-
Amakı Hayal
"A'mâk-ı Hayâl, yeni harflerle ve sadeleştirilmiş olarak birçok kez basıldığı halde, ciddi bir değerlendirmeye neden konu olamamıştır? Bu sorunun yanıtı, yine yayınların kendisindedir. Bu yayınlar, ne yazık ki, eseri ciddi bir değerlendirme konusu kılabilecek bir titizlik ve özenden yoksundur. Sadeleştirme adına dili, metnin kavramsal yapısı altüst edilecek biçimde bilinçsizce bozulan; kimi söz bağlamları düşünülmeden komik biçimde okunan; ikinci basıı dizgi yanlışları, rahatlıkla doğrusu anlaşılabileceği ya da bulunabileceği halde, olduğu gibi bırakılan bir yapıtın ciddi bir değerlendirme konusu yapılabilmesi şöyle dursun, okunabilmesi bile mümkün değildir. A'mâk-ı Hayâl, roman tekniği ile geleneksel anlatı geleneğini birleştiren bir yapıttır. Bu yüzden, öğreticilik amacı güttüğü söylenebilirse de, tezli bir roman olma savı taşımaz. Kalkış noktası, hep vurgulandığı gibi, salt İslâm tasavvufu değildir. Hint ve eski İran inançları ve bilgeleri üç bölümün konusunu oluştururken, İslâm tasavvufundan da, bir tasavvuf önderinden de açıkça hiç söz edilmemiş, bir tarikat şeyhi ise olumsuz bir tip olarak sergilenmiştir. Bu nedenle, Ahmed Hilmi'nin tasavvufta içselleştirilmiş ortak Doğu bilgeliğine yaslandığını söylemek daha doğrudur."
113.15 ₺ -
Sanat Ve Folklor
Bir ülkenin sanat tarihine tuvalleriyle damga vurmuş isimler. Nakış nakış işlenen yazılar,görülmeyi bekliyordu. Dergilerde kalan yazılar, röportajlar, anılar, taze fikirler, heyecanlar. Resim tarihinin bilinen simaları, artık unutulan sanatkârları, depolarda çürümeye bırakılmış tuvaller. Nazik bir üslup,genç Cumhuriyet in bir sanata yaklaşımları, davetler, sergiler, salonlar ve folklor. Malik Aksel, bir ”hafıza” olarak, bir sanatkâr olarak sayfalarda.Tekrar.
215.35 ₺ -
Boğaziçindeki Mücevher Dolmabahçe Sarayı
Bir saltanat sarayı. Osmanoğulları'nın miras bıraktığı görkemli mimari yapılardan biri. Bir saltanatın en görünür olduğu geçit alam. Sadece o değil. Kültür ve medeniyet yaşantısının renkten renge büründüğü ”saray”. içinde yaşayanların ”mekânın poetikası”nı da çattıklarını görürüz orada, incelikle. Bütün eşya, mekân, ışık, ses gündelik hayatın sosyolojisi içinde insana ve eşyaya koşar. Çevresini aydınlattığı kadar kendi masalım da söyler. İskender Pala, her sabah Boğaziçi'nin iki yakasından birinde Beylerbeyi'yle selamlaşan, İstanbul şiirinin en lirik mısrası gibi insanları yıllardır gözleyen bir saraydan, Dolmabahçe Sarayı'ndan sesleniyor. Dolmabahçe Sarayı'nın, yani ”Boğaziçi'ndeki Mücevher”in kitabım, eşyaları konuşturarak, onların ağzından hikâye ediyor ve her gün önünden binlerce insanın geçip gittiği mekânın ruhuna ortak olmaya çağırıyor. Okuyarak yaşamak, yaşarken yol almak için, bir kılavuz, kitaptan daha ötesi. ”Bazen bir çocuk, bazen bir cariye, bazen bir ruh veya mana. Onlar bir zamanlar sarayın kahramanıydılar ve şimdi sizinle konuşmak üzere hayata döndüler. İstiyoruz ki bu kitabın bölümleri size rehberlik edebilsin ve cümleler, yolculuklarınızı anlamlı kılsın, sonunda sizi bir sarayla buluştursun.”
