-
Kuran’da Toplumsal Sınanma
İnsan hayatının mekânda tecessüm etmiş hali olarak medine/şehir, kendine özgü medeniyet tasavvurunu oluşturabilme yolunda kadim bilgi kaynaklarından devşirilen ve derin tefekkür aşamalarına tabi tutulan rafine bir zihniyete ihtiyaç duyar. Bu zihniyetin gerek insan tutum ve davranışlarında gerekse eşyaya ve olgulara sirayet etmiş müesses bir nizamda kendisini gösterebilmesi ancak sağlam bir iradeye ve müdrik bir şuura sahip insanla mümkün olur. Salt içgüdüsel davranışlarla yahut mekanik oluşumlarla kurulan şehirler de vardır; ancak bu teşekkülleri medeniyetin bir parçası saymak, kendi içinde müşterek gayelere sahip koloniler kuran hayvanlara da haksızlık olur. O halde şehrin ve şehirle özdeşleşen medeniyetin nîrengi noktasında insan vardır. Medeniliği belirleyen etken faktörler şehre hâkim olan ortak gayeler, inançlar, ahlâk ve zihniyet gibi insana özgü hasletlerdir. Medeniyetin başat unsurlarından insan ile şehir arasındaki ilişkinin Yaratan ve yaratılan arasındaki ilişkiyle de kopmaz bağları vardır. Diğer varlıklardan farklı olarak yeryüzünü medeniyetle buluşturma görevi yüklenen insan vazifesine sadakat konusunda elest bezminde Rabbiyle fıtrî bir sözleşmeye (mîsâk) imza atmıştır. Hak katında saygın kılınışının sebeb-i aslisi bu ‘mîsâk’ın tarafı olmasıdır. Söz, özünde çok güçlü bir iddiayı da içkindir. Bu iddia, bilkuvve var olan insanî meziyetlerin bireysel ve toplumsal anlamda bir sınanmayla bilfiil ortaya konulacağına dair adil bir imtihanda kulun başarı gösterecek olmasıdır. Sınanma zorunluluktur. Mekânı yeryüzü, muhatabı insan, zamanı ömür olan zorlu sınavın yegâne fâili ise Allah’tır.
195.00 ₺ -
Akrabalık İlişkilerinin Geliştirilmesinde Hadislerin Rolü
Günümüzde aile yapısı ve akrabalık ilişkileri, hızla değişen dünya şartları ve modern yaşam tarzlarından etkilenerek dönüşüme uğramaktadır. Teknolojinin hızlı gelişimi, küreselleşme ve şehirleşme gibi faktörler, aile birimini zayıflatmakta ve akrabalık ilişkilerini azaltmaktadır. Bu durumun sonucunda, insanlar arasında yaşanan bağların zayıflaması, toplumun sosyal dokusunu da etkileyerek birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Akrabalık ilişkileri, toplumların temel yapı taşlarından biridir ve insanların psikolojik, sosyal ve ekonomik gelişiminde büyük bir öneme sahiptir. Aile bireyleri arasındaki sevgi, saygı ve dayanışma gibi duygusal bağlar, akrabalık ilişkilerinin temelini oluşturur. Ayrıca, bu ilişkiler, insanların kimliklerini oluşturma sürecinde de büyük bir rol oynar. İslâm dini, akrabalık ilişkilerine büyük önem veren ve bu ilişkileri güçlendirmeyi teşvik eden bir dindir. Bu açıdan çalışmamızda yer verdiğimiz Kur’ân-ı Kerîm ve hadislerde akrabalık ilişkilerine dair pek çok öğüt ve tavsiye yer almaktadır. Bu öğüt ver tavsiyeler ışığında aile ilişkilerini nasıl geliştireceğimiz enine boyuna ele alınmıştır. İdeal bir toplum, fertlerin, akrabalarıyla sağlıklı iletişimi neticesinde gerçekleşecektir.
