-
Hayat Senden Ne İstiyor
Bu hayattan ne istiyorum?” En sık sorduğumuz sorulardan biridir hayatın tozlu yollarında. Bu soruyu ısrarla soran iç sesimiz bir an için yorulup sustuğunda başka bir ses kaplar ruhumuzu. Daha derinlerden gelen bir sestir bu. Sesimizin altına saklanmış, dünyanın bin bir türlü gürültüsü ile bastırılmış bambaşka bir ses. Hayatın sesidir bu. Sana verilmiş en değerli emanetin sesi. Senin soruna karşılık, o da sana kendi sorusunu sormakta, sendeki hakkını aramaktadır. Eğer onun sorusunu doğru cevaplarsan, sana sorduğun sorunun cevabını bulabileceğini vaat eder. Hayat haklı olarak sorar: “Peki ya ben senden ne istiyorum, düşündün mü hiç?” Varoluşçu psikoterapinin ve varoluşçu edebiyatın önemli ismi Psikiyatrist Mustafa Ulusoy, insanın anlam arayışına dair günümüz klişelerini alt üst ederek okura farklı bir bakış açısı sunuyor. Hayata Rabbani bir mektup olarak bakmanın ve o mektubu, şifrelerini çözerek okumanın; bağrında taşıdığı sırları gün yüzüne çıkarmanın, hayatın sonsuz değerliliğine ulaşmanın yollarını okurları ile paylaşıyor. Mustafa Ulusoy’un bu kitabı dünyaya sıkışıp kalmış ruhunuza bir pencere açacak ve böylece ruhunuza dar gelen dünyanın ötesine uzanacaksınız.
178.85 ₺ -
Evlilikler Yalnızlıklar Umutlar
İnsan ruhu en çok bir başkasının ruhunda demlenmek ve olgunlaşmak ister. Bu yüzdendir ki hepimiz sevgi ve sadakati ararız bir ömür boyunca. Hayatın tozlu yolları önümüzde çatallanırken birçok şey gelir başımıza. Yollara bir başkası için, bir yoldaş için düşmüşüzdür. Bu yoldaki her adımımızda anılar bırakırız ardımız sıra. Derken, birisi çıkar karşınıza. Hoşlanırsınız. &`;Onu kendime nasıl bağlarım?” diye sorarsınız. Kimse kimsenin kalbine hükmedemez halbuki. Karşılıksız bir aşka tutulduğunuzda, &`;Nasıl unutabilirim?” diye sorarsınız. Bekârsanız, &`;Beklediğim kişi ne zaman karşıma çıkacak?” diye sorarsınız. Siz bu melankolik bekleyişteyken, &`;Hâlâ birini bulamadın mı?” diye soran kendini bilmezlerle karşılaşırsınız. Binbir umutla evlenirsiniz. Tam mutluluğu yakaladım derken aslında her şeyin şimdi başladığını anlarsınız. &`;Evlilik bu muydu?” diye sorarsınız. Artık biri cehenneme biri cennete çıkan iki yol vardır önünüzde. Mustafa Ulusoy, Evlilikler Yalnızlıklar Umutlar`da çeyrek asırlık psikiyatristlik deneyimiyle evliliği bir cennete dönüştürmenin ipuçlarını sunuyor ve sorunların içindeki umudu gösteriyor
178.85 ₺ -
Ay Terapisi
"İçindeki yalnızlık bir türlü yatışmıyordu. Hayat başkalarıyla ne kadar yaşanırsa yaşansın, insan yalnızlığını aşamıyordu. O da en sonunda bunu aşmaya çalışmayı bırakmış, yalnızlığında dinlenmeye karar vermişti. Bu ifadeye bayılıyordu: Yalnızlıkta dinlenmek" Mustafa Ulusoy, Ay Terapisi`ndeki öyküleriyle, okurlarını "yalnızlıkta dinlenmeye" davet ediyor. Bu öyle bir davet ki, bizi psikiyatrinin sınırlarına çekip kendimiz üzerine düşündürüyor. Dr. Mavi`nin terapi yöntemlerine tanık olurken, "ay`la tanışıyor, tanıştıkça da kendi derinliğimize varıyoruz. "Ay, insanla hiç sürtüşmüyordu ama neden, neden?Neden hep yukarıda, semada intizam vardı da yeryüzünün kısmetine çatışma düşmüştü? Dr. Mavi `Hadi bunu anlayalım!`dedi. Masanın üzerine boş bir dosya kâğıdı koydu, `insan ile ay arasında bir karşılaştırma yapalım?" Dünya seni bu kadar yormuşken, bak, ay ışığı tam önüne düşüyor.
