-
Süheyl Ünver Bibliyografyası
Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver (İstanbul 1898-1986) hekim, tıp tarihçisi, bilim tarihçisi, ressam, müzehhib olarak 20. yüzyıl Türk fikir ve sanat hayatında önemli bir yer edinmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Tıbbiye’de öğrenim görmüş, 1920’de de bu okuldan mezun olmuştur. Tıp eğitiminin yanı sıra Medresetü’l Hattatîn’e devam etmiş, burada Yeniköylü Nuri Bey’den tezhip, Necmeddin Okyay’dan ebru öğrenmiştir. Yine bu yıllarda Hoca Ali Rıza Bey’den resim dersleri almıştır. Bu kadar geniş bir alanda faaliyet gösteren Hoca’nın makale ve kitaplarının sayısı ise 2.000 dolayındadır. Bunun dışında, günlükler halinde yazdığı ve bir nevi çağdaş Evliya Çelebi Seyahatnamesi sayılabilecek olan bin küsur defteri ve dosyası mevcuttur. Ayrıca tarihî yerlerle ilgili yaptığı yüzlerce resim, çeşitli pulları ve tezhipleri vardır. Bu çalışmada adı geçen defterler ile elinde bulundurduğu çeşitli vesikaları Ünver, 1973 yılında Süleymaniye Kütüphanesi’ne bağışlamıştır. Resimler ve tezhiplerinin bir kısmı İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Tarihi Enstitüleri’nde, bir kısmı ise aile nezdindedir. Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in kızı Gülbün Mesara, Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar ve Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ’in, Hoca’nın bütün makale ve kitaplarını büyük bir titizlikle inceleyerek hazırladıkları A. Süheyl Ünver Bibliyografyası, tıp tarihi, güzel sanatlar, sanat tarihi ve buna benzer daha pek çok alanda çalışma yapan herkes için bir başvuru kaynağı niteliğinde…
665.00 ₺ -
İlmiyye Salnamesi
Osmanlı döneminde sâlnâme yayınına 1847 yılında başlanmış; bu faaliyet genellikle istikrarlı bir şekilde devam etmiş ve nihayet Devlet, Nezâret ve Vilâyet sâlnâmeleri ile özel sâlnâmelerden oluşan zengin bir kolleksiyon meydana gelmiştir. İhtivâ ettiği fevkalâde değerli bilgiler itibariyle, araştırmacı ve tarih meraklılarının mustağni kalamıyacağı en önemli tarihî kaynaklardan sayılan sâlnâmelerin, günümüzde elde edilmesi çok güç olduğu gibi, kütüphanelerde dahi tamamının bir arada bulunabilmesi adeta mümkün değildir. Yayınevimiz bu durumu dikkate alarak, ilk basımı 1996 yılında yapılan “İlmiyye Sâlnâmesi”ni Latin harfleriyle -kanaatimizce daha da istifadeli bir hale getirilmiş olarak- yayınlamaktadır. Burada ilk basımdan farklı olarak, şeyhülislâmların el yazıları bulunan 12 fetvâ eklenmiş, fetvâların Türkçe olanların transkripsiyonları, Arapça olanların ise tercümeleri verilmiş, fetva metinlerinin orjinalleri de kitabın sonuna konulmuştur. Ayrıca görevden ayrılmış bulunan şeyhülislâmlardan basım tarihinden sonraki hayatları ve yine bu tarihten sonra meşihat makamına geçenlerin biyografileri ile ayrıntılı bir dizin eklenmiştir.
513.00 ₺ -
Alemi İslam ve Japonyada İslamiyetin Yayılması
Abdürreşîd İbrâhîm, Sibirya’da 1857 yılında doğmuş hayatını İslâmiyet’e ve onu anlatmaya adamış gönül insanlarından biri. İslâm’ı anlatma yolunda verdiği mücadeleler, bu uğurda dünyanın bir ucundan diğer ucuna kadar yaptığı yolculuklar, hele de dünyanın tam da büyük bir buhrana sürüklendiği zamanlarda İslam adına yaptığı fedakârlıklar, günümüzün modern insanı için tam bir ibret tablosu. Sadece İslâmiyet’i yayabilmek için Türkistan’dan başlayıp Japonya’ya uzanan bir coğrafyada seyahat etmek ve bir ömrü bir ideal uğruna vakfetmek, hayatını haz odaklı yaşayan bugünün insanına çok şey anlatıyor. Âlem-i İslâm; Abdürreşîd İbrâhîm’in Osmanlı’nın son döneminde, başta Japonya olmak üzere Uzakdoğu ülkelerine İslâmiyet’i anlatmak için yaptığı seyahatleri ve bu uğurda yaşadıklarını anlattığı dikkat çekici bir eser. Yazar, yaşadığı birbirinden ilginç hadiseleri ve Japonya’da İslâm’ın yayılışını akıcı ve samimi bir dille okurlara aktarıyor. Kitapta aktarılan ilginç bir hatıra şöyle: “Bir gün Tokyo etrafında dolaşmakta idim, ahbaptan biri tesadüf ederek “Şu köyde bir Türk var, geçende sizinle görüşmeyi arzu ediyordu.” dedi. ‘Türk’ kelimesini işittiğim gibi hemen bende bir memnuniyet hasıl oldu ki; tarif edemem, aylarca Müslüman görmemişim, “Nerede acaba?” diyerek adresini öğrendim. Hemen aramaya gittim. Tarif olunduğu gibi buldum, Nippori isimli köyde Mikazki Kak -(“güneş ile hilal” manasını ifade eder)- (adlı) eve geldim, genç bir Japon kızı karşıladı. Dedim ki: “Burada bir Türk varmış?!” “Hayır Türk yoktur, Arab var. Huve zevci (o benim eşim)” diyerek Arapça ilave edince, ziyadesiyle taaccüp ettim: Japon kızı Arapça konuşur, eşi de Arap olur; (inanılır gibi değil)!.. “Eşiniz nerdedir?” diye sordum. “Buyurunuz şimdi gelir.” Derken bir odadan ihtiyarca bir Japon kadın çıktı: Selâmun aleykum faddalü (buyurun) demesiyle ben de ayakkabılarımı çıkardım, içeri girdim. Duvarda bir fotoğraf; Mısır Kahire subaylarından olduğunu görüyorum. Kızcağız “Hazâ zevcî (Bu benim eşim)” dedi. Hayret!..”
665.00 ₺