120.45 ₺ -
Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Taht Kavgaları
Alanındaki uzmanlığı, sadece akademideki sıfatlarıyla kanıtlanan bir akademisyen değil Şerafettin Turan. Osmanlı tarihinin enteresan bir dönemine odaklanıyor Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Taht Kavgaları. Bir döneme odaklanan ama konuyu derinlemesine ele alan bu metni incelediğimizde, aslında tarihin bütününe dair büyük "Muhteşem" sıfatıyla anılan Kanuni Sultan Süleyman'ın oğulları arasındaki taht kavgasının, izini kaynak metinlerle, araştırmalarla, yeri geldiğinde fetvalarla sürüyor Şerafettin Turan. Akademik metinlere ait, hepimizin kafasındaki anlatım ezberlerini de akıcı dili ve duru Türkçesiyle yerle bir ediyor. Okunan, okunurken zevk veren bir yapıt çıkarıyor karşımıza; baskısı yenilendikçe kendini yenileyen, bilgilerini güncelleyen ve dilini incelten bir Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Taht Kavgaları. Şehzade Mustafa, Bayezid ve Selim arasında yaşananlar; Hürrem Sultan, Mahidevran Hatun, Rüstem Paşa'nın rolleri ve yaptırımları; Osmanlı'nın en şatafatlı ve güçlü olduğu dönemin perde arkasında yaşananlar bu araştırmada sahih bir biçimde anlatılıyor. Şehzadelerin taht kavgalarına yol açan nedenler, Şehzade Bayezid'in Selim'e ve babasına karşı cephe alışı, imparatorluğu iç savaşa götüren sebepler, Konya Savaşı, Bayezid'in İran'a sığınması ve akabinde öldürülmesi, taht kavgasının doğurduğu iç karışıklıklar ve taht kavgaları nedeniyle yapılan yönetim değişiklikleri, kitabın ana konularını teşkil ediyor. Uzun padişahlık döneminde dışarıyla uğraştığı kadar içeriyle de uğraşan Kanuni Sultan Süleyman'ın "padişah, baba, şair" olarak da:portresi gözler önüne seriliyor.
237.25 ₺ -
Esmaül Hüsna Şerhi
Allah adıyla andığımız büyük zat, bu muazzam varlığı yaratan, tutan, her lahza görüp gözeten zattır. Hudutsuz kudret sahibidir, isterse yaratılmışların daha nice benzerlerini de vücuda getirir; yine de kudretinden bir zerre eksilmez. O, Rabbül Alemin olmakla beraber kendisiyle aşinalığı olan kullarına bilhassa öyle lütufları, öyle ikramları vardır ki, bunları söylemeye ve saymaya kimsenin gücü yetişmez. Bu sebepten bir insan için mümkün olabilen en büyük kazanç, Onu tanımak ve en büyük kayıp da Ondan gaflet halinde bulunmaktır. İnsanların, kendisini yaratan zat hakkında dürüst bilgiler edinmesinin bir yolu da Allahın isim ve sıfatlarını öğrenmektir. Hadisle bildirilen bu 99 adın öğrenilmesinin ve anlamlarına vâkıf olunmasının, şüphesiz türlü türlü yararı vardır. Ali Osman Tatlısu, bu 99 ismin anlamını ve kullar için nelerin gerekli olduğunu anlatıyor bu kitapta.
251.85 ₺ -
Devrilen Kazan
Osmanlı tarihinin en kanlı dönemlerinden biri.Devletin ordusuyla savaştığı, İstanbul sokaklarında yeniçeri terörünün kol gezdiği zamanlar. Padişahları katleden, halkı haraca bağlayan, yüzyıllardır adları ülkenin her yanında zorbalıkla anılan yeniçerilerin ocaklarının, Sultan Mahmut ve bu zulümden yılmış halk tarafından başlarına yıkılmasının hikâyesi. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması, tarihlerde ”Hayırlı Vaka” diye anılageldi. Bu dönemi, zamanının önemli karakterlerinin şahitlikleriyle Devrilen Kazan romanında okuyacaksınız. 'Dut mu yuttun bülbül mü yoldaş” dedi, ”neye susuyorsun? Adetin her yerde cır cır ötmekti. Şimdi neden dilini kıstın ? işte meydan. Konuş da dinleyelim. Yoksa niyetin ocak yıkılınca ortada kalacak viranelikte mi ötmektir? Eğer öyle düşünüyorsan aldanıyorsun. Çünkü o viranelikte ötmek sana nasip olmaz. Ocağı yıkanlar, seni de göçürürler!”