97.50 ₺ -
Osman Gazi - Önderlerimiz 41
Osman Gazi tarihte kurulmuş en güçlü siyasi yapılardan birisinin, Osmanlı Devleti’nin temellerini atmış büyük bir siyasi ve askeri dehadır. O, politik zekâsı, askeri mahareti ve bütün bunları anlamlı kılan cesareti ile çok sayıda rakip oluşum tarafından çevrelenmiş küçük bir beyliği zaferden zafere taşımış, takip ettiği kurumsallaşma faaliyetleriyle bu askeri başarıları bir devletin ilk adımları kılmıştır. Osman Gazi’nin kurucusu olduğu bu devlet Türk tarihinin en etkili kurumsal yapılarından birisi olmuş, onun soyundan gelen pâdişahların öncülük ettiği politikalar dünya tarihinin gidişatını değiştirmiştir. Bir bütün olarak değerlendirildiğinde Osmanlı’nın bir devlet olarak kazandığı başarıların arka planında gelenekselleşmiş ve inceden inceye işlenmiş bir dizi siyasi ve askeri stratejinin yattığı kolaylıkla farkedilecektir. Küçük bir beyliği cihana nizam veren bir devlete dönüştüren bu politikaların ilk nüvelerini Osman Gazi’nin hayat hikâyesinde bulmak mümkündür. Bir lider olarak onun en çok öne çıkan özelliği, çevresel şartları doğru bir şekilde okuyabilme kabiliyetidir. Bu yeteneği sayesinde yeri geldiğinde ihtiyatlı adımlar atabilmiş, yeri geldiğinde de son derece cesur politikalar benimsemekte tereddüt etmemiştir. Osman Gazi’nin bilinçli hamlelerinin, küçük bir beyliğe, bir dünya gücü olma ufku verdiği kuşkusuzdur. Elinizdeki kitap İslâm dünyasının yetiştirdiği bu büyük liderin hayat hikayesine odaklanmayı ve onun üzerinden bir devleti mümkün kılan ufku anlamaya bir kapı aralamayı vadetmektedir.
78.00 ₺ -
Nasır Li-dinillâh - Önderlerimiz 25
Nasır li-Dinillâh 575-622/1180-1225 yılları arasında yaklaşık 46 yıllık süreyle en uzun müddet hilafet makamında kalan Abbâsî halifesidir. Halifelerin siyasî güçlerini yitirip, sadece dinî bir lider olarak varlıklarını devam ettirdikleri bir dönemde halife olan Nâsır li-Dinillâh, Abbâsî hilafetine yeniden dünyevî otorite kazandırmak istemiş, bu amaçla askerî, siyasî, fikrî, içtimaî reformlar gerçekleştirmiştir. Aktif bir dış politika izleyen Nâsır li-Dinillâh yaklaşık iki asır sonra Abbâsî hilafetini bağımsızlığa kavuşmuştur. Sünnî dünyanın lideri olan Nâsır li-Dinillâh, Irak nüfusunun yarısına yakınını oluşturan Şiîleri devletin üst makamlarında görevlendirerek, Şiileri devlet yönetimiyle barıştırtmıştır. Nâsır li-Dinillâh toplumda mezhepsel farklılıklardan kaynaklanan gerilimi azaltmak maksadıyla, her kesimden insanın dâhil olabileceği, bir üst kimlik olmak üzere fütüvvet teşkilatını yeniden tanzim ettirmiştir. Başına buyruk hareket eden, çoğu zaman iktidarla çatışma halindeki fütüvvet birliklerini kontrol altına alan Nâsır li-Dinillâh, güçlü toplumsal alt yapıya sahip fütüvvet birliklerinin desteği ile hilafetin gücünü artırmıştır. Müslümanları fütüvvet ruhu etrafında birleştirmek isteyen Halife, İslâm dünyasına hâkim sultan ve hükümdarlara fütüvvet libası giydirerek kendisini önder ve lider olarak kabul ettirmiştir. Nâsır li-Dinillâh’ın yeniden tanzim ettirdiği fütüvvet, Anadolu’da Ahilik teşkilatı olarak yapılanmış, yüzyıllarca varlığını ve etkisini sürdürmüştür. 622/1225 yılında vefat eden Nâsır li-Dinillâh hilafeti boyunca İslâm dünyasını Abbâsî hilafeti etrafına birleştirmeye çalışmış bir liderdir. Nâsır li-Dinillâh’ın çabaları sonucu Abbâsî hilafeti yeniden bir güç haline gelse de siyasî ortam Abbâsî hilafetinin varlığına müsaade etmemiş, Halife Nâsır li-Dinillâh’ın vefatından kısa bir süre sonra 656/1258 yılında Abbâsî Devleti Moğollar tarafından yıkılmıştır.