109.50 ₺ -
Bir Kere Daha Son
Mustafa Ulusoy, Bir Kere Daha Son’da kendine has üslubuyla okuyucularına yeni bir okuma deneyiminin kapısını açıyor. Her deneyimin bir son, her sonun da yeni bir başlangıç olduğunu filmlerden edebiyata, gündelik hayattan insan ilişkilerine örnekler vererek bir kere daha okuyucuların zihninde yeni ufuklar açıyor. “Gündelik hayatı yaşarken her yaptığımız şeyin son olabileceğini, bunun bir kere daha tekrarlanmayabileceğini idrak ediyoruz. Bu son olabilir diyoruz. Ama bir kere daha son yanılsamasıyla sonluluk fikrini yumuşatıyoruz.” Sıkıntılı bir dünyanın sonunda gazete okuyor insanlar, aldırışsız insanlar güneş gibi parlayan portakallar yiyorlar. J. C. de Melo Neto
251.85 ₺ -
Dünyanın Üç Yüzü
Mustafa Ulusoy, Dünyanın Üç Yüzü’nde kaleme aldığı yazılarla insanın dünyayla kurduğu temasına ayna tutuyor. Bunu yaparken de kimi zaman bir film ya da roman karakterinin analizini, aşağıya sarkıtılan bir ip misali benliğimizin derinliklerine uzatıyor. Dünyanın üç yüzü vardı. Biri kendine bakan, diğeri ise Yaratıcı’nın sonsuz isimlerine ve ahirete bakan. Kendine bakan yüzü asıktı, elem ve keder verici. Çünkü gelip geçiciydi. Dokunduğumuz an solan bir çiçekti sanki. Yakalayıp sevmek için can attığımız bir kelebek gibi. Yakalaya yazdığımız anda uçup gidiveren. Ne dokunmamak mümkündü ona ne de solmasına razı olmak. İki arada bir deredeydik. Bir buz sarkıtının ucunda donarak asılı kalmış bir su damlası nasıl güneşi özlüyorsa; dünyanın üçüncü yüzünde asılı kalmış varlığımız da öyle özlüyordu dünyanın birinci ve ikinci yüzünü. Üçüncü yüze hikmetin güneşi doğmuştu... Bu yüz olmasaydı, her şey berhava olurdu.