251.85 ₺ -
Od Bir Yunus Romanı
Her yazdığı romanla yüz binlerin kalbini feth eden İskender Pala yeni romanı OD ile yeniden okurlarını selamlıyor. Od bir Yunus Emre romanı. Gök kubbemizin her zaman parlayan ve hep çok sevilen, şiirleri gönülden gönüle dolup dilden dile dolaşan Yunus Emre, bu kez ODun ana kahramanı. İskender Palanın ilim ve kültür adamı olmasının yanında, yazar kişiliğinin imbiğinden geçirilerek aşkın tahtına bir kez daha oturtuluyor. 13. yüzyılın her bakımdan kavruk ve yanıp yıkılan ortamına Yunus Emrenin gelişi tarihi atmosfer içerisinde hakiki anlamına kavuşturuluyor. Yıkıntılar ve yangınlar içinden bir gönül ve bir insanlık anıtının inşa edilişi cümle cümle anlatıyor ve elbette kalbe dokuna dokuna yol alıyor. Romanın her sayfasında Yunusun hamlıktan saflığa geçişi okunuyor. Biliyorum, Biz bu ilden gider olduk, kalanlara selam olsun, demişti; Yine Biliyorum, Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun. Demişti; Ve Sevgiliye gittiği o geceden sonra adının dilden dile, Aşkının gönülden gönüle dolaştığını da biliyorum. Şimdilerde ona kimisi Âşık Yunus, Miskin Yunus; Derviş Yunus;Varsın onu da desinler. Ve Türk yurtlarında, onu en çok Bizim Yunus diye çağırırlar. Biliyorum; Ten fânidir, can ölmez Çün, gitti geri gelmez Ölür ise ten ölür Canlar ölesi değil
346.75 ₺ -
Eski İstanbul
Ünlü tarihçi Ahmet Refik, 16. yüzyıldan 19. yüzyıla İstanbul'un şehir hayatını anlatıyor. Fetihten sonra Türk ve Müslüman bir kimliğe bürünen şehrin daha sonraki dönüşümleri, tüm bu değişikliklerin sosyal hayata ve mimariye yansımaları, Evliya Çelebi, Naimâ gibi tarihçilerden referanslarla zenginleştiriliyor. Eski İstanbul'da, saray hayatından başlanarak sokakların güvenliğine, su sorununa, belediye hizmetlerine, gümrüklere, devletin kahve, tütün ve alkolle mücadelesine kadar birçok konuda doyurucu bilgiler veriliyor. Bir yandan da İstanbul'daki gayrimüslimlerin yaşantılarına değinilerek Ermeni, Rum, Yahudi, kültürlerinin şehre getirdiği renk ve Osmanlı idaresinin bu cemaatlere yaklaşımı irdeleniyor. ... Filhakika yasak müthişti. O sene IV. Murat, gizli bir yerde tütün içen on dört kişi yakaladı. Biri mukabele halifesi, biri de kapıcıbaşılardandı. On dördünü de öldürttü. Reha'da tütün içtiği için, ikisi yeniçeri, on dört kişi, Halep'te yirmi kişi, Haccegür'de altı kişi alenen telef edildi. "Bu dühan içenlerin kimi orduda eli ve ayağı kırılıp siyaset olunur ve kiminin otağ önünde kırılır ve kiminin boynu vurulur ve kimini dört pare iderlerdi."
69.35 ₺ -
Perde Perde Tarih
Genellikle tarihi romanlarıyla tanınan Turhan Tan, bu defa denemeleriyle karşımızda. Ünlü tarihçi İngiltere'den Mısır'a, krallardan cariyelere tarihte bir şekilde kendine yer edinmiş birçok ilginç macerayı bizimle paylaşıyor. Tabii ki başrolde yine Osmanlı padişahları ve Osmanlı ülkesindeki akıllara zarar olaylar olmak kaydıyla. Maymunları idam ettiren molla, gözünü kırpmadan oğluna kıyan anne, Paris elçiliğinde gazel okuyan Osmanlı diplomatı, kimsenin kuramadığı yayı bir çırpıda kuran Deli Hüseyin, Sultan İbrahim'in kaftanında taşıdığı cücesi... Bu kitapta anlatılanların birçoğu tarihi değiştiren olaylar değil belki. Ama geçmiş yüzyılları anlamak için bazen sadece savaşlara ve antlaşmalara bakmak yetmeyebiliyor. Bir padişahın kölesiyle yaptığı sıradan bir konuşma, bazen birçok tarihi belgeden daha fazla ufuk açıcı olabiliyor. Perde Perde Tarih, tarihteki absürdlüklerden de ders alınabileceğini gösteren bir kitap...
142.35 ₺ -
Cezaevinde Şah ve Sultanlar
Tutku… Güzellik… Aşk ve savaş. Sadece gönüllerin değil alınların, kemiklerin ve gözlerin alev alev yandığı savaş. Kahramanlarını, Yavuz Sultan Selim’i de Şah İsmail’i de tarihin merdivenlerinde bir basamak aşağı indiren bir basamak yukarı çıkaran savaş. Çaldıran... Şimdi Çaldıran ne 500 yıl geride ne 500 yıl ileride. Savaş tasında büyücünün gördüğü neydi? Kızılbaşlık! Sünnilik! İktidar hırsı. Aşkın bir çökelti gibi dondurduğu zaman! Korku? Ya o? Yazar biraz da korkuların üstüne gidendir. Tarih ileriye doğru çözüldükçe ağacın kökleri de görülecektir. Alevi de Sünni de bağlıdır o köke. Birdir o toprakta. Gölgeler büyümüşse ışığı değil korkuyu yenmek gerekir. Karanlık ve kör ışığın egemenliği boğmasın artık nesilleri. Ve işte bir kez daha aşk! Şiir kadar iktidar atında rüzgâra ve ateşe doğru yol alan iki hükümdar. Şah ve Sultan… Dünya incisi zarif ve asil kadınlar. Yeminlerine bağlı erkekler. Masal kadar gerçek. Büyüleyici olduğu kadar umut verici. Şah&Sultan her cümlesi aşkla okunacak bir kitap. İskender Pala’dan…
361.35 ₺ -
Prenses Maria Bizans İstanbul’unda Ölümsüz Bir Aşk
İstanbul âşığı Haldun Hürel'den Roma İstanbul'una uzanan bir aşk hikâyesi... Latin istilasını bertaraf eden İmparator Mikael, harap edilmiş şehrini tekrar imar etmeye çalışırken kızı Prenses Maria da her şeye rağmen hâlâ göz alıcı olan İstanbul'u gezmekte, kendine yeni arkadaşlar edinmektedir. İstanbul ve Galata surları, Maria ve sevgilisi Carlo arasına çekilmiş gibidir. Maria"nın Cenevizli bir Katolik olan Carlo'ya aşkı, iki katlı surların bile ardına uzanmaktadır! İmparator Mikael’in onaylamadığı bu aşk, Maria ve Carlo'yu, neredeyse kendileriyle aynı kaderi paylaşan arkadaşları Fani ve Andrea ile çeşitli planlar yapmaya iter. Bugün "Moğolların Meryem'i" olarak da bilinen Prenses Maria, farklı bir İstanbul deneyimi yaşamak isteyenlere hüzünlü hikâyesiyle Haldun Hürel’in kaleminden sesleniyor.