78.00 ₺ -
Kuran Hıfzı Geleneği Ve Günümüzdeki Uygulama Biçimleri
Kur’ân-ı Kerîm’in korunması ve muhafazası” konusunda -Allah’ın vadi çerçevesinde- en fazla aracı olan uygulamalardan birisi “hıfz” geleneğidir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) önderliğinde başlayan Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinin ezberlenmesi, kendisinin sağlığında devam ederken kendisinden sonra onun yokluğunun Kur’ân-ı Kerîm’in muhafazasına zarar vereceği endişesiyle son derece hız kazanmıştır. Tarihî süreçte Allah rızası için Kur’ân-ı Kerîm’in korunması adına ve sorumluluk bilinci bağlamında hiç sekteye uğramadan devam eden “hafızlık” uygulaması zamanla kırâat ilminin alt başlığı olarak müesseseleşmiştir. Günümüzde de hem ülkemizde hem de ister ülkenin resmî dini İslâm olsun ister olmasın dünya ülkelerinde Müslümanlar tarafından Kur’ân-ı Kerîm hıfzı devam etmektedir. Öyle ki bazı ülkelerde aynı anda yaşayan hafız sayısı birkaç milyonu bulmaktadır. Tarihî evreleri ve günümüz hıfzı şeklinde iki ana konuyu işleyen bu kitapta söz konusu aşamalar kısmen aktarılmaktadır.
162.50 ₺ -
İslam Hukuk Sosyolojisi
Geçmişte fukahâ, toplumla yüzleşmeye dayalı din dilini fıkha uyarlayarak dinin idealleri ile toplumun gerçekleri arasında bir denge kurmayı büyük ölçüde başarmıştır. Asırlarca Müslüman toplumların “mihver sosyal kurumu” olan fıkıh, zamanla teorik bir hüviyet kazanmış ve son yüzyılda yaşanan Batılılaşmayla birlikte bu kurumsal kimliğinden daha da uzaklaşmıştır. Günümüzde Müslüman toplumsal gerçeklik ile dinin idealleri arasındaki mesafenin tarihte hiç olmadığı kadar açılmış olması, bunun bir göstergesidir. “Fıkhın hukuksallaşması” olarak ifade ettiğimiz bu durum, fıkhın karakterinde aslî bir unsur olarak var olan hukuksal ögelerin, zaman içinde itikadî ve ahlakî diğer unsurlara baskın hale gelmesine ve samimiyete dayalı din-toplum arası ilişkilerin hukuksal bir mahiyet kazanmasına tekabül etmektedir. Bu çalışma, varlık gerekçesini “hukukun toplumsal gerçeklikten uzaklaşması” olarak takdim eden hukuk sosyolojisinin sunduğu perspektiften, fıkıh alanında yararlanılmasının imkân ve sınırlarına dair bir deneme mahiyetindedir. Eserde, sosyolojinin handikaplı yönlerinin aşılabileceği kabulünden hareketle, İslam hukuku çalışmalarında zaman zaman eksikliği görülen bütünlükçü bakışın oluşturulmasında hukuk sosyolojisinin önemli bir rol oynayabileceği üzerinde durulmaktadır. Müstakil bir alt disiplin olma potansiyeline sahip olduğu öngörülen İslam Hukuk Sosyolojisi, fıkıh üretme faaliyetine yeni bir boyut kazandıracak; fıkhî hükümlerin meşruiyeti için gerekli olan “Şâri’in hitabına dayanma” ve “metodolojik tutarlılık” çabalarına, “hükümlerin toplumsal çıktılarını” da dahil ederek günümüz toplumları için daha gerçekçi yaklaşım ve çözümler üretilebilmesine katkı sunacaktır.
130.00 ₺ -
Geç Dönem Muhaddislerin Metin Tenkidi Uygulamaları
Hadisçilerin geçmişte yeterli seviyede metin tenkidi yapmadığına yönelik yaygın kanaatin temelinde uygulamaya dair bulgu eksikliği sorununun bulunduğu bilinmektedir. Araştırmacıların dikkat çektiği bu sorun sebebiyle muhaddislerin metin tenkidi uygulamalarına dair somut örnekler ancak mevzuat kitaplarından verilebilmektedir. İşte bu bulgu eksikliği sorununu çözmek maksadıyla yaptığımız araştırmalarda geç dönemden İbn Kesir, İbn Hacer, Zehebî ve İbnü’l-Cevzî gibi hadis ilminin yetkin şahsiyetlerinin yaptıkları metin tenkitleri geniş bir şekilde incelenmiş ve sanılanın aksine bu münekkitlerin yaptıkları hadis tenkitlerinde metni de muhakkak dikkate aldıkları ve bu amaçla birçok kıstası kullandıkları tespit edilmiştir. Hadisçilerin metin tenkidi faaliyetleri hakkındaki algıları önemli ölçüde düzeltecek olan araştırma bulgularını içeren bu çalışmaların konu bütünlüğü içinde okuyuculara takdim edilmesinin faydalı olacağı düşünülerek bu tetkikler bir kitap hâlinde bir araya getirilmiştir.
