan batıya dünyaya bakış biçimini; şairin edebiyatçı ve dava adamı kimliklerinin aslında nasıl da birbirinden ayrılmaz parçalar olduğunu görüyoruz. Yeni araştırmalarla ortaya çıkan ve daha önce hiçbir kitabında yer almayan yazıların da bulunduğu bu edisyonda Zarifoğlu’nun Mavera dergisi, Yeni Devir ve Millî Gazete gibi süreli yayınlarda kendi imzası ve müstear isimlerle yazdığı yazılar okuyucusuyla buluşuyor. Acaba ışık saçan bir adım atabilmek için alınyazımızda bir ihtimal var mı?
181.30 ₺ -
Modern Dünya İlmihali
Dokuz yıllık bir tefekkür ve tahrir sürecinin hülasası olan bu eser, günümüzün genç Müslüman zihinlerini meşgul eden bir dizi önemli meseleden yola çıkıyor. Ultra modern bir çağda imanın bizden talep ettiklerinden çağdaş ve kurumsal eğitim sisteminin bireylerde yol açtığı çıkmazlara kadar, bugün Müslüman fertlerin günlük hayatta sıkça muhatap oldukları soru ve krizler ile girdikleri arayışlar karşısında istifade edebilecekleri çıkış yolları üzerinde duruyor. Dahası, söz konusu meseleler caizdir/ değildir indirgemeciliğinden ya da ilgili tartışmaların alışılagelmiş kolaycılığından uzak, dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden bir bakışın odağında ele alınıyor. Bu anlamda, kitabın ilk bölümünde, inanç dünyamızı oluşturan birtakım köklü kavramlar yeniden açıklanıyor. Ardından, dinin temelini oluşturan pratiklerin hikmet ve mana itibarıyla haiz olduğu incelikler nazarıdikkate alınıyor. Nihayetinde ise, modern dünya tarafından dayatılan ve sorgusuz sualsiz benimsenen bazı popüler değer ve mefhumların eleştirisine yer verilirken Müslüman ferdin ve toplumun inşası için icap eden şahsiyet, düşünce, tavır ve davranış modellerine işaret ediliyor. Gelenek ve modernitenin bir muhasebesi niteliğindeki Modern Dünya İlmihali, özellikle genç neslin Müslüman fertlerinin modern dünya içindeki günlük yolculuklarında kuşanabilecekleri temel şuur ve donanım için gereken ilmi müktesebatı kapsamlı bir çerçevede içtenlikle paylaşıyor.
209.30 ₺ -
İrade Terbiyesi Ketebe
Fikrî çalışmalarımızı faydalı bir sonuca eriştirecek şekilde çalışmak, daima aynı mevzuyu düşünerek çalışmak… İşte bütün medenî ilerlemelerin, bütün dâhice buluşların temeli budur. Çalışmayı bu mertebeye ulaştırmak için ise nefsi hiç ara vermeksizin zorlamak, aynı maksadı takip için dikkatimize hükmedebilecek kudrette bulunmak, çaba ve gayretimizi aynı yoğunluk ve istikamette sürdürmek gerekir. Şüphesiz ki bu da her şeyden evvel sağlam bir iradeye sahip olmaya bağlıdır. “Kaderimi tayin eden bir başka kitap da İbrahim Ethem’in Terbiye-i İrade başlıklı eseridir. Disiplin içinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim.” Cemil Meriç Bu sözler, İrade Terbiyesi kitabının Türk yayıncılığı tarafından uzunca bir aradan sonra “yeniden keşfine” imkân vermiş ve Jules Payot’nun eseri “Cemil Meriç’in tavsiyesi” mottosuyla tekrar tekrar basılmıştır. Oysa Meriç’in tavsiyesi gayet açıktır; o, Payot’nun değil Dr. Ethem Bakar’ın İrade Terbiyesi’ni önermiştir. Elinizdeki kitap hem bu vahim hatayı düzeltmekte hem de kitabın müellifinin hüviyetini ilk kez gün yüzüne çıkarmaktadır. İrade Terbiyesi’nde Dr. Ethem, iradenin temel kavramlarından derin tefekkürün gücüne, duyguların etkisinden sağlam alışkanlıkların kazanılmasına kadar geniş bir yelpazede iradenin nasıl terbiye edileceği meselesini ele alıyor. Yazar, okuyucuyu iradesinin farkına varmaya ve hayatını daha bilinçli bir şekilde yönlendirmeye davet ediyor. Çünkü ancak kendini bilip nefsini terbiye eden insan, hedeflerine ulaşma yolundaki engelleri aşabilir. Hedefine varmak isteyen okurlar için eşsiz bir rehber eser...