273.75 ₺ -
Kaf Muamması
“Kaf Muamması” Arap Şiirine adanmış bir roman. Üstelik beklentilerin çok ötesinde.. Ülkesi Brezilya’nın en çok ödül almış yazarlarından biri olan Alberto Mussa, Kaf Muamması ile ilk defa Türkçede! Afrika dillerinden, Arap diline, oradan Portekiz yerlilerine, Brezilya’da yaşanan hayatlara ve daha fazlasına gözlerini çeviren, merak eden, araştıran bir romancı Mussa. Türkçe bilen okur, onu “tanıdık” sayacaktır, sebepsiz olmayacaktır bu tanıdıklık üstelik. Kaf Muamması, Arap alfabesinden bir harf olan “kaf” ile “Kaf Dağı” arasında bağlantılar kurup yapısını birçok ara hikâyeyle besliyor. 28 harfin gizemi, “arasöz”lere, “parametre”ler, hikâyenin bütününe ustaca ulanıyor. Kurgunun yetkinliğinin yanında, Eski Arap Şiiri’ne, Cahiliye Devri’ne, “Yedi Askı Şairleri”ne dair birçok bilgiyi eserinin içinde bilgece sunuyor okuyucuya Mussa. “Üst kurmaca”nın parlak örneklerinden biri olan bu metin, birden çok okumayla genişleyecek ve her daim canlı kalacak bir kitap olarak Türkçede yerini alıyor.
164.25 ₺ -
Eski Arap Şiiri
Eski Arap şiiri” denince aklımıza ne geliyor? “Muallakat” ve “Yedi Askı” deyince? “Ukaz” yahut “Cahiliye” denildiğinde? Bütün bunlar, kulağımıza çalınan ama hakkında teferruatlı bilgi sahibi olmadığımız İslamlık öncesi Arap şiirine dair bazı anahtar kavramlar. Dahası, en çok duyduğumuz kavramlar ve terimler. Hakikaten Araplar “Bir panayır kurup eğlenirler, şiirlerini de Kâbe’nin duvarlarına asarlar” mıydı? “Yedi Askı”, yedi şiirin asıldığı yerin adı mıydı ve “Şu’ara Sûresi”nin bütün bunlarla bir alakası var mıydı? O “şairler”, bugünkü “şairler”e benziyorlar mıydı? Duygu dünyaları neydi, anlam dünyaları nasıldı? Akademik çalışmaların en büyük mahareti, bir alanda “yol açıcı” olmasıdır. İncelediği nesneyi, şerh ettiği metni, anlamlandırmaya çalıştığı dönemi kuşatıcı bir biçimde, yetkin kaynaklara giderek ortaya koyan Eski Arap Şiiri, yukarıdaki sorulara, daha aşağısındaki ideal yöntemlerle cevap vermektir. Eski Arap şiirini merak eden, döneme dair metinleri okumak isteyen, kavramların etraflı tahlillerini okumak isteyen okuyucunun ilk başvuracağı kitap da, halen bu kitaptır. Okuyucusunu aramayan, okuyucuyu bulan bütün mühim eserler gibi bu eser de, içinde yaşadığımız coğrafyanın şiirinin köklerini merak eden herkesi bulacaktır. Nihad M. Çetin, temel başvuru metni olan bu kitabıyla, edebiyat tarihinde daima iftiharla anılacaktır.