130.00 ₺ -
Erken Dönem Muhaddislerin Metin Tenkidi Uygulamaları
Hadisçilerin geçmişte yeterli seviyede metin tenkidi yapmadığına yönelik yaygın kanaatin temelinde uygulamaya dair bulgu eksikliği sorununun bulunduğu bilinmektedir. Araştırmacıların dikkat çektiği bu sorun sebebiyle muhaddislerin metin tenkidi uygulamalarına dair somut örnekler ancak mevzuat kitaplarından verilebilmektedir. İşte bu bulgu eksikliği sorununu çözmek maksadıyla yaptığımız araştırmalarda erken dönemden Buhârî, Müslim, Tirmizî ve İbn Ebî Hâtim gibi hadis ilminin en yetkin şahsiyetlerinin yaptıkları metin tenkitleri geniş bir şekilde incelenmiş ve sanılanın aksine bu münekkitlerin yaptıkları hadis tenkitlerinde metni de muhakkak dikkate aldıkları ve bu amaçla birçok kıstası kullandıkları tespit edilmiştir. Hadisçilerin metin tenkidi faaliyetleri hakkındaki algıları önemli ölçüde düzeltecek olan araştırma bulgularını içeren bu çalışmaların konu bütünlüğü içinde okuyuculara takdim edilmesinin faydalı olacağı düşünülerek bu tetkikler bir kitap hâlinde bir araya getirilmiştir.
169.00 ₺ -
Yıldırım Bayezid - Önderlerimiz 43
Anadolu’da bir beylik olarak ortaya çıkan Osmanlı Devleti, altı asrı aşan ömrüyle Türk İslam devletleri arasında en uzun ömürlü İslam Devleti olma özeliğine sahiptir. Üç kıtaya hükmeden bir imparatorluk haline gelmesinde ve bu kadar uzun ömürlü bir devlet olmasında “Kuruluş Dönemi” (1299-1453) olarak adlandırılan dönemin sultanlarından Yıldırım lakabıyla anılan I. Bayezid’in idarî, siyasî ve askerî faaliyetlerinin büyük etkisi olmuştur. Yaklaşık on dört yıl hükümdarlık yapan Yıldırım Bayezid’in (1389-1403) siyasî birliği sağlama konusunda gösterdiği çabalar sayesinde Anadolu’da beyliklere son verilerek merkezi otorite sağlanmıştır. Balkanlar’da gerçekleştirdiği gaza ve fetihlerle de devletin sınırlarını genişletmiş, adaleti, merhametiyle halkın gönlünde taht kurmuştur. Buna karşılık, iktidarlarını kaybettikleri için Türkleri Balkanlar’dan atmak isteyen Hristiyanların oluşturduğu Haçlı ordusu karşısında Niğbolu’da (1396) büyük bir zafer kazanarak, Türklerin Balkanlar’da kalıcı olduklarını zihinlere âdeta kazımıştır. Diğer taraftan İstanbul’u alarak Bizans Devleti’ne son vermek isteyen Yıldırım Bayezid, şehri dâima kontrol altında tutmuş ve fethetmek için dört defa kuşatmıştır. Dördüncü kuşatmada Bizanslıların teslim olmaktan başka çaresi kalmamışken Timur meselesinin ortaya çıkması bu fethi elli sene geciktirmiştir. Adaleti, cesareti, merhameti, cömertliği ve hayırseverliği ile tanınan Bayezid, başta Bursa Ulu Camii olmak üzere değişik şehirlerde birçok hayır eseri yaptırmıştır. Devlet adamlığı, komutanlığı ve diğer yönleriyle örnek bir şahsiyet olan Yıldırım Bayezid’in hayatının ortaya konulması, milletimiz, özellikle de gençlerimiz için önemli bir hizmettir.
78.00 ₺ -
Gençlerde Din Dışı Yönelimler ve Din Eğitimi
Din, hem bireyin psikolojik iyi oluşunu destekleyen hem de toplumsal hayatta huzuru sağlayan temel bir unsurdur. Dinî inançlar, özellikle gençlerin kişilik gelişiminde, ruh sağlığını korumada ve değerlerini muhafaza etmelerinde kritik bir rol oynar. Bu doğrultuda, gençlerin dinî kimliklerinin güçlendirilmesi, bireysel ve toplumsal refah açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu kitapta, son zamanlarda gençler arasında yayıldığı ileri sürülen ateizm ve deizm gibi din dışı yönelimlerin gerçekten yaygın olup olmadığı ele alınmakta, aynı zamanda bu eğilimlerin yaygınlık düzeyi ve nedenleri ortaya konmaktadır. Ayrıca, aile, okul ve diğer din eğitimi kurumlarında alınan din eğitiminin, gençlerin dinî yönelimlerini nasıl etkilediği incelenmiş ve din eğitiminin bu süreçteki rolü üzerinde durulmuştur. Araştırma bulguları, gençlerde din dışı yönelimlerin toplumdaki algıya kıyasla sınırlı olduğunu; ancak bu tür eğilimlerin oluşumunda bireysel ve çevresel etkenlerin önemli bir yere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, gençlerin dinden uzaklaşmasında gelişimsel dönem özellikleri, dinî bilgi eksikliği, sosyal medya ve kitle iletişim araçlarının olumsuz etkileri, dinin bazı kişiler tarafından çıkar amaçlı kullanılması, dinî temsildeki eksiklikler, din adına yapılan haksızlıklar, otoriteye isyan, yetersiz din eğitimi, ebeveyn ve eğitimcilerle sağlıklı iletişim kurulamaması, dinin yanlış temsil edilmesi ve popüler kültürün etkileri gibi çeşitli nedenler etkili olmaktadır.