170.80 ₺ -
Kızıl Elma Oğulla Görüşme
Cengiz Aytmatov insanın kendisine, diğerlerine ve hayata karşı mücadelesini, kısacası yeryüzü tecrübesini ustalıkla hikâye ediyor. Bir yitirişin ve peşi sıra gelen uyanışın anlatıldığı Kızıl Elma, eşinden ayrılmak isteyen İsabekov’un kızı Anara’nın çocuk masumiyetinde ailesini yeniden buluşunun çarpıcı hikâyesidir. Oğulla Buluşma ise kapanmayan yaraların ve ertelenen yüzleşmelerin yükünü anlatır. Savaşta kaybettiği oğlunun hatırasını içinde yaşatan Çordon, gerçek ölümün unutulmak olduğunu anlayacaktır. Zira baba ölmedikçe oğul, oğul ölmedikçe de baba yaşamaya devam eder!
112.00 ₺ -
Esir Şehrin Mahpusu
“Büyük tarih romanları, bizi milletimizin ve toplumumuzun gelişmesindeki belli çatışma çağlarının doğrularında ve gerçeklerinde yeniden yaşatma gücünü taşıyan eserlerdir.” İnsanın esareti ve toplumun esareti birbiriyle bağlantılı, birbirinin sebep ve sonucu sayılan haller midir? “Esir Şehir” üçlemesinde Kemal Tahir, kurucu unsur olarak tarihî malzemeleri ve insan doğasına dair şaşırtıcı doğruluktaki gözlemlerini kullanır. Tarih nehrinin yoğun, hareketli ve gerilimi yüksek sularında yol alırken bireysel gerçekliği toplumsal gerçekliğe feda etmeksizin gündelik hayatın temel dinamiklerini soyutlar. Bu soyutlama, onu sıradan insanın ya da kahramanın, bir mahpusun ya da kent soylu asilzadenin ahlaki sefalet ve asalete aynı mesafede durduğu tedirgin edici bir ara yere sıçratır.
230.30 ₺ -
Bir Kelime Daha
Bir Kelime Daha, Zarifoğlu’nun Mavera, Yeni Devir ve Millî Gazete gibi süreli yayınlarda kaleme aldığı, edebiyat konulu yazılardan oluşuyor. Cahit Zarifoğlu Bir Kelime Daha’da, elinde yazar olmanın bir reçetesinin olmadığını söylese de şiire, şiirin nasıl yazılabileceğine ve yazılamayacağına, romanın mahiyetine ve kurmacanın oluşumuna dikkat çekerken diğer yandan süreli yayınlara ve edebiyat ilişkilerine değiniyor, önemli eserleri ve yazarları irdeliyor. Bu kitap; şairin şiire, edebiyata ve sanata nasıl baktığını ortaya koyuyor, metinlerindeki fikirsel arka planı ve düşünsel tavrı anlamaya yardımcı oluyor. Bir Kelime Daha, şüphesiz onun başta şiirleri olmak üzere, metinlerinin uçsuz bucaksız okyanusuna doğru açılıyor. Çünkü bu yazılarla şair, yine onun ifadeleriyle söyleyecek olursak okurlarına cömertçe “bir kelime daha uzatıyor”.
195.30 ₺ -
Güzel Sözler Koleksiyoncusu
Bir şeyin koleksiyonunu yapmak deyince aklına neler geliyor? Gittiğimiz yerlerden topladığımız magnetler, en sevdiğimiz oyuncaklar, sinema biletlerimiz... Peki sence, güzel sözleri de biriktirebilir miyiz? Bu kitapta, Peygamber Efendimiz’in (sav) güzel söz söylemeye dair öğüdünü dikkate alarak güzel sözlerin koleksiyonunu yapan küçük bir kızın hikâyesine eşlik edebilirsin!
118.30 ₺ -
Delilim Yok Kalbimden Başka
“Kalbimiz başka söylüyor, aklımız başka. İman başka yere çağırıyor, zaman başka bir yere. İçimiz bizi ölümle doğulacak olan bir hayatın hazırlığına davet ediyor, dışımız ölümü hiç hatırlamadan gününü gün etmenin davetçisi.” Bunca ikiliğin içinde “kendine el kalan insan” yazabilir mi kendi arayış hikayesini? Farkına varabilir mi yitirdiklerini yahut farkına varsa da doğru yerde mi arar onları? “Kendisine varamasın diye kendisi tarafından kazılan içindeki hendekler”den nasıl çıkar insan? İnsanın yaşam serüvenindeki bu mütemâdî arayışı irdeleyen ve bu arayışa bir kılavuz...
167.30 ₺ -
Soruların peşinde
Soru sormak insanlığın mukavvim bir unsurudur...İnsanın mâ-cerâsı bir soruyla başladı; soru ile muhatap alındık; mesul ve mükellef kılındık. İnsan da bir sorudur; henüz tamamlanmamış, örüntü hâlinde, tüketilemeyen... Ve en büyük sorumuz: Varlık, insanı var-kılmakla ne demek istiyor? Uğraşımız, bu denmek-isteneni tespit etmek, yani manâyı, yani anlamı. İnsanın nihaî devası da bu anlamı bulmaktır; ancak insan için, bulmak değil aramak esastır. Aramak, yani yola çıkmak, yani sormak; fakat her yanıtın bir menzili vardır; o menzile varmadan o yanıt nâzil olmaz; çünkü nuzûl, menzile tâbidir...