105.85 ₺ -
Ağustos Başağı
Türk öykücülüğünün zarif sesi Sevinç Çokum’dan bir Kurtuluş Savaşı romanı. Romanın mekânı, Osmanlı’nın kuruluş toprağı olan Söğüt. Karakterler çok boyutlu ve derin: Yusuf, Esma, Kayalı Süleyman, Nafiz Bey, Selim ve dahası. Karton olmayan, sığlıktan uzak karakterler. Lirik ve konuşkan. Cumhuriyet’in kuruluş tomurcuklarını, sırf yazılı belgelerle değil, o coğrafyada yaşamış Ali Amca, Memiş Dayı gibi gerçek kişilerden dinledikleriyle hikâye ediyor Çokum. Bilmediği bir coğrafya üzerine konuşmuyor anlatıcı; bildiği, tecrübe ettiği, toprağını gördüğü bir yerden ses ediyor. “Söğüt mavi-mor tepelerin ardındadır,” derken, bizi de bir maviliği, morluğu görmeye davet ediyor. Bu daveti karşılıksız bırakmayacak muahataplar, Sevinç Çokum’un açık penceresinden haberdar okuyucular…
273.75 ₺ -
İstanbul'un Ortası
İstanbul’un Ortası Kıymeti bilinmemiş bir başyapıt. Yıllar sonra, usta dokunuşlarla yeniden gün yüzüne çıkarılıyor. Yine Malik AkseL Eski İstanbul. Eski İstanbul’un eğlence hayatı. Gelenekler, terbiye, İstanbul’u İstanbul yapan değerler. Direklerarası'nda bir kantocuya vurulmuş İmam Hakkı Erendi, tek sazlı saz şairi Âşık Cemal, dokunduğu her ürünü bereketlendiren Pazarola Hasan Bey, Güllü Agop, Kel Hasan, Dümbüllü İsmail, ramazan davulcuları, fotoğrafçılar, meddahlar... Hayal bir şehirden, hayal kadar gerçek, gerçek kadar hayal yazılar.
273.75 ₺ -
Safahat-Mehmet Akif Ersoy
• Mehmet Akif Ersoy’un hayatı, eserleri • Safahat dışında kamış şiirler • Yazıları • Kendi kaleminden edebiyat ve san’at görüşü • Ahlakı ve şahsiyeti • Süleyman kürsüsünde • Pek hazin bir mevlid gecesi • İki arkadaş fatih yolunda • Fatih kürsüsünde • Hatıralar • Berlin hatıraları, • Gölgeler • Kıssadan hisse • Resmim için • Safahat dışında kalmış şiirlerinden • Safahat rehberi • Safahattaki şiirler
346.75 ₺ -
Yitik Düşler Kervanı
Lügatteki anlamlarını korumakla kalmayıp onların üzerine çıkan "şiir sözcükler", klasik şiir çağları boyunca hayatın içerisinde ama ondan yüksekte bir düşler ülkesi yarattılar. Rahle rahle, mısra mısra kanatlanan sözlerin iklimi, dünyayı anlamlandıran hiçbir duyguyu ihmal etmeden, ona ancak hak ettiği kadar değer verebilenlere kapılarını açtı. Yüreklerini dîvâna salan, düşlerini dîvâne kılan kahramanlar, elinizdeki kitap boyunca size şu soruyu soracak: "Aşk rüyası akılla tabir edilebilir mi ki düşlerimiz akla teslim edilebilsin...!"
178.85 ₺ -
Lâle Devri
Bu işler yapılırken bir gece daha geçmişti, isyanın üçüncü gününe girilmişti. Padişah, Patrona notasına henüz ne müsbet ne menfi cevap verdiği gibi, Patrona da sarayı muhasara etmiş değildi. İbrahim Paşa bu vaziyetten istifade ile bostancıları, içoğlanlarını silahlandırmak istedi. Namert heriflerin hepsi bir deliğe saklandığından, eline silah verilecek yirmi otuz kişi bile bulunamadı. Patrona, külfetsizce muzaffer olmak üzereydi ve koca bir padişah, çorapsız bir tellalın önünde sukut ediyordu... Turhan Tan'ın Yedigün dergisinde tefrika edilen bu romanı, yıllar sonra ilk defa kitap olarak yayımlanıyor. Osmanlı tarihinin en ilgi çekici dönemlerinden Lâle Devri'ni, debdebeli saray hayatıyla, lale bahçeleriyle, Sadabad gezmeleri ve tüm bunları takip eden kanlı isyanla birlikte, bu defa usta romancının kaleminden okuyoruz.
178.85 ₺ -
Kalbim Kudüste Kaldı
Yüz yıl önce bugün… Kudüs, Gazze ve Filistin; Miracın beldesi, ilk kıblegâh… Birinci Dünya Savaşı’nın hakkında en az bilgi paylaşılan cephesinin ve Kudüs’ün düşüşünün hazin öyküsü… Evet!.. Devlet-i Aliyye’nin yıldızı batmak üzereydi. Yedi asırlık koca çınar bir yandan İngiliz, Rus ve Fransız kıskacında can çekişirken, bir yandan da dost bellenen Alman ve Avusturya ihanetiyle içten içe kemiriliyordu. Lawrenceların süslü vaatlerine aldanan Bedevi aşiretlerin isyanlarıysa cabası… Devlet Babanın son çırpınışlarına şahit olmanın ıstırabıyla kurtuluşu şehadette arayan Tabip Subay Faruk Hikmet… Beride kendi gerçeğini Meryem Anne’de bulmak ve kalbinin İsa’sını doğurabilmek uğruna ülkesini terk edip Kudüs’e gelen Rachel Weizmann… Rumeli, İstanbul, Halep ve Irak’tan sonra Filistin’e akan er kişi; Basel’den Viyana’ya savrulan ve nihayetinde Kudüs’te Anneler Annesini bulan hatun kişi… Aşkın ve hikmetin vârisi esrarengiz bir Sahaf, dönemin Mevlevî postnişinin subay olan oğlu, Kuşçu Baba ve onlarda kendilerini arayan iki hakikat talibi… Farkında oluruz yahut olmayız. Âşıklarımızı anarken “Tahir ile Zühre”, “Ferhat ile Şirin” deriz. Oysa Avrupalılar âşıkları yâd ederken “Romeo ve Juliette”, “Antonius ve Kleopatra” derler. Âşıkların “ile” sayesinde birbirlerine bağlanması, biri olmadan diğerinin yarım kaldığına alâmettir. Hâlbuki “ve” benzer ama ayrı olanları sıralamaya yarar. Keza bu topraklarda birbirlerini sevenler, mıknatısın iki ucu olurlar. Nikâh ile birbirlerine bağlanan sevgilileri “Zevc” ve “Zevce” olarak anlattığımız gibi mıknatısın iki ucu arasındaki cazibeye de “Zevciyat” deriz biz.