251.85 ₺ -
Hayat Apartmanı
26 Kasım perşembe akşamı. Saat, 20.58-21.33 arası. Hayat Apartmanı’nın önünde esrarengiz bir genç kız beliriyor. Üstünde okul üniforması var. Görünüşü biraz ürkütücü, biraz tekinsiz; sanki başka bir dünyaya ait. Hayat Apartmanı’nın kilidi bozuk kapısından bir hayalet gibi içeri süzülüyor. Issız ve karanlık merdivenlerden ağır ağır çıkmaya başlıyor. Kızın attığı her adımda bir sır açığa çıkıyor, her adımında biri ölüme daha da yaklaşıyor. Dünyanın dört bir yanına saçılmış hayatlar bir noktada birleşiyor. Hırsız Mülayim Fikirtepe’deki gecekondusunda esrarın dibine vuruyor. Selma buğulu gözlerini televizyona dikmiş, kulağı kapıda bekliyor. Londra uçağındaki Kardiyolog Murat Bey, Avrupalı meslektaşlarına yapacağı etkileyici konuşmanın hayaline dalıyor. Müküslü Ramazan rüyasında ak sakallı bir dede görüyor. Küçücük bir iyilik bütün dengeleri değiştiriyor. Halepli Muhammed, Kilis’teki evinde eskiden yaşayanların hikâyesini merak ediyor. Ünlü müteahhit Mehmet Göğebakan, yakın gözlüğünü elinde evirip çevirirken artık yaşlandığını idrak ediyor. Dursun spor salonunda yüz yirmi kilo ağırlığı kaldırıyor, salonda bir alkış kopuyor. Numan, New York’ta, Lafayette Caddesi’ne yürüyüp gözdesi olan Madison Square Park’a ulaşıyor. Tarihçi Kâmil seyrettiği Into The Wild filmini tam o sahnede durduruyor. Daha birçok hayat tam o anda, Mualla Hanım’ın ömrünün son anında birbirine mühürleniyor. Mualla Hanım, evinin salonunda yerde yatarken, tiz bir kahkaha ile neye uğradığını şaşırıyor. Kara kaşlı, kara gözlü, buğday tenli, dünya güzeli Cemile buz gibi bir sesle fısıldıyor: “Ölümün benim elimden olacak.”
251.85 ₺ -
Aynalar Koridorunda Aşk
"Binlerce aşk romanı yazılmış aşkın romanı yazılmamıştı." Aynalar Koridorunda Aşk, romanın vaatlerini genişletiyor. Ateşe pervane ruhlar, daha ne kadar kül olmadan aynalar koridorunda yürür? Kendi varlığımızın labirentinde kaybolmuşken, kim bize çıkışı gösterir? Bir başkasının dünyasında var olma çabası, bir çift göz bebeğinde yansıma arzusu, bizi nerelere sürükler? Elimizi tutacak bir el arıyoruz ümitsizce, o el bizi ne kadar taşıyabilir? Aradığımız cevap, çoğu zaman sormayı en son düşündüğümüz kişide gizlidir. O kişi kim? Dr. Mavi, bir psikiyatrist. Beyaz, yaşlı bir yaşam. Kırmızı, Sarı ve Gri, ruhumuzdaki acıların farklı renkleri. Mustafa Ulusoy her birimizin ruhunun röntgenini çekiyor. Bize, bizim sorunlarımıza, kalp kırıklıklarımıza, çıkmazlarımıza, çaresizliğimize, isyanımıza, arzularımıza, ruhumuza dokunuyor. Yürekten gelen ve içimize akan satırlarda, bu dünyada insan olarak var olmanın bedelini sorguluyor. Aynalar Koridorunda Aşk'ı okuyunca Aşka dair ne kadar az şey bildiğinizi keşfedecek ve soracaksınız: "Bir insan bir başkasının kalbini doldurabilir mi?" Bu roman aşkı kaybedip kendini bulanların hikâyesidir.
288.35 ₺ -
Dünyanın Üç Yüzü
Zaten, dünya tadımlık bir yer… Varlığımızı kaplamış bitimsiz hüzün. Bizi sevip kabullenmiş, gitmek bilmeyen misafir olmuş keder. Kasvetli bir boşluk. Sağımız solumuz karanlık. Kalbin kendisi, nemli bir zindanın duvarlarında mahpus. Her varlık sonsuz kere atılmış düğüm. Dünya karanlığın kendisi. Varsın, olsun. Dünyanın sadece üçüncü yüzündeyiz. Bize aldırmadan giden, kalbin alakasına, fikrin merakına değmeyen yüzünde. Yitiyoruz. Bu dünyada. Hep birlikte. Gidiyoruz. Varsın, olsun. Varsın, bir buz sarkıtının ucunda donarak asılı kalmış bir su damlası gibi, dünyanın üçüncü yüzünde asılı kalmış olsun varlığımız. Bir de dünyanın birinci ve ikinci yüzü var… Bu dünyada bütün çektiklerimize değer. Mustafa Ulusoy Dünyanın Üç Yüzü’nde dünya ‘aldatı’larının neden olduğu problemlere karşı psikiyatri, ahlak, felsefe, akıl ve kalbin sunduğu bütün enstrümanları kullanarak okuyucusuna çözümler getiriyor.