202.30 ₺ -
Fuzuliden Şeyh Galibe Aşkın Uzun Hikayesi
Necmettin Turinay, Fuzûli’den Şeyh Galib’e Aşkın Uzun Hikâyesi adlı incelemesinde, alışılagelenin aksine, şiir merkezli edebiyat tarihi anlayışından uzaklaşıyor ve klasik sanatkârların güçlü birer hikâyeci taraflarının bulunduğuna dikkat çekiyor. Bakışını bilhassa, Klasik edebiyatımızın zirve isimlerinden Fuzûli ve Şeyh Galib’e çeviren yazar, mesnevi tarzıyla kaleme alınan Leylâ vü Mecnûn, Hüsn ü Aşk gibi metinlerin klasik hikâye yahut roman olarak okunabileceğini ileri sürüyor. Sunduğu yeni perspektifle, güçlü şiirler yazmanın yanı sıra hikâye anlatma iştiyakı ile dolu olduklarına inandığı klasik sanatkârların, modern bir tür kabul edilen romana yaklaşan tavırları ile açtıkları yeni alana vurgu yapıyor. Roman türünün Türk edebiyatı ile ilişkisini ilgi çekici noktalardan ele alan Turinay, bu yaklaşımıyla onu yeni bir tarihsel düzleme yerleştiriyor. Turinay, Türk Edebiyatı’nın vazgeçilmezleri arasında yer alan Leylâ vü Mecnûn’a ve Hüsn ü Aşk’a dair yeni yorumlar üretiyor, edebiyatımızdaki sürekliliğe işaret ederek Divan Edebiyatı ile Modern Türk Edebiyatı arasında köprüler kuruyor. Böylelikle, eleştiri ile deneme arasında bir dil ile, aşkın uzun hikâyesine erişmemizi sağlayacak ipuçlarını çıkarıp gözler önüne seriyor.
167.30 ₺ -
Ali Şükrü Bey
- Niçin siyasi cinayete kurban gitsin? - Meclis’in en yaman muhaliflerindenmiş de... - Ali Şükrü Bey Meclis’te tek muhalif değil ki... Daha birçok muhalifler var. - Olabilir. Birinci piyango Ali Şükrü Bey’e isabet etmiş olabilir... Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923 günü evinden çıkmış ve bir daha geri dönmemişti. Üç gün sonra bulunan cesedi, büyük tartışmalara yol açmış ve ardında birçok soru işareti doğurmuştu. Öldürülen; Osmanlı Donanması’nda yüksek rütbelere ulaşmış, Mustafa Kemal Paşa’nın davetiyle Milli Mücadele’ye katılmış, başından itibaren İstiklal Harbi içinde yer almış, Birinci Meclis’in en cesur ve muhalif sesi olmuş bir isimdi. Dönemin gazetelerinde cesedinin bulunduğu yer hakkında çeşitli iddialar ortaya atılmıştı. Peki onun bu şüpheli ölümünün ardında yatan gerçek neydi? Bu âdi bir cinayet miydi, siyasî bir suikast miydi yoksa memleketi karıştırmak isteyen ecnebilerin nifak planı mıydı? Elinizdeki kitap, 39 yıllık kısa hayatını asker, muharrir ve mebus kimliğiyle dolu dolu geçiren Ali Şükrü Bey’in öldürülmesiyle ilgili tartışmaları ele almakla birlikte, onun entelektüel ve aksiyoner yönünü de ortaya koyuyor.