361.35 ₺ -
Hikmet Kavşağında-Edmund Burke ile Ahmed Cevdet
Batı'da teodise bizinin etkisiyle başlayan, modernizm denen yeni bir dünya kurma projesinin gerektirdiği doğru bilgi arayışı çok geçmeden hikmetin kaybına yol açtı. 1789 Fransız İhtilali, hikmetin kaybedildiği modern dünyanın doğuşunu simgeliyordu. Sonucu bakımından modernizm "hikmetin kaybı" olarak görüldüğünde postmodemizmin temel işlevi de kaybedilen evrensel anonim hikmeti yeniden keşif yolunu açmak olacaktır. Bunun yolu da gelenek ile modernliğin sınırında duran farklı coğrafyalardan düşünürlerin mukayeseli incelemesinden geçmektedir. Fransız İhtilali'ne karşı duran İngiltere'den Edmund Burke ile Osmanlı'dan Ahmed Cevdet, hikmete dayalı bu geleneksel dünya görüşünün son temsilcileri sayılabilirlerdi. İki düşünür, buluştukları ortak bir "hikmet kavşağında" Fransız İhtilali ile gelen modern düşünce ve hayat tarzının meydan okumasına şaşırtıcı derecede benzer dinamik bir karşılık verir. Ancak Burke, sünnetullah teriminin yorumunda olduğu gibi hikmet yerine Hıristiyan teolojinin etkisi altına girdiği yerlerde hikmete bağlılığını koruyan Cevdet'ten ayrı düşer. İslâm'da Modernleşme, 1839-1939 adlı çığır-açıcı kitabıyla tanınan Bedri Gencer, bu ikinci eserinde bir taraftan muhafazakârlık ile gelenekselciliği ayırmaya yarayacak modernleşme ideolojileri hakkında bir tipoloji geliştirmekle önemli bir teorik katkı yaparken diğer taraftan iki düşünür örneğinde günümüzde hararetle tartışılan sosyal ve siyasal teorinin merkezî problemlerinin çözüm yolları hakkında hayatî ipuçları verecek muhafazakâr düşünceyi tanıtmaktadır.
109.50 ₺ -
Mihri Müşfik Hanım’ın İzinde
1903 Nisan'ında, 17 yaşında bir genç kız, elinde bavulu, etrafındaki ya görkeminden büyülenmiş bir halde Roma'nın orta yerinde dikiliyordu. Türkiye'de, Avrupa'da, Amerika'da yaşadı. Büyük savaşlar gördü. Büyük sanatçılarla birlikte oldu. Büyük bir ressam oldu. 1954'te New York'ta kimsesizler mezarlığına gömüldüğünde, ardında hep sınırlarda yaşanmış bir hayatın hatıralarını bıraktı. Mihri Müşfik, 20. yüzyılın başında Türkiye'de kadın olarak "var olma" savaşına kendini adamış bir figürdü. Aynı yüzyılın sonunda, aynı coğrafyada çevirmen Ulaş Ekin adım adım Mihri Müşfık'in izlerini takip edip İstanbul'u, Roma'yı, Paris'i arşınladı. Gerçekte Mihri Müşfikin izinden giden kahramanını nefes nefese kovalayan bir yazar mıydı yoksa sadece âşık bir erkek mi? Metinden çok yayınlanan fotoğrafa takılıyor gözüm. Mihri Hanım otoportresinin önünde poz vermiş. Elinde fırçası, başında boneye benzer 1920lere has şık şapkasıyla görünüyor. Şimdi fark ediyorum. Olgun bir kadın var karşımda. Kırkını devirmiş bir kadın. Ne zaman geçti onca yıl? Geride bıraktığı her şehirden bir yara devralmış gibi bakışları. Her aşktan, her ayrılıştan, altında yaşadığı her gökten bir iz var bu sefer Mihri Hanım'da. Gelecek, her zamanki gibi gözdağı veren müphem bir boşluk
164.25 ₺ -
Kanuni Çağının Ruhu
Sultan olduğu 46 yılda Osmanlı İmparatorluğu’nu en geniş sınırlarına ulaştıran Kanuni Sultan Süleyman ve onun dönemi yüzlerce tarihçi tarafından incelendi, birçok eser kaleme alındı. Çünkü Kanuni çok yönlü bir kişilikti; hem başarılı bir komutan, hem başarılı bir siyaset adamı hem de başarılı bir sanat adamıydı. Özel hayatı da hayatının hiçbir döneminde çalkantılardan uzak olmadı. Joseph von Hammer ve Alphonse de Lamartine, ellerindeki arşiv kayıtlarına dayanarak Osmanlı’ya dair yazılmış en önemli tarihi kaynakları oluşturdular. Osmanlı Tarihinin en yetkin isimlerinden olan Hammer ve Lamartine’in Kanuni Sultan Süleyman ve dönemi hakkında yazdıkları şimdi tek bir kitap olarak okuyuculara sunuluyor.