130.00 ₺ -
Harun Reşid - Önderlerimiz 8
Harun Reşîd, İslâm tarihi boyunca iktidara gelen isimler arasında kapasitesi, donanımı, siyaset becerisi ile müstesna bir yere sahiptir. Abbasi Devleti’nin en parlak yıllarını, kendisinin iktidarında yaşamış olması, Halife’nin bu yönlerine çok şey borçludur. Yalnız iç ve dış siyasette değil, ilim ve sanatta da Harun dönemi zirveye ulaşmıştır. Abbasi hazinesinin gücü ve refahın tabana yayılması, Harun Reşîd’in başarılı bir devlet adamı olmasının diğer tezahürleridir. Harun dönemi, Abbasîlerin zirvesi olarak görülmüş ve “arus/düğün günleri” olarak nitelendirilmiştir. Bu da Halife’yi, sadece tarih değil, belki ondan daha yoğun olarak edebi literatürün önemli bir figürü haline getirmiştir. Harun Reşîd, pek çok zihin tarafından Bin Bir Gece Masallarının fantastik kahramanı olarak bilinmekte, özellikle kimi Batı kökenli çalışmalarda mitik bir şahsiyet olarak yansıtılmaktadır. Halife, bazı Müslüman çevreler tarafından ideolojik ve mezhebi etkenlerle karalanmakta böylelikle iki uç algı arasında hakikatten uzak bir portreyle gidip gelmektedir. Kendisinin meşhur bir isim, döneminin ise Abbasilerin en müreffeh zaman dilimi olması, hem şahsiyeti hem dönemi ile alakalı aslı olmayan, tahminlere dayalı, zenginlik ve şaşaa üzerine kurgulanmış haberlerin üretilmesine yol açmıştır. Bu kitap, Harun Reşîd’in biyografisini klasik İslâm tarihi kaynaklarını temel alarak ve bilimsel yol takip ederek ortaya koymaya ve kendisinin gerçek tarihî kimliğini gözler önüne sermeye çalışmaktadır.
78.00 ₺ -
Nureddin Zengi - Önderlerimiz 15
Bölünmüş, parçalanmış, İslâm’ın en kutsal üç beldesinden birisi olan Kudüs’ü Haçlılara kaptırmış Müslümanların yeniden şahlanışa geçtikleri isimdir Nureddin Zengî… Bir tarihçi onu dört Râşid Halife ve Ömer b. Abdülaziz’den sonra en çok kendisinden etkilendiği kişi olarak tarif ederken hiç de mübalağa etmemektedir. Ona övgüler düzen sadece tarihçiler ve şâirler değildir; halk arasında da kendisinin kırk evliyadan birisi olduğu söyleniyor ve dilden dile kerametleri ve menkıbeleri anlatılıyordu. Babasının mirasından devraldığı Halep’e kısa sürede Urfa Haçlı Kontluğu ve onun bakiyelerini eklemiş, babasına ve Selçuklu meliklerine nasip olmayan Suriye’yi birleştirmek gibi zor bir görevi de yerine getirmişti. Ele geçirdiği ve Halep zindanına attığı pek çok Haçlı soylusu yanında Franklara yeri gelince gösterdiği merhamet ile de adını ölümsüzleştiren Nureddin, hâkimiyet süresi içerisinde elli kadar kale ve şehri de Haçlılar’dan almayı başarmıştı. 1174 yılında Dımaşk’ta mütevazi bir odada hayata gözlerini yumduğunda geride birleştirilmiş bir Suriye, Suriye ile bütünleşmiş bir Mısır, Antakya Haçlı Prinkepsliği’nden ayrılmış bir Kilikya ve birbirlerinden ayrı hareket etmeye başlayan Haçlı devletçikleri bırakmıştı. Dahası Kudüs’ü yeniden fethedecek Selahaddin Eyyûbî gibi bir lider bırakmıştı. O sadece muzaffer bir hükümdar değil, aynı zamanda ıslahatçı bir sultan, ilmin ve adaletin hâkim olması için durmadan çalışan bir kişi idi. Sadece Suriye ve Mısır’a değil, Anadolu ve Azerbaycan’a da kısmen hükmedebilen bu müstesnâ şahsiyet, Doğu’nun güneşi, İslâm’ın en aziz kahramanı idi.