160.30 ₺ -
Müslümanın Diyeti
“Kontrol edilebilir ve yönetilebilir olan yeme-içme duygusu” fıtratımıza uygun bir amaç olması gerekirken bizler için bir haz aracı haline mi geldi? Batı kültürünün şatafatlı sofralarına meyleden Müslümanlar mutfaklarında İslam ölçüsünü göz ardı ederek beslenme kültüründe nasıl bir tahribata neden oluyor? Kur’ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Sünnet-i Seniyesi’nin belirlediği ölçünün dışına çıkan her lokma nefsimizi nasıl bir esarete mahkum ediyor? Müslümanlar alışveriş sepetlerini helal mi haram mı olduğuna aldırış etmeyerek sun’î ihtiyaçlarıyla doldururken sağlığını ve neslini koruyabileceğini düşünüyor mu? Resulullah’ın (s.a.v.) “Muhakkak ki bir kişilik yemek iki kişiye yeter, iki kişilik yemek de üç ve dört kişiye yeter. Dört kişilik yemek de beş-altı kişiye yeter.” hadîs-i şerîfindeki rızkın bereketine günümüz Müslümanları neden ulaşamıyor? İnsanın sınır bilmeyen zevkleri tabiattan kopuşuna neden olurken onu nasıl bi zehrin içine sürüklüyor? Günümüz insanları sözde bolluk içinde geçirdikleri yaşamlarında gerçek tokluğa erişebiliyor mu? Beslenme alışkanlıklarımızın bir gün bizleri getirdiği hastalık durumunda günümüz ilaç endüstrisine güvenebilir miyiz? Bize sunulan bu ilaçlar bizi güçlendiriyor mu, yoksa savunmasızlaştırıyor mu? Yusuf Has Hacib’in, “az adlı ilaçtan yiyin” sözüyle özellikle altını çizdiği “az” yemek, günümüz insanlarının korkusuyken aslında bir şifa (aracı) mı? Kemâl Özer, Müslüman’ın Diyeti kitabında tüm bu sorulara cevap verirken Müslümanların ve dahi gayrimüslimlerin sıhhatlerini koruyarak hayatlarını nasıl idâme ettireceklerini detaylıca açıklıyor. Açlık ve tokluk duygularının zamanla psikolojimiz ve birçok dış etken tarafından belirlendiğini vurgularken Müslümanların beslenme alışkanlıklarını Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîfler ışığında düzenlemesi için eşsiz bir eser ortaya koyuyor. Bizlere İslam’ın mutfağında israf ve şatafattan uzak, ‘’tayyib’’ ve ‘’tahir’’ gıdaları içeren ve kaynağını tabiattan alan bir beslenme biçiminin mümkün olduğunu gösteriyor.
212.80 ₺ -
İyi Gıda Kötü Gıda
Nefsinin, neslinin, ailesinin ve sevdiklerinin sıhhatini düşünen hemen herkesin derdi aynı: Tamam! Hepimiz gıdanın iyisini, temizini istiyoruz! Peki, iyiyi nasıl anlayacağız, kötüyü nasıl ayırt edeceğiz? Dahası iyi veya faydalı gıda ne demek, hangi kıstaslar gıdayı iyi/faydalı yapar? İyi gıdayı nereden bulacağız? Kemâl Özer tam da bu sorulara cevap veriyor. Gıda meselesini yalnızca kalori ve vitamin hesabıyla değil; iman, ahlâk ve medeniyet perspektifiyle ele alıyor. Modern endüstriyel üretimi sorguluyor; tohumdan sofraya uzanan süreçte gıdanın nerede nasıl kirletildiğini ve nasıl aldatıldığımızı gösteriyor. Hazcılıktan uzak bir mutfakta olması gereken temel gıdaların iyisini ve kötüsünü anlatıyor. Bunu yaparken öncelikli rehberi, bizi açık açık ikaz eden Kur’ân-ı Kerîm âyetleri ve Rasülullah’ın Sünnet-i Seniyyesi; sonra da gıdaların fıtratıyla oynanmadan yapılan geleneksel ziraatın o kadim güzelliği ve yıllardır edindiği engin tecrübe... İşte ekmekten ete, sütten kefire, tereyağından margarine, meyve-sebzelerden buğdaya, tavuktan mayaya ve tuzdan baharatlara uzanan tertemiz bir yolculuk. İşte Türkiye’nin ilk İyi Gıda-Kötü Gıda Kılavuzu!
244.30 ₺ -
X Malcolm
X, Malcolm X'in günlüklerinden, konuşmalarından ve en yakınları ile yapılan görüşmeler sonucunda kızı İlyasah Shabazz tarafından kaleme alınmış bir eser. Bu tanıklıklar Malcolm'un çocukluğuna, gençliğine ve X olma yolunda geçtiği tüm yollara ışık tutuyor. Ben Malcolm’ım. Malcolm Little’ım. Babamın oğluyum. Ama babamın oğlu olmak, her zaman peşimde olacakları anlamına geliyordu. Onlar her zaman peşimden gelecek ve ben her zaman yakalanacaktım. Malcolm Little’ın ailesi ona her zaman istediği şeyi başarabileceğini söylemiştir. Ama o bunların hepsinin yalan dolan olduğunu düşünür çünkü bu söylemlerine rağmen babası öldürülmüş, annesi ondan koparılmış ve avukat olma hayalleri, aşağılanarak okuldan soğuması sonucu suya düşmüştür. Çabalamanın anlamsız olduğu sonucuna varan Malcolm Boston ve New York’un gece hayatının büyüsüne kendisini kaptırıp şık kıyafetlerin, cazın, kızların ve esrarın dünyasına sığınmıştır. Ne var ki Malcolm geçmişini ardında bırakmaya çabaladıkça küçük üçkağıtlarla başlayıp kapıldığı tehlikeli girdaba daha hızlı bir dalış yapar. Halbuki kendisi de içten içe bunun sahte bir özgürlük olduğunu ve geçmişinden sonsuza dek kaçamayacağının farkındadır. X, Malcolm’ın çocukluk döneminden başlayarak yirmi yaşında hırsızlıktan hapse girip orada inancı bulmasıyla kendisine yeni bir yol seçişini ve söylemleri bugünlere dek ulaşan güçlü bir ses haline gelişini anlatır.