346.75 ₺ -
Okları Kırılmış Kirpi
Refik Halid'in muhalif bir yazar olduğu dilden dile dolaşan bir söylencedir. Buna karşılık, bürokratik görevi bir yana bırakılarak tutumunu yansıtması gereken eserlerine bakıldığında, onun muhalifliğini gösterecek ciddi bir kanıta rastlanamaz. Bir yazarın muhalif tutumunun ancak yazarlık dışındaki bir alanla bağlantı kurularak dillendirilmesi ancak bizde görülebilecek bir garabettir. Öyleyse eserlerinin durumu, onun muhalif bir yazar olmadığım, hakkındaki söylencenin tümüyle bir yakıştırma ya da yanılsamaya dayandığını mı gösteriyor? Bu soruya paradoksal biçimde hem "evet" hem de "hayır" yanıtını verebiliriz. Evet, çünkü söz konusu eserlerin 1940'tan başlayarak yapılan yeni baskılarında, gerçekten de onun bir muhalif olduğunu gösteren ciddi bir veriye rastlamıyoruz. Hayır, çünkü bu eserlerin yeni basımları ile onun muhalif kimliğini belirginleştiren özgün basımları aynı içeriğe sahip değil. Başka bir deyişle onun muhalifliğini belgeleyen eserler, yeni basımlarında budanarak tek parti rejiminin kabul edebileceği bir içeriğe dönüştürülmüştür.
142.35 ₺ -
Geçit
Kitabın gerçek okuyucuları; onlardan her biri, aynı zamanda onun sahibi de olacaktır. Her türlü itirazı yapma, istediği yerini istediği gibi değiştirme, isterse kendine ait yeni bölümler ekleme, bir başka üslupla, hâkim olduğu farklı bir anlatım tekniğiyle ve kendi kelime kullanma zevkiyle onu yeniden yazma hakkının sahibi olacaktır. Bu konuda kendilerine karışan birinin çıkacağını zannetmiyorum. Bu kitaptaki hikâyeleri yazanın kim olduğu da yeterince açık değil çünkü. Hatta gerçekten bir yazarı var mı bu hikâyelerin; kesin olarak bilemiyorum. Bazen yazılıp yazılmadıklarından bile emin olamıyorum çünkü. Âlim Kahraman’ın kurgu ile gerçeğin iç içe geçtiği, okuyucuyu da akışa dâhil eden çok katmanlı bir anlatımı; sürprizlerle ilerleyen ironik bir hikâye dili var. Geçmiş birikimlerle temasını hiç yitirmeyen, bir taraftan onları da cem eden hikâyeci, diğer taraftan şaşmaz bir sezgi ve güvenle kendi tarzının peşinde ilerliyor.
105.85 ₺ -
Tamamlanmamış İslam Yazıları
Modernizmin oluşturduğu pratik/faydacı/çıkarcı akılla, kalıcı yüksek değerlere ulaşabilmek mümkün müdür? Öbür yandan, her çağın yaşama evreninin kendine özgülüğünü düşünmeden aklı belirli bir çağın anlayışına hapsetmekle kendimizi ve içinde yaşadığımız dünyayı doğru anlayabilir miyiz? Bu kitabı oluşturan yazılar, Vahiy başta olmak üzere İslâm’ın temel kaynaklarının, Müslümanların dünyaya ilişkin bilinçlerinde daha fazla rol oynaması gerektiğine inanan bir tefekkür dünyasının ürünleri. İslâm, “Nasıl bir dünya yaratmalıyız?” sorusu için sunulmuş “gerekçeli” bir tez, toplumsallıkta temellenen ve rasyonalite sunan bir davadır. Bu tezin dile getirilmesi, başlı başına hasımlar uyandırmak için yeterli bir sebeptir. “Servet, salt bazı kesimlerin arasında dolaşan bir talih olmasın” hükmünü uygulamaya koymayı istemek (zekâtı ruhuna uygun hale getirmek) G-8’in menfaatine ilişmek zorundadır. Ad kavminin militarist olduğu için iman etmediğine ve helâk edildiğine inanmak, yeryüzünün savaş makinesiyle barış içinde yaşayamamak anlamına gelir. Hayvanları boyunduruk altına almayı İblis işi olarak kavramak, Descartes-sonrası endüstriyalizmle savaşmak anlamına gelir… Evet, Kur’an, baştan sona politik bir kitaptır. Öncelikle toplumsallığı şekillendirmek ister ve ölçeği yeryüzüdür, öznesi de bütün insanlık. Türkiye sınırlarında ya da Ortadoğu’da İslâmî bir siyasallık veya sadece Müslümanların öznesi olduğu bir siyasallık… Bunlar, hayal ya da gerçek olmasından önce Kur’an’ın kendine ölçek olarak kabul ettiği topraklar ve özneler değildir. Müslümanlar, farklı dinlere inananlar ve bir dine inanmayanlar beraberce nasıl bir dünya yaratacaklar? Kim dost kabul edilecek ve neden? Kim düşman kabul edilecek ve hangi gerekçeyle? Dosta ve düşmana gözetilen adalet ne olacak? Bu soruların hepsi, seküler akıl muhatap kabul edilerek gerekçeli bir şekilde yanıtlanır.