78.00 ₺ -
Baybars - Önderlerimiz 39
XIII. yüzyıl ortalarında Eyyûbîler, Yedinci Haçlı Seferi ve yaklaşan Moğol istilası nedeniyle derin yaralar alarak yıkılmaya yüz tutuyor, onların boş bıraktığı bu alanı da Memlükler ve onların büyük lideri Baybars dolduruyordu. Nureddin Zengî Bakîa’da, Selahaddin Remle’de Haçlılara mağlup olup canlarını zor kurtarırken, namağlup Baybars, hem Moğollar hem de Haçlılara karşı büyük zaferler kazanıyordu. Selahaddin’in dahi Hıttîn sonrası ele geçiremediği kaleleri fetheden Baybars, Fırat Nehri’ni geçen Moğollar’ı sadece Mısır’dan çıkarak kaçırabiliyordu. Tarihte kendi topraklarından uzaklarda mücadele eden pek çok sultan ve kral büyük mağlubiyetler yaşarken, Baybars, Kilikya Ermenilerine ait sarp geçitler ve tuzaklarla dolu bir coğrafyadan başarı ile ordusunu geçirip, Elbistan Ovası’nda büyük bir zafer kazanabiliyordu. Mısır’daki sarayında Altın Orda hanlarının elçilerinden Bizans delegelerine, Sicilya’da hüküm süren Manfred ve ardılı Charles de Anjou’dan Gürcü heyetlerine kadar pek çok elçilik heyetini ağırlayan Baybars, bu konuda da ne kadar maharetli olduğunu ortaya koyuyordu. Bu başarılı dış politika sayesinde Sekizinci Haçlı Seferi’nin yönünü Tunus’a çevirebiliyor, Nûbe topraklarında, Berkâ çöllerinde dahi saygı ile kendisine tabi olunuyordu. Sivas esir pazarında satılıp Mısır’a getirilen bu müstesna şahsiyet, tarihin akışını değiştirip İslâm âleminin geniş bir nefes almasına, kazandığı zaferlerle tüm Müslümanların bayram yapmasına vesile oluyordu. Baybars, 1268’de son verdiği Antakya Haçlı Prinkepsliği ile Urfa’yı 1144’te ele geçiren İmâdüddin Zengî’ye, Suriye ile Mısır’ı birleştirirken Nureddin’e ve kazandığı zaferler yanında, bazı düşmanlarına karşı dahi gösterdiği alicenaplıkla da Selahaddin’e benziyordu. Köle kökenli olmasına rağmen O, İslâm’ın en muzaffer kılıçlarından birisi ve en yetenekli liderlerinden idi.
78.00 ₺ -
Nüzûl Döneminden Modern Döneme Te’vil Kavramı
Elinizdeki bu çalışma: arka planında siyasal, sosyal ve kültürel sebeplerin yattığı bu tartışmaların; bir taraftan aşırı yorum olarak tanımlanan böyle bir anlam savruluşu diğer taraftan her disiplinin, mezhebin, mektebin hatta siyasal ve entelektüel çevrelerin kendi te’vîlini oluşturduğu ve birbiriyle olan düşünsel mücadelelerini bu sözcük üzerinden sürdürdüğü tarihsel seyrine ışık tutmaktadır. Bu aynı zamanda te’vîl bağlamında “ortak bir kelime” ye ulaşmanın yolu açılabilir mi sorusuna bir cevap arayışının ilk adımıdır. Te’vîl konusuna dair ulaşabildiğim ve ulaşamadığım çok kıymetli araştırmalar elbette mevcuttur. Ancak her yüzyıldan bir veya birkaç müfessirin görüşüne müracaat etmek bu dönemlerdeki te’vîl sözcüğüyle alakalı olarak tefsir külliyatının bütünü hakkında bir fikir verebilir düşüncesiyle ortaya konulan bu çalışma farklılık arz etmektedir. Bu sebeple çalışmamız, Kur’ân’da 17 kez zikredilen te’vîl sözcüğüne nüzûl/Peygamber döneminden başlayıp hicrî on dördüncü/yirminci yüzyılın orta dönemine kadar Elmalı’lı Muhammed Hamdi Yazır’la sınırlandırılmıştır. Te’vîl sözcüğünün anlam itibariyle geçirdiği üç önemli döneminin öncüleri olan Matûrîdî, İbni Teymiyye, Abduh ve Reşit Rızâ’nın görüşlerine tabii olarak daha geniş yer verilmiştir. Her yüzyıldan en az bir en fazla dört müfessir olmak üzere toplamda otuz yedi müellifin bu ayetler bağlamında te’vîl sözcüğü ile ilgili görüşlerine baş vurduğumuz bu çalışma, yukarıda zikredilen soruya cevabın imkanına yönelik mütevazı bir katkı sağlayabilirse kendimizi bahtiyar hissederiz.