113.40 ₺ -
Hakikat Çağrısı
Elinizdeki eserde İslâm düşüncesi tarihinde bir dönüm noktası olan Gazzâlî’nin iki metni bir arada yer alıyor. Risalelerden ilki olan Ey Oğul / Eyyühe’l-Veled, Gazzâlî’nin talebelerinden birisinin sorduğu bazı sorulara cevap olarak kaleme alınmıştır. Soruları soran kişi, yıllar boyunca öğrendiği ilimlerden hangilerinin kendisine ahirette faydalı olacağını merak etmekte ve bununla ilgili meseleleri hocasının küçük bir risalede özlü ve derli toplu bir biçimde kaleme almasını rica etmektedir. Bu metin, ahiret yolunda yürüyen bir mü’mine kılavuzluk etmek üzere gerekli ilkeleri içeren ve yüzyıllar boyunca çok okunmuş olan bir risaledir. İkinci risale, tasavvuf ehlinin keşif ve ilham yoluyla elde ettikleri ledünnî ilmin imkânını ortaya koymak üzere kaleme alınmıştır. Dostlarından birisi ledünnî ilmi kabul etmeyen birinden bahseder, bu kişi ilimlerin ancak çalışılıp öğrenilerek elde edileceğini savunmaktadır. Dostu, Gazzâlî’den bu konuyu temellendiren bir metin yazmasını rica eder. Gazzâlî de bu istek üzerine bilgi teorisi ve psikolojiyle alakalı olan bu önemli metni kaleme alır.
82.60 ₺ -
Kendini Aldatan İnsan
Aldanışı, insanlığın trajik bir hakikati olarak sunan el-Keşf ve’t-Tebyîn fî Ğurûri’l-Halki Ecmaîn, gururun/aldanışın arkasındaki aldanma hikâyelerini çeşitli tasvirlerle ortaya koyuyor. Bu anlamda “Tüm İnsanların Aldanışının Keşif ve Beyanı” olan bu kitapta Gazzâlî; insanların, arzularını tatmin yönündeki tabii temayüllerine uymalarından çok, bunların üzerini örten bazı erdemler vasıtasıyla kendilerini kandırmalarıyla ilgileniyor. Bu yüzden de kitapta, aldanışın elinden neredeyse kimsenin kurtulamadığını görmek hiç şaşırtıcı değildir. Gazzâlî’nin asıl gündemi ise aldanmamış gibi görünen, toplumda itibar gören ve rol model kabul edilen sınıfların gizli aldanışıyla ilgilidir ki kitabın muhtevasının büyük kısmı buna ayrılmıştır. Gazzâlî’nin aldandıklarını iddia ettiği ve aldanış hikâyelerini geniş biçimde resmettiği, çeşitli gerekçelerle temellendirdiği gruplar, kitapta dört sınıfta toplanıyor: âlimler, âbidler, zenginler ve sûfîle Günümüzde dinî yönelişlerin özellikle sosyal organizasyonlar ölçeğindeki büyük tecrübesini göz önünde bulundurduğumuzda, kitabın hâlâ güncelliğini koruduğunu görmemek mümkün değildir.
104.30 ₺ -
Derviş Lokması
İslam medeniyetinin en önemli şubelerinden biri olan Türk kültürü geniş bir coğrafyaya tekke ve zâviyeler eliyle yayılmıştı. Tekke ve zâviyelerdeki tasavvuf terbiyesi ise hayatın her alanını kuşatıcı prensipler etrafında örülmüştü. Bu prensipler de âdâb ve erkân üzere yaşanmıştı. İşte sofra âdâbı, dervişlerin yemek kültürü özünü buradan almış, helâlin verdiği leziz koku bütün dünyaya yayılmıştı. Derviş lokmasını ve Osmanlı tekke mutfağını, İslâmî gastronomiye kapsamlı bir yaklaşım ve birleştirme şevkiyle -belki de iştahı demek daha uygundur- ele alma ve sofralarımızı unutulmakta olan bu lezzet dünyasıyla buluşturma arzusundaki bu kitap, sofralarımıza lezzet ve ruhumuza bir tasavvuf neşvesi olacaktır.