11.99 ₺ -
Aynalar Koridorunda Aşk
Aşk insanın kalbini doldurmaya yeter mi? Caddede bir terapist yürüyor; insanları gözlemleyen ve yaşadıkları mutsuzluğun nedenlerini anlamaya çalışan bir terapist. Dr. Mavi, “Aynalar Koridorunda Aşk”ın kahramanı. Hepimizin yaşadığı duygusal karmaşaları tecrübe eden, varoluşun özünü anlamaya çalışan bir kahraman. Yüksek ökçeli kırmızı ayakkabılı kadın, etrafın ilgisini çekmek için sarmaş dolaş gezen sevgililer, önündeki arabayı sollayamayınca kendini değersiz hisseden BMW sürücüsü… Birer varoluş mabedi haline gelmiş kafeler, restoranlar ve buraları dolduran insanlar… Milyonlarca imge… İmgelerde varoluşunu arayan insanlar... Aynada kendini gördüğünü zanneden ama Beyaz’ın söylediği gibi asla görmeyecek olan, restoranda yemek yiyen kadın… Narsistleşmiş, benliğin mabedine hapsolup kendi varoluş gerçekliklerinden uzağa düşmüş, içlerindeki boşluğu aşkla doldurmaya çalışanlar... Peki, aşk insanın kalbini doldurmaya yeter mi? Sonsuz sevilme, değerli görülme ihtiyacını duyan insanın kalbini kim nasıl doldurur? Dr. Mavi, Beyaz, Kırmızı, Gri ve Sarı, rüyaların, gerçeklerin ve aynaların izini sürerek bu sorunun cevabını arıyorlar…
9.40 ₺ -
Giderken Bana Bir Şeyler Söyle
İnsanların yolu iki şeye, aşka ve ölüme mutlaka düşer. “İnsanın Temel Acıları” üçlemesinin ilk romanı “Aynalar Koridorunda Aşk” romanında yolu aşka düşenlerin ruhsal durumlarını irdeleyen psikiyatrist Mustafa Ulusoy, üçlemenin ikinci romanını yolu ölüme düşen insanlar üzerine kuruyor. Ölümü anlatırken dönüp aşka bir kez daha bakıyor. Aşkın güçsüzlüğüne karşın, ahlakın varlığa özen göstermek olduğunu temel alan yazar, ancak özen gösterilen ilişkinin derin bir bağlanma ağlayabileceğini söylüyor. Dr. Mavi bu sefer yolu ölüme, kayıplara düşenler karşısında çaresizliğe kapılıyor. Turuncu, Kahverengi, Kırmızı, Gri, diğerleri ve elbette bilge dostu Beyaz’la birlikte insanın temel acılarından ölümü katman katman açıyor. Gerçek ya da muhayyel acılardan geçen, ölümü çeşitli biçimlerde tecrübe eden kahramanlarımız, insanoğlunun kaçınılmaz yazgısıyla barışmanın yollarını keşfediyorlar. Mustafa Ulusoy, “Giderken Bana Bir Şeyler Söyle”de ölümle birlikte hayatı, ayrılığı, babalığı, yoksunluğu, kederi, dostluğu, öfkeyi, tanıklığı, varoluşsal işe yaramayı, yalnızlığı ama özellikle öykülerimizin yalnızlıktan ve sessizce ölmekten nasıl kurtulacağını anlatıyor. Ölümü gülümsetiyor Ulusoy, Ölüm Meleği’ni hepimize arkadaş kılıyor. “İnsanın ölümden korkar gibi görünmesi bir yanılsamadır. İnsan, aslında yokluktan, yokluğun getireceği sonsuz ayrılıktan özellikle de kendinden sonsuz ayrılmaktan korkar. Ölümse, hem ayıran hem birleştirendir. Ayrılmak için ölmek gerekir. Ama buluşmak için de ölmek gerekir. Ölüm gibi ikili bir yapısı olan başka bir durum yoktur. Bu yönüyle ölüm ikili, zıt bir duygu uyandırır insanda. Onu çekici kılan, cazip hale getiren, taçlandıran da budur.”