97.50 ₺ -
Arap Kültüründe Bilginin İntikâl Süreci
İsnâd, klasik bir bilginin sonraki nesillere aktarılmasında şüphesiz en çok ihtiyaç duyulan yöntemlerden biridir. Zira bir metin okunduğunda, söylendiği veya yazıldığı döneme ait sahne yaratmak isnâdın önemli gayelerinden biri olmuştur. Yani haberin güvenilirlik miyarı şeklinde algılanan bu sistemin işlevi sadece bir bilginin sağlam bir şekilde intikali değil aynı zamanda o bilgiye ait topyekûn duygu aktarımıdır. Bu nedenle de taşımacılığını yaptığı metne dair rivâyet formları dışında kalan ve klasik ilimler için satır arası önemli bilgiler olarak adlandırılabilecek, habercilerin birbirleriyle ilişkilerini, doğum ve vefat tarihlerini, râvîlerin yaşadıkları coğrafya veya metnin tedavül sahasına dair yer bilgilerini, intikal ettirilen nesil tarafından varlığından bile haberdar olunmayan bir kitabın sahife ve kokusunu, birçok ilke imza atmış bir ilim adamının tedrisata başladığı ilk günü… zihinlerde canlandırmaktadır. Halbuki dışarıdan bakıldığında karşımızda çoğu zaman kimin neyi söylediği bilgisinin dahi bulunmadığı, yedi sekiz ismin peş peşe sıralanmasından ibaret bir senedden başka bir şey yoktur. Bu nedenle klasik okuma, herkesin kârı olmayıp yıllar süren isnâd araştırmalarıyla elde edilebilecek bir mahareti kesb işidir. Bu çalışma cahiliyeden başlayarak Arap-İslâm kültürüne ait bilgi birikiminin günümüze intikalini sağlayan isnâd sisteminin kapsamlı bir analizini gerçekleştirmektir. Tevfîk Allah’tandır…
130.00 ₺ -
Matüridi Tefsirinde Makasıdi Yorum
Doğru bilginin kaynakları arasında akla önemli bir yer açan ve düşüncesinin merkezine hikmeti yerleştiren İmam Mâtürîdî’nin (ö. 333/944) tevil, nesḫ, istihsân, din-şeriat, husun-kubuh gibi konulara yaklaşımı, makâsıd fikrini desteklemektedir. O, tefsir alanında kaleme aldığı Te’vīlātu’l-Ḳur’ān adlı eserinde ayetlerin nüzul maksatlarını sorgulamakta, ahkâm ayetleri çerçevesinde fıkhî hükümlerin hem genel hem de özel gayelerine dair açıklamalara yer vermektedir. Onun tefsirinde gerek fıkhî anlamda makâsıd ictihadına gerekse bir tefsir yöntemi olarak makâsıdî tefsire dair örneklere rastlamak mümkündür. Nitekim Mâtürîdî, bir ayetten hüküm çıkarırken bazen nassın teşrî’ amacını, bazen ayetin nazil olduğu tarihsel koşulları, bazen de dinin ana ilkelerini dikkate almakta, böylece ayete sadece literal yaklaşmanın yol açacağı yanlış yorumlardan uzak durmayı başarmaktadır.Bu eser, Māturīdī tefsirini ġāī yorum metodu açısından incelemekte; maḳāṣıd nazariyesinin ve maḳāṣıdī tefsir yönteminin Te’vīlātu’l-Ḳur’ān’daki temellerini ortaya koymaktadır. Böylece sürekli değişen hayatın yeni problemlerine Kur’an’dan çözüm önerileri sunarken, bunu daha önce yapmış ve bu konuda başarılı olmuş bir âlimin tecrübelerinden istifade etme imkanı sunmaktadır. Ayrıca sağlıklı bir Kur’an anlayışının oluşmasını ve İslam dünyasının içine düştüğü derin krizlerden kurtulmasını sağlayacak sağlam bir zeminin, klasik dönem tefsirlerinden elde edilebileceğini ispatlamış olmaktadır.