244.30 ₺ -
Fususul Hikem Şerhi
“Allah doğruyu kâmillerin diliyle söyler, yolunu Kendisine yönelenlere ve arayanlara gösterir.” Muhyiddîn İbn Arabî (ö. 638/1240), Şam’da iken gördüğü müjdeleyici bir rüyada Peygamber Efendimiz’in (sav) elinde bir kitapla kendisine şöyle dediğini nakletmiştir: “Bu Fusûsu’l-Hikem [Hikmetlerin Kaşları] kitabıdır. Onu al ve insanlara çıkar.” İbn Arabî için bu rüya nebevî bir emirdir ve bu emri lâyıkı ile yerine getirir. Fusûsu’l-Hikem, tasavvuf yolunu aydınlatmak üzere yazılmış, nice hikmetler ihtiva eden ve nebevî pınardan kaynayan kıymetli bir eser olarak İslam tasavvuf ve irfanının temel metinleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Kur’ân’da ve hadislerde adı geçen yirmi yedi peygambere birtakım “hikmetler” nispet eden ve onları açıklayan yirmi yedi fasstan/bölümden oluşan Fusûs, Hz. Âdem’in hikmetiyle başlar, Hz. Muhammed’in hikmetiyle sona erer. Eser, peygamber hayatlarıyla ilgili ayet ve hadislerin vahdet-i vücûdcu bir yorumu olarak okunabilir. İbn Arabî, tasavvuf geleneğinde hiç şüphesiz ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Füsûsu’l-Hikem de Ekberî gelenek içinde müstesna bir mevkidedir. Kayserî’nin telif ettiği bu şerh ise Fusûsu’l-Hikem şerhleri içinde muteber kabul edilmiştir. Eserin “Mukaddimeler”inde felsefî tasavvufun bütün meseleleri on iki bölümde incelenmiş, hatta şerhten ayrı olarak istinsah edilip ayrı bir risale şeklinde de neşredilmiştir. Kayserî’nin, İbn Arabî’nin (başta vahdet-i vücûd meselesi olmak üzere) düşüncesini çok iyi kavradığı açıkça görülmekte, yaptığı atıflarla diğer eserlerine olan derin vukûfiyeti de göze çarpmaktadır. Bütün bunların yanında, üslubundaki itidal, nezahet ve ciddiyet, zihni gibi kaleminin de güçlü bir eğitimden geçtiğini göstermekte; bu meziyetleriyle Kayserî, okuyanlarda derin bir hayranlık ve saygınlık hissi bırakmaktadır.
979.30 ₺ -
Hekatonla Son Tango
Hekatonkheires (Hekaton), Yunan mitolojisindeki titanlardan Gaia ile Uranüs’ün elli başlı, yüz kollu oğulları olan Kottos, Briareus ve Gyes’in bir temsilidir. Uranüs, Hekatonkheires’ten hem iğrenir hem de iktidarını ona kaptırmaktan korkar. Hâlbuki bu figür, çok başlı ve stabil olmayan yapısıyla hem katildir hem de maktuldür. “Son tango”nun Hekaton’u ise küresel çapta sürdürülen çeşitli propaganda ve eşik altı mesaj uygulamalarıyla “Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Proje Savaşı”nın bir temsilidir. Günümüzün Web 2.0 ve yeni medya dünyasında kadim terbiye sisteminin çökertilmesi, kadın hakları adı altında bir “erkek kadın” figürü yaratılması, baba otoritesinin kasıtlı olarak yıktırılması, her türlü cinsel sapkınlığın eş zamanlı olarak arttırılması ve “toplumsal cinsiyet” adı altında kadın ve erkek farkının ortadan kaldırılması gibi beş ana cephede süren bu savaşa ulusal ve global anlamda, ayağı yere basan çözüm önerileriyle dur demenin vakti gelmiştir.
230.30 ₺ -
Hz Peygamberin Hayatı
“Bu kitap, siyer kitaplarının en güzeli, güvenirlik açısından en üstünü, insanlar için en faydalısıdır. Siyer konusunda yazılmış en önemli kitaplardan biri olarak kabul edilir. Peygamberimizin (sav) doğumundan başlayarak refîk-i âlâya ulaşıncaya kadarki sîretini İbn Hişâm’ın kaleminden okuyabilirsiniz. Türkçeye tercümesini en elzem kitaplardan biri olarak gördüğüm bu eserin, kıymetli kardeşim Muhammed Yazıcı Hoca tarafından Türk okuruyla buluşturulmak üzere hazırlandığını öğrendiğimde çok mutlu oldum. İnanıyorum ki elinizdeki tercüme, sîret-i nebeviyyenin hoş kokusunu size ulaştıracaktır. O pîr ü pâk sîretin sahibine en içten selâmlar olsun!” - Muhammed Ali es-Sâbûnî “Sîretü İbn Hişâm, siyer kitaplarının en önemlilerinden ve aslî kaynaklarından sayılan İbn İshak’ın Sîret’inin düzenlenmiş halidir. Efendimizin (sav) hayatını akıcı