251.85 ₺ -
Yakınlık
Ne içine kapanmak sorunları çözer hayatta, ne de alıp başını gitmek. Çünkü insan gittiği yere kalbini de götürür. Kalbin her zaman aradığıysa ‘yakınlık’tır. Mustafa Ulusoy, bizi kalbimizin aradığı ’yakınlık’a çağırıyor. Yine, insanın iç dünyasında olup bitenlere ’yakın’dan ve bilgeliği arayan bir bakışla yaklaşıyor. Narsistik arzu çağına, varlığın dilini okuyup dilsizlikten kurtulmaya, insanla kâinat arasındaki bağlılığa, kadın erkek ilişkilerine, çocuklara Mutlak Varlığın nasıl anlatılacağına, sonsuzun tanığı olmaya değiniyor. Kimi zaman öykü, kimi zaman makale kıvamında denemeler biçiminde kaleme aldığı yazıların hepsi gelip bir noktada buluşuyor: Kalbin O’na yakınlığı. “İki insan arasındaki mesafenin hiç kapanmayacağını ve bir insanın başka bir insanı mutlak olarak anlayamayacağını fark edince, kalbini O’na açtı. İstediği şeyi insanlar veremeyecekti. İnsanların kötü niyetinden kaynaklanmıyordu bu. İstediği şeyi vermiyor değillerdi. Veremiyorlardı. Onu mutlak olarak ancak Mutlak Varlık anlayabilirdi. O’nun kendisini mutlak olarak anladığını hissedince, içindeki uzaklıklar kapandı; Mutlak Varlık, ona mutlak yakındı.”
9.40 ₺ -
Nietzsche Ve Babaannem
Nietzsche felsefeciydi. Babaannemse yalnızca bu gezegende yaşayan biri. İlla ki bir etiket vermek gerekirse, ev hanımı. Nietzsche, üniversitede ders verirdi. Babaannem, okuma yazma bilmezdi. Hayatında hiç okul yüzü görmemişti. Çok tanınmış biriydi Nietzsche; bütün Avrupa ondan hayranlıkla bahsederdi. Babaannemse yalnızca kendi köyünde tanındı. Nietzsche ve babaannem, aynı gezegenin misafiri oldular. İkisi de, bir anne ve babadan dünyaya geldiler. Aynı donanımlara sahiptiler. Ne Nietzsche’nin fazlası vardı, ne babaannemin eksiği. İkisinin de bir karar vermesi gerekiyordu. Tercih etmedikleri bir dünyada, yaşamlarını sonsuza dek etkileyecek bir ′tercih’te bulunmalıydılar. İşte o karar aşamasında yolları birbirinden ayrıldı. Aynı gezegenin iki yolcusu, iki ayrı yöne gitti. Nietzsche kolay olanı seçti, babaannemse zor yolu. Herkes, kendini çok iyi tanıdığını sanır ama en az tanıdığımız kendi ruhumuzdur. Mustafa Ulusoy “Nietzsche ve Babaannem”de bu en insani ama aynı zamanda en çetin meseleyi irdeliyor. Hayatın anlamı, ölüm, hiçlik, sonsuzluk arzusu, hayata ve kendine yabancılaşma, mutsuzluk, anlaşılamama gibi bütün çağların ortak meselelerini her dönemin insanına cevap verecek bir saflıkla ele alıyor. Ve herkesin payına kendi iç dünyasındaki düğümleri çözmeye yardımcı olacak ipuçları düşüyor.
9.08 ₺