162.50 ₺ -
Anadolu Kültürünün Dini Temelleri
İslâm dininin iki temel kaynağından biri olan Hz. Peygamber (sav)’in sünnetinin Anadolu kültürü üzerindeki etkisini inceleyen bu araştırma, hadislerin Türk-İslam kültüründeki tezahürlerini ele alan araştırmalar arasında, konuların çeşitliliği bakımından en kapsamlısıdır. Araştırmanın ilk iki bölümünde, inanç ve ibadetlerin örf, âdet ve gelenekler üzerindeki tezahürleri, diğer iki bölümde ise adâlet, doğruluk, cesâret, yardımseverlik gibi bireysel ve toplumsal değerler ile hayatın geçiş evreleri olarak ifade edilmekte olan doğum, evlilik ve ölüm süreçleriyle ilgili örf, âdet ve gelenekler ele alınmıştır. Bahsi geçen hususlarda Hz. Peygamber (sav)’in hadisleri, Buhârî ve Müslim’in Sahih’leri başta olmak üzere öncelikle Kütüb-i Sitte kaynaklarından araştırılmış, buralarda bulunamayan hadisler için Kaynakça’da yer alan diğer hadis eserlerine müracaat edilmiştir. Araştırmada çoğunluğu orijinal metin ve tercümesi, bazıları sadece tercümesi, bazıları ise konuyla ilgisine atıfta bulunulmak suretiyle altı yüz kadar rivayete yer verilmiştir. Bu rivayetlerin yüzde doksana yakın bir oranının hadis alimlerince “Sahih” ve “Hasen” olarak nitelenen hadislerden oluştuğu, dolayısı ile Anadolu kültürünün genel itibariyle Peygamberimiz (sav)’den nakledilen sahih rivayetlerle şekillendiği tespit edilmiştir.
162.50 ₺ -
Hitabet Sözde Hikmet Üslupta Zarafet
Hitâbet yalnızca bilgi aktarmak değildir. Onun asıl amacı, dinleyicinin zihnini uyandırmak ve kalbine tesir ederek ona bilinç kazandırmaktır. Bu eser, İslâm geleneğinde hitâbetin kavramsal köklerini ele almakta; Kur’ân’ın ilke ve öğretileri, peygamber kıssaları ve Hz. Peygamber’in sünneti ışığında hitâbetin ahlâkî, estetik ve toplumsal boyutlarını incelemektedir. Güzel sözün bireysel arınma ve toplumsal barış üzerindeki dönüştürücü gücünü, duânın hitâbeti derinleştiren işleviyle birlikte ortaya koyan bu çalışma, okuyucuya yalnızca bilgi sunmayı değil, aynı zamanda bilinç kazandırmayı amaçlayan bütüncül bir metodoloji sunmaktadır.
162.50 ₺ -
Somuncu Baba Tarih, Tabakat, Arşiv Belgeleri Ve Yazamlar Ekseninde
Daha çok “Somuncu Baba” adıyla bilinen Şeyh Hâmid-i Velî, 9/15. asrın tanınmış sûfîlerinden olması yanında Anadolu tasavvuf geleneği açısından oldukça önemli bir isimdir. Ebheriyye, Nakşbendiyye, Safeviyye ve Halvetiyye tarikatlarıyla silsile yönünden irtibatı bulunmaktadır. Kendisine bir tarikat atfedilmeyen Somuncu Baba, Bayrâmiyye gibi Anadolu’nun ilk Türk tarikatı sayılan tarikatın kurucusu Hacı Bayrâm-ı Velî’yi yetiştirmiştir. Ayrıca o, esas itibariyle müstakil bir tarikat hüviyetinde olmayıp tarikatlarda bir neşve olarak bulunan melâmet düşüncesinin müstakil bir tarikata dönüşmesini sağlayan silsilenin öncüsü kabul edilebilir. Müellif sûfîlerden sayılabilecek Somuncu Baba’nın kendisine atfedilen Silâhü’l-Mürîdîn, Zikir Risâlesi ve Şerhi Hadîs-i Erbaîn isimli üç eser bulunmaktadır.
162.50 ₺ -
smanlı Toplumunda Halvetilik ve Halvetiler (IX-XV. Asır)
Halvetiyye Tarikatı IX-XV. asırda Anadolu’da tasavvufun gelişiminde önemli tesirleri olan tarikatlardan biridir. Sadece halk arasında olmayıp devlet erkânınca da hüsnükabul gören bu tarikat IX-XV. asırda üç ve takip eden asırda bir olmak üzere bünyesinden çıkan dört ana kol ve bu kollardan zuhur eden kırka yakın şubesiyle adeta Osmanlı toplumunun tasavvufî hayatına yön vermiştir.
162.50 ₺