bir şekilde okumak için bu güzel kitabın muhtasar haline nicedir ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu, bütün Müslümanları ilgilendiren bir durumdu. Bundan ötürü Sîretü İbn Hişâm’ın Türkçeye tercümesi, Asr-ı Saâdet hadiselerine aslî kaynaklarından vâkıf olmak isteyenlere ciddi katkı sağlayacaktır.” - Mücir el-Hatîb Siyer-i Nebî okumaları, başta tarih ve İslamî ilimler olmak üzere birçok sosyal bilim dalının ana unsurlarından olmakla birlikte bir Müslümanın, nebevî geleneğe vukufiyeti açısından, başlaması ve devam ettirmesi gereken en önemli amellerden biridir. Ne var ki günümüze ulaşmış birçok siyer çalışması, gerek tam metin gerek muhtasar olsun, özellikle gençlerin kendi istidadlarınca bir seçim yapmalarını zorlaştırabilmek - tedir zira sayı arttıkça güvenirlik azalabilmektedir. İşte bu noktada, Sîretü İbn Hişâm’ın Türkçe bir muhtasarı, onun bütün siyer literatürüne yön veren bir eser olması hasebiyle azâmî önem arz etmekteydi. Zira İbn Hişâm’ın, İbn İshak’ın siyer çalışmasına ve İbn Şihâb ez-Zührî’nin detaylı ve sahih rivayetlerine dayanırken öncüllerindeki malumatı âlimâne süzgecinden geçirerek hazırladığı bu eser, İslam’ın siyerle güçlenen geleneğini sistematik bir şekilde literatüre kazandırmıştır. Titiz bir tercüme, ihtisar ve hâşiye çalışmasıyla günümüz okuru için daha da anlaşılır bir şekilde muhtasar hale getirilen Sîretü İbn Hişam, hafızaları tazelemek, İslam’ın ana düsturlarını ayrıntıları ile birlikte pekiştirmek, Asr-ı Saâdet hadiselerini siyer kronolojisi dâhilinde hatırlamak, birçok âyetin nüzul sebeplerini de bu zincir içinde vazetmek üzere okuruyla buluşuyor.
454.30 ₺ -
İnsan Nasıl İnsan Oldu
İnsan, insan olduğundan beri, en temel meselesini oluşturan o soruyu sorar: “Ben kimim ve nasıl bu hâli aldım?” Yeryüzünde hiç kimse söz konusu soruya geride başka bir soru(n) kalmayacak şekilde net cevap vermez, veremez… Böylelikle insanın, bu esrarlı evrende bir sır olarak kalması, varoluşunun en temel dinamiğini oluşturur. Hayatın imtihan olması biraz da bu sırrın sır olarak kalmasına bağlı değil midir? el-Fusûl fi’l-Es’ile ve’l-Ecvibe’de Gazzâli, insan ruhu ve onun bedenle ilişkisi çerçevesinde kendisine yöneltilen yedi soruyu cevaplıyor. Soruların temelinde Kur’ân’da insanın yaratılış sürecine temas eden, “ruh” ve onun bedene yansıtılma şekli olan “nefh” ile ilgili âyetler bulunuyor. Gazzâli’nin Kelâm-ı Kadim’den hareketle getirdiği cevaplar, onun felsefî-kelâmî ve tasavvufî düşüncesini deklare etmesi açısından da ayrıca dikkat çekici.
97.30 ₺ -
Düşünmenin Doğru Ölçüsü
Gazzâlî’nin Ta’lîmiyye olarak da anılan Nizârî-İsmâilî Şiîlerine yönelik bir eleştiri olarak kaleme aldığı el-Kıstâsü’l-Müstakîm, din söz konusu olduğunda aklı kullanmaya karşı olan bir mezhebin sıkı takipçisine aklı kullanmanın ölçüsü ve gerekliliğini ustaca anlatmaktadır. Gazzâlî burada, özellikle felsefe ve dinin sık sık başvurduğu iki referans olarak mantık ilmi ve Kur’an üzerinde durur ve dahası, mantığı meşrulaştırmaktan öte Kur’an’ın, anlamın bir şartı olduğunu âdeta ilan etmiş olur. Kendisinin de belirttiği gibi, Müslümanlar için zorunlu saydığı akıl ve mantık bilgilerini bir söylem stratejisi olarak Kur’an terimleri ve Kur’an’dan örnekler yoluyla büyük bir incelikle muarızına sunar. Nihayetinde, Kur’an’ın emirleri ile mantık ilkelerinin uyumlu işleyişini şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koyarak muarızını reddedemeyeceği bir yöntemle ikna eder. Hem Gazzâlî’nin ve onun şahsında İslam düşünce tarihi mirasının bir parçası olması hem de Kur’an ve akıl yürütme arasında kurduğu ilişki biçimi bakımından dikkate şayan bir öneme sahip Düşünmenin Doğru Ölçüsü: el-Kıstâsü’l-Müstakîm, konuya ilgililerin yanı sıra geniş bir okur kitlesi için de çarpıcı bir çalışma niteliğinde.