200.75 ₺ -
Giderken Bana Bir Şeyler Söyle
İnsanların yolu iki şeye, aşka ve ölüme mutlaka düşer. “İnsanın Temel Acıları” üçlemesinin ilk romanı “Aynalar Koridorunda Aşk” romanında yolu aşka düşenlerin ruhsal durumlarını irdeleyen psikiyatrist Mustafa Ulusoy, üçlemenin ikinci romanını yolu ölüme düşen insanlar üzerine kuruyor. Ölümü anlatırken dönüp aşka bir kez daha bakıyor. Aşkın güçsüzlüğüne karşın, ahlakın varlığa özen göstermek olduğunu temel alan yazar, ancak özen gösterilen ilişkinin derin bir bağlanma ağlayabileceğini söylüyor. Dr. Mavi bu sefer yolu ölüme, kayıplara düşenler karşısında çaresizliğe kapılıyor. Turuncu, Kahverengi, Kırmızı, Gri, diğerleri ve elbette bilge dostu Beyaz’la birlikte insanın temel acılarından ölümü katman katman açıyor. Gerçek ya da muhayyel acılardan geçen, ölümü çeşitli biçimlerde tecrübe eden kahramanlarımız, insanoğlunun kaçınılmaz yazgısıyla barışmanın yollarını keşfediyorlar. Mustafa Ulusoy, “Giderken Bana Bir Şeyler Söyle”de ölümle birlikte hayatı, ayrılığı, babalığı, yoksunluğu, kederi, dostluğu, öfkeyi, tanıklığı, varoluşsal işe yaramayı, yalnızlığı ama özellikle öykülerimizin yalnızlıktan ve sessizce ölmekten nasıl kurtulacağını anlatıyor. Ölümü gülümsetiyor Ulusoy, Ölüm Meleği’ni hepimize arkadaş kılıyor. “İnsanın ölümden korkar gibi görünmesi bir yanılsamadır. İnsan, aslında yokluktan, yokluğun getireceği sonsuz ayrılıktan özellikle de kendinden sonsuz ayrılmaktan korkar. Ölümse, hem ayıran hem birleştirendir. Ayrılmak için ölmek gerekir. Ama buluşmak için de ölmek gerekir. Ölüm gibi ikili bir yapısı olan başka bir durum yoktur. Bu yönüyle ölüm ikili, zıt bir duygu uyandırır insanda. Onu çekici kılan, cazip hale getiren, taçlandıran da budur.”
251.85 ₺ -
Yeni Başlayanlar İçin İngilizce
On yaş üstü öğrencilere kolay ve öğretici bir başlangıç Başlangıç düzeyinde yetersiz ve dağınık İngilizce bilgisi olan okurların bilgilerini düzenleme Öğretmensiz öğrenimi sürdürebilme İlköğretim ve ortaöğretimde İngilizce öğrenimine rehber Pratik konuşma ve öğrenim için yepyeni bir metot Yeterli derecede Türkçe açıklamalar Kolay çeviri örnekleri İngilizce sözcük ve deyimlerin Türkçe okunuşları Yabancı öğretmenlerce yapılan CD kayıtları Uygulamaların çözüm anahtarları Her derste tartıştırılan sözcük, kalıp ve deyimlerin bir listesi ve Türkçe okunuşları Kitapta geçen sözcük, sözcük grupları ve deyimlerin Türkçe’den İngilizce’ye hazırlanmış sözlüğü Sıkça kullanılan düzensiz fillerin üç hali ve Türkçeleri Türkçe’den İngilizce’ye ve İngilizce’den Türkçe’ye 2850 sözcük, deyim ve kalıp
547.50 ₺ -
Toefl
A New Toefl Preparation Course, özellikle anadili Türkçe olan öğrenciler için hazırlanmıştır. Kitabın hazırlanmasında, Türkçe´nin diğer diller ve İngilizce açısından farklılıkları gözönüne alınarak sistemin tamamının kavranmasını sağlayacak bir method kullanılması hedeflenmiştir.
288.35 ₺