83.30 ₺ -
İhtilaf Usulü
Gazzâlî’nin kendisine yöneltilen ithamlara karşı kaleme aldığı Faysalü’t-Tefrika beyne’l-İslâm ve’z-Zendeka, günümüzde de büyük bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkan tekfir meselesini ele almaktadır. Özellikle İhyâu Ulûmi’d-Dîn gibi eserlerinde, bağlı olduğu Eş‘arî gelenekten ayrıldığı bazı görüşlerinden bahseden Gazzâlî bu eserinde, kendisine gelen eleştirilere cevap verir. İslam’ı Eş‘arîliğe eşitleyen anlayışı eleştirerek, tekfir konusunun farklı boyutlarını tartışır. Gazzâlî kendisine gelen eleştirileri bertaraf etmeye çalışırken özellikle dinî metinlerin anlam ve yorumuyla ilgili olan tevil konusuna eğilir. Varlık ve anlam boyutlarıyla tevil arasında ilişki kuran Gazzâlî çeşitli inanç gruplarının tevil görüşlerine yer verir. İnancın belli önerme kalıplarına sığdırılamayacağını öne sürerek dinî metinlerin farklı yorumlarını son derece olağan bulsa da aşırı yorum tehlikesinin de altını çizer.
118.30 ₺ -
Cenk Hikayeleri
Cenk Hikâyeleri, naraları tarihte yankılanan kahramanların destansı öykülerini günümüze taşıyor ve efsaneleştirerek yeniden canlandırıyor... Sunguroğlu’nun keskin kılıcı, Umur Bey’in dahiyane taktikleri ve Kulaksız Ömer’in sarsılmaz kararlılığı; kaleleri fethetmek, gölgeler içindeki casusları takip etmek ve imkânsız görevlerin üstesinden gelmek için yeterli olabilir mi? Coşku, heyecan ve intikam fırtınalarının estiği bu epik serüvenlerde, her sayfa yeni bir evrenin kapısını aralıyor. Hain planlarla cengâverlerimizi alt edebileceğini zanneden düşmanlarla dolu bu hikâyelerde, kahramanlarımızın cesareti ve kararlılığı, genç okurları olağanüstü bir yolculuğa çıkarıyor. Yavuz Bahadıroğlu’nun kaleminden çıkan bu seri, muhteşem anlatımı ve etkileyici çizimleriyle genç okurlarını soluksuz okunacak ve asla unutulmayacak bir maceraya davet ediyor.
2520.00 ₺ -
İns
Her öyküsünde binbir yazgıyı, korkuyu ve sesi barındıran Cahit Zarifoğlu’nun düşlerden, yaşamdan ve kendi şiirinden yonttuğu İns, hurufatı okuyabilenler için sırrı dökülmüş bir ayna cismiyle var oluyor. Kimi zaman mekânı ve ânı bizzat müphemleştirirken kimi zaman da yaşamın ürpertici gerçekliğiyle yüzleştiriyor bizi. Şairin o kendine has bakışı ve dünyayı hikâye ediş biçimiyle karşılaştığımızda tutkulu okurları olarak sendeliyor ve bu görkemli sesin büyüsüne kapılmaktan kendimizi alamıyoruz. Zarifoğlu’nun 1974 yılında yayımladığı İns’in 50. Yıl Özel Baskısı, eserin ilk baskı boyutu, tasarımı ve mizanpajı korunarak karşınızda! “Bütun büyük anlar yalnızlıktan yontuldu… Ve sonunda sonu gelmeyen yalnızlık yığınlarına bekçiler seçildi.”
349.30 ₺ -
Dersaadette Ramazan Akşamları
“Ramazan piyasası ilk akşamın teravihinden sonra başlardı. Galata Köprüsü’nden boşalan arabalar, muhteşem faytonlar, kupalar, landonlar, konak ve saray arabaları katar halinde Beyazıt’a çıkarlar, Mürekkepçiler önünden kıvrılarak Vezneciler’e girerler, Unkapanı Köprüsü’nden geçenler Zeyrek’ten Vefa’ya tırmanırlar, Şehzade Camii’nin yanından Direklerarası’na dökülürlerdi.” İlk terâvih namazıyla başlayan Ramazan coşkusu her devirde, her Müslüman coğrafyada müşterek bir duyguyu barındırıyor. Türkiye’de, Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana elbette değişen pek çok şey de var. Güçlü kalem erbabının eski Ramazanlara dair his ve düşüncelerini bir araya getiren Dursun Gürlek’in kültür dünyamıza eşsiz katkısı Dersaâdet’te Ramazan Akşamları’nda devrin edebiyatını, havasını bir nebze soluma imkânı buluyoruz. Refî Cevad Ulunay, Münir Süleyman Çapanoğlu, A. Ragıp Akyavaş, Ercüment Ekrem Talu, Safiye Ünüvar, Süheyl Ünver gibi İstanbul yazarlarının “eski İstanbul”da Ramazanların yaşanışına dair yazıları hem dönemin edebiyatına ışık tutuyor hem de okuyucuyu siyah beyaz bir fotoğrafın içinde bir fayton gezintisine davet ediyor.
384.30 ₺